Etiket: yerli üretim

  • 1870’ten 2025’e Ekonomide Ne Değişti?

    1870’ten 2025’e Ekonomide Ne Değişti?


    adalet ekonomiyi doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir. türkiye’de ulusal ya da uluslararası alanda adalete olan güvenin azalmasıyla ekonomiye olan güven ilişkisi dikkate alındığında bugün yaşanan krizin nedenlerinden biri de kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor. türkiye’nin hukukun üstünlüğü endeksi’nde 142 ülke arasından 117’nci sırada kendine yer bulabilmesi de bunun önemli bir göstergesidir.

    Adalet Tanrıçası ve Türk Bayrağı - Kreatif Stok
    Adalet her alanda olduğu gibi ekonominin de vazgeçilmezidir.

    Namık Kemal’in Uyarıları ve Bugünün Türkiye’si
    Yıl 1870… Avrupa’ya giden Namık Kemal Batı ülkelerinin medeniyeti hakkındaki izlenimlerini yurda döndükten sonra dile getiriyordu. Dönüp dolaşıp konu hep bilim, teknik ve sanayideki ilerlemelere geliyordu. Onun zihnini sürekli meşgul eden kavramlar söz konusuydu. Devamlı olarak hürriyet, hak, hukuk, adalet, kanun gibi bugün dahi üstesinden gelemediğimiz konulara kafa yordu. Yazdı, çizdi, konuştu, anlattı; “Devlet, padişah için değil millet içindir!” diyerek insanları uyandırmaya çalıştı. Aslında halkı uyandırmak gibi bir derdi olmasa belki de kimseyle ters düşmeyecekti. Hâliyle, “Biz padişah sayesinde bu hayatı yaşıyoruz…” diyen yandaşların padişahı doldurmasıyla sürgün üstüne sürgün yedi, dere tepe düz gitti. Zira durum bugün bile farklı değil… Yıl olmuş 2025, aradan tam bir buçuk asır geçmiş olmasına rağmen, hâlâ uyuyanla uyanık olanın sayısı yarı yarıya bu topraklarda…

    Namık Kemal
    Tarih Namık Kemal’i haklı çıkardı. Osmanlı’nın önce ekonomisi battı ardından da Padişah tahtını terk edip kaçtı.

    Namık Kemal her şeyi yurt dışından ithal ettiğimiz için kızıyor da kızıyordu. Bu işin böyle gidemeyeceğini anlatmaya çalışıyordu. Bugün mezarından çıkıp gelse, “Gömün beni!” diye yalvarırdı herhâlde… Onu kıstık, bunu kıstık, millette alışveriş yapacak para bırakmadık hatta altın ithal etmeyi yasakladık…

    2025 yılı Şubat ayında yıllık 85 milyar dolar dış ticaret açığı vermeyi başardık! Namık Kemal, Avrupa’yı bir kez dolaşıp gözlemledikten sonra, “Böyle bir ekonomi ancak çöküşe sürüklenir.” diyerek uyardı… Oysa bugün dünyayı karış karış gezen yöneticilerimiz, onun bu çarpıcı çıkarımını bile yakalayamadı.

    Tarih Namık Kemal’i haklı çıkardı. Osmanlı’nın önce ekonomisi battı. Padişah tahtını terk edip kaçtı. Genç Türkiye koca bir imparatorluğun borçlarını sırtlamak zorunda kaldı.

    Bugün ne ithal ediyoruz? Ağırlıklı olarak üretim için gerekli ara mallarını… Bu girdileri işleyip nihai ürüne dönüştürüyoruz. Peki, ara mallarını neden kendimiz üretemiyoruz? Yıllarca Türk Lirası’nı yapay olarak değerli tutma politikasıyla, ekonomiyi “güçlü” göstermeye çalıştık. Tıpkı bugünkü gibi… Küçük ve orta ölçekli yerli ara malı üreticileri ucuz ithal girdiyle rekabet edemedi. Ya kapandı ya onlar da ithalatçı oldu. Ekonomide bize kalan, düşük katma değerli montaj hattı… Namık Kemal’in söylediği gibi üretim yapısı değişmeli… Çok geç kalmadan 155 yıl sonra! Hâlâ neresini anlamadılar acaba? Katma değerli ürünlerdeki yetersizlik ise ekonomiyi kronik bir açıkla baş başa bırakıyor. Üretimi artırdığımızda ithal girdi bağımlılığı cari açığı şişiriyor. Azalttığımızda ise millî gelir düşüyor. Değişen tek şey artık sürgün yemiyoruz ama bedelini ekonomiyle ödüyoruz.


    “katma değerli ürünlerdeki yetersizlik ekonomiyi kronik bir açıkla baş başa bırakıyor. üretimi artırdığımızda ithal girdi bağımlılığı cari açığı şişiriyor. azalttığımızda ise millî gelir düşüyor. değişen tek şey artık sürgün yemiyoruz ama bedelini ekonomiyle ödüyoruz.”

    Şöyle bir tablo çizeyim gerisine siz karar verin. Mısır’da açılan Türk tekstil firmalarına ait fabrika sayısı 200’e ulaştı. Tüm sektörlerde Türkiye’den Mısır’a giden yatırımcı firma sayısı ise şimdilik 800 civarında… Niye gittikleri hiç sorgulandı mı? Gitmesinler diye önlem alındı mı? Zira yaşanan süreç yeni başlamadı. Artan üretim maliyetleri ve finansman sıkıntısı tekstil sektörünü çok zorladı. Rakipler dişli… Çin, Pakistan, Vietnam, Kamboçya… Ucuz iş gücünün diyarları… Üzücü ama gidene gitme diyemezsin. Haklı! Ne yapacak? Babasının hayrına zararına mal mı satacak? Şirket bu, nerede kâr görürse orada iş yapacak. Esas Türkiye çok istiyorsa yatırımcıyı kaçırmayacak. Keşke sorunumuz maliyetler olsa sadece…

    JP Morgan
    Amerikalı bankacı ve sanayici J.P. Morgan’ın “Bir işin temelinde para değil, güven vardır.” sözü sermaye akışı ve yatırım için önemini koruyor.

    TÜSİAD’ın Değerlendirmeleri ve İktidarın Tepkisi
    Türkiye’nin en köklü iş dünyası örgütlerinden TÜSİAD, ülkenin ekonomik ve demokratik geleceğine dair kritik uyarı yapmayı denedi. Sürdürülebilir büyüme, hukukun üstünlüğü ve demokratik standartların güçlendirilmesi adına, “Uzun vadeli istikrar için yargı bağımsız olacak, gerçek demokrasi hayata geçirilecek, herkes aynı kurallara göre oynayacak. Başka türlüsü, bundan da kötüsü…” falan dedi… Hâliyle yönetimin ayağına basınca Adalet Bakanı’ndan, “Türkiye eski Türkiye değil… Hiçbir kuruluş, kendisini milletin iradesinin ve hukukun üstünde göremez.” cevabı geldi. Bununla da kalmadı, ifadeleri de alındı. Ülkede demokrasinin geldiği nokta, “Sadece iyi şeyler söyleyebilirsiniz.” kıvamında… Eleştiri, “sakıncalı ifade suçu” kapsamına mı girdi? Öyle görünüyor sanki…

    Ekonomi dünyasının efsanelerinden J.P. Morgan’ın, “Bir işin temelinde para değil, güven vardır.” sözünü ve Paul Krugman’ın, “Ekonomide en büyük çöküşler, insanların yarın paralarının güvende olmayacağına inanmasıyla başlar.” tespiti aslında işin özeti…
    Bu saatten sonra kimse beklemesin daha iyisini… Türkiye’nin hukuk ile ilişkisi nasıl gidiyor sahi?

    Ekonomik Yatırımın Güvencesi: Hukuk
    “The World Justice Project” adı altında bir rapor hazırlanıyor her yıl… Bu öyle masa başında yazılan araştırma tarzında raporlardan değil… Yaklaşık 142.000’den fazla insandan görüş alınıyor. Az buz değil, 3.400’den fazla uzman çalışıp değerlendiriyor. Çıkan sonucu yatırımcı iş insanı gözüyle irdeleyelim. Sağlam paranız var, “Nereye yatırım yapsam?” diye düşünüyorsunuz. Gidip de Angola, Guatemala’ya veya Nijer’e gönül rahatlığıyla güvenip milyar dolarlık yatırım yapar mısınız? Yapın valla… Oralar, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre Türkiye’den daha iyi sıralamaya sahipler… Hele Zambiya, Togo, Kenya… Hukukun kaleleri hepsi bizimle kıyaslanırsa…

    2024 yılında tam 142 ülke arasında Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde, Türkiye kendine 117’nci sırada yer bulabildi.

    Hemen kendimize haksızlık yapmayalım. Kamboçya ve Afganistan’dan falan iyi çıktık şimdilik… Tamam, bu araştırma dış mihrakların, Türkiye’yi kıskananların yeni bir oyunu… Eyvallah ona şüphe yok da gel de bunu dünyaya anlat kolaysa! Sahi bana dünyada 115 ülke saysanıza… Sayamazsınız… Çok sağlam coğrafya bilseniz bile hafıza 70’lerde, 80’lerde kilitlenir… Yine de başarıp 116’ya gelirseniz biz 117’deyiz! Bunu böyle anlatıyorum ama meğer gayet iyi durumdaymışız Hukukun Üstünlüğü sıralamasında… Araştırmada “Hükümetin gücünün sınırlandırılması” diye bir klasman var. Sözde totaliter rejime kaç adım kaldığını sayar. Araştırılan 142 ülke arasında Türkiye 137’inci sırada… Belli ki Türk usulü başkanlık sistemi dünyanın gittiği yolun tam tersi! Durun yahu, bizden kötüsü var; Haiti…

    1870-2025_4) 465601334_18458439
    2024 yılında yayımlanan Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde, Türkiye kendine 142 ülke arasından 117’nci sırada yer bulabildi.

    “Rakamlar Avrupa, Hayatlar Afrika”
    Dünya bize güvenmiyor, biz bize güvenmiyoruz. Ülkede arkasına güvenen bir borazancıbaşı kaldı. Eh, artık o yapar bu ülkeye yatırımı! Bütün bunları içinizi karartarak yazıyorum ama ülkede herkesin yıllık ortalama geliri 15 bin 437 dolara yükseldi. Zenginleştik bayağı… Siz hissetmediniz mi? Ekonomi dünyasında veriler her şeydir, gücü tartışılmaz. Zira bu verilerin doğruluğu tüm ekonomik analizlerin temelini oluşturur. Bu verileri açıklayan kurum, iktidara sadakatinden onun çıkarlarını korumaya yönelik ayarlamalar yapıyorsa ne olur? Rakamlar Avrupa, hayatlar Afrika… Kâğıt üzerinde her şey güllük gülistanlık maşallah… Resmî rakamlarda “hızla zenginleşen” bir toplum, gerçek hayatta markete gidince kredi kartına taksitle gıda alıyor eve… İnsanlar evlenemez, çoluk çocuk yapamaz hâlde… Sahi o zaman kim zenginleşiyor bu ülkede? Nereye kadar sürdürülebilir? Yarattığı üretim azalması ne kadar tolere edilebilir? Anlamı, başa döneceğiz demektir. Sebep? Kötü yönetim! Yan etkisi? Fakirleştirir! #

  • “Yeni Türkiye”lerde Yerli ve Millî Ekonomi

    “Yeni Türkiye”lerde Yerli ve Millî Ekonomi


    türkiye siyasal tarihinin farklı dönüm noktalarında yer alan aktörler değişime öncülük ederken “yeni türkiye” yarattıkları iddiasında bulundular. “yeni türkiye” iddiasında bulunanlar milletin gerçek temsilcileri olduklarını düşündü. inşa edilen “yeni türkiye”lerin güçlenmesi ve bağımsız olabilmesi için de “yerli ve millî” bir ekonomiye sahip olması gerektiği söylendi. günümüzde çokça duyduğumuz bu kavramların asıl kökenleri ise 1908 sonrası ittihat ve terakki cemiyeti dönemiyle 1923 sonrası kemalist dönemde yatıyor.

    Yerli Malı Haftası
    Tasarruf ve Yerli Malı Haftası kumaş standı, 1930’lu yılların başı. 
    Yeni_Turkiye_2.1) yerli ve milli tohum
    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı, “Yerli ve Millî Tohum” vurgulu bir afiş.

    Erdoğan’ın “Yeni Türkiye”si
    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2015 yılında, “Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi”nin açılış töreninde şöyle demişti: “Yeni Türkiye mücadelemiz, bizim Kızıl Elmamızdır.” 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldikten sonra “Yeni Türkiye” ifadesi çokça duyulmaya başlandı. Yeni parti ve onunla ilintili yayın organlarının geçmişten kopuşu vurgulamak için kullandıkları bir ifadeydi bu. Yani AKP için mevzubahis olan sıradan bir hükümet değişimi değildi. Asıl olarak “Kemalist” dönem ve anlayıştan kopuş yaşandığı iddiasıydı. Günümüzde de “Eski Türkiye”-“Yeni Türkiye” karşılaştırması gündelik hayatta da aksini bulacak şekilde farklı biçimlerde ve içerikle yapılmaya devam ediliyor. Erdoğan’ın “Yeni Türkiye”sinde en fazla telaffuz edilen ve altı çizilen terkiplerden biri “yerli ve millî”dir. Erdoğan’a göre hem Türkiye’yi yöneten kadrolar hem de ekonomide üretilen her şey artık “yerli ve millî”dir. Bu dönüşüm Türkiye’yi yeni bir çağa taşıyacaktır: “Türkiye Yüzyılı”.

    Gazi’nin “Yeni Türkiye”si
    Tarihin bir ironisi olarak aslında bu ilk “Yeni Türkiye” iddiası değildi. 1923’ten sonra inşa edilen Kemalist rejim de “Yeni Türkiye” ifadesini yaygınlıkla kullanmıştı. Hatta Cumhuriyet’in ilanından önce dahi “Yeni Türkiye” lafzı ile hem yurt içinde hem de yurt dışında karşılaşmak olağan bir durumdu. 1923’te Ankara’ya gelen Ziya Gökalp burada yayımlanmakta olan Yeni Türkiye gazetesinde, “Yeni Türkiye’nin Hedefleri” başlıklı makale serisini tefrika etmeye Temmuz 1923’te başlıyordu. Böylece hem basında hem de seçkinlerin söyleminde yaşanan değişim ve dönüşümü vurgulamak için inşa edilen Yeni Türkiye’den bahsetmek sıradan bir hâl alıyordu. Aynı yılın başlarında Gazi Mustafa Kemal Paşa da 16 Ocak 1923’te İstanbul gazetecileriyle yaptığı sohbetinde geleceğe ilişkin olarak “Yeni Türkiye” ifadesini kullanmıştı.

    Yeni_Turkiye_3) Sümerbank Yarlı Malı Pazarı Akşam 11 Aralık 1935
    Adı, Mustafa Kemal Atatürk tarafından konulan Sümerbank 1933’te kuruldu.

    Tek parti dönemi boyunca eski rejim yani Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaştırmalar yeni rejimin değerleri çerçevesinde yapılacaktı. Kemalist Türkiye içeride ve dışarıda “Yeni Türkiye” olarak adlandırılıyordu. Örneğin Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1935’te yapılan 4. Büyük Kurultay’ı vesilesiyle bir yazı kaleme alan Falih Rıfkı Atay şöyle yazıyordu: “Yeni Türkiye Türk mayası ile yoğrulmuştur. Yeni Türkiye düzeni, birbirini tutan, birbirini tamamlayan, birbiri için işleyen, birbirine uygun cihazlarla örülmüştür.” Yani aynı 2002 sonrasında olduğu gibi modernleşme ve kalkınma hamlelerinin yanında Yeni Türkiye’yi tarif eden en önemli özellik milletin gerçek temsilcisi olma ile ifade ediliyordu. 1930’da Vakit gazetesi ise İngiliz Daily Telegraph gazetesinden yaptığı bir aktarımda şu cümleleri manşete çıkarıyordu: “Eski Türkiye’de Türk, kendi memleketinde misafir gibi idi. Yeni Türkiye’de memleketinin sahibidir.”

    Yeni_Turkiye_4) Vatan Yerli Mal Demektir Vakit Gazetesi-4320.Sayı-158
    “Vatan Yerli Mal Demektir”, Vakit gazetesi, 18 Ocak 1930.

    Kemalist Türkiye ekonomiden sanata, kültürden mimariye, eğitimden medeni ilişkilere, sanayiden toplumsal yapıya “Yeni Bir Türkiye” olduğunu vurguluyordu. Burada iki vurgu ön plana çıkıyordu: “Türklük” ve “Çağdaşlık”. Yani sonunda inşa edilen Yeni Türkiye’de “memleketin gerçek sahipleri” medeni dünyanın bir parçası olarak hak ettikleri bir şekilde yaşamaya başlamışlardı. Millî inşa sürecinin en önemli parçalarından biri de “Yerli Malı” kullanımı olacaktı. Neoliberal döneme kadar uzun yıllar eğitimin ve sosyal hayatın parçası olmaya devam edecek “Yerli Malı Haftası” bu geleneğin bir bakiyesi olarak millî hafızada önemli bir yer edinecekti.

    İttihatçıların “Yeni Türkiye”si
    Ancak “Yeni Türkiye” ve “Yerli ve Millî” ekonomi ifadesi güçlü ve yaygın bir şekilde Kemalist dönemden önce de vardı. Aslında Cumhuriyet’in ilk döneminin hem siyasal kadroları hem de millî iktisat ideolojisi bir önceki dönemin mirasıydı. Daha çok Jön Türk Devrimi olarak bilinen 23 Temmuz 1908 Devrimi ile Osmanlı İmparatorluğu’na “hürriyet” gelmişti. II. Meşrutiyet Dönemi’nde her yer “Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet, Adalet” sloganlarıyla donatılıyordu. Fransız Devrimi’nin özgürlük, eşitlik ve kardeşlik söyleminin yanında hızlı bir şekilde anayasa ile “Yeni Türkiye”nin yaratıldığı iddiası da gündeme gelecekti.
    Anayasa yani yeniden yürürlüğe konulan Kanun-ı Esasi ile birlikte yapılan seçimlerle birlikte yeni bir Meclis vardı. Osmanlı’ya artık Jön Türklerden dolayı Genç Türkiye ya da Yeni Türkiye denilmeye başlanıyordu.

    Sokaklarda, meydanlarda pankartlarla yürüyen kalabalıklar; sansürün kalkmasıyla sayılarında dramatik artış yaşanan gazete ve dergiler; kurulan yüzlerce cemiyet, dernek ve siyasal partilerle bambaşka bir dönem açılmıştı. Buna rağmen 1910 yılında mali meseleler ve imtiyazlar nedeniyle Fransız gazetesi Temps “eski Türkiye” ile “yeni Türkiye” arasında aslında bir fark olmadığını iddia eden bir yazı kaleme almıştı. Buna son derece sinirlenen dönemin en ünlü gazetecilerinin başında gelen Hüseyin Cahid [Yalçın] Bey gazetesi Tanin’de kaleme aldığı bir başyazıyla cevap verdi. “Eski Türkler Yeni Türkler” başlıklı yazı ülkenin mali ve iktisadi bağımsızlığını öne çıkarıyor ve asıl vurguyu eski II. Abdülhamid Türkiye’si karşısında yeni Meşrutiyet Türkiye’sinin olduğuna yapıyordu. Yeniliğin en önemli alameti de Avrupa maliyecilerine itaat etmemesi ve ülke çıkarlarını düşünmeleriydi.


    “millî iktisat söylemi yerli sanayinin inşasını ve yerli ürünlerin üretimini gündeme getirecekti. yaygın olarak kullanılan ve millî servetin yurt dışına gitmesine neden olan yabancı mallar, yerli ve millî mallar ile ikame edilmeliydi. ilk yıllarda daha osmanlıcı ve gayrimüslimleri de kapsayan bu söylem 1912-1913 balkan savaşları’ndan sonra yükselen türk milliyetçiliğinin ekonomi programı hâline geldi.”

    Yeni_Turkiye_5) Karagöz şiir-1. Sene-26.Sayı-78 (1)

    Yerli ve Millî Yurdun Malı
    1908 Devrimi’nden sonra en çok altı çizilen konulardan bir tanesi siyasi devrimi toplumsal ve iktisadi alanda gerçekleştirilecek devrimlerin izlemesi gerekliliğiydi. Bu toplumsal ve iktisadi inkılaba dair başta gelen husus da aslında “Millî İktisat” söylemi ve politikalarıyla ilgili olacaktı. Buna dair fikrî tartışmalar daha önce de mevcuttu. Ancak 1908 Devrimi sonrasında millî bir ekonomi inşasına ilişkin fikir hem popüler hâle geldi hem de somut politikalar oluşturuldu. Millî iktisat söylemi yerli sanayinin inşasını ve yerli ürünlerin üretimini gündeme getirecekti. Yaygın olarak kullanılan ve millî servetin yurt dışına gitmesine neden olan yabancı mallar, yerli ve millî mallar ile ikame edilmeliydi. İlk yıllarda daha Osmanlıcı ve gayrimüslimleri de kapsayan bu söylem 1912-1913 Balkan Savaşları’ndan sonra yükselen Türk milliyetçiliğinin ekonomi programı hâline geldi. Bu süreçten sonra uzun bir süre devam edecek ulus inşası, sürecin ve millî ekonominin köşe taşı olacaktı. Sadece üretim boyutuna odaklanılmayacak aynı zamanda vatandaşların tüketim alışkanlıklarını da değiştirmelerine vesile olacak kampanyalar gündeme getirilecekti. Yerli malı kullanımını artırmak için boykot hareketleri yaygınlaşacak, bu girişimler “İktisadi Harp” olarak adlandırılacaktı.

    II. Meşrutiyet Dönemi’nin ünlü mizah dergisi Karagöz 24 Ekim 1908 günü şu şiiri yayımlıyordu:
    “Pek modaya dalmamalı
    Beş parasız kalmamalı
    Hasmımızın ekmeğine
    Bal ile yağ çalmamalı

    Yerli malı yerli malı
    Başkaca almamalı

    Fabrikalar yaptıralım
    Yerli meta sattıralım
    Harice hep varımızı
    Biz ne için kaptıralım

    Yerli malı yerli malı
    Başkaca almamalı
    …”

    Bir başka mizah gazetesi Boşboğaz ise 14 Aralık 1908’de şöyle yazıyordu:
    “…
    Vatandaşlar! Benim size bir ufacık sözüm var,
    O söz şu ki: ittihada, ittifaka lüzum var.
    Bu sayede kapasunlar Steinları, Mayerleri,
    Biz almasak nemseliler bilmem acep ne yerler?
    Hep çürüktür, Nemseli baştan başa hep çürük,
    Kumaşları esvapları, fesleri de hep pösürük.
    Hep çürüktür pamuklular ipekliler, alpaklar,
    Zannederim pek yakıştı bize siyah kalpaklar.
    …”

    Yeni_Turkiye_6) Davul dergisi 3 Kasım 1908 _Stein mağazasının ilanı üzerine yapıştırılan afişler (1)
    Stein mağazasının ilanı üzerine yapıştırılan afişler, Davul dergisi, 3 Kasım 1908.

    Bilindiği gibi Millî Mücadele sırasında siyah kalpaklar ulusal bir sembol olacaktı. Yabancı mallar “çürük”, “pis”, “adi”, “bozuk” sıfatlarıyla anılıyordu. Vatandaşlardan Stein mağazası gibi yabancı mağaza zincirlerinden alışveriş etmemeleri isteniyordu. Yerli ve millî mallar üreten ve satan esnafın listeleri sokaklarda tüketicilere bedava dağıtılıyordu. Millî ve yerli malların üretimi söylemi II. Abdülhamid’in İstibdat Dönemi’nde engellendiği söylenen fabrikalar, şirketler ve nakliye altyapısının tesis edilerek ihtiyaçların imparatorluk dışından giderilmesinin önlenmesini talep ediyordu.

    1923’te Cumhuriyet’in ilanından sonra bu millî iktisat geleneği güçlenerek devam etti. Kurulan “Yerli Mallarını Koruma Cemiyeti” ve “Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti” gibi dernekler 1920’li ve 1930’lu yıllarda etkili oldu. Yerli Malları Sergileri, düzenli hâle gelen fuarlar ve kumbara bu dönemin yerli ve millî ekonomisinin sembolleri olarak hafızalara kazındı. 19 Aralık 1929 günü İstanbul’dan trenle Ankara Ahi Mesut (Etimesgut) İstasyonu’na gelen Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın üstünde yerli kumaştan dikilmiş lacivert bir ceket vardı. Gazi’nin artık bütün elbiselerini yerli malından ısmarladığı duyurulacaktı. Mustafa Kemal Paşa’ya yerli kumaştan dört kostüm ve bir palto ısmarlanmıştı. Yerli ve millî ekonominin inşası için devletin başı herkese örnek oluyordu. Bu ortamda Türk Kadınlar Birliği Genel Sekreteri Efzayiş Suat Hanım yerli malı kullanımının memleket vazifesi olduğunu duyuracak ve birliğin yerli malından elbiseler yaparak yerli eşyalar sergisi düzenleyeceğini ilan edecekti.

    Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’nin mümessili olarak Türk mallarının tanıtıldığı Leipzig sergisinde bulunan Vedat [Nedim Tör] Bey 1932 yılının Mart’ında basına şu beyanatı verirken dönemini ve bu makalede vurgulanan anlayışı çok iyi özetliyordu: “Evvela yeni Türkiye ile eski Türkiye arasında siyasi ve içtimai [toplumsal] sahalarda hiçbir münasebet bulunmadığını tesbit edeyim. Zeytinyağı ile su nasıl birbiriyle kaynaşmazsa yeni Türkiye ile eski Türkiye’yi de birbirile birleştirmenin imkânı yoktur… Yarı müstakil bir memleketten diğer milletlerle aynı haklara malik kayıtsız ve farksız müstakil bir millet canlandı.”

    “Yeni Türkiye” ve Yerli Malları
    Türkiye tarihinde Yeni Türkiye iddiaları burada ele alınan üç dönemin dışında da ortaya çıkmıştı. Bu kadar öne çıkmasa da Demokrat Parti döneminde de 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi sonrasında da iktidar sahipleri “Yeni Türkiye” iddiasını dillendirilmişti. Ancak 1908, 1923 ve 2002 sonrasında uzun bir döneme damgasını vuran tek partili güçlü hükümetler, kendi dönemlerinde hegemonik bir “millî iktisat” söylemini gündeme getirdiler. Bu söylemin merkezinde de her zaman “yerli ve millî” ekonomi söylemi yer aldı. #

    Yeni_Turkiye_8) milliyet_1930_kanunuevvel_13_ (1)-1
    “Tasarruf haftası başladı”, Milliyet, 1930.
    Yeni_Turkiye_7) Mustafa Kemal Yerli Malı Veston'u ile Etimesgut'ta 1957 SÇ 25--3030.Sayı-850
    Mustafa Kemal Atatürk, yerli malı Veston’u (ceketi) ile Etimesgut’ta, Hakimiyet-i Milliye, 1929.
  • Nas Değil Us

    Nas Değil Us


    yıl 1922… tbmm ve hükümeti, mudanya mütarekesi’nin ardından gerçekle yüzleşir: yıllardır seferber yaşayan anadolu halkının ekonomik gücü tükenmiştir. fiilen savaş alanı olan anadolu toprakları yanmış, yıkılmıştır. ekilebilen araziler kullanılmaz duruma gelmiş, yerleşim alanlarının çoğu yok olmuştur. ülke, meslek sahibi pek çok insanını yitirmiştir… topraklarını emperyalizmin kıskacından kurtarmanın bedelidir bunlar. gelecek kuşaklar da aynı bedeli ödemesin diye kollarını sıvar yeni türkiye’nin yöneticileri. bir kış günü iktisat kongresi toplanır…

    İktisat Kongresi Düşüncesi Gazi’ye Ulaşıyor
    Kongre’nin düşün babası dönemin İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’tur. Arkadaşlarıyla işgalden arındırılan bölgede inceleme yapar. Meclis vermiştir bu görevi onlara. Adım adım tanık olurlar yıkıma. Genç iktisat bakanı, yıkıntılar arasında hoplaya hoplaya yürürken “Bu ekonomi nasıl toparlanacak?” diye sorar kendine… Daha 16 yaşında gazete makalesinde iktisat=ihtiyaç saptamasını yapan Bozkurt,1 soruyu kendisi yanıtlar: Kurtuluş, ekonomik unsurların tanışması ve tartışmasıyla mümkündür, der. Sorunu çiftçinin üvendiresi, sanatkârın çekici çözmelidir ona göre. İzmir’de telgrafhaneye koşar. Çankaya’yı arayalım, der. Tarih yaprakları 21 Kasım 1922’yi göstermektedir. Madeni çubuk hareket eder, kısa ve uzun tıkırtılar birbirini izler…

    Iktisat_Kongresi_1) İzmir_İktisat_1
    17 Şubat 1923’te gerçekleştirilen Türkiye İktisat Kongresi’nde 1.135 temsilci ve dört bini aşkın izleyici hazır bulunmuştur.

    “Memleketin iktisadiyatı uzun senelerden beri unutulmuştur. İktisat unsurları dinlenmemiştir. Bu meslek adamlarını dinlemek ve onların dileklerine göre bir iktisat programı vücuda getirmek (…) lazımdır ve bu çok hayırlı olur.”2

    Mahmut Esat, Gazi’den açış konuşmasını yapmasını da ister. Yanıt olumludur. Bakan kolları sıvar, Türkiye’nin ekonomik unsurlarını çiftçi, sanayici, tüccar ve işçi olarak belirler. Kongre’ye bu sınıfların temsilcileri çağrılır.3

    Hazırlık süreci âdeta demokrasi şölenidir. Ülkenin dört yanında çiftçiler, işçiler, sanayiciler, tüccarlar temsilcilerini belirlemek için seçim yapar. Örneğin Erzurum, Konya, İzmir illeriyle Antalya, Eskişehir, Kayseri, Kütahya, Erzincan, Amasya livaları ve İnebolu, Tosya, Karaman gibi kazalardan toplam 250 üye ocak ayında belirlenir.4 Şubat ortasında pek çok temsilci İzmir’e ulaştığında kentte heyecan egemendir. Lozan’da barış görüşmelerinin kesildiği haberi bile gölge düşürememiştir geleceğini kurmak isteyenlerin heyecanına…

    Iktisat_Kongresi_2) Mahmut Esat Bozkurt 2
    Türkiye İktisat Kongresi’nin gerçekleşmesinde dönemin İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt önemli rol oynar.
    Iktisat_Kongresi_4) Gazi ve Kâzım Karabekir Basmane Garı’nda
    Gazi Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir Basmane Garı’nda.

    Kongre’den Beklentiler Nelerdir?
    Beklenti farklıdır. Örneğin Tan gazetesi mesleki ve ekonomik bir programın ortaya konmasını ister. Aydınlık’tan Şefik Hüsnü, tartışmalar köylü ve işçi sınıfının yararında düğümlenirse Türkiye kurtulur, der. İleri’den Feridun Fikri, girişim özgürlüğünün ve ticaret serbestisinin sağlanmasını, yerli sermayeye destek olunmasını, üretim kooperatifleri oluşturulmasını ister. Suphi Nuri’ye göre, ülkenin üretici-tüketici ve aracı unsurları, yarının Türkiye’sinden nasıl bir ekonomik idare bekliyor sorusu yanıtlanmalıdır.5 Kamuoyunda ve TBMM’de özgür eleştiri ortamı vardır. Meclis’te örneğin Ali Şükrü Bey’in başını çektiği muhalefet, Kongre’yi lüks diye tanımlar.6 Mahmut Esat’ı, izleyeceği iktisadi politikayı Meclis’e onaylatmadan, halktan ya da meslek sahiplerinden görüş almaya kalkmakla suçlar. Bakanın yanıtı ders niteliğindedir. Ekonomik unsurlar hükümete her zaman yol göstermelidir ve buna her zaman gereksinim vardır.7

    Iktisat_Kongresi_3) İstanbul gazetecileri
    İstanbul basınından gazeteciler… İktisat Kongresi’nden dönemin basınının beklentileri yayın çizgilerine göre farklılık göstermiştir.

    Kongre Çalışmaları Başlıyor
    17 Şubat 1923… 1.135 temsilci ve dört bini aşkın izleyici Kongre salonunda hazırdır. Kadın işçiler ve dinleyici locasındaki kadınlar yeni Türkiye’nin gelecek yüzüdür. Salondaki sessizliği otomobil düdüğü bozar. Gazi salondakileri selamlayarak yerine gelir gelmez Ertuğrul Mızıkası esas duruşa geçer. İstiklal Marşı’nı çalar ilk kez bir açılış töreninde… Ardından Gazi konuşmasını yapar. Onu Mahmut Esat ile Kâzım Karabekir’in konuşmaları izler.

    Mustafa Kemal Paşa ile Mahmut Esat’ın konuşmaları uyumludur. Her ikisi de Osmanlı Devleti’nin yıkılışını ekonomik nedenlere bağlar. Liberal ekonomi çökertmiştir devleti. Mustafa Kemal örneğin, Türkiye Devleti ve hükümeti artık yabancı sermayenin “jandarma”sı olmayacak, der.8 Jandarma devlet, ekonomik liberalizmi benimseyen devlettir.9 Mahmut Esat da Türkiye’nin liberal, sosyalist, komünist ya da devletçi ekolden yürümeyeceğini ama ülke gereksinimlerine göre var olan ekonomik sistemlerden yararlanacağını söyler. Tanımı, karma ekonomidir aslında.10 İkilinin dışa karşı mesajı da ortaktır. Lozan’da Türklerin ekonomik bağımsızlığını tanımak istemeyen emperyalistlere tam bağımsızlık vurgusu yapılır. Katılımcılar da o günden itibaren aynı amaçla çalışır.

    Iktisat_Kongresi_6) İzmir_İktisat_3
    Kongre’ye farklı meslek gruplarından temsilciler katıldı.
    Iktisat_Kongresi_5) Grupların Armaları Kaynak Gündüz Ökçün
    Grupların armaları.
    KAYNAK: GÜNDÜZ ÖKÇÜN

    Çiftçi, İşçi, Tüccar, Sanayici Grupları ve Kararları
    Salonda demokrasi egemendir. Kongre başkanı Kâzım Karabekir Paşa seçimle belirlenir. Her meslek grubu kendi grubunu oluşturur. Grup başkanları seçimle belirlenir. Gruplar ülke sorunlarını, çıkarlarını, gereksinimlerini ve hatta hükümete sunacakları çözüm önerilerini tartışarak belirler, raporlaştırır ve başkanlık makamına sunar. Grup kararları gerçekçidir, akılcıdır, çağdaş ve kalkınmış bir Türkiye özlemiyle yoğrulmuştur. Sanayi Grubu, örneğin koruyucu gümrük vergileri yoluyla sanayinin korunmasını, sanayicinin yasalarla teşvik edilmesini, ulaşım olanaklarının geliştirilmesini, kredi verecek bankaların açılmasını ister. Tüccar Grubu, tekelcilikle mücadele edilmesini, ipotek karşılığı kredi verilmesini, bir ana ticaret bankası açılmasını, iktisat eğitiminin yaygınlaştırılmasını, kömür üretiminin dış rekabetten korunmasını, haberleşme hizmetlerinde gecikmelerin önüne geçilmesini ister. Çiftçi Grubu, öncelikle Aşar Vergisi ile Reji kaldırılsın, der. Sonra tütün ekim ve ticaretinin serbest olmasını, tarımsal kredilerin düzene sokulmasını, hayvan hastalıklarıyla mücadele edilmesini, tarım alet ve makinelerinde standartlaşmaya gidilmesini, pratik tarım derslerinin okul programlarına konulmasını ister. İşçi Grubu’nun istekleri sosyal devletin gereğidir aslında. Çalışma saatlerinin sekiz saate indirilmesi, 12 yaşından küçüklerin çalıştırılmaması, gece çalışmalarına çift ücret ödenmesi, kaza ve hayat sigortasının sağlanması gibi pek çok dilek vardır. Özünde, “Devletim desteklerse emeğimi esirgemem” anlayışı egemendir grup kararlarında. Acaba Kongre’nin asıl metni olan Misak-ı İktisadi de benimsemiş midir bu düşünceyi?

    Misak-ı İktisadi ve Hayal Kırıklığı
    Ne yazık ki hayır… 4 Mart 1923’te duyurulan ve on iki maddeden oluşan metin, iktisattan çok ahlaki ve dinî özellikler taşır: Türkiye halkı, tahribat yapmaz; imar eder. Sarf ettiği eşyayı mümkün mertebe kendi yetiştirir. Çok çalışır. Ormanlarını evladı gibi sever. Mukaddesatına (…) mallarına karşı yapılan düşman fesat ve propagandalarından nefret eder. Hırsızlık, yalancılık, riya, tembellik büyük düşmanımız; taassuptan uzak dindarca dayanıklılık her şeyde esasımızdır. Türkler, irfan ve marifet âşığıdır. Kandil gününü kitap bayramı olarak kutlar…


    “iktisat andı neden iktisattan uzak düşmüştür? pek çok neden sayılabilir ancak temel neden demokratik bir tartışma ortamında kaleme alınmaması, kaleme alanın örneğin latin harfleri gibi devrimci düşünceye sahip olmamasıdır.”

    İktisat andı neden iktisattan uzak düşmüştür? Pek çok neden sayılabilir ancak temel neden demokratik bir tartışma ortamında kaleme alınmaması, kaleme alanın örneğin Latin harfleri gibi devrimci düşünceye sahip olmamasıdır. Kongre sekreteri Ahmet Hamdi Bey, metni Kâzım Karabekir Paşa’nın hazırladığını ve hazırlarken tartışmaya izin vermediğini şöyle açıklar:

    “…Yarattığı bu eserin kılına hiç kimseyi dokundurtmadı. Kendisi bu maddeleri bana dikte ettirdi; âdeta ordu kumandanının emir subayına talimat dikte ettirdiği gibi. Vakıa, itiraza kalktım; böyle misak olmaz dedim ama Paşa’ya dinletemedim…”11

    Kâzım Karabekir Paşa, Kongre’nin kapanış konuşmasında metnin ninnilerde, şiirlerde yer almasını istese de basında sert eleştirilir. Hüseyin Cahit örneğin, okurken acı acı gülümser: “Ne boş bir hülya.” der. Ahlaki kurallar yazılacaksa eğer, onun da önerisi vardır: “Türk Türk’ün gözünü oymayacaktır. Türk Türk’ün başarısını kıskanmayacaktır…”12 Necmettin Sadık’a (Sadak) göre İktisat Kongresi ansızın bir ahlak cemiyetine dönüşmüştür. Nasihatler kıymetlidir ancak bunları bulmak için 1.135 kişi toplamak gereksizdir.13 Suphi Nuri, on iki maddeden oluşan metni tekrar tekrar okur, ekonomiye dair tek kelime bulamaz. Yine de karamsar olmaz, bir sonraki kongreye inşallah…14 Hayal kırıklığının Mahmut Esat da farkındadır. Ama nezaketi elden bırakmaz, tek başına değil grup kararlarıyla değerlendirelim, der.15 


    “tbmm 1 nisan 1923 günü seçim kararı alır. 8 nisan’da mustafa kemal paşa ı. grup’un seçim beyannamesini yayımlar. ‘9 umde’ olarak anılan belge (c)halk partisi’nin programı olacaktır. mustafa kemal 9 umde’de misak-ı iktisadi’yi değil, grup kararları’nı esas alır. misak-ı iktisadi ise terakkiperver cumhuriyet fırkası’na ruh verir.”

    Iktisat_Kongresi_7) Akşam 8 Mart 1923 büyük
    Necmettin Sadık (Sadak) Akşam gazetesinde İktisat Kongresi’nin ansızın bir ahlak cemiyetine dönüştüğünü belirtiyor.

    Misak-ı İktisadi ve Yol Arkadaşlığı
    Grup Kararları ile Misak-ı İktisadi arasındaki zihniyet farkı önemli bir soruya yanıt olur: Barış döneminde sorunlara ülke gereksinimlerine uygun akılcı yanıtlar mı verilecektir? Yoksa nas, us’un önüne mi geçecektir.

    TBMM 1 Nisan 1923 günü seçim kararı alır. 8 Nisan’da Mustafa Kemal Paşa I. Grup’un seçim beyannamesini yayımlar. “9 Umde” olarak anılan belge (C)Halk Partisi’nin programı olacaktır. Mustafa Kemal 9 Umde’de Misak-ı İktisadi’yi değil, Grup Kararları’nı esas alır. Misak-ı İktisadi ise Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na ruh verir. İki parti arasındaki temel fark dinî duygulara saygılı olmak da değildir; Terakkipervercilerin yerinden yönetimi/ademimerkeziyeti savunmasıdır. Sonuç? Parti kapatılır. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal yol arkadaşlarını değiştirerek yoluna devam eder. Zira yol doğrudur, akılcıdır, yalnız bazı yol arkadaşlarının ufukları dardır. Mustafa Kemal’e göre yol arkadaşlığı ne midir? Ali Fuat Cebesoy 1923 yılında ona, “Senin yeni apôtreslerin [Fr. yoldaş, yol arkadaşı] kimdir?” diye sorduğunda bakın ne yanıt verir:

    “Benim apôtreslerim yoktur. Memleket ve millete kimler hizmet eder ve hizmet, liyakat ve kudretini gösterirlerse apôtres onlardır.”16  #

    DİPNOTLAR
    1  Hizmet, 8 Mart 1909; Şaduman Halıcı, Yeni Türkiye Devleti’nin Yapılanmasında Mahmut Esat Bozkurt, AAM, Ankara, 2004, s. 14, 205-239.
    2  TBMM ZC, D. 1, c. 27, s. 171.
    3  Hâkimiyet-i Milliye, 9 Ocak 1923, s. 4.
    Hâkimiyet-i Milliye, 19 Ocak 1923; 22 Ocak 1923, s. 3.
    5  Gündüz Ökçün, Türkiye İktisat Kongresi 1923-İzmir, Haberler-Belgeler-Yorumlar, AÜ SBF Yayınları, Ankara, 1971, s. 55.
    6  TBMM ZC, Devre 1, c. 27, s. 170-177.
    TBMM ZC, Devre 1, c. 27, s. 174-177.
    8  İktisad Esaslarımız: 17 Şubat 339 (1923): 3 Mart 339 (1923) Tarihine Kadar İzmir’de Toplanan İlk Türk İktisad Kongresinde Kabul Olunan Esaslar ve İrad Olunan Nutuklar, Anadolu Matbaası, İzmir, 1339 (1923), s. 62-66.
    9  Kemal Gözler, Devletin Genel Teorisi, Ekin Basım Yayın Dağıtım, Bursa, 2020, s. 29.
    10  İktisad Esaslarımız, s. 67-75.
    11  Ahmet Hamdi Başar’ın Hatıraları 1: Gazi Bana Çok Kızmış, yay. haz. M. Koraltürk, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2007, s. 152.
    12  Hüseyin Cahit (Yalçın), “Misak-ı İktisadi”, Tanin, 16 Mart 1923, s. 1.
    13  Necmettin Sadık (Sadak), “Ahlak mı İktisat mı?”, Akşam, 8 Mart 1923, s. 3.
    14  Suphi Nuri (İleri), “Misak-ı İktisadi”, İleri, 7 Mart 1923, s. 1.
    15  “İktisat Kongresi, Faideleri, Neticeleri”, Akşam, 25 Mart 1923, s. 3.
    16  Şerafettin Turan, Mustafa Kemal Atatürk, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2017, s. 410.