Yunan Ordusundaki Türkler


1940 yılının sonlarında italyan ordusunu arnavutluk sınırında durduran ve geri püskürten yunan ordusunun zaferini hemen herkes bilir. peki bu savaşta ön cephede yer alan on altı bin batı trakya türkü’nü bilen var mı? işte o cephede yer alan ve artık hayatta olmayan 1913 doğumlu rüştü eriç bu zaferde yer alan türkleri anlatıyor…

Yunan Ordusundaki Türkler
Çoğunluğu Türklerden oluşan Gümülcine 29. Alayı. 

İkinci Dünya Harbi’nin en yoğun dönemine girilmek üzere. Savaşta cepheler genişliyor, tüm dünyaya yayılıyordu. Nazi Almanyası’nın müttefiki İtalya, gözünü Yunanistan’a dikmişti. Faşist diktatör Benito Mussolini, Yunanistan’a saldırmak için sabırsızlanıyordu. Aradığı fırsatı 1940 yılının sonbaharında buldu. 28 Ekim sabahı Epir ve Teselya bölgelerinden ülkeye giren İtalyan ordusu, karşısında 13 tümenlik küçük bir Yunan ordusu buldu. İtalyanlar düşmanlarından tam üç kat daha kalabalıktı ancak başarıları aynı düzeyde olmadı ve Yunan ordusundan büyük bir kötek yediler. İtalyanlar akşama kadar Yunanistan’ın içlerine girmeyi planlamıştı ama büyük kayıplar verip geri çekilmek zorunda kaldılar. Mussolini’ye saç baş yoldurtan(!) bu haber Avrupa’da bomba etkisi yarattı. Herkes Yunanların zaferini konuşmaya başladı. Ancak örtbas edilen bir gerçek vardı: Yunan ordusunun ön cephesinde yaklaşık on altı bin Batı Trakya Türk’ü savaşmıştı. Özellikle Gümülcine ve İskeçe’den gelen Batı Trakya Türkleri farklı alaylarda savaşa iştirak etmişti. Savaş sonunda Batı Trakya Türklerinin iki bin altı yüzü ölmüş, iki bini de yaralanmıştı. İtalyanları, Türklerin çoğunlukta bulunduğu 181. Piyade Bölüğü durdurmuştu. Ne Yunanistan’da ne de Türkiye’de bu durumu bilen pek yoktur ama Yunan ordusunun zaferinde Batı Trakya Türklerinin çok büyük payı vardı…

Batı Trakya Türkleri, İkinci Dünya Savaşı’nda sadece İtalyanlara karşı savaşmadı. Almanlar 6 Nisan 1941 yılında Yunanistan’a saldırdığında, onlar yine ön cephedeydi. Ancak Almanlar İtalyanlardan çok daha güçlüydü. Birçoğu Alman tanklarının altında ezilerek yaşamını yitirdi… Bu savaşa katılanlardan biri olan Gazi Rüştü Eriç de İskeçe’de doğdu ve yirmi yedi yaşındayken ikinci kez askere alındı. O artık Yunan ordusunun bir askeriydi. Tıpkı binlerce Batı Trakya Türk’ü gibi o da savaş bölgesine gönderildi… Bir gece kışlada acil bir emirle hareketlendiler. Güneş doğmadan Arnavutluk sınırına doğru yola çıkarıldılar. İtalyanlarla savaşacaklardı… Türkler ön cephelere sürüldü. O, müzisyen olduğu için cephe gerisinde bırakıldı. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nda Yunanlar, İtalyanları Arnavutluk’ta durdurduğunda o da oradaydı… 41. Alay’da görevliydi… Aynı alaydan birçok Türk arkadaşını bir daha hiç göremedi. Çünkü onlar, savaş başladığında cephede ilk ölenlerdi. Artık hayatta olmayan Gazi Rüştü Eriç, o günleri ilerlemiş yaşına rağmen çok iyi hatırlıyordu.

Cepheden Getirilen Yaralı Türklerin Ayakları Donmuştu…
“1913 yılında İskeçe’de doğdum. Babam Hafız Hilmi Efendi orada öğretmendi. İskeçe Osmanlı idaresindeydi o zamanlar. Babam beni nüfusa iki sene geç kaydettirmiş… Ben çocukluğumdan beri hep musikiyle alakadar oldum. Gençliğimde de ut çalardım. Yunan ordusunda ilk askerliğimi 1934 yılında yaptım. İkincisi ise 1940 ve ‘41 yıllarıydı. Yani İkinci Dünya Savaşı’nın Yunanistan için en yoğun günleri… İkinci Dünya Savaşı’nda ben askerdim evladım… Yunan ordusunda… Orada ekalliyet [azınlık] olarak yaşıyorduk. Batı Trakya Türkleri orada ekalliyet olarak yaşardı. Yunanlar ihtiyat olarak yirmi beş kura Türk’ü askere aldı. Yani on yedi-on sekiz yaşından altmış yaşına kadar herkesi askere aldı. Benim gibi binlerce Türk’ü alıp kışlaya gönderdiler. Askerde de ut çalardım ben. Türk arkadaşlarım benim ut çalışıma bayılırdı.

Yunan_Türkler_2) Rüştü Eriç, henüz onlu yaşlarda
Rüştü Eriç, henüz onlu yaşlarında…

“5. bölük hep türklerden oluşuyordu. bir gece kışlaya bir emir geldi. dediler ki, ‘italyanlar kuzeyden girdi, harp zuhur etti. herkes hazırlansın, sabah erkenden 41. alay cepheye yola çıkacak…’”

Hatırlıyorum da 41. Alay’daydık. 41. Alay, 5. Bölük… 5. Bölük hep Türklerden oluşuyordu. Bir gece kışlaya bir emir geldi. Dediler ki, ‘İtalyanlar kuzeyden girdi, harp zuhur etti. Herkes hazırlansın, sabah erkenden 41. Alay cepheye yola çıkacak…’ Yunanistan da İtalya’ya savaş ilan etmiş yani… Sabah yola çıktık. Cepheye vardığımızda top sesleri duyuluyordu. Orada bir kısım askeri ayırdılar. Tahkimat için… Yani siper kazmak için… Beni de ayırdılar. İşte o an benim hayatımın belki de dönüm noktasıydı. Yunanlar benim ut çaldığımı ve sanatçı kişiliğimi bildiklerinden beni cepheye yollamadılar. Udum benim hayatımı kurtardı belki de… Ancak diğer arkadaşlarımın hepsini cepheye sürdüler… Zaten cepheye en çok Türkleri sürdüler… (Bu sözlerden sonra hüzünleniyor Gazi Rüştü Eriç.) Ben cephe gerisinde kaldım. Kimi zaman siper kazıyor kimi zaman da tank maniyalarını temizliyordum. 1940 yılının soğuk bir kış günüydü. Yıl sonuydu ancak hava buz gibiydi…

Yunan_Türkler_3) Ut çalan Rüştü Eriç
Ut çalan Rüştü Eriç (sol başta), sanatçı kişiliği nedeniyle cephe gerisinde kaldı.

Akşama doğru cepheden yüzlerce, binlerce yaralı getirilmeye başlandı. Aralarında Türkleri görebiliyordum. Çoğunluktaydı diyebilirim… Daha sonraki saatlerde getirilen yaralıların ayaklarının donmuş olduğunu gördüm. Onların içlerinde de Türkler vardı. Belki de ayaklarını kesmek için hastaneye götürüyorlardı. Çok Türk öldü çok… Ertesi günlerde Yunanların sevindiğini gördüm. İtalyanları durdurmuşlar, zafer kazanmışlardı. Sonra bizi cephe gerisinden alıp yine birliklerimize gönderdiler…”

Yunan_Türkler_4) hayatını kaybeden türkler liste1 arşiv Ertan Altan
Yunan_Türkler_4) hayatını kaybeden türkler liste2arşiv Ertan Altan
İkinci Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden Türkler…  FOTOĞRAF: ERTAN ALTAN ARŞİVİ

Almanlar Çok Güçlü Geldi, Yunanlar Mukavemet Edemedi…
“1941 yılında bir gün Almanlar geldi… Hem de ne gelmek… Almanlar çok güçlü gelmişti. Bu defa Yunanlar hiç mukavemet edemedi. Ben İskeçe’de askerdim yine. Alman gelince Yunanlar Atina’ya doğru kaçmaya başladı. Biz de askerî kıyafetlerimizi çıkarıp köylü kıyafeti giydik. Yunan askeri olduğumuzu anlamasınlar diye… Böyle kurtulduk Almanların elinden. Yakaladıkları her askeri esir alıyorlardı. Alman uçaklarından atılan ilanlarda, ‘Biz sizinle harp etmeye gelmedik, İngiliz arıyoruz.’ yazıyordu. Kısa sürede tanklarla, motosikletli birlikleriyle şehre girdiler. Yunanlar onlar gelmeden önce tüm köprüleri havaya uçurmuştu. Ancak Almanlar bir saatte kurdukları portatif köprülerle şehre girdi. İngiliz ve Yahudi arıyorlardı. Yahudilerin dükkânlarına boyayla işaret koydular. Sonra da tüm Yahudileri toplayıp Almanya’ya yolladılar. Zaten Almanlar Batı Trakya’da çok kalmadı. Batı Trakya’yı müttefikleri olan Bulgarlara vererek kuzeye, Rusya’ya yöneldiler…”


“1941 yılında birçok türk türkiye’ye göç etmeye karar verdi. biz de onlardan biriydik. yunan ordusunda görevli iki türk arkadaşımla beraber türk sınırına doğru yola çıktık. bizim bir an önce türkiye’ye geçiş yapmamız gerekiyordu. çünkü eğer almanlar bizim asker olduğumuzu öğrenirse bizi esir alıp almanya’ya gönderebilirlerdi.”

Alman Çavuş: “Muhammet Gut… Muhammet Gut…”
“1941 yılında birçok Türk Türkiye’ye göç etmeye karar verdi. Biz de onlardan biriydik. Yunan ordusunda görevli iki Türk arkadaşımla beraber Türk sınırına doğru yola çıktık. Bizim bir an önce Türkiye’ye geçiş yapmamız gerekiyordu. Çünkü eğer Almanlar bizim asker olduğumuzu öğrenirse bizi esir alıp Almanya’ya gönderebilirlerdi. Yol boyunca yürüdük. Karasu Nehri yakınlarında bir grup Alman askeriyle karşılaştık. Duyduğumuza göre Yunanlar Atina’da teslim olmamış, Almanlarla savaşıyorlardı. İşte bizim gördüğümüz Alman askerleri de Atina’ya doğru ilerliyordu. Onlara yalan yanlış bir Hitler selamı verdik. Onlar da ayağımıza, kıyafetimize baktı, sonra da bizi durdurdular. Almanlar bizden şüphelenmiş olmalılar ki bizi esir aldıkları Yunanların yanında sıraya dizdiler. Bir Alman çavuşu kim olduğumuzu sordu. Yanında Yunanca bilen bir tercüman vardı. Türkçe konuşarak Türk olduğumuzu söyledik. Tercümanı da onayladı. Sonra Alman çavuştan hiç beklemediğimiz bir tepki aldık. Bize, ‘Muhammet gut, Muhammet gut…’ dedi, sonra da iki elinin işaret parmaklarını yapıştırarak ‘1915 Çanakkale Fer-bün-dete (müttefik)’ dedi. Şaşırmıştım… Ama Alman çavuş bize Birinci Dünya Savaşı’nda Almanlarla Türklerin müttefik olduğunu ve Türkleri sevdiğini anlatmaya çalışıyordu. Bu da bizim kurtuluşumuz oldu. Bize `Hop hop!’ dedi, yani hiç durmayın ve gidin… İşte bu olaydan sonra Bulgarlar bize Türkiye’ye geçebileceğimize dair bir kâğıt verdi. O günü asla unutamam…

“Bu defa geri dönüp ailelerimizi de aldık yanımıza. Dört haneydik, yani yirmi kişi… Alabildiğimiz eşyaları da yanımıza alarak bir kamyona bindik. Dimetoka’ya geldik. Oradan Meriç Nehri kayıklarına binerek Karpuzlu köyüne gittik… Yani Türkiye’ye… Bir Türk onbaşısıyla bir er karşıladı bizi. Onları görünce sarıldım… Tam yarım saat onlarla kucaklaştım… 1913’ten 1941’e kadar hep Yunan idaresinde yaşadım. Kendi vatanıma, kendi bayrağıma hasret kalmışım. Kendi vatanıma, kendi askerime, kendi lisanımı konuşana kavuşmuşum… (Konuşmasının burasında ağlıyor.) O gece o köyde kaldık. Ekmeğimiz bitmişti, bize yemek verdiler. Ertesi sabah kamyonlara bindik ve Tekirdağ’a gittik…”

Yunan_Türkler_5) Zeki Müren ve Rüştü Eriç
Rüştü Eriç, Zeki Müren’in ut hocalığını yapmıştı.

Rüştü Eriç Kitap ve Belgeselde Yaşamaya Devam Ediyor…
2004 yılında İstanbul’da evinde yaptığım röportajda artık kimsenin onu arayıp sormamasından şikâyet ediyordu. Şehremini’de küçük bir apartman dairesinde tek başına kaldığını hatırlıyorum. Ondan çok etkilendiğimi ama onun bu durumuna da çok üzüldüğümü belirtmeliyim. Rüştü Eriç, yıllarını Türk müziğine vermiş bir bestekârdı. Zeki Müren’in ut hocalığını yapmıştı. 1975 yılında İstanbul Radyosu’ndan emekli olan bestekârın 600’ün üzerinde bestesi bulunuyordu. O yıllarda bir TV kanalında çalışıyordum ve Paşabahçe vapuru için yazdığı besteyi konuşmak üzere ona ulaşmıştım. Hâlbuki röportajdan o kadar çok konu çıkmıştı ki büyülenmemek elde değildi. O yıl hazırladığım, Her Cephede Savaştık: İkinci Dünya Savaşı’nda Türkler adlı kitabıma bu röportajı ve bilgiyi ekledim. Rüştü Eriç, röportaj yaptığım yılda doksan bir yaşını sürüyordu ve hastalıklarla mücadele ediyordu. 27 Kasım 2007’de hayatını kaybetti. İstanbul Edirnekapı’daki mezarlığını gün boyu arayıp bulduğumu hatırlıyorum. Daha sonra 3 İnsan 3 Öykü adlı belgesel serimizin bir bölümünde onun hayat hikâyesine yer vermiş, tarihe bir not düşerek ekrana yansıtmıştım. Mekânı cennet olsun. Onun vesilesiyle İkinci Dünya Savaşı’na farklı ülkelerin ordularında ve Türk ordusunda (Savaşa iştirak etmememize rağmen.) katılan, ölen, yaralanan on binlerce insanımızı da saygıyla, rahmetle anıyorum… #

Yunan_Türkler_0) Ekran Resmi 2024-12-07 18.21.05
Rüştü Eriç röportaj yapıldığında doksan bir yaşını sürüyordu. (3 İnsan 3 Öykü belgeselinden…)
KAYNAKÇA
Özkarabekir, Cengiz, Her Cephede Savaştık: İkinci Dünya Savaşı’nda Türkler, Doğan Kitap, İstanbul, 2005.
Altan, Ertan, Batı Trakya: Milliyetçilik ve Naziler Kıskacındaki Yitik Halk, Epos Yayınları, Ankara, 2023.