cumhuriyet’in kurucu kadrosu, rejimin bekası ve modernleşme projesinin başarısı için ideal türk kadınının çağdaş, çalışkan ve özverili bir yurttaş; vatana ve millete faydalı nesiller yetiştirecek “iyi anne” ve “iyi eş” olmasını hedefler ve bunun için çeşitli inkılaplar yapar. kadının kamusal alandaki imajı ise inkılaplara doğrudan konu olmasa da ele alınan meselelerin başında gelir. atatürk döneminde düzenlenen güzellik yarışmaları, bu bağlamda osmanlı ile bağını keserek çağdaşlaşan yeni türk kadınının imajının ve ulusal öz güvenin yaratılmasında önemli bir işleve sahip olur.
İlk Güzellik Yarışmaları
Türkiye’de ilk güzellik yarışması Miss Globe International’ın çatısı altında, 1925 yılında İpek Film Şirketi tarafından Melek Sineması’nda düzenlenir. Birinci olarak seçilen Araksi Çetinyan, sinemada yer gösterici olarak çalıştığından yarışma sonucunun şaibeli olduğu söylentileri çıkar, yarışma iptal olur.1 Cumhuriyet dönemindeki kurumsal güzellik yarışmalarının selefi sayılan ilk etkinlik ise Cumhuriyet gazetesi tarafından organize edilen “Güzel Bacak Yarışması”dır. 30 Ağustos 1925’te Atatürk’ün Kastamonu’da şapka giymesinden sonraki günlere rastlayan, 4 Eylül 1925 tarihinde, -şimdiki Gezi Parkı’nın yerinde bulunan- Taksim Bahçesi’nde yapılan yarışmayı, başvuruda bulunan dört kişinin arasından o sıra Amerikan Koleji’nde okuyan Enise isimli bir kız kazanır. Benzer bir yarışmayı 1931 yılında Vakit gazetesi de düzenler. “En güzel bacak kimin?” sloganıyla halka duyurulan, müstearla (takma ad) katılımın kabul edildiği organizasyona başvuran adaylardan bacak bileğinin, baldırın ve diz kapağının kalınlığı, bacağın uzunluğu gibi ölçülerin yanı sıra -çoraplı veya çorapsız- çekilmiş bacak fotoğrafları talep edilir. Aday olan kızlardan her gün birinin bacak fotoğrafı gazetede yayımlanır.2
KAYNAK: DEPO PHOTOS
4 Şubat 1929 tarihinde, “Türkiye’nin en güzel kadını kimdir?” sorusuyla başlatılan başvuru sürecinde, Cumhuriyet gazetesi çeşitli yazı ve haberler yayımlayarak, Avrupa’da ve Amerika’da bu gibi yarışmalara katılan kızların sinema ve tiyatro yıldızlığına yükseldiği başarı hikâyelerini paylaşarak yarışmaya katılımı arttırmaya çalışır. Kadın bedenine atıfta bulunmaktan kaçınan gazete, daha ziyade yarışmanın yeni Türk kadını imgesi yaratmasına, kültürlü, eğitimli ve faziletli anneler ve kadınlar yetiştirilmesine hizmet ettiğini vurgular. Yarışmaya katılan adayların 16 ila 25 yaş aralığında olmaları gerektiği, yalnızca yüz güzelliği değil, endam tenasübünün (boy pos uygunluğu) de arandığı yarışmaya her “namuslu” Türk kızının katılabileceği, ırk, din ve mezhep farkı gözetilmeyeceği, “bar kadınlarının” yarışmaya katılamayacağı, arzu edenlerin yarışmaya müstearla katılabileceği gibi şartlar da halka iletilir.
İlk Resmî Türkiye Güzellik Yarışması
Resmî ilk “Türkiye Güzellik Yarışması” Cumhuriyet gazetesinin öncülüğünde 1929 yılında gerçekleşir ve bu gelenek 1933 yılına dek devam eder. Bu dönemde güzellik yarışmalarının Cumhuriyet gazetesi tarafından organize edilmesi tesadüfi değildir. Zira Cumhuriyet gazetesi resmî ideolojinin o günkü yayın organı olduğundan, muhakkak ki böyle bir organizasyon iktidar kadrolarının isteği ve siyasi hedefleri doğrultusundadır. Nitekim bu etkinlikler, önemli siyasi hadiseler gibi manşette yer bulur.
“4 şubat 1929 tarihinde, ‘türkiye’nin en güzel kadını kimdir?’ sorusuyla başlatılan başvuru sürecinde, cumhuriyet gazetesi çeşitli yazı ve haberler yayımlayarak, avrupa’da ve amerika’da bu gibi yarışmalara katılan kızların sinema ve tiyatro yıldızlığına yükseldiği başarı hikâyelerini paylaşarak yarışmaya katılımı arttırmaya çalışır.”
Yarışmaya 125 kişi başvurur ve adayların başvuru sırasında gönderdiği fotoğraflar her gün gazetede yayımlanır. Adayların seçimi sırasında okurların da fikri alınır, hatta gazeteye kuponla fikir beyan eden okurlara kura ile hediyeler verilir. Böylece yarışmanın halk arasında popülerleşmesi sağlanır.
Başta Bedia Muvahhit, Abdülhak Hamit Tarhan ve eşi Lüsyen Hanım, Halid Ziya Uşaklıgil, Peyami Safa, Sabiha ve Zekeriya Sertel, Cenap Şahabettin, Hüseyin Rahmi Gürpınar, İbrahim Çallı, Vasfi Rıza Zobu, Nazmi Ziya Güran, Namık İsmail ve Mesut Cemil Tel olmak üzere hatırı sayılır isimlerden meydana gelen bir jüri, final yarışmasında Feriha Tevfik’i birinci, Semine Nihat’ı ikinci, 1925 yılında Melek Sineması’nda düzenlenen yarışmada birinci seçilen ve sonrasında tacını yitiren Matmazel Araski’yi ise üçüncü olarak belirler. Feriha Tevfik bu yarışmadan elde ettiği derece sayesinde çeşitli filmlerde, tiyatro oyunlarında rol alır, plak doldurur.
“Millî Bir Vazife”
1929 yılında yapılan güzellik yarışması, zaman zaman muhafazakâr ve muhalif eleştirilere hedef olsa da Türk halkı tarafından olumlu karşılanır. Kadının statüsü ve dış görünüşüne dair geleneksel algıyı değiştirmede bir merhale olur. Öyle ki bu rüzgârı arkasına alan Cumhuriyet gazetesi 9 Ocak 1930 tarihinde “millî bir vazife” diye nitelendirdiği bir başka yarışma daha düzenler. Çeşitli mağazalar, terzihaneler, kuaför salonları yarışmaya destek vereceğini açıklar. Kırk dört başvurunun arasından Mübeccel Namık Hanım birinci, şansını bir kez daha denemek isteyen Feriha Tevfik ise ikinci olur. Paris’te düzenlenen Avrupa Güzellik Yarışması’na ve Rio de Janeiro’daki Dünya Güzellik Yarışması’na katılan Mübeccel Namık Hanım, bu yarışmalarda derece alamaz ancak yurt içinde ve yurt dışında Türk kadınının değişimini ele alan çok sayıda yazıya konu olur. Basında Mübeccel Namık Hanım’ın voleybol oynamasının, bu yarışmada öne çıkmasında etkili olduğu vurgulanır, Türk kızları spora teşvik etmeye çalışılır.
Mübeccel Namık Hanım’ın katıldığı uluslararası yarışmalarda derece alamaması, yarışmalara duyulan ilgiyi bir müddet için azaltsa da Cumhuriyet gazetesinin tanıtımları sayesinde 1931 yılındaki yarışmaya katılım yoğun olur. Finalde Naşide Saffet Hanım birinci, Saniha Hanım ikinci, Selma Hanım üçüncü seçilir. Naşide Saffet Hanım’ın öğretmen oluşu çeşitli tepkilere yol açar ve Maarif Nezareti’nden kendisine uyarı gelir. Öğretmenliği bırakan Naşide Saffet Hanım daha sonra katıldığı Avrupa Güzellik Yarışması’nda dördüncülük derecesine erişir, bunun yanı sıra güzel göz kraliçesi de seçilir.
Dünya Güzellik Kraliçesi: Keriman Halis
1932 yılında düzenlenen yarışmada, edebiyat ve sanat dünyasının başını çektiği maruf isimlerden oluşan jüri, Keriman Halis’i güzellik kraliçesi seçer. Fevziye Okulları’ndan mezun, Fransızca bilen, yüzmeye, biniciliğe, dikiş dikmeye ve yemek yapmaya ilgisi olan Keriman Halis’in büyük dedesi Şeyhülislam Hasan Fehmi Efendi, bir diğer dedesi Sultan Abdülaziz’in başmabeyincisi Hurşit Bey, amcası operet bestecisi Muhlis Sabahattin Ezgi, halası ise bestekâr Neveser Kökdeş’tir. Keriman Halis, sahip olduğu niteliklerin yanı sıra kökleri Osmanlı’ya dayanan, sanatla iç içe bir aileden gelmesi sebebiyle basının ilgisini çeker.
Noter huzurunda yapılan yarışmadan sonra mazbatasını alan Keriman Halis’in şerefine Taksim Bahçesi’nde bir parti tertip edilir ve bu partiye daha önceki güzellik kraliçeleri de davet edilir. Parti halka açık, sokaklara ve caddeye taşan yirmi bin kişiye yakın bir kitlenin katılımıyla gerçekleşir.3
“keriman halis daha sonra belçika’da düzenlenen dünya güzellik yarışması’nda ‘dünya güzellik kraliçesi’ seçilir ve bu başarı uzun bir zaman ülke gündeminden düşmez. o, artık yeni türk kadınının idolüdür. cumhuriyet gazetesi ve diğer gazeteler ise ‘türklük’ kavramına vurgu yaparak bu başarının türklüğün batı ile rekabetinde kazandığı zaferin bir nişanesi, asırlardır dört duvar arasında kalan ve örtünmek zorunda bırakılan kadınlara haklarının teslimi olduğunu işaret eder.”
Keriman Halis daha sonra Belçika’da düzenlenen Dünya Güzellik Yarışması’nda “Dünya Güzellik Kraliçesi” seçilir ve bu başarı uzun bir zaman ülke gündeminden düşmez. O, artık yeni Türk kadının idolüdür. Cumhuriyet gazetesi ve diğer gazeteler ise “Türklük” kavramına vurgu yaparak bu başarının Türklüğün Batı ile rekabetinde kazandığı zaferin bir nişanesi, asırlardır dört duvar arasında kalan ve örtünmek zorunda bırakılan kadınlara haklarının teslimi olduğunu işaret eder.
1933 yılında ise o güne dek Turkuaz Salonu’nda gerçekleşen yarışma, bu kez Maksim Salonu’nda tertip edilir, sonuçları Tokatlıyan Oteli’nde açıklanır. Nazire Hanım birinci, Feriha Hanım ikinci olur. Ne var ki sonuçlara şike karıştığına dair olumsuz haberler çıkınca 1929 Ekonomik Buhranı sebep gösterilerek uzun bir müddet güzellik yarışması düzenlenmez. 1951’de yapılan yarışmada ise güzellik kraliçesi Günseli Başar olur. Günseli Başar, 1952 yılında Avrupa Güzellik Yarışması’nda birinci seçilir ve ülkemizin ilk Avrupa güzeli ünvanını alır.
Beden ve Moda Algısındaki Değişim
1930’lu yıllarda bu yarışmaların, toplumun dikkatini beden ve güzellik kavramına çekmesiyle kadınların bedenleriyle ilişkileri değişir. Gazetelerde ve dergilerde nasıl genç kalınacağı ve güzel olunacağıyla ilgili görüş ve öneriler geniş bir kesim tarafından ilgiyle takip edilir,
kozmetik ve güzellik ürünlerinin reklamlarına yer verilir. Güzellik kavramı ve ölçülerinin ne olduğu çeşitli tartışmalara konu olurken yarışmalarda derece alan kızlar da kimi zaman bu tartışmaların odağına yerleşir, eleştirilerin hedefi hâline gelir. Keza 1930 yılı Türkiye güzeli Mübeccel Namık Hanım’ın “kilolu” olarak görülmesi bu tartışmaları ayyuka çıkarır, aynı yarışmada ikincilik derecesi alan Feriha Tevfik’in, Mübeccel Hanım’ın kilolarına dair verdiği demeçle birlikte başlayan polemik o günlerin gündemine damgasını vurur.
Bu yarışmalar şehirli kadınların görünümlerini ve modaya bakışlarını da önemli ölçüde belirler. Güzellik kraliçesi seçilen kızların yarışma sırasında ve sonrasında basına poz verirken tercih ettiği giyim kuşam orta ve üst gelir grubundaki kadınlara örnek olur. Bunun farkında olan dönemin giyim, kundura ve kozmetik markaları, terzihaneler, kuaför ve fotoğraf stüdyoları bu yarışmalara destek oldukları gibi, derece alan kızlara hediyeler sunarak kendi reklamlarını yapmaya çalışırlar. Bilhassa Keriman Halis’in seçtiği giysiler geniş bir kesim nezdinde moda olurken kendisi yeni Türk kadınının simgesi hâline gelir.4
1929 ila 1933 yılları arasında gerçekleşen güzellik yarışmaları, kadın bedenine dair kimi tartışmaları beraberinde getirmiş hatta muhafazakâr cenah tarafından eleştirilere hedef olmuşsa da şu bir gerçektir ki bu yarışmalar, kadın bedenini estetik veya ekonomik bir çarkın parçası kılmakla ilgili değildir. Batı’nın Türk kadını hakkındaki yargılarını yıkarak kadın üzerinden çağdaş bir kimlik ve millî öz güven inşa etmek içindir.5 Basın ise bu öz güvenin inşasında her zaman olduğu gibi kaldıraç görevi üstlenir. #







