Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Kadın Giyim Kuşamının Tarihsel Serüveni


tanzimat’tan cumhuriyet’e uzanan türk modernleşmesi, nüvesinde batı kültürünün yer aldığı çok yönlü bir dönüşüm projesidir. bu proje kapsamında önce tanzimat ve meşrutiyet dönemi yöneticileri, daha sonra ise cumhuriyet’in kurucu kadrosu halkın zihniyetini, davranışlarını, günlük hayatını düzenleyerek toplumu modernleştirmeye çalışır. bilhassa yüzyıllardır denetim altında tutulan kadınların kamusal alandaki varlıkları ve nasıl göründükleri her devirde ele alınan meselelerin başını çeker. türk modernleşmesinde kadın, millî kimliğin oluşmasında kritik bir figür, modern temsilin unsuru olur. kadınların giyim kuşamı ise bu projenin bir tezahürüdür.

Tanzimat Sonrası Giyim Kuşamdaki Değişim

Osmanlı Döneminde Kadınlar
Küçüksu’da Mihrişah Sultan Çeşmesi önünde kadınlar; Arap Bacı, seyyar satıcılar…

Osmanlı’da kadınlar her dönem geleneğin ve dinin sınırlarına uygun davranırken, Tanzimat’tan sonra kamusal alanda daha çok boy göstererek geleneğin sınırlarını genişletirler ve bu durum giyim kuşamlarına da yansır. Dışarıda tek parçalı, baştan aşağı uzanan kolsuz bir giysi olan çarşafı kullanmaya başlarlar. Kimi zaman da çarşaf yerine kışın çuhadan, yazın ise ipekli kumaştan dikilen, kolları bol, eteği yere kadar uzanan, yuvarlak veya “V” yakalı, cepli bir dış giysi olan feraceye ve burun ortasından başlayıp bütün göğsü kaplayarak göbeğe kadar inen yaşmağa meylederler.1 Peçe ve çarşafa ilgi ise Sultan II. Abdülhamid’in saraya mensup olmayan kadınları ferace giymekten men etmesinden sonra -çarşaf güvenlik gerekçesiyle yasaklanana dek- yeniden artış gösterir.2

İç giyim söz konusu olduğunda kadınlar entari, şalvar gibi giysilerini oya, dantel ve yaldızlı geniş parlak harçlarla süsler, bunu kıyafetlere pili ve yakaların eklenmesi gibi yenilikler takip eder. Bilhassa saray kadınları Paris modasını yakından izleyerek, oradan gelen model sayfalarını Beyoğlu’ndaki namlı terzihanelere gönderip elbiselerini diktirirler.

Kadınların kamusal alandaki davranışlarında ve giyim kuşamlarında meydana gelen değişim, kısa zamanda, sayıları gitgide artan gazete ve dergilerdeki yazarların üzerine kalem oynattığı meselelerden biri olur. Modernleşme ile gelenek yanlıları arasında zaman zaman kadın konulu ihtilaflar baş gösterir. Gelenekçi cenah, kadınların dışarı çıkmalarını, dans etmelerini, fotoğraf çektirmelerini, yüzlerinin görünmesini ve Batılı giyim kuşamı benimsemelerini olumsuz karşılarken, modernleşme yanlıları aksi görüştedir.

II. Meşrutiyet Dönemi
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin başlattığı isyan neticesinde 1908’de Sultan II. Abdülhamid, II. Meşrutiyet’i ilan eder ve yeni bir dönem başlar. İktidarın yeni paydaşı olan İttihat ve Terakki Cemiyeti zaman zaman otoriter eğilimler gösterse de şu bir gerçek ki 1908 ila 1918 yılları arasında, daha sonraki yıllarda bu dönemin “Cumhuriyet’in laboratuvarı” olarak isimlendirilmesine sebep olacak reformlar gerçekleştirilir. Bu reformların bazıları da kadınlara dairdir. Zira Halide Edib, Emine Semiye, Fatma Aliye, Nezihe Muhiddin, Şükûfe Nihal ve Ulviye Mevlan gibi isimlerin başını çektiği kadın hareketi kendi derneklerini, dergilerini kurarak kadın hakları konusunda çalışmalar yapmış, bu reformların yeşereceği iklimi hazırlamışlardır.


“halide edib, emine semiye, fatma aliye, nezihe muhiddin, şükûfe nihal ve ulviye mevlan gibi isimlerin başını çektiği kadın hareketi kendi derneklerini, dergilerini kurarak kadın hakları konusunda çalışmalar yapmış, bu reformların yeşereceği iklimi hazırlamışlardır.”

Giyim-Kusam_2) img437
Giyim kuşamdaki modernleşme, magazin basını ve kadın dergilerinin de etkisiyle yayılır. 1920’li yılların sonları ve 1930’lar.
FOTOĞRAF: İBB KÜLTÜR AŞ FAİK ŞENOL ARŞİVİ

Her daim olduğu gibi giyim kuşamda modernleşme akımı ilk göze çarpan yeniliklerdendir. Giyim kuşamdaki değişiklikler magazin basını ve kadın dergileri sayesinde ekonomik açıdan orta ve üst gelir grubuna mensup kadınlar arasında yayılır. Bu dönemde kadınlar ev içinde başlarını, süslü bir başlık, türban ya da başörtüsü ile kapatır. Ekonomik durumlarına göre taşlı ya da sade kemerle süsledikleri şalvar ve gömlek de sıkça tercih edilen başka bir kıyafettir. Üst sınıfa mensup kadınlar kürklü mantolarla, mücevher ve süs eşyalarıyla giyimlerini zenginleştirirken, deve kuşu tüyü ve iğneler kıyafetlerde dikkat çekici bir aksesuar olarak yer alır.3

Etekler ipek ya da yün kumaştan dikilir, pililer ve kırmalarla donatılır. Elbiseler ise gerdan ve boğazı kapatacak şekilde tüller ve dantelle süslenir. Karnı düz, beli ince gösteren korselerin kullanımı yaygınlaşır. Bluzların kolları büzgülü ve bilekleri örtecek şekilde uzundur.4

Dönemin gazete ve dergilerinde kadınların giyim ve kuşamına dair çeşitli görüşler yer alır. Bilhassa popüler bir dergi olan Kadınlar Dünyası’ndaki yazılar kadınların tesettürlerini kaldırmaya yönelik olmamakla birlikte daha ziyade peçe üzerinden ilerler. Peçenin kadını toplumsal hayattan dışlayan özelliğinin ve çiftlerin peçe yüzünden birbirini tanımadan evlenmelerinin üzerinde durulur. Kadın hareketinin hatırı sayılır simaları kadınların çağdaş bir görüntüye sahip olmaları gerektiğini her fırsatta dile getirir. Hatta Halide Edib’in Yeni Turan (1912) romanında peçesiz, başörtülü, mantolu kadın temsili yer alır. Çarşaf gitgide etek ve pelerin olarak iki parçaya ayrılarak Batılı tarz tayyörler içinde silikleşir.

Giyim-Kusam_3) Millî Mücadele esnasında Halide Edip (Adıvar) Hanım onbaşı iken.
Millî Mücadele esnasında Halide Edip (Adıvar) Hanım onbaşı iken.

Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti kendini topyekûn bir seferberliğin içinde bulur. Savaşa giden erkeklerden boşalan işlerde kadınların yer alması, haneyi geçindirme yükümlülüğünün onların sırtına binmesi de pratik ve rahat giyinmelerinin, çarşaf ve peçe kullanmaktan vazgeçişlerinin önünü açar. 1917 Bolşevik Devrimi’nden kaçan Rus mültecilerin İstanbul’a gelişlerinden sonra Rus kadınlarından Müslüman kadınlara sirayet eden sıkma baş türban modası da benzer bir şekilde çarşaf alışkanlığının azalmasına sebep olur.

1923 yılına gelindiğinde, çarşaf ve peçe kullanımının yerini manto ve sıkma baş almış, peçe ve çarşafta ısrar eden kadınlar ise peçe yerine ince bir tül veya pelerin, çarşafı ise modaya uygun bir şekilde kullanmaya başlamışlardır.

Giyim-Kusam_4) img575
Kadının görünüşü ve giysisi dönemin özelliklerine göre ideolojik bir enstrümana dönüşmüştür. 1920’li yılların sonları ve 1930’lar.
FOTOĞRAF: İBB KÜLTÜR AŞ FAİK ŞENOL ARŞİVİ

Cumhuriyet Dönemi ve Şapka Kanunu
Osmanlı kadın hareketinin de katkılarının bir neticesi olarak erken Cumhuriyet döneminde kadınlara yönelik yapılan -1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun ve 1926 yılında Medeni Kanun’un kabulü, 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi gibi- reformlar yalnızca kadınların erkeklerle eşit haklar elde etmelerini ve kamusal alanda görünür olmalarını sağlamaz, aynı zamanda kadınları yeni rejim için “ideal bir yurttaşa” dönüştürmeye çalışır. Bu minvalde yeni rejim için kadının görünüşü ve giysisi ideolojik bir enstrümandır. İdealize edilen kadın, eski dönemle bağlarını tamamen koparmış, “Erkeğe eş olan, çalışan ama eğlenmesini de bilen, ince bedenli, iyi giyimli ve ölçülü” kadındır. Bu kadının iş hayatında, sosyal hayatında, katılacağı kültürel ve sportif etkinliklerde kullanacağı çeşitlilikte giysiler gardırobunda mutlaka bulunmalıdır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk’ün kadınların giyim kuşamına yönelik tavrı yasaklamaya veya kanun çıkarmaya değil, modernliği teşvik etmeye yöneliktir. Nitekim Atatürk, kadınların modern olmalarını arzuladığını sık sık dile getirir, kadınların peçe takmalarından rahatsız olduğunu, tesettürün kadını toplumdan soyutlamaması gerektiğini yurt içi ve yurt dışı gezilerinde belirtir. Meclisinde modern giyimli ve kültürlü kadınları bulundurur. Hatta eşi Latife Hanım’ın çağdaş ve eğitimli duruşunun bütün kadınlara örnek teşkil etmesini ister.


“1925 yılında çıkarılan şapka kanunu her ne kadar kadınları doğrudan ilgilendirmese de giyim kuşam konusunda topyekûn bir değişim için işaret fişeği olur.”

1925 yılında çıkarılan Şapka Kanunu her ne kadar kadınları doğrudan ilgilendirmese de giyim kuşam konusunda topyekûn bir değişim için işaret fişeği olur. Bu rüzgârı arkasına alan Sivas, Tirebolu, Trabzon, Mersin, Rize, Adana, Ordu, Konya, Muğla, Sinop, Yozgat, Afyon, Aydın, Antalya, Maraş, Mardin gibi yerel yönetimler merkezden herhangi bir emir almadan peçe, çarşaf, peştamal ve şalvarı yasaklar.

Giyim-Kusam_5) img450 (1)
Şapka Kanunu doğrudan kadınlara yönelik olmasa da giyim kuşam konusunda değişim için işaret fişeği olur. 1930’lu yıllar.
FOTOĞRAF: İBB KÜLTÜR AŞ FAİK ŞENOL ARŞİVİ

Memleketin dört bir yanında çıkan yasaklara basın geniş yer verir, aydınlar arasında ihtilaflar baş gösterir. Ancak meselenin modernlik-geleneksellik dışında başka boyutu vardır ki, o da yoksul kadınların yeni kıyafetler edinmelerinin güçlüğüdür. Keza Vakit gazetesi ekonomik açıdan sıkıntı yaşayan kadınların manto giyebilmeleri için halkevlerinin maddi kaynak aradığından bahseder, terzilerden manto dikimlerinde ücret almamaları talebinde bulunur.5

Giyim-Kusam_1900'ler
1900’lü yılların başında kadınlar, İstanbul.
FOTOĞRAF: CENGİZ ÖZKARABEKİR ARŞİVİ

Kadınların giyim kuşamı zaman zaman güvenlik meselesi olarak da ele alınır. 1930 yerel seçimlerinde çarşaf ve peçe kullanarak erkeklerin fazla oy kullanmış olduğu, bu açıdan bu konunun gündeme alınması gerektiği dönemin gazetelerinde bildirilir. Hatta 1935 Seçim Kanunu’na kimliği ve yüzü belli olmayan seçmenlerin oylarının kabul edilemeyeceğine dair bir madde eklenerek yasaklamalar hızlandırılır.

Giyim-Kusam_6) img688
Kız Enstitüleri ve Akşam Kız Sanat Okulları, giyim kuşamın modernleşmesi ve halkla buluşmasında önemli bir işlev görür. 1920’li yılların sonları ve 1930’lar.
FOTOĞRAF: İBB KÜLTÜR AŞ FAİK ŞENOL ARŞİVİ

Seçimlerden sonra da peçe, çarşaf ve peştamal üzerine yerel yönetimlerce yasaklar devam ettirilir. Hatta bu mesele 1935 yılında düzenlenen CHP Kurultayı’na taşınarak hararetli tartışmalara sebep olur. Ülke genelinde kadınların kılık kıyafetine yönelik bir karar alınması tepkilere sebep olacağından bu konunun zamana bırakılmasına karar verilir ancak kadınların giyim kuşamını şekillendirecek birtakım mekanizmalar oluşturulur. Keza kadınların el becerilerinin gelişmesi, giyim ve sanat hakkında bilgilerinin artması amacıyla kurulan Kız Enstitüleri ve Akşam Kız Sanat Okulları giyim kuşamın modernleşmesi ve halkla buluşması açısından önemli bir işleve sahip olur.

Kadınlar, onlara, kamusal alanda çağdaş bir kimlikle var olmalarının yolunu açan Cumhuriyet reformlarının üzerinden bir asır geçmesine rağmen, hâlâ nasıl davranacaklarını, konuşacaklarını, güleceklerini ve ne giyeceklerini denetim altında tutmaya çalışan hegemonik erkekliğe karşı mücadele etmeyi sürdürüyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan zorlu hak arayışı serüveninde mücadele etmiş hemcinslerinden aldıkları mirası çoğaltarak bugün kendi yollarında emin adımlarla yürüyorlar. #

DİPNOTLAR
1 Çilem Tercüman, Türk Romanında Moda ve Toplumsal Değişim (1923-1940), İletişim Yayınları, İstanbul, 2018.
2 Deniz Güner, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kıyafet Yasakları”, RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, s. 37, 2023.
3 Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yayınları, İstanbul, 2010.
4 Fatma Barbarosoğlu, “Modernleşme Sürecinde Moda-Zihniyet İlişkisi”, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 1994.
5 Rıfat Aydın, “Türk Modernleşmesinde Bir Görünüm ve Değişim Temsili Olarak Kıyafet”, Abant Kültürel Araştırmalar Dergisi, s. 3, 2018.