Unkapanı’nda Var Bir Atılgan Uzay Gemisi


unkapanı manifaturacılar çarşısı bir dönem müziğin kalbiydi. ses kayıtlarının yapıldığı, kasetlerin doldurulup piyasaya sunulduğu seksenli yıllar, emek yoğun üretimin egemen olduğu zamanlardı. halim ener (halil baba) de bu yıllarda yaptığı kaset dolum makinesiyle sektöre yön veren, yol gösterenlerden biriydi. üretim teknolojileri gelişip fabrikalar dolu kaset üretmeye başlayınca halim baba hemen anlayıverirdi gelmekte ve gitmekte olanı. yirmi yıllık bir maceranın sonunda tasını tarağını topladı ve kendini emekliye ayırdı.

Unkapanı’nda  Var Bir Atılgan Uzay Gemisi
Bir zamanlar fabrika gibi işleyen dolum ünitesi, şimdilerde çarşıda bir iki dükkânda kolilerin arkasında kaldı, sırtını duvara yaslamış nostaljik obje niyetine…

Doksanlı yılların başında kendimi Güzel Sanatlar Okulu’nun hayal dünyasından koparıp Unkapanı Manifaturacılar Çarşısı’nın gerçekçi kollarına attığımda muazzam bir kaset fırtınası esiyordu. Kasetler tüm dünyada diğer formatlarla maliyet açısından kafa kafaya yarışırken bizde sudan ucuzdu ve bu nedenle de yabancılar tarafından koli koli, bavul bavul yurt dışına götürülüyordu. Hızına rüzgârın bile yetişemeyeceği ölçekte bir kaset üretimi söz konusuydu. Kabaca düşündüğünüzde bu kasetlerin nizami yollardan bu hızda bir fabrikada hazırlanması olanaksızdı. Kasetlerin hızlıca nasıl üretildiğine o yıllarda tanık olduğumda ise neredeyse küçük dilimi yutacaktım. O makineyi ilk kez gördüğümde şapkam havaya uçtu ve aklıma Sait Faik Abasıyanık’ın “Alemdağ’da Var Bir Yılan” adlı hikâyesi geldi: “Vay canına” dedim, “Unkapanı’nda var bir Atılgan uzay gemisi!”

Unkapani_2) halim ener ve esi nedret ener
Kaset dolum makinesinin mucidi Halim Ener ve eşi Nedret Ener evliliklerinin ilk yıllarında…

Makine Mucidi Baba ve Yönetmen, Senarist Oğul
Dükkânın bir duvarını boydan boya kaplamıştı. Çaresizlik ve ihtiyaçların insan zekâsını nasıl devreye soktuğunun kanıtıydı bu makine. İnsanımıza, bizim kültürümüze has bir yaratım ve üretim biçimiydi. Takdirle karışık hayretle seyrettiğim pratik çözüm mucizesi bu makinenin mucidi Halim Baba lakaplı Halim Ener idi.
***
Hem yaşça herkesten büyük hem de biraz asabi görünmesine karşın babacan biri olduğu için Halim Baba diye hitap ediyordu herkes ona Çarşı’da. Dört çocuğu vardı; bir kız, üç erkek… Erkek çocuklarından ikisi “çocuk çırak” olarak yanında çalışmıştı; biri Bedii, diğeri Nezihi. Diğer oğlu Vecihi ise babasının işiyle ilgilenmiyor, sinemacı olma arzusuyla yanıp tutuşuyordu. Bu tutku üzerine okumakta olduğu ortaokulu bile terk etmeyi göze almıştı. Baba ise demokrat ve aydın görüşlü bir insan olduğundan oğluna kızmıyor, baskı yapmıyor, karışmıyordu. Şakayla karışık, “Ne hâlin varsa gör!” deyip rahat bırakmıştı onu.

Nihayetinde oğlan başarmıştı. Koçum Benim, Haziran Gecesi, Mahallenin Muhtarları gibi yapımlarla tanınan görüntü yönetmeni, yönetmen ve senarist Vecihi Ener idi bu çocuk.

Atatürk’ü Misafir Eden Aile ve Bir Askerlik İzi
Yedi kuşak Ankaralı Urgancılar sülalesinden geliyordu Halim Baba. Babası Aptül Bey, Atatürk’ün ilk kez Ankara’ya gelişinde karşılayan, köşklerinde misafir eden kişiydi. Halim Baba ise elektronik okumuş, bu esnada amatör olarak da boks yapmıştı. İri kıyım, dağ gibi bir adamdı ama kulağı ağır işiyordu, dipten azıcık duyuyor, cihaz kullanıyordu. Kulağının sağırlığı zannedildiği üzere boks yaptığı günlerden kalma değildi; askerlik günlerinde kullandığı uçak piste çakılınca başına gelmişti bu araz. Belki de bu sağırlık yüzünden konuşkan değildi ve uzaktan bakınca asabi görünmesine sebebiyet veriyordu. En çok sinirlendiği kişi de bulunduğu kata her gün uğramadan edemeyen, en tiz perdeden “Simitçiii!” diye bağıran simitçiydi.

Unkapani_3) nedret ener

Halim ve Nedret Ener…
Çalışanlarına babalık ederdi, yanında çok insan yetişmişti Halim Baba’nın, örneğin başından sonuna kadar yanında olan bir çırağı daha vardı, Behçet adında. Behçet’in ömrünün üçte ikisi onun yanında geçmişti. İnsan sarrafıydı Halim Baba, işinde son derece ciddi ve disiplinliydi.

Halim Baba’nın da çarşıya ilk gelen tüm esnaf gibi bir Doğu Bank geçmişi vardı ama onunki esnaflıktan değil, eşi Nedret Hanım’dan ötürüydü. Nedret Hanım bir 45’lik doldurmuştu, Hülya Plak’tan. A yüzünde “Bir Plak Yolladım Sana”, B yüzünde ise “Şeytana Uyduk Bir Kere” adlı şarkılar vardı. Nedret Hanım’ın şarkıcılık macerası tek plakla sınırlı kalmış, ardından peş peşe gelen dört çocuktan ötürü evine çekilmişti.

Unkapani_3) nedret ener plak a
Halim Baba’nın eşi Nedret Hanım bir 45’lik plak çıkarmıştı, Hülya Plak’tan. A yüzünde “Bir Plak Yolladım Sana”,
Unkapani_3) nedret ener plak b
B yüzünde “Şeytana Uyduk Bir Kere” adlı şarkılar bulunuyordu.

Türkiye’de İlk Kaset Dolum Makinesi…
Seksenli yılların başında Türkiye’de kaset dolum fabrikaları yoktu. Herkes kendi kaydını elindeki kısır imkânlarla, çift kasetçalarlarla kendisi yapıyordu. Göbek etiketleri de Cağaloğlu’nda bir matbaaya bastırılıyor, sonra hepsi tek tek elle kasetlerin üzerine yapıştırılıyordu. Kasetin üstünde sanatçının ve albümün adı vardı, diğer bilgileri basacak klişeler sonradan çıkmıştı. Ancak bu üretim şekli son derece hantaldı ve ihtiyacı karşılamıyordu. Halim Baba da bu boşluğu dolduran ilk kişi olmuştu. Türkiye’de ilk kez bir kaset dolum makinesini üretmişti. Mekanik ve elektronik bilgisi fevkaladeydi, kimin teknik konularda başı sıkışsa soluğu onda alırdı.

Unkapani_4) kaset iç etiket kalip
Kasetler dolduktan sonra sıra baskı aşamasına gelir. Matbaada etiketleme sistemiyle yapılan işlemler zaman alıcı ve masraflı olduğu için kasete ait bilgiler daha sonraları çelik klişe üzerine oyulmuş bir slikon baskı sistemiyle yapılmaya başlandı.

Dükkânı çarşının beşinci bloğundaydı. Hem kaset dolumu yapıyor hem de bu dolum ünitelerini (Biz ona kaset doldurma makinesi diyelim.) üretiyordu. Ürettiği makinelerin aslında çok basit bir düzeneği vardı. Araba teypleriyle başlamıştı üretime. Bunları birbirine paralel bağlayarak çoklu üretim yapıyordu ancak sonradan düşük kalitesi nedeniyle kasetçalar mekaniğine geçmişti.


“seksenli yılların başında türkiye’de kaset dolum fabrikaları yoktu. herkes kendi kaydını elindeki kısır imkânlarla, çift kasetçalarlarla kendisi yapıyordu.”

İlk yaptığı makine dikey değil yataydı ve 10 kaset kapasiteliydi. Bunu büyücek bir masanın üzerine yatırarak kullanıyorlardı. Sonradan kapasiteyi arttırmak ihtiyacı doğunca çareyi bu makineyi dikey formatta duvardan duvara üretmekte bulmuştu. Tek tek üzerindeki (O zamanlar Almanya’dan gelen) kayıt mekaniklerini alıp bir şasenin üzerine yerleştiriyordu. Bu mekanikleri yurt dışından permi ile getirilen kasetçalarlardan söküyor, çalma kafasını ayırıyor, sadece kayıt kafasını alıp metal panonun üzerine yerleştiriyor, bunları devreler vasıtasıyla birbirlerine bağlıyordu.

02984bd2-031a-4623-9d57-8cc5e0f63f85
Kasetlerin iç etiketleri yapıştırıldıktan sonra sıradaki iş, kapakları ile birlikte kutulara yerleştirmekti ki bu da tek tek elle yapılıyordu.

Birden fazla ünite birbirine paralel bağlanarak kayıt yapılabiliyordu. Makinelerin arasında amfiler bulunuyor, bunlar aracılığıyla birbirlerine bağlanıyor; örneğin yüzlük beş ünite bağlanarak tek seferde 500 kaset doldurma imkânı yakalanıyordu. Dolum ayarları çok kritikti. Dolum başlamadan evvel bu ayarların muhakkak yapılması gerekiyordu çünkü en ufak bir hata o partinin çöpe gitmesi demekti. Bu makinenin üzerinde VU-meter’ler bulunan bir tür ekolayzır bulunuyordu ve ayarlar onun üzerinden yapılıyordu.

Kasetleri dizmeden önce her kaydedicinin kafası tek tek saf alkolle siliniyordu. Her 100’lük makinenin başında bir eleman bulunuyor, ilk sıradaki “kayıt” dediğinde hepsi birden master çalıcının düğmesine aynı anda basıyordu. O an 500 kaset birden kayda geçerdi. Kasetlerin A yüzü dolduğunda, otomatik olarak stoplardı. O zaman elemanlar kasetlerin B yüzlerini çevirir ve aynı işlemi yapardı. Kayıt bittiğinde herkes makinesindeki kasetleri çıkarıp kendi önüne koyar, kontrol işlemine başlardı. Altıgen biçiminde 50 tane kaseti birden alan, bakırdan yapılmış bir çubuk vardı. İki deliği var; takıyorsun, çeviriyor.

Bu çevirme işlemini kontrol teyidi olarak yaparlardı. Kontrol bittikten sonra şayet B yüzü A yüzünden kısaysa bant başa sarılır, ardından etiketler hazırlanırdı. Göbek etiketini yapıştırıp içine daha önce konmuş kutulara yerleştirirler ve ütü makinesinde tek tek jelatinlerlerdi. 10’luk kutulara yerleştirilmelerinin ardından da hangi sanatçının hangi albümü olduğunu gazlı kalemle üzerine yazarlardı: Örneğin Duran Duran topluluğunun “Arena” kaseti… Son yolculuk ise 200’lik koliler olurdu.
***

Teknolojik Gelişmeler ve Bir Devrin Kapanışı
Halim Baba ilk dönem ağırlıklı olarak Yeşil Giresunlu’nun başında olduğu Balet Plak’ın işlerini yapıyordu. Ancak bazı firmalar kayıtlarını kendileri yapmak istemiş; bunun üzerine ona makine siparişi vermeye başlamıştı. Birdi, ikiydi derken tüm çarşı kapısını çalmaya başlamıştı. Kaset doldurma makinesini farklı kapasitelerde; isteyene 30’luk, isteyene 50’lik, isteyene 100’lük olmak üzere sipariş üzerine yapıyordu. Örneğin Halim Baba EMI firmasının mümessilliğini alan Kent’e de her biri 100 kapasiteli beş dolum makinesi yapmıştı.

Kasetler 30-45-60-120 dakikalık olup, kayıt işlemi tamamlanmadan evvel, içine kaydedilecek albümün süresine göre de kesilerek kısaltılabiliyordu.

kasetmakinesi
Kasetlerin 200’lük kolilere girmeden evvelki son işlemi, yine elle tel tek yapılan jelatinlemeydi. Bu ütüye benzer ısıtılmış bir plakanın üzerinde yapılıyordu. 

Piyasada format olarak kaset patlamıştı. Askerden yeni gelen biri vardı çarşıda, adı Kemal (Kevork) Olva… firmasının adından dolayı Polin Kemal diyorlardı. Müzisyendi ve kayıt teknolojilerine meraklıydı. O da kaset dolum işine girince Halim Baba’nın makinelerini modifiye ederek geliştirme ihtiyacı duymuştu. Halim Baba’nın yaptığı devrelerin hepsi bir yerden bağlıydı. Arka kısma bağlanan bir su motoru kayışlar vasıtasıyla üniteye bağlanıyordu. Bu da hafif bir dip gürültüsüne sebebiyet veriyordu. Yanı sıra başka teknik sorunlar da mevcuttu. Polin Kemal önce hızlı devirden yavaş devire dönmüş, kaydedici mekanikleri yenilemişti. Bu da başta dip sesi yok etmiş ve kayıt kalitesini arttırmıştı. Kültür Bakanlığı’na başvuruda bulunarak “Kapasite Raporu” almış ve bu işi ufak ufak devralmaya başlamıştı.

Bandrolü önce dolumcular alıyordu ama sonra yasalar değişince bu işi plak firmaları yapmak zorunda kaldı. Bu da Halim Baba’nın yaptığı iş kalemlerinden birinin daha azalması anlamına geliyordu. Zamanla plak fabrikaları açılmaya başladı; önce Plaksan kuruldu, ardından sırasıyla Nora, Kamel ve Raks geldi. Bunlar boş kaset üreten fabrikalarken, üretim teknolojileri gelişmeye ve dolu kaset üretmeye başlayınca Halim Baba’nın işleri azalmaya başladı. Zaten fabrikaların seri üretimleri maliyetleri de düşürmüştü. Zeki adamdı Halim Baba; hemen anlayıverirdi gelmekte ve gitmekte olanı. Bir devrin kapandığını çarşıdaki heyecanlı devinimden net olarak görüyordu. Milenyuma girilirken tasını tarağını topladı ve çarşıyı terk ederek kendini emekliye ayırdı.

Halim Baba bu işe seksenlerin hemen başında başlamış, 2000 yılına ramak kala kapatmıştı. Yani yaklaşık 20 yıllık bir macera olmuştu bu iş onun için. Unkapanı piyasasının tarihinde kritik bir zaman dilimine damgasını vurmuş ama perde arkasında kalmış gizli kahramanlardan biriydi. Çok insan onu tanımadı ama plakçılar çarşısı tarihimizin bir dönemini kavramak adına kritik adamdı. Gözümde âdeta bir Edison ya da Gutenberg idi, icat ettiği makinenin başında dikilen (Kaptan Kirk değil) bir Mr. Spock idi. #