“bertrand taklit ve hokkabazlık yapar, her sene babamdan izin isteyerek fransa’ya gider, birtakım yeni şeyler öğrenip gelirdi. saraya sinemayı bu getirmiştir.” bu sözler sultan ıı. abdülhamid’in kızı ayşe sultan’a ait. ilk kez 1958’de hayat dergisinde yayımlanmaya başlayan hatıratında saray ve sinema ilişkisini bertrand adlı bir fransız’a dayandırmaktadır. peki, kimdir bu bertrand? yıldız saray’ına ne zaman gelmiştir? gerçekten bir hokkabaz mıdır? türk sinema tarihi yazılırken mutlaka adı geçecek olan bu kişinin kimliği üzerine hiçbir araştırma yapılmamış olması, onu esrarengiz kılmaktadır. bu yazıyla ve ilk kez yayımlanacak fotoğraflarıyla bertrand’ı gün yüzüne çıkarmaya çalışacağız…
FOTOĞRAF: ALİ CAN SEKMEÇ ARŞİVİ
Paris’te 1895’te sinematograf ilk kez kamuoyuna sunulduğu sırada Osmanlı imparatorluk tahtında Sultan II. Abdülhamid oturmaktadır. Ülkesini yüksek duvarlarla çevrili Yıldız Sarayı’ndan idare eden Sultan’ın fotoğrafa, müziğe ve sahne sanatlarına ilgisi ön plandadır. Şehzadeyken yurt dışına yaptığı geziler sırasında birçok tiyatro ve operayı seyretme imkânı bulmuştur. Yine şehzadeliği döneminde Muzika-i Hümayun hocası Paul Dussap Paşa’dan müzik dersleri de alan Sultan’ın özellikle opera ve müzikli oyunlara olan tutkusu dönemin yerli ve yabancı basınında kendisine yer bulmakta gecikmemiştir. Sultan’ın Dussap yönetimindeki orkestrayı dinlemekten çok hoşlandığı hatta kendisini kötü hissettiğinde bütün gece ya da kendisine “Dur!” deyinceye kadar orkestrasının icrasını istediği bilinmektedir.
Victor Bertrand, II. Abdülhamid’in Huzurunda
Paul Dussap Paşa, Fransız tebaasından Katolik bir Ermeni’dir. Sultanın şehzadeliği döneminden beri sarayda piyano dersi vermiş, cülusundan sonra da bu hizmetine devam etmiştir. Dussap Paşa bir gün: “Gayet iyi bir komiktir. Efendimizin huzurunda marifet göstermeye layıktır.” diyerek bir Fransız hokkabazını takdim eder. Bu hokkabaz 1848 Paris doğumlu Victor Bertrand’dan başkası değildir. Sultan’a gösterdiği birkaç komik marifetten sonra saraya alınır. Sultan, Hazine-i Hassa’dan Bertrand ailesi için saraya yakın olması nedeniyle Beşiktaş’ta dayalı döşeli bir daire verir. Bertrand’a da maaş bağlanır.
Sultan ondan, yabancılardan özellikle de Fransızlardan oluşacak bir tiyatro ekibi kurmasını ister. Bertrand ve karısı hemen kolları sıvar ve Pera’daki (Beyoğlu) Fransız tiyatro kumpanyalarından seçtiği Edmond, Alexander, Stuart gibi isimlerden bir grup kurar. Ayrıca Oscar adında cambazlık yapan bir Amerikalı da gruba dâhil olur. Az Fransızca bildikleri için muzıkadan Halil, Ahmet, bestekâr Hacı Arif Bey’in oğlu kolağası Cemal Bey, gençliğinde pandomimlerde kız rolüne çıktığı için “Kız Rıfat Bey” denilen Miralay Rıfat Bey, Hilmi Bey, pandomimci Hurşit Bey de bu ekipte yer alır. Bertrand tiyatronun idarecisi ve yönetmenidir. Bu ekip oyun verdikçe piyano başında Dussap Paşa bulunur. Bir süre sonra Sultan, sarayda boşta kalan Güllü Agop Efendi’nin de Bertrand’ın ekibinde oynamasını ister. Güllü Agop, Fransızca bilmemektedir. Fakat öyle çalışır ki kısa zamanda Fransız aktörlerle onların dilinde oyunlar oynayabilecek hâle gelir.
Sarayda Bir Tiyatro Binası…
Babası Sultan Abdülaziz gibi Beyoğlu’ndaki tiyatrolara gitmek yerine Yıldız Sarayı’nın yüksek duvarları arkasında yaşamak daha güvenli gelir II. Abdülhamid’e… Bertrand, tiyatro ekibi kurulduktan sonra Alman İmparatoru Wilhelm’in İstanbul ziyareti öncesinde saraya bir tiyatro binası yaptırmaya karar verir. Sultan’ın beyaz atları için yapılan ahır yıktırılır. Yerine Vasilaki Kalfa’nın oğlu Yanko’ya küçük, şirin bir tiyatro inşa ettirir (1889). Bina, Sultan’ın özel locasının iki tarafında beşer locadan, bir de parterden ibarettir. Elektrikle donatılır. Yalnız Sultan’ın locasında elektrik yoktur. Sultan kimse tarafından görülmeden özel locasının bir köşesinden oyunu seyredecektir. Yanında kadın bulunursa locasının kafesi indirilecektir. Tiyatronun mefruşatı zarif, tezyinatı altın yaldızlı, duvarları kırmızı peluş ile kaplanır. Kalabalık orkestranın Sultan’a sırtını dönmemesi için sahnenin önünde değil de Sultan locasının solunda, sahnenin sağında ayrılan yerde duracaktır. Bu tiyatroda ilk oyunu Bertrand ve ekibi sahneledi.
Victor Bertrand’ın Taklit Yeteneği ve Oyunu Durduran Sultan!
Çok az Türkçe konuşabilen Victor Bertrand taklitte gerçek bir üstattır. Ayrıca iyi bir makyajcıdır. Tiyatroda sahne alacak herkes onun makyaj konusundaki yeteneğinden faydalanır. Taklit etmek istediği birinin yalnız fesini başına geçirir, yüzüne yaptığı makyajla o kişinin kıyafetine girer ve onun tavrını canlandırırdı. Sultan, bir gün ondan Guatelli Paşa’yı taklit etmesini ister. Bertrand, Paşa’nın kaputuyla fesini alarak sahneye çıkar. Perde açılınca sahnede öyle bir görünür, Paşa’nın bozuk Türkçesini taklit ederek öyle bir yürür ki görenler sahnedekini Guatelli Paşa sanır.
Büyük adamların, hükümdarların taklitlerini yapmakta ustalaşan Bertrand, bir gece Yıldız Tiyatrosu sahnesinde maharetini gösterir. Rus Çarı’nın, Almanya ve Avusturya imparatorlarının taklitlerini yapar. Sıranın kendisine geleceğini anlayan Sultan oyunu durdurur.
“sultan ondan, yabancılardan özellikle de fransızlardan oluşacak bir tiyatro ekibi kurmasını ister. bertrand ve karısı hemen kolları sıvar ve pera’daki (beyoğlu) fransız tiyatro kumpanyalarından seçtiği isimlerden bir grup kurar.”
Yazar Victor Bertrand
Victor Bertrand, Sultan’ın hizmetindeyken gösterdiği başarılardan dolayı Mecidiye, Osmaniye ve Osmanlı Güzel Sanatlar madalyalarıyla taltif edilir. Binbaşı rütbesine kadar da yükseltilir. Yine sarayda kaldığı dönemde iki tane de kitap kaleme alır: Les Silhouettes Animées-A La Main (Hareketli Silüetler-Elle Canlandırılmış) ve Réflexions Pratiques sur la Construction des Theatres a L’occasion de L’incendie du Nouveau Theatre Français de Pera a Constantinople (İstanbul Pera’daki Yeni Fransız Tiyatrosu Yangını Vesilesiyle Tiyatro İnşaatı Üzerine Pratik Düşünceler)… Yıldız Sarayı tiyatrosunda ellerini çeşitli şekillere sokarak sergilediği gölge oyunlarını anlattığı ve çoğunun da illüstrasyonlarını çizdiği 192 sayfalık Les Silhouettes Animées-A La Main kitabı, Victor Effendi Bertrand adıyla 1892 yılında Paris’te Charles Mendel’in Libraire de la Science en Famille Yayınevi tarafından yayımlanır. Gölge oyunu üzerine kıymetli bilgilerin ve figürlerin yer aldığı kitapta ayrıca Bertrand tarafından düzenlenmiş gölge oyunu metinleri de vardır. Kitap o dönemde çok beğenilmiş olmalı ki aynı yıl Hollanda’nın Zutphen şehrinde Dutch dilinde Levende Hand-Schaduwbeelden (Canlı Gölge Görüntüleri) adıyla Schillemans & Van Belkum Yayınevi tarafından da yayımlanır. Réflexions Pratiques sur la Construction des Theatres a L’occasion de L’incendie du Nouveau Theatre Français de Pera a Constantinople adlı kitap ise İstanbul’da tiyatro hareketleri ve Pera’da yanan Yeni Fransız Tiyatrosu’na ithafen yeniden inşa edilecek bir tiyatro binasında olması gerekenler üzerine üç bölüm hâlinde yapısal pratik bilgiler içermektedir. 36 sayfalık bu kitap da 1892 yılında Paris’te Léon Pochy tarafından yayımlanmıştır. Bu kitapların basımları Ayşe Sultan’ın hatıratında belirttiği üzere Bertrand’ın izinli olarak Paris’e gittiği zamanlarda olsa gerek…
Paris Gezisi ve Sinematograf
Victor Bertrand, sinematografla 1896 yılı sonbaharında yaptığı Paris gezisi sırasında karşılaşır. Her seyahatinde Sultan’a yeni bir icat sunmak düşüncesinden hareketle Charles Pathe şirketinden hemen bir tane edinir. İstanbul’a döndüğünde henüz sinematograf buraya ulaşmamıştır bile. Ayşe Sultan hatıratında Bertrand’ın gösterisinden şöyle bahsetmektedir:
“O zamanki sinemalar (filmler) şimdiki gibi değildi. Perde büyük fırçalarla iyice ıslatılır, küçük parçalar gösterilirdi. Bu parçalar pek karanlık görülür, filmler bir dakikada biterdi. Bununla beraber, çok yeni bir şey olduğundan hoşumuza giderdi.”
Bertrand’ın sinematograf gösterileri Sultan II. Abdülhamid’in de hoşuna gitmiştir. Önceleri şüpheyle yaklaştığı bu aygıta sempati duymaya başlamıştır. Bunda sadrazam Halil Rıfat Paşa’nın önemli bir rolü vardır. Sinematograf aygıtı üzerine uzun incelemeler yapılmış ve sonuçta bunun çok faydalı olduğu kanısına varılmıştır. Sultan, dünyada yaşanan olayları, hükümdarların resmî ziyaretlerini ya da askerî manevraları gösteren filmleri izlemeyi seviyordu. Bertrand da her fırsatta film gösteriyordu. Bunlardan biri de 1899 yılı yazında Sultan’ın cülus törenine katılmak ve hediye edilen Emirgan Yalısı’nı teslim almak üzere İstanbul’a gelen Karadağ Prensi Nikola için Marmara vapurunda verilen ziyafet sonrası Bertrand tarafından yapılan sinematograf gösterimiydi. Bertrand, 1899 yılı Aralık ayında saraydaki görevinin yanı sıra sinematografa halkın gösterdiği ilgiden hareketle İstanbul’daki Fransız cemiyetinin önde gelen iş adamlarından Louis Parma ile iş birliğine gitti. “Ailelerin sinematografı” adıyla evlerde kullanılmak üzere Georges Demeny’in Coronofotografia adlı seyyar projeksiyon aygıtını geliştirerek Victor Bertrand sistemini kurmuş ve bunu, “İçten ışıklı, yeni ve çok mercekli kondansatörlü lambasıyla net ve parlak gösteri sağlayan yegâne bilimsel cihazdır. Benzeri yoktur.” diye lanse ederek Parma’nın Grand Rue De Pera 452 no.lu mağazasında satışa çıkarmıştır.
“bertrand’ın sinematograf gösterileri sultan ıı. abdülhamid’in de hoşuna gitmiştir. önceleri şüpheyle yaklaştığı bu aygıta sempati duymaya başlamıştır. bunda sadrazam halil rıfat paşa’nın önemli bir rolü vardır.”
Sultan II. Abdülhamid’in Tahttan İndirilişi ve Bertrand’ın Akıbeti
Takvimler 1908 yılını gösterdiğinde Bertrand artık altmış yaşındadır. Sultan II. Abdülhamid tahttan indirilmiş, saraydaki günler sona ermiştir. 29 Ağustos 1908 tarihli bir emirle sarayla bağlantısı kesilmiştir. Bu emir üzerine Sadaret’e yazdığı mektupta Sultan’ın hizmetinde bulunduğu sürece kendisine sadakat göstermekten geri durmadığını, sarayda yedi sekiz yıldır kullanılmayan bir sinematograf takımı olduğunu, bunun kendisine verilmesini, bundan sonraki geçimini bu aygıtı kullanarak sağlayabileceğini, artık yaşlandığını ve eskisi kadar çalışma kuvvetinde olamadığını belirtir. Tabii cevap alamaz. Hemen ardından yeni bir mektup yazar. Mektubunda karısının saraydaki oyunlarda artist olarak çalışmasına rağmen birikmiş maaşını alamadığını, sarayda görevliyken bacağının kırılması sonrasında hayatta olduğu sürece ödenmek üzere Sultan tarafından kendisine bağlanan 25 liralık tahsisatın ödenmediğini, İstanbul’dan ayrılacağı için bu parayı aydan aya mensubu olduğu elçilik vasıtasıyla alabilmesinin sağlanmasını rica eder. Tabii yine cevap alamaz.
Victor Bertrand, çaresizlik içinde saraydan ümidini kesince Pera’da Tünel meydanına yakın bir otel işletir bir süre. 1909 yılında çok sevdiği ve yirmi beş yıl yaşadığı İstanbul’u terk eder. Romanya’ya gider. Bükreş’te sanatını icra etmeye çalışır. Uzun yıllar lütuf ve nimetini gördüğü Sultan II. Abdülhamid’in karikatürlerini yaparak geçimini sağlar. Ne zaman ve nerede öldüğü kesin olarak bilinmeyen Victor Bertrand, hâlâ yazılamamış olan Türk sinema tarihinin ilk köşe taşlarından biri olarak tarihteki yerini almıştır… #






