Wu Zhao: Çin tarihinde tek, yaptıklarıyla da bir örnek…

690 yılında Çin tarihinin en güçlü hanedanı Tang’ı yıkarak kendi hanedanını kurdu. 15 yıl süren hükümdarlık dönemi, Çin tarihyazımında “iktidarın gasp edildiği” bir ara dönem olarak görüldü. Wu Zhao’nun ataerkilliğe karşı kazandığı en büyük zafer sadece hükümdarlığı değildi. O, Çin’in geleneksel etik kodlarında da önemli bir değişiklikler yaptı.

Kadınların ataerkil düzenle imtihanı, tarihin en köklü meselelerinden biridir. Bu, kimi zaman bir hayatta kalma mücadelesi, kimi zamansa sisteme topyekun başkaldırı şeklinde tezahür etmiştir. Ataerkil sistem, kadını toplumsal hayatın kıyılarına iter; onları üretimden, eğitimden, siyasetten ve çoğunlukla tarih yazımından da dışlar. Bu duruma direnç gösteren kadınların nesiller sonrasına ilham olacak hikayelerini anlatmak bir nevi borçtur. İşte Çin tarihinin tek kadın hükümdarı Wu Zetian’in (624 -705) hikayesi de bu türden bir örnektir.

Çin tarihyazımında âdet olduğu üzere kadınların kişisel isimleri kaydedilmediği için doğum adını bilmediğimiz Wu Zetian, Tang sarayına bir cariye olarak girdiğinde kendisinden “Wu Shi” yani Wu (klanının) kadını olarak bahsediliyordu. Sarayda güç kazanıp kendi iktidarını tesis etme yolunda, kendine önce bir isim olarak “Zhao” ve nihayet kendi hanedanını kurduğunda da bir hükümdarlık ismi olarak “Zetian”i seçti. İkisi de dikkatlice düşünülmüş, stratejik seçimlerdi.

kapdos-aybike-2
Wu Zhao’nun 18. yüzyıldan kalma bir çizimi, British Library.

Wu Zetian, bir kereste tüccarının kızı olarak dünyaya geldi. Onun doğduğu dönem Çin tarihinin altın çağı sayılan Tang Devleti’nin (618-907) kuruluşuna tekabül eder. Takriben 13-14 yaşlarında Tang sarayına giren Wu Zhao, önce “Tanrı Kağan-Ti- an Kehan” diye hitap edilen Tang Taizong’un cariyesi olur. Bu dönemde Taizong’la ne kadar vakit geçirdiği meçhuldür; fakat Taizong’un oğlu ve Tang’ın müstakbel üçüncü hükümdarı Li Zhi (veya Tang Gaozong) ile daha daha o sırada bir bağ kurduğu söylenir. İşte bu bağ, resmî tarihlerin Wu Zhao’ya olan menfi bakışının temelini oluşturmuştur.

Konfüçyüsçü ahlak felsefesine göre babanın eşleri veya cariyeleri, oğula öz anne gibidir. Bu, saray kayıtlarında Çin ile İç Asya bozkır kültürleri arasındaki uzlaşılmaz çatışma noktalarından biri olarak çok defa kendini göstermiştir. Her ne kadar Tang sarayında İç Asyalı siyasi ve askerî elitlerin etkisi had safhada olsa da, bu durum geleneksel öğretilerin ağırlığını azaltmamıştı. Nitekim, Taizong’un ölümü üzerine yerine geçen oğlu Gaozong, gelenek uyarınca Taizong’un haremini -Wu Zhao da dahil olmak üzere- saraydan çıkarıp Ganye manastırına inzivaya gönderir. Fakat Wu Zhao için bu inziva uzun sürmez. Hemen 1 yıl sonra babasının ölüm yılında manastırı ziyaret eden Gaozong’la tekrar karşılaşması üzerine Wu Zhao’ya saraya dönüş yolu açılır. Üstelik bu defa Gaozong’un hareminde daha üst mertebeden bir cariye olarak yerini sağlamlaştırmıştır.

Wu Zhao’yu kendi hanedanını kurmaya eriştirecek iktidar mücadelesi evvela bu haremde başlar. İlk adımı, soylu bir aileden gelmeyen babasına geriye yönelik unvanlar verdirerek atar. Bu sayede, soylu bir babanın kızı olmakla saygınlığını pekiştirmeyi hedefler. Eşzamanlı olarak, haremde kendine bir çevre kurmayı da ihmal etmez.

Kendisinden alt kademedeki cariyeler ve çeşitli kademelerden saray görevlilerini hediyelerle kendine bağlar. Elbette bu süreçte Gaozong’un iltifatına mazhar olmak Wu Zhao’nun en büyük kozudur. Bunun üzerine peşpeşe 2 prens ve 1 prenses doğurması da Gaozong’un gözündeki değerini arttırır.

Ancak Wu Zhao’nun bu giderek güçlenen konumu, İç Asya kökenli saray erkanının tadını kaçırmaya başlamıştır. Bunun en büyük sebebi, şüphesiz Wu Zhao’nun asil bir soydan gelmiyor olması ve üstelik Gaozong’un imparatoriçesi Wang’ın çocuğu olmadığı için, ileride bir hükümdar annesi olma şansının da çok düşük olması idi. İmparatoriçe Wang, kendinden önceki Tang imparatoriçeleri gibi Çin’in kuzeybatı bölgeleri veya İç Asya kökenli bir ailenin kızıydı ve onun Tang sarayına girişi, Çin tarihinde sıklıkla uygulanan bir pratik olan bir diplomatik evlilik sonucuydu. Wang’ın yerine Wu Zhao’nun imparatoriçe olması, Tang sarayında siyasi dengeleri kökten değiştirecekti.

kapdos-aybike-1
Wu Zhao’nun yazısız dikili taşı. Sonraki dönemlerde üzerine Çince ve Kitanca şiirler, sözler yazılmış.

Nitekim öyle de oldu. İmparatoriçe Wang’ı ve sarayın diğer güçlü kadınlarını türlü gerekçeyle etkisizleştiren Wu Zhao, 655 yılında Gaozong tarafından imparatoriçe ilan edildi. Bu tarihten itibaren Gaozong’un imparatoriçesi olarak aslında perde gerisinden ülkeyi yönetmeye başladığını söyleyebiliriz. Bunu Tang dönemi resmî kayıtları da “Göğün Oğlu (imparator) eli kolu bağlı otururken, irade sahibi olan (Wu Zhao) idi”diye vurgular.

Bu dönemde Wu Zhao’nun hakim siyasi doktrinle ataerkil bir pazarlık içine girdiğini gösteren örnekler vardır. Örneğin Konfüçyüsçü öğretinin kadın ve erkeğin bir bütünün karanlık ve aydınlık yüzlerini temsil eden parçaları olduğu savını ikrar etmiş ve yönetime katılımını bu düzlemde gerekçelendirmiştir. Her ne kadar Konfüçyüs felsefesinde bu bütünlük hiyerarşik bir mahiyette algılansa da, Wu Zhao, Çin mitolojisindeki Fuxi ve Nüwa’ya atfen kadın ve erkeğin ancak yekvücut olduğunda kainatta düzenin sağlanacağını iddia etmiştir. Bu savını çeşitli simgeler ve ritüellerle de kanıtlamaya çalışmıştır. Çin siyasi kültüründe, devletin ideal şekilde yönetildiğini halka gösterme amacı taşıyan Feng (Gök için) ve Shan (Yer için) ritüellerine Gaozong’la birlikte katılmış; hattâ geçmiş imparatoriçelerin ve kadın ataların ruhlarına saygı için kurban sunulan Shan ritüelini ilk defa bir kadın olarak kendisi yönetmiştir. Sarayda bir çalışma grubu kurmuş ve ileride hükümdarlığını ilan ettiğinde kendisine ideolojik dayanak olacak “erdemli kadınlar antolojisi”, “kadınlar tarafından yazılmış toplumsal etik kodlar” gibi eserlerin yayımlanmasını teşvik etmiştir. Aynı zamanda bu çalışma grubunda yoğun bir çeviri faaliyeti başlatmış, bilhassa Sanskritçe’den Budist sutralar tercüme ettirmiş ve bunlara yorumlar ve açıklamalar yazdırmıştır. Bu çalışmaların stratejik hamleler olduğu sonraki yıllarda anlaşılacaktı. Artık Gaozong’la Wu Zhao’nun sözü bir telakki ediliyor, saray görevlilerinin atamalarından savaş ilanlarına kadar Wu Zhao’nun perde gerisinden verdiği talimatlarla geçerli oluyordu.

Gaozong’un 683 yılında ölümünün üzerine Wu Zhao tahta önce oğlu Li Zhe’yı çıkardı; onun imparatoriçesinin fazla etkisi altında kaldığını farkedince, onu indirip diğer oğlu Li Dan’ı başa geçirdi. Bu dönemde artık perde gerisinden değil, devlet erkanıyla bizzat aracısız görüşmeye başlamış, onun iradesi üstünde bir irade olmadığını açıkça göstermiştir. Bu anlamda Wu Zhao’nun siyasi ideolojisinin ve stratejilerinin de mahiyet değiştirdiğini söylemek mümkündür. Artık birlikte mitolojik krallara öykünerek bir bütünü tamamladığını iddia edeceği bir erkekle tahtı paylaşmasına gerek yoktur; dolayısıyla Konfüçyüsçü simgeler onun için kullanışlı değildir. Çin devlet geleneğinde imparatorlara “Göğün Oğlu” (Ti- anzı) deniliyordu ve doğal olarak bir kadın “Göğün Oğlu” olamazdı.

Wu Zhao, bu ataerkil düzende tek başına bir kadın olarak mutlak iradesini ilan etmek için bu defa Budizme yöneldi. Zaten bunun temellerini yıllar öncesinden atmıştı. Sarayda kurduğu çalışma grubunda tercüme edilen Büyük Bulut Sutra’da (Dayun jing), Boddhisattva Jingguang’a bir kadın bedeninde tekrar dünyaya geleceği ve insanların refah içinde yaşadığı ideal ülkenin hükümdarı olacağı müjdeleniyordu. Wu Zhao, yazdırdığı yorumlarla ve himaye sağladığı Budist rahipler vasıtasıyla bu hükümdarın kendisi olduğunu ilan etti ve “Göğün Oğlu” olmasa da hem eril hem dişil imgeleri bünyesinde barındıran bir evrensel hükümdar yani “Çakravartin” oldu. Wu Zhao bu iddiasının birer nişanesi olarak ülkenin dörtbir yanına Büyük Bulut Manastırları açtırdı; bu manastırlarda ataları adına tabletler diktirdi ve nihayet 690 yılında Çin tarihinin en güçlü hanedanı Tang’ı yıkarak kendi hanedanı Zhou’yu ilan etti. Wu Zhao bu şekilde Çin tarihinde başka hiçbir kadının sahip olamadığı “huangdi” yani imparator unvanını aldı.

kapdos-aybike-3
Semerkand’daki Afrasyab Müzesi’nde sergilenen bir duvar resminde Wu Zhao ve maiyeti Ejderha Kayığı Festivali’nde. Wu Zhao her ne kadar Çin’in resmî tarih yazımında meşru bir hükümdar olarak görülmese de, zamanında onun meşruiyetine dair İç Asya ve Doğu Asya’da bir soru işareti yoktur.

Wu Zhao’nun 15 yıl süren hükümdarlık dönemi Çin tarihyazımında “iktidarın gasp edildiği” bir ara dönem olarak görülür ve kendisi resmî tarih kayıtlarında bir imparator olarak değil “Gaozong’un imparatoriçesi” olarak geçer. Halbuki onun döneminde Çin tarihine ve imparatorluk yönetimine damga vuracak icraatlar vardır. Örneğin, memurluk sınav sistemini değiştirerek sarayda toplumun en alt tabakalarından gelmiş ve bir soya mensubiyetiyle değil tamamen kendi çabasıyla mevki elde etmiş bir görevli grubu oluşturmuştur. Yüzyıllardır süregelen bu sınavların müfredatına Konfüçyüs klasiklerinin yanında kendi yazdırdığı eserleri de ekletmiştir.

Wu Zhao, hükümdarlığı sırasında sadece sınav sistemini değiştirmekle kalmamış, yeni ölçüm birimleri ve hattâ onun döneminde yazılacak her bir metni ayrıcalıklı kılacak yeni Çince karakterler de yaratmıştır. Bu karakterlerden biri, kendi adı için dizayn ettirdiği Zhao karakteridir (曌) ve bu, evrenin üzerinde yanyana gelmiş iki göksel cismi, Güneş ve Ay’ı gösterir. Çin kozmolojisinde Ay kadını, Güneş ise erkeği temsil eder. Wu Zhao kendi ismi için seçtiği bu karakterle hem dişi (yin) hem eril (yang) karakterleri bünyesinde barındıran bir evrensel hükümdar olduğunu iddia eder. Bu şekilde “Göğün Oğlu” unvanını alamasa da, kendisinin bizzat göklerin efendisi olduğunu gösteriyordu.

Wu Zhao’nun icat ettiği karakterlerden bir diğeri olan insan karakteri ise 1 ve doğum karakterlerinin birleşiminden oluşuyor ve yine dişi bir özelliğe işaret ediyordu. Wu Zhao’nun kelimelerle ve yazıyla olan sembolik ilişkisine dair kaynaklarda pek çok örnek vardır. Örneğin bir seferinde Türk kağanı İlteriş Kutluk’un adının Çince yazılışını (Gudulu), “ölmesin mi?” anlamına gelen “Buzulu”ya çevirmişti Bir başka sefer Kapğan Kağan’ın “Mochuo” diye yazılan adını “Zhanchuo” diye değiştirmişti; yani “Kesik Baş.” Kendisi için de tahta çıktıktan sonra Wu Zetian unvanını seçti; yani “Göğe Uyumlu Wu.”

Wu Zhao, kendi hanedanını ilan etmeden perde gerisinde ülkeyi yönettiği yıllarda dahi, hem oldukça ileri görüşlü ve yetenekli hem de korkulacak derecede gaddar bir yönetici oldu.
Sadece rakiplerinin değil, kendi kanından olan evlatlarının ve akrabalarının da canını almaktan imtina etmedi. Wu Zhao’nun tahtından edip bir mahzende kolu-bacağı kesik kan kaybından ölüme terkettiği sabık İmparatoriçe Wang’ın hayalinden geceleri uyuyamadığı ve bu yüzden başkent Chang’an’daki ana sarayda değil Luoyang’da kaldığı söylenir. Nitekim Zhou hanedanının başkenti de Luoyang olmuştur.

kapdos-aybike-4
Turfan Müzesi’nden bir Fuxi ve Nüwa çizimi.
Turfan’daki Astana Mezarlığından çıkarılmış çizim 3.-8. yüzyıllara tarihlenmektedir.
Fuxi bir cetvel ve Nüwa bir pusula tutmakta ve kâinatın düzenini simgelemektedir.
Wu Zhao, Gaozong’la olan ortak yönetimini Fuxi ve Nüwa’nın birlikteliğine benzetmiştir.

Wu Zhao’nun ataerkilliğe karşı kazandığı en büyük zafer sadece hükümdarlığı değildi. O, Çin’in geleneksel etik kodlarında da önemli bir değişiklik yaptı.
Konfüçyüsçü ahlak öğretisinin ana-babaya saygı kuralları uyarınca, baba için ölümünden sonra 3 yıl, anne için 1 yıl yas tutulmaktaydı. Wu Zhao bu kuralı anne için de 3 yıl yas tutulması şeklinde yeniledi. Onun pek çok icraatı tahttan düşmesinin ardından uygulamadan kaldırılmış olsa da, bu kural ondan sonra da geçerliliğini yitirmedi. Bununla birlikte kendi sarayında uyguladığı birtakım pratikler, saray kadınlarının statülerinde benzeri görülmemiş değişikliklere yol açtı.
Onun döneminde erkek saray görevlilerinin eşleri de seremonilerde hazır bulundu; hükümdar ailesinin kadınlarının harçlıkları ve mal varlıkları büyük ölçüde arttırıldı. Ancak bütün bunların içinde belki de en sansasyonel icraatı, kendisine erkeklerden oluşan bir harem kurmak olmuştur. Bu haremde Budist ve Taoist rahiplerin de olduğu; bunların arasında yaşanan bir kıskançlık hadisesi sonucu,Wu Zhao’nun gözdesi Xue Huayi’nin sarayda büyük bir yangın çıkardığı; görkemli yapı Mingtang’ın yanıp kül olduğu bilinir.

Wu Zhao, ilerleyen yaşı ve hastalığı yüzünden 705 yılında tahtı bir defa daha oğlu Li Zhe’ya bırakmak zorunda kalır. Li Zhe’nın İmparator Zhongzong olarak tahta oturmasıyla Tang hanedanı tekrar tesis edilir ve aynı yıl ölen Wu Zhao’nun imparator (huangdi) unvanı geri alınarak, Zhou hanedanı tarihten silinir. Zhongzong, Wu Zhao’yu Tang Gaozong’un anıt mezarı Qianling’e defnettirir. Bugün Qi- anling’de mezarlara doğru giden, yabancı elçilerin ve Tang sarayına gelen egzotik hediyelerin heykelleriyle bezenmiş Ruhlar Yolu’nun sonunda, Gazong’un hayatını ve başarılarını anlattığı yazıtının karşısında Wu Zha- o’nun 6.5 metrelik yazısız dikili taşı durmaktadır. Rivayete göre Wu Zhao, icraatlarını kendisi yazmaktan feragat edip bu işi gelecek nesillere bırakmıştır. Bir başka rivayete göre Wu Zhao’nun bir imparator olarak meşruiyetini ikrar etmemek için bu taş boş bırakılmıştır. Her iki durumda da Çin tarihinin bu biricik ve sıradışı kadın imparatorunun yazısız taşı, tarihten silinmiş bir kadının varlığını binlerce kitabeyle anlatılmayacak kadar güçlü bir mesajla payidar kılmıştır.