atatürk nutuk’ta, “halife heyulası” ile hareket edenlerin sadece türkiye’ye değil topyekûn islam’a düşmanlık ettiğini öne sürmüştü. atatürk’ün bu savını daha geniş çerçevede bir tarihsel genellemeye dönüştürmek de mümkündür. çünkü islam tarihinde baştan itibaren halifelik söz konusu olduğunda “ehl-i islam”ı sık sık felakete sürüklemiş bir tablo ortadadır. üstelik daha islam peygamberi ölüm döşeğindeyken zuhur etmiş bir tablodur bu…
Türkiye’de 3 Mart 1924’te halifelik kaldırıldığında belki de en büyük hayal kırıklığı Hint Yarımadası’nda yaşandı. Çünkü orada, kaderini on binlerce kilometre uzakta bir başka yarımadadaki bu kuruma bağlamış bir hareket vardı: 1919-1924 arasında beş yıl sürmüş Hint Hilafet Hareketi…
İngiliz sömürge yönetimine karşı mücadelenin Gandhi önderliğinde sürdürüldüğü Hindistan’da nüfusun dörtte birini oluşturan Hint Müslümanları bir ikilemle karşı karşıyaydı. Bir yandan ülkelerinin kurtuluşu için “Hindu kardeşleri”yle birlikte mücadeleye atılmışlardı ama bir yandan da bağımsızlık sonrasında ülkede Hindu çoğunluk içinde durumlarının ne olacağını kara kara düşünmekteydiler. İşte bu ikilemden çıkma ve kendilerine dinsel temelde güvence arama yolunda yüzlerini tüm dünya Müslümanlarının liderliğini temsil ettiği kanaatiyle işgal İstanbul’undaki hilafet makamına dönmüşlerdi. Dolayısıyla, İngilizlere karşı Hindistan’ın bağımsızlığı için “millî” mücadele ve ek olarak Müslüman kimliklerinin dayanağı saydıkları Hilafet topraklarının bağımsızlığı için “dinî” mücadele… Hint Hilafet Hareketi’nin özü buydu. Onun yörüngesindeki Hint Müslümanları, Anadolu’daki Millî Mücadele’yi de desteklemiş, hatırı sayılır maddi yardımda bulunmuşlardır.1
Tahmin edilebileceği üzere, savaş sonrasında doğan Cumhuriyet’te TBMM’nin hilafetin ilgası kararı Hint Hilafet Hareketi için tam bir yıkım oldu. Öncesinde Anadolu’daki savaşın muzaffer lideri olarak baş tacı edip “İslam’ın kılıcı” diye övdükleri Mustafa Kemal’e duydukları sevgi ve hayranlık hızla öfkeye dönüştü. Bu süreçte hareketin öncüleri arasında “Ali Kardeşler” namıyla meşhur iki kardeşten Muhammed Ali (diğeri Şevket Ali), yaşanan hayal kırıklığının esas nedenini de çarpıcı şekilde ve elbette kendi ideolojik yörüngesinden aksettiren şu sözü sarf etmiştir: “Allah insanı yarattı ve Şeytan da ulusu…”2
“Halife Heyulası”
Hilafetçi “Ali Kardeş”in sözü, âdeta tatlı bir rüyadan acı gerçeğe uyanma gibidir. Çünkü yeryüzünün ekonomik, teknolojik, kültürel ve politik bir dizi dönüşüm sonucu “ulus-devlet” realitesine dayalı yeni bir çehreye büründüğü zamanda, ulus-aşırı dinsel birliktelik idealini yansıtan halifeliğe yer de yoktu rağbet de… Zaten Türkiye’de lağvedilen halifeliği ihya etme yolunda İslam coğrafyasının bazı yerlerinde kendini gösteren girişimler de hep fiyaskoyla sonuçlanır. Milliyetçilik ateşiyle yanan bu topraklarda kimsenin gözü hilafeti görmemiş, halife olmaya yeltenen isimler sadece maskara olmuşlardır.3
Türkiye’de halifeliği kaldıran Cumhuriyet’in lideri ise “Milletler Çağı”nda böylesi İslam birliği (Panislamizm) iddiasına dayalı bir kuruma yer olmadığı hususunda gerçekçi noktadadır. Halifelik kaldırıldıktan sonra bazı İslam ülkeleri temsilcilerinin (belki son bir umutla) onun halife olmasını isteyen teklifini kendisine ileten, bir dönem Kızılay adına Hindistan’da da bulunmuş Antalya Mebusu Rasih Efendi’ye cevabı, bunu örnekler:
“İslamların bana olan teveccüh ve muhabbetlerine teşekkür ettikten sonra, dedim ki: Zatı aliniz ulemayı dindensiniz [din bilginisiniz]. Halifenin reisi devlet [devlet başkanı] demek olduğunu bilirsiniz. Başlarında kralları, imparatorları bulunan tebaanın, bana isal ettiğiniz [ulaştırdığınız] arzu ve tekliflerini ben nasıl kabul edebilirim. Kabul ettim desem, buna o tebaanın metbuları [başındakiler] razı olur mu? Halifenin emri ve nehyi [yasağı] ifa olunur [yerine getirilir]. Beni halife yapmak isteyenler emirlerimi infaza muktedir midirler? Binaenaleyh mevzuu [geçerliliği], medlûlü [kanıtı] olmayan mevhum [kuruntuya dayalı] bir sıfatı takınmak gülünç olmaz mı? … Efendiler, açık ve kati söylemeliyim ki, ehl-i İslam’ı [Müslümanları] bir halife heyulâsiyle hâlâ işgal ve iğfal [aldatma] gayretinde bulunanlar, yalnız ve ancak ehl-i İslam’ın ve bilhassa Türkiye’nin düşmanlarıdırlar.”4
Atatürk’ün “halife heyulası” ile hareket edenlerin sadece Türkiye’ye değil topyekûn İslam’a düşmanlık ettiği savını daha geniş çerçevede bir tarihsel genellemeye dönüştürmek de mümkündür. Çünkü İslam tarihinde başından itibaren halifelik söz konusu olduğunda “ehl-i İslam”ı sık sık felaketlere sürüklemiş bir tablo ortadadır. Üstelik daha İslam Peygamberi ölüm döşeğindeyken zuhur etmiş bir tablodur bu…
Peygamber’i Bile “Umursamadılar”!
İslamiyet’te halifeliğin başlangıcı Peygamber’in ölümünden sonraya tarihlenmekle birlikte hilafet meselesinin peygamber hayattayken de ipuçlarının bulunabileceği rahatlıkla ileri sürülebilir. Söz gelimi Abdülbaki Gölpınarlı hilafet, yani liderlik ve iktidar kavgasının Peygamber’in ölümünü dahi beklemediğini düşündüren şu kayıtları düşer:
“Hz. Peygamber vefatıyla sonuçlanan rahatsızlıklarında, ‘Bana bir kâğıt kalem getirin de size bir şey yazdırayım ki ondan sonra asla yol yitirmeyesiniz’ buyurdular. Ömer, ‘Rum şehirlerinden filan şehir feşman şehir öylece kalacak mı? Râsûlullah, bu şehirleri fethetmeden vefat etmeyecek; vefat ederse bile tekrar dirilmesini beklemeliyiz; netekim Musa Peygamber’i de İsrailoğulları beklediler’ dedi. Hz. Peygamber’in zevceleri Zeyneb, ‘Duymuyor musunuz’ dedi, ‘Râsûlullah size vasıyyet etmek istiyor’. Derken bir gürültüdür koptu. Hz. Râsûli Ekrem ‘Kalkın’ buyurdular. ‘Gidin’… Onlar gidince de Hz. Peygamber vefat ettiler. Açıkça anlaşılıyor ki bu vasıyyet yazılsaydı da ‘Hz. Râsûl kendilerinde değilken yazdırdı’ denecekti, çünkü sayıklıyor da dendi. Buhari’deki bir rivayete göre Ömer hazretleri, ‘Hastalık Râsûlullah’ın bütün duygularını kaplamış; elimizde Kur’an var; Allah’ın kitabı bize yeter’ demişti.”5
Gölpınarlı’nın Şii motivasyonla bunları yazdığını söyleyecekler çıkabilir ancak referans gösterilen hadisler “sahih” kabul edilmektedir. Her halükârda, Peygamber hayattayken iktidar kaygısıyla belirdiği kuvvetle muhtemel bu ihtilaflar, onun vefatından sonra çok daha bariz sökün etmiştir.
Ensar-Muhacir Kavgası
Peygamber ölür ölmez halifelik için bir seçim yapılmış görünse de aslında olan, farklı çıkar grupları arasında kıran kırana iktidar mücadelesidir. Bu süreçte Mekkeli “Muhacirler” Ebu Bekir derken, “Ensar” (Yardımcılar), yani Peygamber’in Mekke’de barınamadığı için sığındığı Yesrib’de (Daha sonra “Medinet ün-Nebi”, yani Peygamber’in Şehri) yaşayanlar farklı düşünmektedir. Onlar, Peygamber Mekke’de ve Kureyş’in içinde doğup büyüse de orada barınamadı; biz onu bağrımıza bastık, mücadelesine destek verdik; dolayısıyla onun halifesi bizden olmalı demektedir. Ama Medine’de de iki köklü kabile, Evs ve Hazrec arasında çok eskiye giden bir rekabet mevcuttur ve Mekke tarafı da bu rekabetten Ebu Bekir’in halife seçilmesi yolunda yararlanmıştır.
Tartışmaya biraz yakından bakalım: Ensar, “Ey Muhacirler! Siz bizim içimize girerek sığınmış bir topluluksunuz. Emirlik bizim hakkımız.” demektedir. Buna mukabil Ebu Bekir, “Ey Ensar! Allah Resulüne yardım ettiniz, fazilet ve şerefin ehlisiniz; fakat Arap sopları [soyları] eskiden beri Kureyşlileri tanır; biz emirleriz, siz vezirlersiniz.” der. Tartışma şiddetlenir, kavgaya varır, sonrasında Ensar, halifeliğin önce Kureyş’ten sonra kendilerinden olmasını ve böyle “nöbetleşe” sürüp gitmesini önerir. Muhacirler buna da yanaşmaz ve Ömer, Ebu Bekir’e dönerek, “Resul’û Ekrem seni namazda kendine halife tayin etti, elini ver sana biat edeyim.” der ve hop, Ensar’dan da bazıları koşup bu biate eşlik eder!..6
Bu oldubitti seçim, sorunu çözmez. Bir kere biat etmeyenler az değildir. Peygamber’in kızı Fatıma, Ebubekir’in halifeliğini hiç tanımamış, kocası Ali ise Fatıma’nın ölümünün ardından, gönülsüzce tanımıştır. Çünkü Peygamber’in “ehl-i beyt”i (ev halkı) olarak onlar cenazeyle meşgulken seçim sürecinin dışında kalmışlardı ve halifeliğin Ali’nin hakkı olduğunu savunan bir kesim de vardı.
Hangi Halifelik?
Sonrası daha beterdir. Ebu Bekir’in ardından bir dolu kanlı hadise, karanlık entrika ile Dört Halife Devri sürdü; üç halife (Ömer, Osman ve Ali) de öldürüldü. Ali ve Muaviye çatışması ile Amr b. Âs’ın hilekâr hakemliği sonucu 658’de hilafetin Emeviler’e geçmesi de vahimdir. Çünkü böylece, Peygamber’e karşı Mekkeli “müşrik”lerin önderliğini yapmış Ebu Süfyan ile Uhud Savaşı’nda Peygamber’in amcası Hamza’nın ciğerini söküp dişleriyle çiğnemiş Hind’in oğlu Muaviye, anne-babasının Peygamber’e kaybettiğini geri almış sayılır! Onun halifeliğinde eski kabilecilik düzeni, İslam adı altında ve “saltanat” formunda hortlamıştır.
Ancak Emevi halifeliği de öyle alabildiğine hâkimiyet kuramamıştır. Mekke’de Abdullah İbn Zübeyr, ikinci Emevi halifesi Yezid’in ölümü üzerine ortaya çıkan boşlukta hilafet ilan etmiş ve 10 yıl boyunca biri Mekke’de diğeri Şam’da iki halife boy göstermiş, bu süreçte de kan gövdeyi götürmüştür. Sonrasında Abbasiler döneminde de halifelik çoğuldur: Bağdat-merkezli Abbasi halifeliğine tepki olarak batıda Şii-İsmaili çeşniyle Mısır ve Suriye’ye hükmeden Fatımî halifeliği, buna tepki olarak daha da batıda Sünniliğin temsilciliğine soyunmuş Endülüs Emevi halifeliği eşzamanlıdır.
Yavuz Sultan Selim’le 16. yüzyıl başında halifeliğin Osmanlı’ya transferi de İslam dünyasının her köşesinde kabul görmemiştir. Aslında 13.-14. yüzyıllardan itibaren İslam’a hakkıyla hizmet eden her hükümdarın kendi topraklarında halife sıfatını hak ettiği görüşü geçerlidir. 19. yüzyılda Sultan II. Abdülhamid’le hilafet, bir dış politika aracı olarak “Panislamik” motivasyonla öne çıkarıldığında da bunu kabul edenler kadar “umursamayanlar” da olmuştur.7
Sözün özü, hilafet İslamiyet bünyesinde dünden bugüne “ittihat”tan (birlikten) çok “ihtilaf” (anlaşmazlık-çatışma) üretti. Peygamber’e halef arayışından çıkış bulan hilafet, ta en baştan Peygamber’in de İslam’ın da “hilaf”ına (aleyhine) işlerlik arz etti.
Dolayısıyla denilebilir ki Atatürk önderliğinde TBMM halifeliğin kaldırılmasına karar vermekle İslam’a iyilik yapmıştır. Öyle ki bu, Peygamber’e ölüm döşeğinde yaşatılanlara “kefaret” olarak dahi değerlendirilebilecek bir karardır. #







