Tonlama: Farklı ses renkleri ve konuşmayı bestelemek…

Konuşmayı anlamlı kılan tonlamadır. Normal cümlelerdeki tonlamalarla, ünlemle biten ya da bileşik/uzun cümlelerde, soru ve yanıt cümlelerindeki tonlamalar başkadır. Yanlış tonlama, aslında yanlış vurgulamaya dayanır. Çok duygusal bir aşk şiirinin, kahramanlık şiiri tonlamalarıyla seslendirilmesini “yorum” olarak değerlendirmek mümkün değildir.

Kimi sözlerin anlamının tonlamaya bağlı olarak değişebildiğine, gündelik doğaçlama konuşmalarımızda ya da sunum yaparken pek dikkat etmiyoruz. Örneğin, “efendim” sözcüğü, değişik tonlamalarla farklı anlamlar kazanabilir. Çağrıldığımızda verdiğimiz “efendim?” yanıtında; saygılı bir sesleniş biçimi olarak “efendim…” derken; bazı TV sunucularının her cümleye “efendiiim… diye başlamalarında veya anlaşılmayan bir soruya verdiğimiz “anlayamadım efendim?” yanıtımızda farklı tonlamalarla (intonation) “efendim” deriz. Konuşurken birbirini izleyen seslerin alçalıp yükselmesine, yumuşayıp sertleşmesine veya tizleşip pesleşmesine göre tonlamamız değişir.

Geçen yıl yitirdiğimiz oyuncu, yazar ve eğitmen Can Gürzap, Söz Söyleme ve Diksiyon adlı eserinde tonlamayı şöyle tanımlıyor:

“Tonlama bir anlamda değişik ses renkleri kullanarak konuşmayı bestelemektir. Tonlama dilden dile önemli ayrılıklar gösterir. Her dil kendi cümlesini kendi özelliklerinden besteler. Bu da dillerin kendine özgü ezgisini oluşturur.”

Konuşmayı anlamlı kılan tonlamadır. Tonlamada cümlenin yapısı da önemlidir. Normal cümlelerdeki tonlamalarla, ünlemle biten ya da bileşik/uzun cümlelerde, soru ve yanıt cümlelerindeki tonlamalar başkadır. Bunu üç başlıkta inceleyebiliriz:

  • Düz (genel) ton
  • Yükselen ton
  • Alçalan ton

Örneğin, “Ne diyorsun” cümlesine iki farklı tonlamayla “soru” ve “şaşkınlık” anlamı verilebilir.

Bir başka örneği yine Can Gürzap’tan aktarayım: “/Ha:/ sözcüğü, alçalan tonla söylenirse “anladım!”; yükselen tonla söylenirse “ne var! efendim!” anlamlarına gelir.”

Yanlış tonlama, aslında yanlış vurgulamaya dayanır. Çok duygusal bir aşk şiirinin, kahramanlık şiiri tonlamalarıyla seslendirilmesini “yorum” olarak değerlendirmek mümkün değildir. Tonlamamıza özen göstereceğiz derken duygularımızı gereğinden fazla abartmamalı, anlam ve içerik bütünlüğünden uzaklaşmamalıyız. Tonlama ve vurgulama yanlışı yaptığımızda, söylediğimiz sözlerin doğal ezgisini bozmuş olur; anlam aktarımını, anlatım inceliklerini ve o sözlerin dinleyenlerde bırakmasını istediğimiz etkisini yok ederiz.

Tonlama ve vurgulamalarımıza özen göstermezsek, örneğin, Sait Faik Abasıyanık’ın “Hişt, Hişt!” öyküsünü sevdiklerimize yüksek sesle okuyabilir miyiz? “Hişt, hişt!” diyebilmek zordur:

“Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.
Hişt hişt!
Hişt hişt!
Hişt hişt!”

‘Evet’ dedik de, aslında neyi kastettik?

Suat Taşer’in Konuşma Eğitimi kitabından bir tonlama alıştırması.
Sözcüğümüz: Evet. Bu sözcüğü, karşısında belirtilen değişik anlamları içerecek biçimde tonlamaya çalışalım.
Evet (Kabul ediyorum.)

Evet (Öyle diyelim.)

Evet (Olsa da olur, olmasa da…)

Evet (Kesinlikle öyle)

Evet (Vay canına!)

Evet (Çok iyi anlıyorum)

Evet (Burama geldi!)

Evet (Anlat hele, sonra ne oldu?)

Evet (Kaç defa söyleyeceğim?)

Evet (Ama başka türlü de düşünebiliriz.)

Evet (Gerçekten, ne sevimli çocuk)

Evet (Allah cezanı versin!)

Evet (Peki efendim, hay hay.)