Türklerin en büyük askeri yenilgilerden biri, 107 sene önce bu ay Sinop’ta yaşandı. Limana saldıran ve önceki uyarılara rağmen denize çıkmayan Osmanlı Donanması neredeyse tamamen yakıldı-yokedildi. 1.000’den fazla şehit verilen faciada ihmalin yanısıra, Rusların devrim yaratan ve düştükleri yerde patlayan top gülleri kullanmaları da etkili olmuştu.
Günümüzden 170 yıl önce, 30 Kasım 1853’te Sinop Limanı’nda trajik bir hadise yaşandı. Rus Donanması tarafından baskına uğrayan liman ve civarında 1.000’den fazla şehit, bir o kadar da yaralı verildi. Tarihimizdeki bu felaket, tarihçi Ahmet Lütfi Paşa’nın eserinde “Vakʻa-i Dilsûz-ı Sinob” (Yürek yakan Sinop Hadisesi) olarak adlandırılacaktı.
Aslında yaşanan bu hadise Osmanlı donanması için bir ilk değildi. Maalesef o tarihe kadar Osmanlı donanması 2 defa daha benzer saldırı ve baskınlara maruz kalmış, yakılıp yokedilmişti. 6 Temmuz 1770’de, Osmanlı-Rus Savaşı devam ederken Rus Donanması Akdeniz’e girmiş, Çeşme Limanı’na sığınan Osmanlı Donanması’nın üzerine ateş kayıkları salarak 30 gemiyi yakmıştı. Bu savaşta Osmanlılar, şehit ve yaralı 5 bin kayıp vermişti! 1821’de başlayan Rum İsyanı devam ederken, Yunanistan’ın bağımsızlığını talep eden İngiltere, Fransa ve Rusya, isteklerinin reddedilmesi üzerine müttefik bir donanma ile 20 Ekim 1827’de tekrar saldırıya geçmişti. Bugünkü Yunanistan’ın güney ucunda bulunan Navarin Limanı’ndaki Osmanlı ve Mısır karma donanmasını hedef almışlar, savaş ilan etmeden baskın suretinde taarruz ederek neredeyse tüm gemileri yakmışlardı.
Bununla birlikte, Sinop’ta meydana gelen facianın önceki baskınlardan tamamen ayrı bir özelliği vardır: Burada Rus savaş gemileri, vurduğu yerde patlayan mermiler ve bunları atan toplar kullanmışlardır!
Aslında bu top ve mühimmatlar o tarih için de yeni değildi. Fransız Generali Henri Joseph Paixhans tarafından 1820’lerde geliştirilen ve kendi adıyla anılan top, patlayıcılı mühimmatla kara hedeflerinde kullanılmıştı. 1830’larda savaş gemilerinde tecrübeler yapıldıktan sonra, 1841’den itibaren Fransız Donanması Paixhans toplarını kullanmaya başlamıştı. Aynı yıllarda bu yeni silah ABD, İngiltere ve Rusya Donanmalarında da yerini aldı. Patlayıcı mermi atan Paixhans topları ilk defa 1838’de Fransa ile Meksika arasında yapılan Veracruz Savaşı’nda Fransız donanmasındaki fırkateynlerde ve 1843’te Teksas hükümeti ile Meksika arasındaki Campeche Deniz Savaşı’nda Meksika savaş gemilerinde etkili bir biçimde kullanıldı.
O tarihlere kadar sadece atılan gülle/merminin hedefi parçalaması sözkonusuyken, artık bu mermiler düştüğü yerde de patlayarak büyük bir hasara ve yangına yolaçıyordu.
1853 Sinop Baskını’nda Rus gemileri Paixhans topları ve patlayıcı mermileriyle Osmanlı Donanması’nı yokettiler. Mermiler, isabet alan Türk gemilerinin ahşap kaplamalarının derinliklerini nüfuz ederek patlıyor, gemi gövdelerini tahrip edip tutuşturuyordu.
Patlayıcı mermilerin etkisi gemi topçuluğunda dönüm noktası olacak ve bunlar artık tüm savaş gemilerinde kullanılmaya başlayacaktı. Artık ahşap gövdeli muharebe gemilerinin zamanı dolmuştu. Bu yeni ve etkili silaha karşı gemileri korumak ve karşı koymak için de, patlayıcı mermilere karşı daha dayanıklı ve tutuşmayan demir gövdeli gemilerin inşaına başlanacaktı. Ahşap gemilerin sonunu getiren donanma topçuluğundaki bu gelişme, çelik zırhla kaplanmış gemilerin kullanım ve gelişiminin yolunu açacaktı.
Sinop’ta Osmanlı filosunun yakılıp yokedilmesiyle sonuçlanan hadise, 1853-1856 arasındaki Kırım Savaşı’nın ilk senesinde meydana geldi. Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne ültimatom vererek Eflak-Boğdan’ın bağımsızlığını talep etmesi, kutsal yerler sorunu ve Osmanlı tebaası Ortodoksların hakları hususundaki istekleri, Osmanlı hükümeti tarafından reddedilmişti. 4 Ekim 1853’te savaş ilan edildi.
Rumeli ve Anadolu hudutlarında kara savaşı devam ederken, Osmanlı Donanması’na bağlı 7 fırkateyn, 3 korvet, 2 buharlı gemiden oluşan bir filo karakol görevi yapmak ve Batum’a savaş malzemesi taşıyan gemileri himaye etmek üzere 5 Kasım 1853’te Karadeniz’e çıktı. Filo komutanı Patrona (Koramiral) Osman Paşa ve ikinci komutan Riyale (Tuğamiral) Hüseyin Paşa’ya Kaptan-ı Derya Mahmud Paşa tarafından şu talimat verilmişti: “Osmanlı Devleti ile Rusya arasında savaş ilan edilmiş olduğundan, maiyetlerinde bulunan gemilerle Karadeniz’de dolaştıkları yerlerde Rusya savaş gemilerine tesadüf olunduğu zaman, kazanacağınızı aklınız kestiği ve gözünüze kestirdiğiniz zaman onlar tarafından top atılmasını beklemeyip Allah’ın yardımına güvenerek hemen taarruza geçin” [BOA, İ.HR, 106/5182].
Karadeniz’deki filo 13 Kasım 1853’te fırtınaya yakalanarak Sinop Limanı’na sığındı. Bu sırada savaş mühimmatı nakli için gittiği Batum ve Sohum’dan dönen Patrona Mustafa Paşa da 6 gemiden oluşan hafif filosuyla aynı limana geldi; birkaç gün Sinop’ta kaldıktan sonra maiyetindeki Taif ve Ereğli vapurlarını Osman Paşa’nın emrine bırakıp 22 Kasım’da İstanbul’a döndü.
Kaptan-ı Derya Mahmud Paşa 27 Kasım 1853’te Sinop’ta bulunan Osman Paşa’ya bir talimat gönderdi. Donanmanın Sinop limanında demirlemiş olduğunun haber alındığı; bu limanın sert havalarda gemilerin muhafazasına elverişli olduğunu bildiriyordu ama şu hayati uyarı ve emirleri sıralıyordu: “Düşman gemilerinin bulunduğunuz yere taarruzda bulunmaları hâlinde liman istihkamları gemileri korumaya yeterli değildir; bu talimatı aldığınızda bir an bile vakit geçirmeden filonun limandan hareket ederek ve yolda birbirinden ayrılmayarak topluca Boğaz’a yakın yerlere gelmesi ve orada voltada bulunulması gerekir; hava çok bozup barınılamayacak hâle gelirse tüm gemiler Boğaz’dan içeri girsin”. 1 gün sonra verilen emir tekrar edilerek talimatı aldıklarında derhal Sinop’tan ayrılmaları bildirilmiş, bu hususta gevşeklik gösterilip bir zayiat vuku bulursa hâllerinin vahim olacağından ona göre davranılması da ihtar edilmişti [BOA, İ.HR, 106/5182].
Bu talimat ve ikazlara rağmen fırsat varken Sinop’tan çıkmayan Osmanlı Donanması için tehlike yaklaşıyordu. 23 Kasım Çarşamba günü Sinop Limanı açıklarında 4 Rus gemisi görüldü. Rus kaynaklarına göre öncü ve keşif hizmeti gören bu gemiler tarafından durum Sivastopol’taki merkezlerine bildirmiş ve takviye kuvvet istenmişti. Rus gemilerinin görünmesiyle filo komutanı Osman Paşa gemi süvarilerine şu talimatı verdi: “Limandan çıkılırsa kazanma şansımız yok; bulunduğumuz yerde kalıp sonuna kadar savaşacağız; eğer düşman gemileri ele geçirmeye çalışırsa, hepsini yakıp karaya çıkacağız”.
28 Kasım günü Rus filosu takviye almış olarak tekrar Sinop önünde görüldü. Amiral Nahimov komutasındaki filo, 3 adet üç ambarlı kalyon, 3 adet iki ambarlı kalyon, 2 fırkateyn ve 3 vapurdan oluşan bir kuvvetti.
Savaşı kabul eden Osmanlı filosu, liman içinde bir yay çizerek savunma pozisyonu aldı. Bu şekilde karada bulunan 4 tabyanın ateş desteğini de almak istiyordu. Ancak beklenen olmadı. Bu tabyalardan biri, önünü kapatan gemiler yüzünden hiç ateş edemedi. Bir diğeri ise toplarının eski ve barutun yetersiz olmasından dolayı savaşdışı kaldı. Geri kalan 2 tabyanın topları gülle atıyordu ve bunların düşman gemileri üzerindeki etkisi neredeyse hiç derecesindeydi.
30 Kasım sabahı yoğun bir sis içinde Rus filosu harekete geçti. Sis yüzünden geç farkedilen Rus gemilerinden limana girerken “teslim ol” işareti çekildi. Bu reddedildi ve 12.30’da Osmanlı filosundan Nizamiye fırkateyninin ateşiyle savaş başladı. Rus filosu gülle, patlayıcı mermi ve yağlı paçavralarla Osmanlı gemilerini ateş yağmuruna tuttu. Birkaç saat içinde Türk gemileri yokedildi. İki fırkateyn havaya uçuruldu. Diğerleri de battı veya yakıldı. Rus filosunun göstermiş olduğu üstünlüğün en önemli etkeni, hiç şüphesiz Paixhans topları ve bunların attığı patlayıcı mermilerdi.
Osmanlı askeri buna rağmen kahramanca savaştı. Gemisini bırakıp kaçan bir-iki kaptan haricinde diğerleri sonuna kadar mücadele ederek ya şehit oldu veya esir düştü. Nâvek-i Bahri fırkateyni süvarisi Ali Bey cesaret ve fedakarlıkla harp etti; gemisi iş göremez hâle gelince mürettebatına canlarını kurtarmalarını söyledi; sonrasında cephaneliğe inip barutu ateşleyerek kendisiyle birlikte gemisini havaya uçurdu. Filo komutanı Osman Paşa da gemisini terketmedi, yaralı olarak esir düştü. İkinci komutan Hüseyin Paşa muharebede şehit oldu. 11 gemi imamından 5’i de şehitler arasındaydı.
Yakılan, batırılan gemilerden denize düşen Türk bahriyelileri bir taraftan suda boğulmamaya çalışırken diğer taraftan Rusların ateşi altında kaldı. Çaresiz durumdaki askerler, üzerilerine atılan mermi ve yağlı paçavralarla acımasızca katledildi. Osmanlı filosundan yalnızca Taif vapuru kurtulabildi. Taif vapuru süvarisi Yahya Bey, muharebe başladığında filo komutanı Osman Paşa’dan aldığı talimatla Rus gemileri arasından savaşarak sıyrıldı ve İstanbul’a giderek felaket haberini verdi.
Muharebenin Ruslar lehine bu derece kesin bir galibiyetle neticelenerek Osmanlı gemilerinin tamamen yokedilmesi, iki taraf arasındaki kuvvet farkından kaynaklanmıştı. Her ne kadar gemi sayıları eşit gibi görünse de Osmanlı filosu hafif savaş gemilerinden oluşuyordu. Rus filosunda ise iki ve üç ambarlı 6 adet kalyon onlara bariz bir üstünlük sağlamıştı. Bu durum Türk ve Rus kuvvetlerinin elinde bulunan top sayısında da ciddi bir fark oluşturmuştu. Rus filosunda 788 top, Türk gemilerinde ise 474 top vardı. Yaklaşık iki misli topa sahip olmanın yanında, Ruslara asıl üstünlüğü sağlayan -yukarıda da belirttiğimiz gibi- farklı nitelikte top sistemine sahip olmalarıydı. Rus gemilerinde bulunan Paixhans toplarından atılan mermiler çarptıkları yerde patlayarak tahribat yaptıkları gibi, gemilerde yangın çıkmasına da sebep oluyordu; öyle ki bu mermilerle tam isabet alan iki gemi havaya uçmuştu.
Sinop’taki büyük-küçük 12 gemiden oluşan Osmanlı filosunda 2.989 nefer vardı. Savaşta filonun ikinci komutanı Hüseyin Paşa ile subaylardan 56’sı, neferlerden 1.000’den fazlası şehit oldu. Filo komutanı Osman Paşa ile 4 subay ve 150 kadar er esir düştü. Karaya çıkabilen yaralılar Sinop şehrine sığındı. Sağ kalan 1.000’den fazla subay ve er iç kesimlere gitmiş, 13 subay ile 120 nefer şehirde kalmıştı. Felaketten Sinop kasabası da nasibini aldı. Bilhassa Kaleiçi ve civarındaki Müslüman mahallesi yıkıldı-yakıldı. Sinop Sancağı Kaymakamı Hüseyin Paşa, muharebe başlayınca şehri terkedip kaçmıştı.
Rus filosunun asker zayiatı 38 ölü 238 yaralıydı. Batan gemisi yoktu. İki gün içinde direkleri kırılan, yara alan gemilerini tamir ettiler ve 2 Aralık Cuma günü Sinop’tan ayrıldılar.
Taif vapurunun İstanbul’a gelerek Sinop’ta uğranılan felaketi haber vermesi üzerine, ne olup bittiğinin öğrenilmesi gerekiyordu; ancak Türk gemilerinin Karadeniz’e çıkması tehlikeli görülerek İstanbul’daki İngiltere ve Fransa elçilerinden yardım istendi. Elçiler birer gemi göndermeyi kabul etti; ancak halihazırda bu savaşta tarafsız konumda olmalarından dolayı gemilere Türk subay alınmasını uygun görmediler. Çözüm olarak o sırada Osmanlı donanmasında danışmanlık görevi yapan ve “Müşavir Paşa” adıyla tanınan İngiliz deniz subayı Adolphus Slade, Osmanlı bahriyesini temsilen Sinop’a gidecek gemilere katıldı. 4 Aralık 1853 günü iki gemi Karadeniz’e çıktı; 50 saat sonra Sinop Limanı’na ulaştılar. Limanın içi gemilerin enkazı ve binlerce ölüyle doluydu. Karaya çıkabilen yaralılara, yanan filodan kurtulan iki hekim bakıyordu. İngiliz ve Fransız gemilerindeki hekimler de yardıma koyuldu. Sinop’a giden İngiliz ve Fransız gemileri 108 yaralı ve 93 sağlam subay ve erle birlikte 9 Aralık 1853’te İstanbul’a döndü. Tophane rıhtımına yanaşan gemilerdeki yaralılar, halkın görmemesi için karanlık basıncaya kadar dışarıya çıkarılmadı.
Sinop’ta uğranılan felaketin sorumlularının ortaya çıkarılması için Meclis-i Vâlâ’da bir soruşturma komisyonu kuruldu. Görüşülen konuların başında, Karadeniz’e çıkan filonun harp için mi yoksa karakol görevi için mi görevlendirildiği geliyordu. Soruşturma Komisyonu’nda yapılan sorgulama ve görüşmelerde: “1. Sinop Hadisesi beklenmedik bir şekilde, ansızın ortaya çıkmış bir hata ve kaza sayılır mı? 2. Yoksa bu hadise bilgisizlik ve tedbirsizlikten mi kaynaklanmıştır?” sorularına cevap aranmıştı. Meclis üyelerinin tamamının oybirliği ile “bu hadisenin bilgisizlik ve tedbirsizlikten kaynaklandığına” hükmedilmişti [BOA, İ.HR, 106-5182].
Sinop felaketinden sorumlu tutulan kişiler, başta kaptan-ı derya olmak üzere, filo komutanları ve Sinop kaymakamı olmuştu.
Sinop Baskını sırasında Osmanlı Donanması’nın başında bulunan Kaptan-ı Derya Mahmud Paşa, yapılan tahkikat neticesinde sorumlu ve suçlu bulunarak kaptan paşalıktan azledildi. Ceza olarak Bolu’da üç yıl sürgünde yaşadı, 1857’de öldü.
Filoyu Sinop’tan çıkarmayarak baskına uğramasından dolayı baş sorumlu olan Osman Paşa, Sinop muharebesinde Avnullah fırkateyninde bulunuyordu. Muharebede ayağından yaralanmış olarak Ruslara esir düşmüştü. Kırım Savaşı sonuna kadar Rusya’da esir tutulduktan sonra savaşın sona ermesiyle serbest kaldı. İstanbul’a döndü. Görevinden azledilerek memleketi olan Rize’de zorunlu ikamete tabi tutuldu. 1860’ta burada öldü.
Baskın sırasında Nizamiye fırkateyninde bulunan filonun ikinci komutanı Hüseyin Paşa kahramanca savaşmış, bulunduğu gemi batarken başından yaralı olduğu halde kıyıya kadar gelebilmiş ise de burada şehit olmuştu. Naaşı ertesi gün bulunup şehrin üst tarafında bulunan, gemicilerin büyük saygı ve hürmet gösterdikleri Seyyid Bilal Türbesi’nin içinde bulunduğu tekkenin haziresine defnedildi. Subaylık kariyeri Navarin felaketi ile başlayan Hüseyin Paşa’nın denizde geçen hayatı, Sinop faciasıyla sona ermişti.
Sinop Sancağı Kaymakamı Hüseyin Paşa, muharebe başlayınca şehri terkederek iç kesimlere kaçmıştı. 2 gün sonra geri dönerek görevinin başına geçti. Ancak ahaliye sahip çıkmak, yaralıların yardımına koşmak gerekirken kendi canını düşünüp kaçmış olması affedilir değildi. 22 Aralık 1853’te verdiği dilekçede, Sinop’ta meydana gelen muharebe ve yangın sebebiyle morali bozulmuş olduğundan görevini hakkıyla yerine getiremeyeceğini, üstelik hastalıklarının tedavisi için İstanbul’a gitmesi de gerektiğinden istifasının kabulünü arz etmişti. Hüseyin Paşa’nın istifası kabul edildi. Bir süre İstanbul’da dinlendirildikten sonra aradan 1 yıl geçmeden Ekim 1854’te Sinop’tan derece olarak yüksek olan İzmit Sancağı Kaymakamlığı’na tayin edilerek adeta terfi ettirildi!
Sinop’ta şehit olan askerlerin çocuklarına ve ailelerine maaş bağlandı. Savaşta sağ kalan askerler Bahriye’de istihdam edildi. Yaralılardan görev yapamayacak durumda olanlar emekliye ayrıldı. Baskın esnasında şehirde evi-dükkanı yananlara para yardımı yapıldı. Ahali ve esnafın 3 senelik vergi borçları affedilerek silindi [BOA, İ.MVL, 372/16321].
30 KASIM 1853
Muharebenin sonunu beklemeyip hemen İstanbul’a doğru yol verdik’
Sinop Baskını’ndan kurtulan Taif vapuru kaptanı Yahya ve gemi subaylarının verdikleri 3 Aralık 1853 tarihli ve imzalı rapor; komuta kademesindeki karmaşayı ve geminin çok zor koşullarda Rus gemilerini yarıp limandan nasıl çıktığını belgeliyor.
“Ferik (Koramiral) Mustafa Paşa ile birlikte memuriyetimizi tamamlayarak Sinop Limanı’na gelinmiş ve Patrona Osman Paşa ile maiyetinde bulunan gemiler limanda bulunmuştu. Ertesi günü Hüseyin Paşa da birkaç gemi ile gelmiş ise de diğer gemiler perakende ve perişan birer- ikişer gelmişlerdi. Mustafa Paşa gerekli gördüğünden, yanında bulunan Taif ve Ereğli vapurlarını oradaki donanma ile bırakarak 22 Kasım Salı günü Sinop’tan ayrılmıştı.
23 Kasım Çarşamba günü rüzgar gündoğusu olduğu hâlde, Rusya’nın 3 adet kapak ve 1 adet brik toplam 4 gemisi, limanın karşı tarafında yani 6-7 mil mesafede Gerze isimli mahalde göründü. Gerze tabyasından donanmaya ve Sinop Kalesi’ne düşman gemilerinin geldiğini bildirmek üzere bir pâre top atılmış ve derhal Ereğli vapuru gönderilerek ne cins gemi oldukları öğrenilmek istenmiş ve düşman gemileri olduğu anlaşılmıştı. Taif vapurunun ocağı canlandırılarak kalkıp rüzgar üzerine çıkmak için Patrona Osman Paşa’dan izin istenilmiş ve Hüseyin Paşa “yelken üzerine kalkalım” diye işaret çekmiş ise de “kalkmayı azıcık ertele” diye Osman Paşa’dan iki defa işaret çekildiğinden beklenmişti. Gemiler mümkün mertebe filo olduğundan “uyarına göre cenk etmeye hazır olun” diye Osman Paşa’dan işaret çekilince hepsi hazırlanmışlardı.
Taif Vapuru Birinci Süvarisi Yahya
Taif Vapuru İkinci Süvarisi Es-Seyyid İsmail
Taif Vapuru Çarkçıbaşısı Seyyid Aziz Ahmed
Taif Vapuru Birinci Yüzbaşısı Osman
Taif Vapuru Üçüncü Yüzbaşısı Ali
Bahriye Yüzbaşısı olup vapurda bulunan Mahmud
Düşman gemileri limana “pupa gülle” menzilinden biraz uzak inmişler ve Taif vapuru da önlerine doğru gitmekte iken düşmanın kumandanı işaret çekmiş; hepsi limana girmek üzereyken tekrar dışarıya çıkıp abluka yoluyla yelken üzerinde durup yanlarında bulunan bir yük gemisini o aralık bir yere göndermişler; bu hâl üzere o 3 kalyon gece ve gündüz görünmekte olduğundan bunların ne harekette oldukları bilinmek üzere Sinop Kalesi ile donanma arasında işaret tertip olunmuştu. Bu gemilerden başka 4 geminin de Ayancık tarafında su almak üzere olduklarını rivayet etmişler ise de bu rivayete bizim taraftan itibar olunmamıştı.
Bir gün bütün süvariler Patrona gemisinde toplandı. Vapurumuzdan ikinci süvari gönderildi. Patrona Osman Paşa “Düşman gemileri görünüyor, bunlara karşılık verilmeyecek, denize çıkılsa kaybedilecek. En iyisi, gelirlerse toplarımız kullanılamayacak hâle gelene kadar harp edip şayet gemileri ele geçirmek üzere olurlarsa demirleri bırakıp karaya çıkarak gemilerinizi yakın” diye bütün gemi süvarilerine emir verilmişti.
O vakit bulunulan durumu İstanbul’a bildirmek için karayoluyla adam gönderilmesi Nizamiye Süvarisi Kadri Bey tarafından sorulmuş ise de; “tatar gönderdiler” diye cevap verilmiş ve 1 saat sonra Hüseyin Paşa Taif’e gelip düşman gemileri yarımada üzerinde olduğu hâlde; “karadan İstanbul’a haber gönderdiniz mi?” diye sorulunca; “karadan geç gidildiğinden Nemçe vapuru gelecek onunla göndereceğim” cevabını vermiş ve gönderildiği de işitilmiştir.
Gece-gündüz İstanbul’dan vapurlar veyahut imdat gelecek diye beklerken 29 Kasım Salı günü İngiliz Vesbalt posta vapuru gelmiş ve bu tarafın durumu sorulunca “vapurlar ve gemiler çıkmadı” cevabını vermişti. Rus gemilerinin göründüğünün sekizinci günü, 30 Kasım Çarşamba günü hava sisli ve yağmurlu olup kaleden gemiler uzaktan görünememiş ve rüzgar da gündoğusu poyraz olduğundan saat 06.30’da düşman gemileri yarımadadan içeri girdiğinde Nâvek-i Bahri gemisi görüp haber vermişti. Allah’ın hikmeti sis kalkıp birdenbire 3 adet üç ambarlı, 3 adet kapak ve 2 adet fırkateyn donanmanın üzerine gelmekte iken Taif vapuru ocağını yakıp rüzgar üzerine çıkmasına dair Patrona Osman Paşa’dan işaret çekilmesiyle derhal harekete hazırlanılmıştır.
Patrona Osman Paşa donanma gemilerine de işaret çekerek “nam ve şan almak ve padişahımıza hizmet etmek ancak böyle günde belli olacak, göreyim sizi gayret edin!” diye bildirince hepsi hazır ve âmade oldu. Düşman donanması liman ve gemilere o kadar yakın geldi ki güya çatma menzilini bulmuştu ve arkalarında birer sandal ve birer filika vardı.
Bu hâli görünce Osman Paşa tekrar “gayret edin!” işaretini çekti.
Saat 7’de muharebe başladı. O vakit Taif, zinciri bırakarak çarklar hareket ettirilip donanmanın kıyı tarafından çıkınca iki düşman fırkateyni yelken üzerinde abluka ederek üzerimize gelip bizimle muharebeye başladı. Kıyı tarafına gidilerek fırkateynden biraz uzaklaşıp kurtulmak çaresi aranırken yarımada tarafından 3 düşman vapuru ortaya çıkarak üzerimize geldi; birbuçuk saat muharebe olundu. Rus vapurları işaret alınca bizi bırakıp diğer gemilerin tarafına döndüler. Sinop Limanı’na doğru baktığımızda düşman gemilerinden bazılarının direkleri düşmüş olduğu görüldü. Nizamiye, Avnullah ve Dimyat gemilerinin muharebe için top atmalarıyla 1 adet üç ambarlı kalyonun batmış olduğu sanılmaktadır. Daha sonra bizim vapura isabet eden güllelerin verdiği hasar kapatılmış ve Sinop’un Rum mahallesinde alevler çıktığı görülmüştür. Gündüz saat 7’den akşam 12’ye kadar top sesleri işitilip 12’den saat 4’e kadar bazı toplar atılır gibi aralık-aralık alametler görülmüştür.
Donanmanın limandan çıkıp gitmesi için bazıları tarafından birkaç defa Patrona Osman Paşa’ya söylenmiş ise de bu konudaki ihtilaftan dolayı çıkılamamış; bundan sonra ne olduğu, yani muharebenin nasıl sonuçlandığı bilinememiştir. Zira muharebenin nasıl bir seyir aldığını anlamak için oralarda durmamız gerekseydi, daha önce arkamıza düşmüş olan 3 vapurun tekrar üzerimize gelme ihtimali vardı. Bu şekilde bir tehlikeye düşmemek için muharebenin sonunu beklemekten sarfınazar ederek hemen İstanbul’a doğru yol verilmiş ve Allah’a hamdolsun bu 2 Aralık Cuma günü Boğaz’dan içeriye girmek nasip olmuştur [BOA, HR.SYS, 903/2]”.
ŞÜHEDA ÇEŞMESİ-1858
Şehitler için çeşme yaptırıldı, ancak yolsuzluk bu süreçte bile vardı.
Sinop Limanı’nda yaşanan faciada Şehit olanlardan denizden toplanabilenler ile yaralı olarak çıkıp karada vefat edenler, limana yakın üç yerde toplu mezarlar hazırlanarak defnedildi. Şehitlerin hatırasını yaşatmak için Sinop’ta “Şühada Çeşmesi” adıyla bir çeşme düşünülmüş ve 18 Temmuz 1854’te Sultan Abdülmecid’in emriyle inşa süreci başlatılmıştı [BOA, İ.DH, 303/19222].
Çeşmenin inşaı için yapılan ilk keşifte, bunun 90 bin kuruşa yapılabileceği anlaşılmış ve gerekli para için Padişah tarafından 50 bin kuruş ve bu hayırlı işte hissedar olmak isteyen hayır sahibi devlet ricali vesair memurlar tarafından da 57 bin kuruş bağışlanarak gereken para toplanmıştı [BOA, İ.DH, 303/19246]. Toplanan para ile hem çeşme hem de çeşmeye getirilecek su için suyolları inşa edilecekti.
Çeşmenin yapımına, yapı ustalarından Aziz Efendi memur edildi. Kendisine harcırah ve maaş tahsis olunan Aziz Efendi, Sinop’a gitmiş; aradan aylar geçtikten sonra hiçbir iş yapmadan İstanbul’a geri dönmüştü. Üstelik 1 Temmuz 1856’da Sinop kaymakamından gelen yazıda, çeşmenin ilk yapılan keşifte gösterilen paraya yapılmasının mümkün olmadığı da bildirildi. Çeşme yapım kararı üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen hiçbir şey yapılmamıştı. Aziz Efendi hakkında, yolsuzluk ve usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle Sinop naibi tarafından şikayette bulunuldu. Aziz Efendi her ay 3 bin kuruş maaş ve bin kuruş harcırah alarak 6 ay Sinop’ta kalmış olduğu ve bir iş başaramadığı için; üstelik ona ödenen paranın çeşme inşaı için toplanmış yardım paraları olması sebebiyle hakkında soruşturma açılması istendi [BOA, A.MKT.NZD, 187/79].
Şehitler için yapılmak istenen çeşmenin gecikmesi ve bir takım yolsuzluklar yapılması üzerine, bu defa Sinop’a gönderilen İlhami Efendi marifetiyle yeni bir keşif yapıldı. Yapılan keşfe göre çeşmenin limanda Emtia Gümrüğü yanında inşa olunabileceği; masrafların azaltılması için çeşmeye getirilecek suyun Sinop İçkale’de bulunan ve Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan camiye gelen sudan alınması düşünüldü. Zira İçkale’de bulunan bu cami ve etrafındaki mahalle muharebe esnasında yakılıp harap olmuş, ahali kale dışına taşınmıştı.
Çeşmenin yapımına bu defa Tophane-i Amire mühendislerinden Kolağası İsmail Efendi tayin edildi. Daha önce kararlaştırıldığı şekilde Emtia Gümrüğü önündeki meydanda bir çeşme ve yukarıda Alaaddin Camii yakınındaki su terazisi önüne de daha küçük ikinci bir çeşme yapılacaktı. Limanda yapılacak çeşme, halk arasında “Şüheda Çeşmesi” adıyla meşhur olduğundan o isimle anılması, su terazisi yanında yapılacak ikinci çeşmeye ise teraziye suyu ilk getirenin Kanuni Sultan Süleyman olmasından dolayı onun da adını yâd etmek üzere “Sultan Süleyman Çeşmesi” ismi verilmesine karar verildi [BOA, MVL, 316/62]. Şehitler için bir çeşme inşa olunurken, Sinop Meclisi’nce şehitlerin defnedilmiş olduğu yerlerin etrafının duvarla çevrilmesi de talep edilmişti.
Sinop kaymakamı, şehitlerin defnedildiği yerlerle ilgili şu bilgiyi aktarmıştı: “Sinop hadisesinde şehit olanlar, muharebe sonrası yaşanan facia dolayısıyla içinde bulunulan zaruret ve mecburiyet yüzünden özel bir mahalle defnedilemeyip deniz kıyısında topluca bulunan cenazelerin 20-30’una birden Müslüman ve Rum ahalinin yardımlarıyla üç-dört yerde genişçe bir alan kazılarak defnolunmuş; yaralı olarak denizden çıkarak karada duvar diplerinde ve şurada burada vefat edip şehit olanlar da oldukları yerde gömdürülmüştü. Sonradan bu ayrı ve münferid mezarlardaki kemikler ve cesetlerin bir yerde toplanarak bir kabristan yapılması ve isimlerinin kaybolmaması için bir duvar veyahut ahşaptan parmaklıkla çevrilmesi düşünülmüş ise de görülen bazı “manevi işaretler” sebebiyle bu yapılmamış ve her biri yerli yerinde bırakılmıştı. Mezarlık ve kabirlerin etrafına sağlam duvarla çevrilmesiyle şehitlerin ruhlarnını bu şekilde hoşnut edilmesi doğru olacaktır” [BOA, İ.MVL, 386/16870].
Çeşmelerin yapımı ve mezarlıkların etrafının duvarla çevrilmesi için gereken mermer, kurşun, tahta gibi malzeme İstanbul’dan gönderildi. Sinop şehitlerinin ruhları için inşaı düşünülen çeşme, bazı aksaklıklar ve usulsüzlükler sebebiyle 4 yılın sonunda tamamlanabildi. 21 Ağustos 1858 tarihinde Sinop Sancağı Kaymakamı Aziz tarafından İstanbul’a gönderilen yazıda, “Sinop’ta yaptırılan çeşmenin tamamlanmış olduğu, çeşmenin ahali ve mahalli memurlar hazır bulundukları halde padişaha duada bulunularak törenle açılışının yapıldığı” müjdelendi [BOA, İ.DH, 411/27198].
PATLAYAN MERMİLERİN MUCİDİ: PAIXHANS
Fransız mühendisin yangın topları deniz savaşını tamamen değiştirecekti
Howard Douglas’ın Sinop faciasından iki sene sonra (1855) yayımladığı A Treatise on Naval Gunnery (Deniz Topçuluğu Üzerine) isimli eser, bu muharebeyi teknik açıdan ele alıyordu. Fransız mühendis General Paixhans’ın talebi üzerine hazırlanan raporun satır başları.
“Rus gemileri Türk gemilerine göre sayıca iki ya da üç kat top üstünlüğüne sahip olmakla beraber onlarınkinden farklı nitelikte bir silahlanmanın da avantajına sahipti. Paixhans’ın raporuna göre muharebe, Rus gemileri körfeze girdikten sonra Türk gemilerine açılan ateşle başlamıştır. 5 dakikadan daha az bir sürede Paixhans toplarından atılan mermiler bir Türk muharebe gemisini havaya uçurmuştur. Kısa bir süre sonra amiralin bayrağını taşıyan Türk gemisi de kül olmuştur. Gemiye isabet ettikten sonra patlayan mermiler gemilerin yanmasına sebep olmuştur. Ruslar zaman ayarlı tapalar kullanmışlardır ve bu tapalar, mermi atıldıktan sonra patlamasını sağladığı için, Sinop Körfezi’ne demirleyen Türk filosunu yakarak baskını başarıya ulaştırmıştır. Gemiye isabet eden mermiler, geminin içine girdiğinde patlıyordu. İsabet etmeden patlayanlarsa zaman ayarlı mermilerdi.
Mermilerin patlayarak ahşap gemileri ateşe vermesi, önlenemeyecek bir yangına sebep olmuş, Türk askerleri yangını söndürememiş ve Türk filosunun tamamı yanmış veya patlamıştı. Türkler takdire şayan bir direniş gösterseler de bu muharebede başarısız oldular. Türkiye’deki Fransız Büyükelçiliği’nden alınan bilgiye göre, Sinop’ta yokedilen Türk gemilerinden hiçbirinde Paixhans topu yoktu ve en büyük mühimmat parçaları 24 kalibrelikti ki bunlardan da çok az vardı. Kara bataryaları küçük kalibreli toplarla silahlandırılmıştı. Rus gemileriyse mermilere ek olarak hem 68 hem de 42 librelik güllelerle ağır bir şekilde silahlandırılmış ve bu gülleleri Sinop’ta kullanmışlardır.
Sinop hadisesinde yaşanan dehşet, Rusların Fransa’dan öğrendikleri silahları çok iyi anladıklarını ve etkili bir şekilde kullanabildiklerini, ayrıca bu savaş tarzının ne kadar yıkıcı olduğunu kanıtladı. Deniz silahlarının bir kısmı ve özellikle de kara bataryaları güçlü toplar ve bombalardan oluşsaydı, Rus gemileri Türk gemilerine muhtemelen yaklaşamazdı. Paixhans mermi sisteminin etkili bir şekilde kullanıldığı Sinop olayı, yeni deniz savaşı sistemi için de çok önemli bir dönüm noktası oluşturmaktadır.”
Seher Yeğin












