türk arkeolojisine büyük hizmetler vermiş, lübnan’ın sayda (sidon) kraliyet nekropolü kazılarından nemrut dağı kazılarına, osman hamdi bey’in yanında âdeta sağ kolu olmuş, müze-i hümayun’un gelmiş geçmiş ünlü arkeologları arasında yer almış theodor makridi bey’in nedendir bilinmez, çoktandır adı unutulup gitmiştir. oysa türk arkeolojisinin ilk büyük emektarlarından olan theodor makridi bey, hattuşa kazılarında ünlü kadeş antlaşması tabletini kendi elleriyle bulup gün ışığına çıkaran arkeologdur…
FOTOĞRAF: TURGAY TUNA ARŞİVİ
Çocukluğu, Eğitimi, Aile Yaşamı
Bir zamanlar, eski Bakırköy’ün sevilen, sayılan önemli şahsiyetleri arasında yer almış Theodor Makridi Bey, Osmanlı Devleti’nin Hazine nazırlarından Konstantin Makridi Paşa’nın yedi oğlundan biriydi ve oğulları arasında bilime, tarihe, coğrafyaya en meraklı olan çocuktu. Bu nedenle güzel bir eğitim almış, kendini mükemmel bir şekilde geliştirmişti. Makridi’ler, eski Bakırköy’ün batı tarafında yer alan Baruthane sınırının yanı başındaki Domuzdamı Mahallesi’nde, kırmızı Marsilya tuğlalı, demir kapılı, büyük parmaklıklarla çevrili büyük bir bahçenin ortasında yükselen güzel ahşap bir köşkte oturuyordu. Baba Konstantin Makridi Bey, küçük yaşında ailesiyle birlikte Makedonya’nın Blaçi yerleşiminden İstanbul’a göç etmiş, Haliç’te Fener Mahallesi’ne yerleşmişlerdi. Konstantin Makridi Bey, çocuk yaşlarında cep harçlığını çıkarmak için bir kahvehanede nargile tüttüren müşterilerin tömbekilerini yakıp tazeleyerek ateşçilik yapmış, uzun boylu olması nedeniyle de “Uzunoğlu”, yani Makridi lakabıyla çağrılmış, daha sonra da bu sıfat ailenin soyadını oluşturmuştur. Çocukluğunda kahve çıraklığı yapan Konstantin Makridi Bey’in okul hayatı çok başarılı geçer. Eğitimine, İstanbul’un en eski Rum okulu olarak bilinen Fener Mektebi’nde başlar, daha sonra da eğitimini Mekteb-i Sultani’de tamamlar.
1882 yılında, Osmanlı Hazine Nezareti’nde memurluğa başlayan Makridi Bey, otuz bir yıl sürecek devlet hizmeti süresince Hazine Müdürlüğü’ne, ardından da Hazine Nazırlığı’na getirilir ve çok başarılı hizmetler verir. Bütün bunların yanında, antik sikkeler koleksiyonu yapan döneminin ünlü nümizmatlarından biri olan Makridi Bey, yaşamının son demlerinde bu koleksiyonu Müze-i Hümayun’a hediye etmiştir.
Konstantin Makridi Bey, kendisi gibi çocuklarını da çok iyi şekilde yetiştirir. Büyük oğlu Aleksandros askerî hekim olmuş, ikinci oğlu Nikos Hariciye Nazırlığı’nda diplomat olarak hizmet vermiş, üçüncü oğlu Dimitrios Düyun-u Umumiye’de görev almış, dördüncü oğlu Filippos, mübadele döneminde Yunanistan Hükümeti adına saymanlık yapmış, beşinci oğlu Theodor ise babası gibi Mekteb-i Sultani’de okuduktan sonra Almanya’ya gönderilmiş, sanat tarihi ve arkeoloji eğitimi alarak Avusturyalı ünlü arkeolog Heinrich Glück ile ünlü Alman arkeolog Winckler’in yanında yetişmiştir.
Theodor Makridi Bey, Almanya’dan döndükten sonra Müze-i Hümayun’da çalışmaya başlamış, Yedikule’nin ünlü ailelerinden Dalla’ların güzel kızları Ağlaia ile evlenmiş, bu evlilikten de çocuk sahibi olmuştur.
“antik sikkeler koleksiyonu yapan döneminin ünlü nümizmatlarından biri olan makridi bey, yaşamının son demlerinde bu koleksiyonu müze-i hümayun’a hediye etmiştir.”
Bir Yazarın Anılarındaki Theodor Makridi Bey
Makridi Bey, evlendikten sonra Bakırköy Domuzdamı Mahallesi’ndeki baba evinden ayrılıp İstanbul Caddesi’nin Yenimahalle tarafında yeni bir eve taşınır. Komşuları, Makriköy Rum İlkokulu’nun müdürlüğünü yapan, aynı zamanda değişik Rum dergilerinde yazılar yazan Athina Yianniou, anılarındaki Theodor Makridi Bey’i şöyle anlatır:
“1902 yılında, Makridi Bey’i ve Ağlaia’yı yakından tanıma fırsatı bulmuştum. Madam Ağlaia çok güzel, alımlı, uzun boylu, fiziğinin yanı sıra erdemli özelliklere sahip bir kadındı. Babası Theodoros Dalla ve annesi Eleni Pitaridu, kız kardeşleri Eleni, Hristina, Androniki Yedikuleli idiler. Theodor Makridi Bey ile Ağlaia Yedikule’de tanışmış, büyük bir aşk ile birbirlerine bağlanıp evlenmişlerdi. Benim Theodor Makridi Bey’e olan hayranlığım 1908 yılında Lübnan’daki Sayda-Sidon kazılarının başlamasıyla daha da artmıştı. O zaman, Neo Pnevma dergisinin genel editörü idim. Sayda’dan İstanbul Müzesi’ne aktarılan yeni eserler, bizler için eşsiz bir haber kaynağı oluşturuyordu. Theodor Makridi Bey, 1900’lerden itibaren önemli kazılara başkanlık yapmaya başlamıştı. Anadolu’yu karış karış geziyor, arkeolojiye olan derin tutkusu onu yeni araştırmalara itiyor, antik Anadolu’nun her dönemi onu ilgilendiriyordu.
1902 yılında, Alman Arkeoloji Enstitüsü Genel Sekreteri Otto Puchstein ile Suriye, İran Körfezi ve Arkaik Babil’de ortaklaşa kazılar yapmışlar, 1906 yılında da Hattuşa ve Boğazköy’de ünlü Alman arkeolog Winckler ile yaptıkları kazılarda Hitit Kraliyet Arşivleri’nin kalıntılarına ulaşmışlardır. Bu kazılarda, dünyanın ilk diplomatik belgesi olan Mısır Kralı II. Ramses ile Hitit Kralı III. Hattuşili arasında imzalanan ünlü Kadeş Antlaşması’nın tableti gün ışığına çıkarılmıştır. Makridi Bey, 1910-11 yıllarında Trakya, Taşoz ve Makedonya’da yaptığı kazılarda birçok eseri İstanbul Müzesi’ne kazandırmış, bu kazılar sonrasında yazmış olduğu makaleler kendisini arkeoloji âleminde takdir ve şöhret sahibi yapmıştır.”
“en önemlisi, günümüzde istanbul arkeoloji müzeleri’nin eski şark eserleri binasında sergilenmekte olan, tarihin ilk yazılı barış antlaşması olarak bilinen kadeş antlaşması tabletini bulan kişidir theodor makridi bey.”
Hattuşa Kazılarında Gün Işığına Çıkarılan Kadeş Antlaşması Tableti
Orta Doğu’dan Anadolu’ya, Trakya’dan Makedonya’ya yaptığı kazıların yanı sıra İstanbul’da birçok araştırmaya imza atmış, Beykoz’daki Ayios Panteleimon Manastırı, Yedikule’deki Libos Manastırı ve Bakırköy’de yapmış olduğu kapsamlı kazılar; durmak, yorulmak bilmeyen Makridi Bey’in yaşamında önemli bir yer oluşturmuştur. Ancak, en önemlisi, günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin Eski Şark Eserleri binasında sergilenmekte olan, tarihin ilk yazılı barış antlaşması olarak bilinen Kadeş Antlaşması tabletini bulan kişidir Theodor Makridi Bey. Bu antlaşmanın ikinci ve üçüncü kopyalarının Mısır’da olması gerekmektedir ki günümüze dek henüz gün ışığına çıkartılamamıştır. Tabletteki metnin bir kopyası bugün New York’ta, Birleşmiş Milletler binasının girişinde yer almaktadır.
FOTOĞRAF: TURGAY TUNA ARŞİVİ
Yapmış olduğu tüm araştırmalarla Türk arkeolojisine kazandırdığı değerlere karşılık, ölümünden çok sonra, Makridi Bey’i çekemeyen kimi kıskanç birkaç meslektaşı kendisi hakkında tarihî eser kaçakçılığı yaptığına dair çirkin dedikodular yaymışsa da; yapılan titiz araştırmalar bu dedikoduların tam tersine, Makridi Bey’in ne kadar dürüst ve titiz bir şekilde çalışmış olduğunu göstermiş ve Türk arkeolojisine ne kadar büyük zenginlikler kazandırmış olduğunu kanıtlamıştır.
Atina’dan İstanbul’a Gelen Önemli Belgeler
Boğazköy’den Nemrut Dağı’na, Baalbek’ten Sayda’ya birçok kazıya katılan Makridi Bey, 1930 yılında İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nden emekli olduktan sonra yaşamının sonlarına dek Atina’daki ünlü Benaki Müzesi’nin müdürlüğünü yapmış, bu görev süreci içinde İstanbul ve Arkeoloji Müzeleri ile bağlarını koparmamış, bütün bunların yanı sıra Yunanistan’da kaldığı yıllarda bulmuş olduğu Osmanlı tarihi ile ilgili çok değerli kimi belgelerin İstanbul’a gönderilmesini ve Topkapı Sarayı’na kazandırılmasını sağlamıştır. Bir dönem Atina’da elçilik yapmış olan Ruşen Eşref Ünaydın’ın 1 Mayıs 1956 tarihinde, Dışişleri ve Topkapı Sarayı kayıtlarına geçmiş konuşmasının metninden aldığım şu satırları siz okurlarıma ve araştırmacılara aktarmayı, Theodor Makridi Bey’in anısına olan saygım nedeniyle bir borç ve görev olarak görmekteyim:
“…Bu belgelere nerede, ne zaman ve nasıl sahip oldum önce onu açıklayayım… Bunların hepsini, 1934 yılı ila 1939 yılları arasında, Yunanistan’da ilk elçiliğim zamanında Atina’da topladım. Bu nasıl oldu? Onu da anlatayım:
Benim elçi bulunduğum sıralarda, İstanbul Asar-ı Atika Müzesi’nde, zannederim müdür muavinliğinden emekliye ayrılmış Bay Makridi, hükümetimizin müsaadesi ile birkaç yıldan beridir, Atina’da Antuvan Benaki’nin çok değerli şahsi koleksiyonlarından vücuda getirip kurduğu ve milletine bağışladığı, Şark Güzel Sanatlar Eserler Müzesi’ni tasnif ve tanzim eden müdür sıfatı ile bulunuyordu. Ben, kendisi ile Türkiye’deki memuriyeti zamanından tanışırdım. Yeni elçiyi ve sefireyi, refikası ile birlikte tabii olarak ziyarete gelen Bay Makridi, Benaki Müzesi bahçesinin bir köşesinde, müdüre ayrılmış olan bir küçük köşkte oturmaktaydı. Bir akşam, Bayan Makridi ile birlikte Türk elçisi ve eşine bu evde hususi bir yemek verdi. Yemekten sonraki konuşmamız sırasında, oturduğumuz odanın gözüme çarpacak bir noktasına yerleştirilmiş, dolgunca üç dört büyük zarf üzerine dikkatimi çekti.
‘Bunlar nedir?’ diye sordum?
Manalı bir bakış ve gülümseyişle:
‘Açayım biraz tetkik buyurunuz. Mühim vesikalardır…’”
Theodor Makridi Bey’in, Ruşen Eşref Ünaydın’a gösterdiği zarfların içinde, Topkapı Sarayı’ndan çıkmış çok değerli belgeler yer alıyordu. Bunları, Ruşen Eşref Bey’e teslim ettikten sonra, geri kalan daha birçok başka belgenin bulunduğu satıcıyla bağlantı kurulur. Osmanlı Devleti’nin değişik dönemlerine ait; aralarında diplomatik mektuplar, fermanlar, tımar tezkereleri, hatt-ı hümayunlar, tevcihat defterleri gibi önemli parçaların yer aldığı 189 tarihî belge Theodor Makridi Bey sayesinde Ruşen Eşref Ünaydın tarafından satın alınır ve İstanbul’a gönderilir.
Theodor Makridi Bey, yerli, yabancı dergilerde, yaptığı kazı ve araştırmalarla ilgili birçok bilimsel makaleye imza atmış, kazılar yapmış olduğu Bakırköy’ün antik tarihi üzerine yazdığı kimi değerli makaleleri de Halkevi dergilerinde yayımlanmış ve ilk defa antik Bakırköy’ün adının Hebdomon olduğunu ortaya çıkarmıştır.
2002 yılında, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türk Sanatı Anabilim Dalı öğrencilerinden Uğur Cinoğlu’nun Theodor Makridi Bey üzerine hazırlamış olduğu yüksek lisans tezinde vurgulamış olduğu gibi:
“Osman Hamdi Bey’in yanında yetişmiş, son derece atak ve yorulmak bilmez bir genç oluşu, kısa zamanda Osman Hamdi Bey’in güvendiği elemanlardan biri olmasını sağlamış, müzeciliğin her kademesinde görev almış olması, çok önemli kazılarda bulunması, maceracı kişiliği, ayrıca birkaç dili bilen bir azınlık mensubu oluşu, onu son derece ilgi çekici hâle getirmiştir…”
Makridi Bey’in, genç yaşlarda evlendiği eşi Ağlaia’dan bir oğlu olur ancak Birinci Dünya Savaşı sırasında Bağdat’ta kaybettiği biricik oğlunun acısını yaşamı boyunca içinden atamaz. Maalesef, adı unutulmuş Theodor Makridi Bey, 1940 yılında 68 yaşında iken İstanbul’da vefat eder ve Bakırköy Rum Mezarlığı’nda yatan babası Ferik Konstantin Makridi Paşa’nın yanına defnedilir… #






