Etiket: uefa

  • Devler ülkemize gelecek galip İstanbul’da taç giyecek

    Devler ülkemize gelecek galip İstanbul’da taç giyecek

    Şampiyonlar Ligi’nde finalin adı kondu: Inter-Manchester City. İtalyanlar 13 yıllık hasreti dindirmeyi, İngilizler ise ilk kupalarını almayı hedefleye dursun, devler arenasında perde 10 Haziran’da İstanbul’da iniyor. Şampiyon Kulüpler’den Şampiyonlar Ligi’ne, Kupa 1’in 68 yıllık öyküsü ve unutulmayan kahramanları…

    Milyarlarca futbolseveri ekran başına kilit­leyen Şampiyonlar Ligi’nde büyük final geldi (10 Haziran). Bir endüstrinin can damarı devler arenasında Inter ve Manchester City İstanbul’da, Atatürk Olimpiyat Stadyumu’n­da karşı karşıya geliyor. 1955’te Şampiyon Kulüpler Kupası adıyla başlayan organizasyon, 1992’den beri Şampiyonlar Ligi adıyla anılıyor. Statüsü değişse de, bu büyük heyecana litera­türde “Kupa 1” de deniyor.

    Aslında Avrupa’da farklı ülkelerin futbol temsilcileri ilk defa 1890’larda buluşmaya baş­lamıştı. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun takımlarını biraraya getiren Challenge Cup, 1897’den 1911’e kadar sürmüş; şinitzel diyarının temsilcileri turnuvayı tahakkümleri altına almıştı. Kimilerinin “ilk gayri­resmî Dünya Kupası” saydığı, çay imparatoru Sir Thomas Lipton’un adını taşıyan orga­nizasyonda ise 1909 ve 1911’de İngilizler, İtalyanlar ve İsviçre­liler kapışmıştı.

    Devler İstanbul
    İlk Şampiyon Kulüpler Kupası finali 1956’da Real Madrid’le Reims arasındaydı. İspanyollar kazanmıştı. 

    Orta Avrupa’nın şampiyo­nası Mitropa Kupası 1927’de başlamış; organizasyonun ilk yılında Avusturya, Macaris­tan, Yugoslavya ve Çekoslo­vakya’dan ikişer ekip rekabet etmişti. Bu ülkeleri, lig şam­piyonlarının yanında ya lig ikincileri ya da kupa sahipleri temsil etmişti. Zamanla katı­lımcı sayısı artmış, İtalyan ve İsviçre takımları da arenada yerini almıştı. Buradaki seviye olağanüstüydü. 1930’daki ilk Dünya Kupası’nın yarı finalisti Yugoslavya; 1934’ün şampiyonu İtalya, finalisti Çekoslovakya ve yarı finalisti Avusturya; 1938 şampiyonu İtalya’yla finalisti Macaristan kulüpler düzeyinde boy göstermişti.

    Şampiyon Kulüpler Kupası’nın 1955’teki doğumundan sonra gölgede kalan organizasyon, 1958’de Tuna Kupası adını almış, 1992’de sona ermişti. 6 defa mutlu sona ulaşan Macaristan temsilcisi Vasas, turnuvanın en başarılı takımıydı. 

    Yaşlı Kıta’da bunlar olurken, Güney Amerika’da da dünya futboluna ilham verecek gelişmeler yaşanıyordu. 1916’da bugün Copa América olarak bildiğimiz Güney Amerika Şampiyonası start almış ve 1927’de Fransız Futbol Federasyonu Başkanı Henri Delaunay bundan esinlenerek Avrupa kıtasının da kendisine ait bir turnuvası olması gerektiği fikrini ortaya atmıştı. O tarihte daha UEFA kurulmamış; Dünya Kupası’nın temeli atılmamıştı. FIFA, Delaunay’in teklifini elinin tersiyle iterek önce 1930’daki ilk Dünya Kupası’nın hazırlıklarına başlamıştı. İlk Avrupa Futbol Şampiyonası ise 30 yıl sonraya, 1960’a kalacaktı. 

    Devler ülkemize gelecek galip İstanbul’da taç giyecek
    1999 Şampiyonlar Ligi finalinin unutulmaz sonu… Normal sürenin sonunda önde olan Bayern Münih, uzatmalarda yediği iki golle kupayı Manchester’a kaptırmıştı. 

    Turnuvayı doğuran makale 

    Avrupa’da kulüpler düzeyinde bir turnuva fikrine ilham veren iki köşetaşından ilki yine Güney Amerika’dan gelmişti. 1948’de Güney Amerika şampiyonları bir turnuvada buluştular. Libertadores Kupası’nın öncülü olan bu organizasyonu yerinde takip eden L’Équipe muhabiri Jacques Ferran gördüklerini editörü Hanot’ya anlatmış ve kafalardaki ilk ışığı yakmıştı. 1954 Dünya Kupası finalisti Macaristan Millî Takımı’nın çoğunluğunu oluşturan Honved takımının aynı yılın sonunda Wolverhampton Wanderers (Wolves) tarafından devrilmesi ise ikinci köşetaşı olacaktı. İngiliz basınının kendi takımlarını “dünya şampiyonu” ilan etmesi üzerine, Hanot bir makale yazmıştı. Fransız gazeteci, “dünya şampiyonu” denebilmesi için Wolves’un deplasmanlara gitmesi gerektiğini, Milan veya Real Madrid gibi köklü ekiplerle de oynaması gerektiğini vurguluyordu. 

    Devler İstanbul
    Son şampiyon Real Madrid kupa kaldırırken

    UEFA’nın 1955’te nihayet, ısrarla Avrupa’nın en iyi kulübünün belirlenmesi gerektiğini söyleyen Hanot’ya kulak vermesiyle Şampiyon Kulüpler Kupası doğdu. Bu turnuvada lig şampiyonları sahne alacaktı. Tabii istisnalar da mevcuttu. Yeni organizasyonun muzafferleri, kendi liglerinde aldıkları sonuçtan bağımsız olarak bir sonraki sezona otomatik olarak katılabiliyordu. Bu şartlarda aynı ülkeden iki takım yarı finalde buluşsa da, finalde karşılaştıklarını görmek için 2000’deki Real Madrid-Valencia maçını beklemek gerekecekti. 

    İlk santra 

    Şampiyon Kulüpler Kupası’nda ilk düdük 4 Eylül 1955’te çalındı; Sporting Lizbon’la Partizan arasındaki mücadelede taraflar yenişememişti (Tesadüf bu ya, 3-3 biten karşılaşmada iki gol atan Milos Milutinovic’in yolu sonradan ülkemize de düşecek, usta futbolcu Beşiktaş ve Altay’da teknik direktörlük yapacaktı). İlk şampiyon ise Reims’i deviren Real Madrid olmuştu. Beyaz Şimşekler sonra da üstüste 5 defa taçlanarak organizasyona damgasını vurmuştu. Yaptıkları, adeta yapacaklarının ıspatıydı. 

    1960’lara Benfica fırtınası damgasını vurdu. Efsane hocaları Bela Guttmann’ın idaresindeki Kartallar, Real Madrid’den sonra Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kaldıran ilk takım olacaktı. Portekizlilerden bayrağı alan ise Milano’ydu. Milan’la Inter, tıpkı Benfica gibi 1960’larda ikişer defa taçlanmıştı. Milano’nun fiyakalı çocuklarından önce Milan kurulmuş, sonradan kulüpte İtalyanların tahakkümünden sıkılan 44 üye, “Internazionale” diyerek kapısı herkese açık yeni bir kulübe hayat vermişti. 

    Devler İstanbul
    Tarihin en sürpriz şampiyonlarından Celtic, 1967’de Lizbon’da sahaya çıkarken… Lizbon Aslanları olarak anılan 11 Glasgowludan oluşan takım, Inter’i devirmişti. 

    1966’da Real Madrid, tekrar mutlu sona ulaştı. İspanyol devi, Yugoslav ekibi Partizan’ı yenerken efsane 10 Numara Paco Gento da altıncı kupasını kaldırıyordu; unutulmaz solak geçen sene öldüğünde kulübün onursal başkanıydı. Tarihte ona yaklaşanlar olduysa da 57 yıldır unvanını koruyor; bir gün Kupa 1’i altıncı defa kazanacak ondan başka bir futbolcu olacak mı merak ediliyor. 

    1967’de Britanya ilk şampiyonuna kavuştu. Ancak bu onura ilk ulaşan İngilizler değil İskoçlardı. Sürpriz bir şekilde finale ulaşan Celtic, Portekiz’de Inter’i devirerek tarih yazmıştı. 11 Glasgowlu çocukla bunu başaran hocaları Jock Stein’ın yaptığı inanılmazdı. Evet, daha devir eskiydi, fakat Yaşlı Kıta’nın genç turnuvasında güçlü ekiplerde yabancı futbolcular çoktandır oynuyordu. 

    88-92 Devler İstanbulSPOR_dk-3
    Real Madridli Gento, Kupa 1’i 6 defa kazanan tek futbolcu unvanını 57 yıldır koruyor. 

    Ertesi yıl unvan İskoçya’nın güneyine gitmiş; Manchester United, Şampiyon Kulüpler’i kazanan ilk İngiliz ekibi olmuştu. 1958’de çeyrek final maçından dönerken Münih’te geçirdiği uçak kazasında yokolma tehlikesi atlatan kulüp, 10 yıl sonra aynı organizasyonda taçlanmıştı. 

    1970’lerin başında Hollanda ortasında ise Almanya fırtınası esmişti,.. Feyenoord’dan bayrağı alan Ajax, “Total Futbol” manifestosunu dünyaya ezberletecekti. Üstüste üç defa şampiyon olan Amsterdamlılara Bayern Münih nazire yaparken, iki ülke bir de 1974 Dünya Kupası finalinde kozlarını paylaşmış, Panzerler kendi evlerinde kazanmıştı. 

    1977’den itibaren Şampiyon Kulüpler, adeta İngiltere Federasyon Kupası’na dönüştü. Liverpool, Nottingham Forest ve Aston Villa, Yaşlı Kıta’nın en büyüğü olarak öne çıktılar. Kraliçe’nin çocuklarının 9 yılda 7 defa zafere ulaşması adeta şaka gibiydi. 29 Mayıs 1985’te Juventus ile Liverpool arasındaki final maçında Heysel Stadyumu’nda yaşanan facia, bu serinin sonu oldu. Final maçının başlamasından önce Liverpool taraftarlarının İtalyanlara saldırması, çıkan panik sonucu bir duvarın çökmesi ve taraftarların tel örgülere sıkışması sebebiyle 39 taraftar öldü. Bu trajedi İngilizleri uzun süre Avrupa’dan uzaklaştırdı; Ada’nın tahakkümü de böylece son buldu. 

    1986’da Steaua Bükreş, 1991’de de Kızılyıldız penaltılarla zirveye çıktı. Şampiyonanın mutlu sonla biten peri masallarına bu iki takımdan başka belki bir de 1990’larda altyapısıyla şaha kalkan Ajax eklenebilir. 1992’de statüyle oynayan UEFA, eleme usulüyle son 8’e kalan takımları iki gruba ayırmış, liderler finalde buluşmuştu. O yıl Barcelonalı Ronald Koeman’ın Sampdoria filelerini havalandıran unutulmaz frikiği, İspanya’ya 26 yıl aradan sonra kupayı getirmişti. 

    1992-93 sezonunda statü aynı kalsa da bir anda markanın ismi değişti: “Şampiyonlar Ligi”. Marsilya bu ligin ilk şampiyonuydu. UEFA, elindeki altın yumurtlayan tavuğun farkındaydı. 1997’de katılımcı sayısı artmış, ikinciler de organizasyonda boygösterebilmişti. İki yıl sonra ülkeler dörder takımla devler arenasında sahne alabildiler. 2003’te de ikinci grup aşaması terkedildi, son 16’dan itibaren eleme usulüne dönüldü.

    Devler İstanbul
    1985 Şampiyon Kulüpler finali futbol tarihinin en karanlık günlerinden biriydi. Heysel Stadyumu’nda oynanan maç öncesi Liverpoollu holiganlar Juventus taraftarına saldırmış, çıkan panikte bir duvarın çökmesiyle 39 kişi hayatını kaybetmişti. 

    Kupanın abonesi Real Madrid hesabı 1998’de açmış, sonrasında da dur-durak bilmemişti. 32 yıl beklemek belli ki onları iyice iştahlandırmıştı. Ertesi yıl Barcelona’nın mabedi Camp Nou’da oynanan final, bir Hollywood senaristinin kaleminden çıkmış gibiydi. Mario Basler’in attığı golle Bayern Münih, Manchester United karşısında öne geçmişti. Heyecan kasırgasında top sürekli direkten dönüyor, skor tablosu bir türlü değişmiyordu. Kızılca kıyamet, verilen üç dakikalık uzatmada kopmuştu: 

    Korner için kalesinden koşarak gelen Peter Schmeichel mucizenin başlangıcıydı. Ya atacaklar ya da ağlayacaklardı. David Beckham’ın ortasıyla çarşı-pazar karışmış, solak Ryan Giggs’in sevmediği sağ pabucuyla cılız vuruşu Teddy Sheringham’a asist olmuştu. Skor artık 1-1’di. Uzatmalara gidiliyor derken, 101 saniye sonra kullanılan ikinci bir köşe atışında tarih yazılmıştı. Sheringham’ın aşırdığı topu süper yedek Ole Gunnar Solskjaer’ın tamamlaması İngilizler için rüya, Almanlar için kabustu. Kırmızı Şeytanlar, Alman devine pabucunu ters giydirirken, futbolseverlere “yok artık” dedirtmişti. 

    Devler İstanbul
    Real Madrid başkanı Florentino Perez, kulübün Şampiyon Kulüpler ve Şampiyonlar Ligi’nde kazandığı 14 kupayla. 

    Devler arenasının kuruluşundan sonra Barcelona 4, Milan ve Bayern Münih 3’er kez mutlu sona ulaşsa da Şampiyonlar Ligi’nin de en başarılı ekibi Real Madrid olmaya devam ediyor. Beyaz Şimşekler, 1993’ten bu yana tam 8 defa kupayı kaldırdı. Son olarak 2022’de zafere ulaşan İspanyol ekibinin hocası Carlo Ancelotti de tam bir kupa koleksiyoneri. Oyunculuğunda 2, hocalığında ise 4 defa Kupa 1 şampiyonluğu yaşayan İtalyan çalıştırıcı, bu organizasyonun en başarılı teknik direktörü. 

    Kupa 1’de toplam 14 şampiyonluğu bulunan Real Madrid bir gün geçilir mi? İmkansıza yakın. 

    Devler İstanbul
    Şampiyonlar Ligi’nin en golcü oyuncusu Cristiano Ronaldo‘yu (solda), ezeli rakibi Lionel Messi (sağda) takip ediyor. 

    En golcüler 

    Cristiano Ronaldo – 140 gol (21 Manchester United, 105 Real Madrid, 14 Juventus)
    Lionel Messi – 129 gol (120 Barcelona, 9 PSG) 
    Robert Lewandowski – 91 gol (17 Dortmund, 69 Bayern Münih, 5 Barcelona) 
    Karim Benzema – 90 gol (12 Lyon, 78 Real Madrid) 
    Raul – 71 gol (66 Real Madrid, 5 Schalke) 

    En çok kazanan takımlar

    Real Madrid: 14 (1956, 1957, 1958, 1959, 1960, 1966, 1998, 2000, 2002, 2014, 2016, 2017, 2018, 2022) 
    Milan: 7 (1963, 1969, 1898, 1990, 1994, 2003, 2007) 
    Bayern Münih: 6 (1974, 1975, 1976, 2001, 2013, 2020) 
    Liverpool: 6 (1977, 1978, 1981, 1984, 2005, 2019) 
    Barcelona: 5 (1992, 2006, 2009, 2011, 2015) 

    Şampiyonlar Ligi’nde finaller kenti İstanbul 

    10 Haziran’da İstanbul, ikinci defa Şampiyonlar Ligi finaline evsahipliği yapacak, Manchester City ile Inter, kozlarını 74.753 kişi kapasiteli Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda paylaşacak. Aslında UEFA tarafından Türkiye’ye bu onur 2020 için bahşedilmişti. Ancak tüm dünyayı vuran COVID-19 pandemisi yüzünden final seyircisiz olarak Lizbon’da oynanmıştı. Kentin hakkı 2021’e kaydırılsa da salgın koşulları yüzünden yine İstanbul’da buluşulamamıştı. 

    Daha önce 2009 UEFA Kupası finali Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nda, 2019 Süper Kupa randevusu da Vodafone Park’taydı. Kadıköy’de Galatasaray ve Beşiktaş’ta bir dönem görev yapan Mircea Lucescu’nun çalıştırdığı Şahtar Donetsk gülerken; Dolmabahçe’de Liverpool penaltılarla kazanmıştı. 

    İstanbul, şüphesiz Liverpool tarihinde büyük öneme sahip. Kırmızılar 2005’ten bu yana ne zaman bir maçta geri dönse, İngiliz basınında bu şehir konuşuluyor, o ruhun altı çiziliyor. 

    25 Mayıs 2005’te Atatürk Olimpiyat Stadyumu’ndaki finale Milan, mutlak favori olarak çıkmıştı. En son 1990’da İngiltere’de şampiyon olabilen Liverpool için bu kadarı bile büyük başarıydı. Kaptan Paolo Maldini ateşi yakmış, Hernan Crespo’nun iki golüyle yarı sonunda tabelada 3-0 yazmıştı. İş bitti derken, devre arasında başlayan İngilizlerin kültleşmiş marşı “You’ll never walk alone” fitili ateşlemişti. Diğer kaptan Steven Gerrard’ın başlattığı geri dönüşte Vladimir Smicer farkı bire indirmiş, Xabi Alonso da skoru eşitlemişti. Kalesinde devleşen Jerzy Dudek, penaltılarda da sihrini konuşturunca işlem tamamdı. Tesadüf bu ya, Kırmızılar adına son atışı kullanmak da Smicer’e kalmıştı. Kulüpte son maçına çıkan Çek yıldız kupayla veda etmişti. 

    Şampiyonlar Ligi tarihinin en güzel maçı İstanbul’da oynanmıştı. Çimlerde yaşananlar tek kelimeyle destandı. O günkü mucize unutulmazdı! 

    Devler İstanbul
    2005’te Liverpool’un İstanbul’da taçlandığı an.
  • Asla ama asla yalnız yürümeyeceksin

    Asla ama asla yalnız yürümeyeceksin

    İngiltere’nin en köklü futbol kulüplerinden biri Liverpool. ‘Kırmızılar’ın 1892’nin Haziran ayında başlayan uzun tarihi hem Ada’da hem de Avrupa’da kazanılan sayısız zaferle dolu. Ne yaşanan facialar ne alınan başarısız sonuçlar onları yollarından döndüremedi. Küçük bir şehirden aldıkları büyük destekle geleceğe sarsılmaz bir inançla ilerliyor, asla yalnız yürümüyorlar…

    Liverpool şüphesiz dünyanın en çok sevilen futbol kulüplerinden biri. Kırmızısı, muhteşem tribünü, tüyleri diken diken eden marşı… 29 yıldır liglerinde şampiyon olamasalar da “asla yalnız yürümüyorlar”; her vites yükselttiklerinde yeryüzünün dörtbir köşesindeki futbol meftunlarını “o sene bu sene” diye heyecanlandırıyorlar. Barcelona’ya ilk maçta 3-0 yenildikten sonra evinde dört gol atarak final vizesi alan takım nefes kesiyor; “acaba yine mi?” dedirtiyor.

    Livepool
    Taraftarla kucaklaşma Liverpool-Barcelona maçı sonrası Liverpool takımı, efsane Kop tribünüyle kucaklaşıyor.

    Önceleri siyah-beyaz görüntülerdi bizi onlara bağlayan. “Şanlı mağlubiyetler” aldığımız, “ezilmediğimiz” her maçtan sonra mutlu olduğumuz yıllarda, çok sevmiştik bu İngiliz takımını. Belki devlerin arasında onu ufak görmüştük, belki de kendimizden bir şeyler bulmuştuk. Santrayı, müzik tarihine damgasını vuran Beatles grubunun da doğduğu şehre dair eski Taraftarlar Birliği başkanı Rogan Taylor’ın söyledikleriyle yapmalı: “Liverpool yumuşak değildir. Yahudiler, Lehler, siyahlar gibi haksızlığa uğrayan bir kesimdir. Kim olduğumuzu ve düşmanlarımızın kimler olduğunu biliriz. Liverpool, İngiltere’nin Polonyası’dır”.

    Livepool
    Gol sevinci Liverpool, Barcelona maçında meşin yuvarlağı ağlarla buluşturmuş olmasının sevincini yaşarken.

    Everton’dan Liverpool’a

    Aslında her şey kentin yetiştirdiği işinsanlarından John Houlding’in elini futbola atmasıyla başlamıştı. Stanley Road’a veda edecek olan Everton’a yeni bir stat önerilmişti: Anfield Road.

    Başta her şey süt limandı. Fakat giderek iklim değişiyordu. Üyeler, başkanlık koltuğunda oturan Houlding’in kulübü politik menfaatleri uğruna kullandığına inanıyordu. Yıllık 100 sterlinden 250’ye çıkan kira, mavi-beyazlılara gönül verenlerin canını iyice sıkmıştı. Houlding’e arsasını satan Orrell, yeni tribünden geçecek bir yol yaptırmak istiyordu. Hukuken böyle bir hakkı vardı, zaten sahanın yakınında küçük bir toprağı da kalmıştı.

    İşte kızılca kıyamet de bundan kopmuştu. Başkanın bunu bildiğini anlayan üyeler, iki ayrı malsahibiyle uğraşmak zorunda olduklarını anlamıştı. Ocak 1892’de yapılan olağanüstü genel kurulda toplanan 279 üye, başkanı koltuğundan etmişti. Everton Goodison Park’ı satın alırken, Houlding ve arkadaşları 15 Mart 1892’de Everton F.C. and Athletic Grounds, Ltd. ya da nam-ı diğer Everton Athletic kurmuştu. Aynı kentin aynı adlı iki takımı olamayacağından, tescil ettirilen Everton Athletic ismi Haziran’da değiştirilmiş, Liverpool böylece resmen doğmuştu.

    Fakat bir sorun vardı: Futbolcular Everton’da kaldığından, yeni oyuncular bulmak gerekiyordu. İlk hocaları İrlandalı John McKenna, dere tepe düz gidip İskoçya’dan getirdikleriyle ilk 11’i tamamlıyordu. 1 Eylül 1892’de ilk maçını Rotherham ile yapan takımın çoğunluğunun soyadındaki “Mc” ifadesi dikkat çekiyordu. Ertesi yıl lige kabul edilen kulübün 1901’de ilk şampiyonluğunu kazandığındaki renkleri mavi-beyazdı. 1904’te kırmızı-beyaza geçecekler; ezeli rakipleri Everton’la bir göbek bağını daha keseceklerdi.

    Livepool
    Kuruluş
    Liverpool’un 1892’deki resmî kuruluş belgesi. Everton Athletic Kulübü olarak kurulan ekip ad değiştirir ve resmen Liverpool olur.

    Hanedanın kurucusu: Bill Shankly

    İlk yıllarında başarılı sayılabilecek camia, uzun bir fetret dönemi yaşamıştı. Arada yaşanılan şampiyonluklara rağmen tam da dikiş tutturulamamıştı. 1 Aralık 1959’da teknik direktörlük koltuğuna oturan Bill Shankly kısa sürede tarih yazacaktı.

    Futbolun aynı zamanda büyük düşünürlerinden de biri olan hoca, kulübün efsanevi kırmızı formasını bile tasarlamıştı. Anfield Road’da “ben” terkedilmiş, “biz” doğmuştu. O, Liverpool demekti. Eski maden işçisinin yazdığı abece, zamana ve zamanın ruhuna yenik düşünceye kadar oyunun alfabesi olmuştu. Hiçbir zaman takımı varedenleri de unutmamıştı: “Baskı madenin dibinde çalışmaktır. Baskı işsiz olmaktır. Baskı haftada 50 şiline küme düşmekten kurtulmaya çalışmaktır. Baskı Avrupa Kupası finali, lig şampiyonluğu veya kupa finali değildir. O ödüldür”.

    Livepool
    Efsane isim Liverpool’u Liverpool yapan teknik direktör Bill Shankly 1974 Federasyon Kupası zaferi sonrasında taraftarları selamlıyor.

    İkinci kümede sürünen takımı ayağa kaldıran İskoç çalıştırıcı, Liverpool’u 1964’te şampiyonluğa taşımış, ertesi yıl da Federasyon Kupası’nı kazandırmıştı. Ligde ipi yine en önde göğüsledikleri 1965-66 sezonunda Avrupa’da ilk kez final gördülerse de Dortmund’a boyun eğmişlerdi (Tesadüf bu ya, o gün sevinenlerden Sigfried Held yıllar sonra Galatasaray’ı, ağlayanlardan Gordon Milne de Beşiktaş’ı çalıştıracaktı…)

    Livepool
    Şampiyon Liverpool Liverpool’un 1977’deki ilk Şampiyon Kulüpler Kupası zaferinden. Futbolcular kupayı taraftarlarına gösteriyor.

    Yedi yıl adeta nadasa bırakılan Kırmızılar’da hasat dönemi 1973’te yeniden başlıyordu. Ligdeki şampiyonluğu UEFA Kupası zaferi kovalamıştı. Borussia Mönchengladbach’ı devirmeyi başaran camia Avrupa’da ilk kez taçlanırken, yıldızlaşanlardan biri de Benjamin Toschack idi. Shankly 1974’te görevinden ayrılıyor, bayrağı yardımcısı Bob Paisley alıyordu. Boynuz kulağı geçmiş; kulüp, tarihinin en başarılı günlerini yaşamıştı. Lig şampiyonluklarını, Avrupa’da kazanılan kupalar takip ediyordu. 1976’da Brugge’ü geçerek yine UEFA’da zafere ulaşan Liverpool, ertesi sene Şampiyon Kulüpler’de taçlanmıştı. Mönchengladbach’ı yine devirmeyi başarmışlardı.

    1978’de Brugge’ü yenen kulüp Avrupa’da unvanını korumuştu (Kenny Dalglish zaferi getirirken, asisti yapan Graeme Souness yıllar sonra Galatasaray’a gelecek, Kadıköy’de santraya bayrak diktiği için adı “Ulubatlı”ya çıkacaktı!).

    1981’de Real Madrid’i deviren Liverpool, Şampiyon Kulüpler’de üçüncü defa taçlanırken, Paisley bunu başaran ilk teknik direktör olmuştu. Kulüpte dokuz yıl görev yapan efsane hoca, adeta tek başına müze açacak kadar başarıya imza atmıştı. Onun yönetiminde altı lig, üç Şampiyon Kulüpler, bir UEFA, bir Avrupa Süper Kupası, üç lig şampiyonluğu kazanan Kırmızılar, iki sezonda da ikincilikte kalmıştı.

    Livepool
    Liverpool tarihinin en çok kupa kazanan hocası Bob Paisley kazandığı 3 Şampiyon Kulüpler Kupası’nın mini replikalarıyla (solda). Liverpool tarihinin en büyük iki hocası Shankly ile Paisley yanyana (sağda).

    1984’te Joe Fagan tarafından çalıştırılan ve ligi birinci bitiren takım, Lig Kupası’nı da alıp Şampiyon Kulüpler’de yine finale çıkmıştı. Roma’yı penaltılarla deviren Liverpool yine istediğini almıştı. Fakat her güzel şeyin bir sonu vardı…

    Ertesi yıl yine Kupa 1 finalindeydiler. Rakip Juventus idi. Futbol tarihinin en trajik günlerinden birinde Heysel Stadyumu, 39 kişiye mezar olmuştu. Cansız bedenlerin kokusunun sindiği tatsız tuzsuz maçı, İtalyanlar Michel Platini’nin penaltısıyla kazanmıştı. O gün sadece kupa kaybedilmemişti. Facianın faturası holiganlara kesilince, İngiliz takımları Avrupa Kupaları’ndan beş yıllığına men ediliyor, böylece bir devir kapanıyordu.

    Livepool
    Kop tribünü faciada yitirilen 96 kişiyi asla unutmadı. Hillsborough Faciası’ndan bir kare.

    Heysel’den çok etkilenen Fagan koltuğu Dalglish’e bırakıyor; Anfield, yeni kralına kavuşuyordu. 1990’da 18. şampiyonluk kazanıldığında, kimse onlara yan bakamıyordu. Fakat o yıldan bu yana ligde ipi göğüsleyemediler. 2005’teki unutulmaz Şampiyonlar Ligi zaferi dışında üç Federasyon Kupası, dört Lig Kupası, bir UEFA Kupası, bir de Avrupa Süper Kupası kazandılar.

    2007’de kulübün el değiştirmesiyle yeniden büyük hayallerin peşine düşen Kırmızılar, bugün Jürgen Klopp idaresinde yine şaha kalkmış durumda. Bakalım yeni bir hanedanlık kurabilecekler mi?

    Efsane marşın öyküsü

    Müzik listelerinde 1 numara olmuştu

    Liverpool’la özdeşleşmiş olan “You’ll Never Walk Alone”, şüphesiz futbol tarihinin en meşhur şarkısı. Peki nasıl oldu da sıradan bir müzikal için bestelenen yapıt, adeta yeşil sahaların millî marşına dönüştü?

    Carouseladlı müzikalin (1945) ikinci perdesinde kullanılan eserin bestesi Richard Rodgers, sözleri Oscar Hammerstein’a ait. Bir süre unutulduktan sonra Liverpoollu Gerry and The Pacemakers tarafından 1963’te yeniden icra edilen şarkı, kısa sürede Ada’yı sardı. İngiltere müzik listelerinde 1 numaraya yükselen parça, kısa sürede tribünlerde söylenmeye başlandı. Kırmızılar 1965’te Leeds United’ı Federasyon Kupası finalinde yenerken, Wembley tribünleri bu kült şarkı ile tanışıyordu. Celtic, Twente, Dortmund taraftarlarının da söylediği marş, yarım yüzyılı aşkın süredir tribünleri coşturmaya devam ediyor. Dünya döndükçe de devam edecek!

    “Asla yalnız yürümeyeceksin
    Fırtınada yürürken başını hep dik tut,
    Ve karanlıktan sakın korkma.
    Çünkü sonunda altın rengi bir gökyüzü
    Ve mutluluğun gümüşten şarkısını bulacaksın.
    Hayallerin sarsılsa da, alt üst olsa da,
    Rüzgarda, yürümeye devam et
    Yağmurda, yürümeye devam et.
    Kalbinde umutla, yürümeye devam et
    Ve bil ki, hiçbir zaman yalnız yürümeyeceksin
    Asla ama asla yalnız yürümeyeceksin”.

    Livepool
    Liverpool’un simgeleri Shankly Kapısı, o marşa konu olan ve yazıya da adını veren slogan ve Liverpool arması…

    İstanbul mucizesi

    Avrupa Kupaları tarihinin en müthiş maçı

    Tarih 25 Mayıs 2005. Liverpool’un mucizeye imza attığı İstanbul, o günden bu güne kulüp tarihinde büyük bir öneme sahip. Küllerinden yeniden doğan takım, Milan’ı geçerek şampiyon olmuştu.

    O günden bu yana Kırmızılar ne zaman bir karşılaşmada “geri dönse”, İngiliz futbol literatüründe İstanbul konuşuluyor; o ruhun altı tekrar tekrar çiziliyor. Tıpkı son Barcelona maçında olduğu gibi… İşte 25 Mayıs 2005’te oynanan o Şampiyonlar Ligi finali, birçokları tarafından Avrupa Kupaları tarihinin en müthiş maçı olarak anılıyor.

    O gün Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nun çimlerine yıldızlar topluluğu Milan mutlak favori olarak çıkmıştı. Bir dönemin yenilmez armadası olsa da, o günlerin mütevazı ekibi Liverpool için final bile büyük başarıydı. İtalyan devi ilk yarıyı 3-0 önde kapattığında, birçoklarına göre ikinci yarı formaliteden ibaretti.

    Derken tribünlerde o malum marş başlıyor; gözler doluyordu.

    Kaptan Steven Gerrard ateşi yakmış, Vladimir Smicer farkı 1’e indirmişti. Xabi Alonso’nun golüyle tabela eşitleniyor, karşılaşma uzatmalara gidiyordu. Kalesinde devleşen Jerzy Dudek, marifetlerini penaltılarda da konuşturunca mucize tamamlanmıştı.

    Devler arenasının en unutulmaz randevusu İstanbul’daydı; çimde yaşananlar tek kelimeyle destandı. Şüphesiz maçın 30 binden fazla yıldızı vardı. Onlar inanmış, takım küllerinden yeniden doğmuştu.

    Livepool
    İstanbul’da kaptan Gerrard, Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kaldırırken.