Etiket: turgut reis

  • Barbaros Hayrettin Paşa


    büyük türk denizcisi barbaros hayrettin paşa’nın kazandığı en büyük zaferlerden biri, 70 yaşındayken gerçekleştirdiği, yaşamının son zaferi olan fransa seferidir. 16. yüzyıl fransa’sının ünlü kralı ı. françois, öteki avrupa devletleri tarafından dışlanan ülkesi ve almanlar tarafından işgal edilen güney fransa kıyılarına karşılık beslediği intikam hisleriyle osmanlı devleti’nden yardım ister. yapılan yazışmalardan sonra divan-ı hümayun’un aldığı kararla 1543 yılının nisan ayında, kaptan-ı derya barbaros hayrettin paşa komutasındaki 110 parça gemiden oluşan osmanlı donanması güney fransa’ya doğru yola çıkar.

    Fransa Kralı I. François’nın yardım talebi üzerine yola çıkan Barbaros Hayrettin Paşa, rotası üzerindeki İtalya kıyılarına gerçekleştirilen saldırılar ve elde edilen ganimetlerle temmuz ayı başlarında Marsilya’ya ulaşır. Burada demir atmış bekleyen Kont François de Bourbon komutasındaki Fransız donanması gemileri Osmanlı donanmasına katılarak Nice kıyılarına çıkartma yapar. Çarpışmaların en kan dökücü olduğu 15 Ağustos tarihinde Osmanlı ordusu kentin büyük bölümünü ele geçirmiş olsa da savaş yer yer bir hafta kadar devam ettikten sonra Nice, kalesi haricinde tamamıyla fethedilir. 20 Ağustos tarihinde de kentin anahtarları Barbaros Hayrettin Paşa tarafından I. François’nın oğullarına takdim edilir.

    Osmanlı Donanmasını Ortadan Kaldırma Planı
    O Barbaros Hayrettin Paşa ki 1538 yılının ilkbaharında Almanya, Malta, İspanya, Venedik, Ceneviz, Portekiz, Vatikan, Floransa gibi devletlere ait 600 gemiden oluşan tarihin gelmiş geçmiş en büyük donanmalarından Haçlı donanmasına karşı koymak için planlar yapıyor, gemilerini savaşa hazırlıyordu. Kutsal Roma-Germen İmparatoru Charles Quint, büyük Haçlı donanmasının başına 16. yüzyıl Avrupa’sının ünlü Amirali Andrea Doria’yı getirmişti. Bu görkemli donanmanın oluşturulmasındaki asıl amaç, Haçlı ülkeleri için Akdeniz’de büyük tehdit oluşturan Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasını ortadan kaldırmaktı.    

    1538 yılının Eylül ayı sonlarında Haçlı donanması büyük bir saldırı için Yunanistan’ın güneybatısındaki İyon Denizi’nde toplanmaya başlar. Kötü haber çok geçmeden İstanbul’da Divan-ı Hümayun’a; oradan da Ağrıboz/Eğriboz’da konuşlanmış Barbaros Hayrettin Paşa’ya ulaşır. Andrea Doria, Osmanlı donanmasının Akdeniz’deki en büyük deniz üssü olan Yunan sularındaki Preveze’yi topa tutmuş, limanda demirli gemilerden bir kısmını da sulara gömmüştür. Bunun üzerine Barbaros Hayrettin Paşa, yirmi parçadan oluşan bir filoyu donanma komutanlarından Turgut Reis’in emrine vererek keşif için İyon Denizi’ne gönderir. Turgut Reis, İyon Denizi’nin güneyindeki Zanta Adası açıklarına ulaştığında Haçlı donanmasına ait kırk parçadan oluşan bir filoyu görerek durumu Barbaros Hayrettin Paşa’ya iletir. Bu haber üzerine Osmanlı donanması Ağrıboz’dan çıkıp Mora kıyılarını takip ederek güneydeki Modon üssüne gelir. Onun yaklaştığını gören Andrea Doria da Preveze kuşatmasına son vererek gemilerini kuzeyde yer alan Korfu Limanı’na çeker. Bunun üzerine Osmanlı donanması girişi dar bir boğazdan oluşan Preveze Körfezi’ne giriş yapar. Aslında Amiral Andrea Doria’nın istediği de budur. Planlara göre, Türk donanması güç bakımından daha üstün olan Haçlı donanmasına karşı açık denizde savaşa girmekten çekinerek Preveze Körfezi’nde hapis kalacaktır. 

    Preveze Deniz Savaşı ve Zafer 
    Haçlı donanması, Osmanlı donanmasından sayıca üç kat daha büyüktür. Barbaros Hayrettin Paşa 27 Eylül Cuma günü amirallerini topladıktan sonra karşılarındaki düşmanın stratejisini, silah üstünlüğünü göz önüne alarak Preveze Körfezi’nden çıkıp bu güçlü armadaya hücum edilmesini önerir. Ona göre çoğunluğu çektirilerden oluşan Osmanlı donanmasının hareket kabiliyeti ve uzun menzilli topları Haçlı donanmasından daha üstündür. O gece hazır hâle getirilen donanma; 28 Eylül Cumartesi sabahı, gün doğumundan önce Preveze Boğazı’ndan çıkar. Gün doğumundan üç dört saat sonra da iki donanma karşı karşıya saf tutar. Osmanlı donanması üç kanada bölünmüştür. Orta kanattaki gemilere Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa, sağ kanattaki gemilere Salih Reis, sol kanattaki gemilere de Seydi Ali Reis komuta etmektedir.

    Turgut Reis ise arkada konuşlanmış yedek kuvvetlerin başında yer almaktadır. Osmanlı donanması karşısında toplu hâlde yer alan Haçlı gemilerini üç koldan top ateşine tutarak büyük bir taarruza geçer. Birkaç saat sonra da Haçlı gemilerinin yarısı İyon Denizi’nin dibine gömülür. Amiral Andrea Doria, hiç beklemediği bu durum karşısında daha fazla kayıp vermemek için savaş alanını süratle terk ederek uzaklaşır. Denizcilik tarihinin en büyük savaşlarından biri olarak kabul edilen Preveze Deniz Savaşı, Barbaros Hayrettin Paşa’nın zaferiyle son bulur.

    1473 yılında Midilli Adası’nın Plomari beldesinde dünyaya gelen Barbaros Hayrettin Paşa (gerçek adıyla Hızır Reis), delikanlılık yıllarında ağabeyi Oruç Reis ile birlikte Kuzey Afrika kıyılarında korsanlık yaparak doğudan batıya tüm Akdeniz’de ün salar. 1528 yılında ele geçirdiği Cezayir’i Osmanlı İmparatorluğu topraklarına kattıktan sonra Kanuni Sultan Süleyman tarafından imparatorluk donanmasının kaptan-ı deryalığına getirilir. Onun döneminde Osmanlı donanması Akdeniz’deki en büyük deniz gücüne dönüşür. Türk denizciliğindeki köklü yapılanmanın temeli de onunla beraber atılır.

    Osmanlı Donanması Toulon Limanı’nda
    Yine başa dönelim ve 1543 yılının Eylül ayına gelelim. Nice kuşatılmıştır ancak gelmekte olan kara kış da kapıdadır. Barbaros Hayrettin Paşa, kış boyunca donanmanın güvenlik altında olabileceği bir limanla askerin nasıl doyurulacağını düşünür. Bu nedenle kuşatmayı kaldırır. Ardından Fransızlarla yapılan antlaşma üzerine Osmanlı donanması kışı güvenli şekilde geçirebileceği Toulon Limanı’na çekilir. I. François’nın tarihe geçen fermanında şu satırlar yer almıştır: “Muhteşem Türk Süleyman’ın büyük komutanı Barbaros Hazretleri ve asil savaşçıları için Toulon şehri tez hazırlansın. Şehirdekiler de Türklerle sorun yaşamamak için bölgeyi terk etsinler.”  

    Osmanlı donanması, otuz bin kişilik azap ve leventiyle 1543-44 kışını Toulon’da geçirir. Bu dönemde de zaman zaman İtalya ve İspanya kıyılarına saldırılar düzenleyip önüne çıkan Haçlı gemilerine ateş açar. Ganimet olarak ele geçirilen esirler, Toulon esir pazarında satılığa çıkarılır. Fransa kralının emriyle Toulon’un ünlü Meryem Ana Katedrali camiye dönüştürülerek beş vakit ezan okunur, namaz kılınır. Yine Kral I. François’nın emriyle kent halkı on yıl kadar vergiden muaf tutulur. Ayrıca, bu süre zarfında Osmanlı parası kentte geçerlilik kazanır. Barbaros Hayrettin Paşa, Toulon’da kaldığı dönemde Cenova’ya kadar gitmiş, çok daha önceden Haçlılara esir düşmüş Turgut Reis’in iadesi için Andrea Doria ile masaya oturmuş, serbest kalmasını sağlamıştır. Hemen her gün sırayla karaya çıkan kimi askerler geçen zaman içinde çat pat Fransızca konuşmaya başlar, kentteki yerleşik sakinlerle dostluklar kurarlar. Fransa Kralı I. François, hizmetlerinden dolayı Barbaros Hayrettin Paşa’ya 8.000 ekü ödeme yapar, Kanuni Sultan Süleyman’a da çok değerli hediyeler gönderir. Bu arada, değişik nedenlerle Fransız hapishanelerinde yatan Osmanlı esirleri affedilerek serbest bırakılır. 

    Osmanlı Donanması Toulon Limanı’ndan Ayrılıyor
    Osmanlı donanması sekiz ay Toulon’da kaldıktan sonra 23 Mayıs 1544 tarihinde Fransa sularından ayrılır. Antoine Escalin Des Aimars komutasındaki beş Fransız kalyonu Osmanlı gemilerine eşlik ederek diplomasi ve dostluk çerçevesi içinde İstanbul’a gelir. Bundan sonraki dönemde de Fransızlarla olan dostluk ilişkilerinde kapitülasyonların sayısı arttırılır. Bir zaman sonra da -günümüzde olduğu gibi- Fransız Deniz Kuvvetleri’nin en önemli üssünün yer aldığı Toulon’un belediye sarayına, üzerinde Toulon Limanı’nda demirli Osmanlı donanmasını gösteren görkemli bir tablo asılır. Barbaros’un anısını yaşatan bu resmin altındaki şiirin son dizesi şöyle yazılmıştır: “Bu gördüğünüz, hepimizin imdadına yetişen Barbaros ve ordusudur!” 

    Ne var ki yirminci yüzyılın başlarına kadar Toulon Belediye binasının büyük salonunun duvarında asılı kalan bu tablo, sonradan yerinden kaldırılmış ve âdeta yok edilmiştir.

    Barbaros Hayrettin Paşa, bu son seferinden iki yıl sonra İstanbul’da yaşama gözlerini kapatır. Beşiktaş’ta, bugünkü Deniz Müzesi’nin karşısındaki türbesine gömülür. Bir yıl sonra da 1547 yılında Fransa Kralı I. François ölür. Bugün, Fransız Rivierası’nın en seçkin yerleşimi Nice kentinin eski sokaklarında dolaşırken kimi duvarların üzerinde asılı kalmış olan Osmanlı gülleleri; Fransa seferine katılmış Matrakçı Nasuh’un Topkapı Sarayı kütüphanesinde saklanan minyatürleri ve Kanuni Sultan Süleyman’ın I. François’ya göndermiş olduğu, Paris’te Ulusal Kütüphane’de saklanan iki mektup o büyük seferin anılarını yansıtmaktadır. Barbaros Hayrettin Paşa’nın seferlerden dönüşünü ise büyük şair Yahya Kemal Beyatlı şu dizelerle destanlaştırmıştır: 

    (…)
    Deniz ufkunda bu top sesleri nereden geliyor?
    Barbaros, belki donanmayla seferden geliyor!..
    Adalardan mı? Tunus’tan mı? Cezayir’den mi?
    Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi,   
    Yeni doğmuş ayı gördükleri yerden geliyor,
    O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?    
    (…) #

    Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Kralı I. François’ya Yazdığı Mektuptan Satırlar
    “Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç giydiren, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ve atalarımın fethettiği Akdeniz’in, Karadeniz’in, Rumeli’nin, Anadolu’nun, Karaman’ın, Rum’un, Dulkadiroğluları Vilayeti’nin, Diyarbakır’ın, Kürdistan’ın, Azerbaycan’ın, Acem’in, Şam’ın, Haleb’in, Mısır’ın, Mekke’nin, Medine’nin, Kudüs’ün, bütün Arap memleketlerinin, Yemen’in ve daha nice ülkelerin ki, büyük atalarımın Allah kabirlerini nurlu etsin, karşı konulmaz kuvvetleriyle fethettikleri ve benim muhteşemliğimle de ateş saçan mızrağımın ve zafer getiren kılıcımın gücüyle fethettiğim nice memleketlerin sultanı ve padişahı olan Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Han’ım.

    Sen ki Fransa vilayetinin kralı olan Françesko’sun…

    Şu anda hapiste olduğunuzu bildirip kurtuluşunuz konusunda bizden yardım talep ediyorsunuz. Söylediğiniz her şey dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur.

    Her şeyden haberdar oldum. Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek bir şey değildir. Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. Böyle bir durumda atalarımız düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri kalmamışlardır. Biz de atalarımızın yolundayız ve daima memleketler ve alınmaz kaleler fetheylemekteyiz. Gece gündüz daima atımız eyerlenmiş ve kılıcımız belimizde kuşatılmıştır. Yüce Allah hayırlara bağışlasın.

    Allah’ın istediği ne ise o olsun. Bundan başka haberleri gönderdiğiniz adamınızdan öğrenebilirsiniz. Böyle biliniz…”

  • ‘Yenilmez Osmanlı’ imajı Malta adasında yıkılmıştı

    ‘Yenilmez Osmanlı’ imajı Malta adasında yıkılmıştı

    Büyük Osmanlı kuvvetleri 11 Eylül 1565’te Malta’yı fethedemeyince geri çekilmek zorunda kalmış, Avrupa’daki yenilmezlik algısı büyük darbe yemiş, bu mağlubiyet Batı’da yüzyıllarca anlatılan, kutlanan bir hadiseye dönüşmüştü. 6 yıl sonraki İnebahtı Muharebesi (1571) ve 118 yıl sonraki 2. Viyana Seferi ise “yenilmez Osmanlılar” düşüncesini fiilen değiştirecekti.

    Genç Sultan Süleyman 1522’de Fatih Sultan Mehmed’in yapamadığı­nı yapmış; St. John-Hospitalier Şövalyeleri’ni Rodos’ta mağlup ederek adadan sürmüştü. Ön­ce Sicilya’ya çekilen ve 1523’te yurtsuz kalan şövalyeler 7 yıl bo­yunca Kandiye (Girit), Messina, Viterbo ve Nice şehirlerinde yer edinmeye çalıştı. Sonunda şö­valyelerin büyük üstadı Phillipe Villiers de L’Isle Adam, Kutsal Roma İmparatoru 5. Karl (Şarlken) ile anlaştı. Malta, komşu ada Gozo ve Kuzey Afrika’daki Trablus liman kentini şövalyele­riyle birlikte teslim aldı (karşı­lığında imparatora her sene bir Malta şahini gönderecekti!).

    Yenilmez Osmanlı
    Malta Kuşatması sırasında şehit düşen Turgut Reis.

    Akdeniz’de doğu-batı aksın­da merkezî konumda ve Kuzey Afrika ve Sicilya’ya çok yakın olması nedeniyle Malta adası yüksek stratejik bir konumdaydı. Kuzey Afrikalı Müslüman kor­sanlara karşı 1099’da Kudüs’te kurulmuş olan bu Haçlı şövalye tarikatından hem Papa hem de 5. Karl çok şey beklemekteydi.

    Şövalyeler kendilerini Malta’da yerleşik görmüyorlardı ama…

    Rodos’un kaybı sırasında da şö­valyelerin başında olan de L’Isle Adam, bu nispeten az gelişmiş adalara yerleşirken, aklında hep Rodos’u Osmanlılardan geri al­mak vardı. Malta’da yerleşik ola­rak kalma düşüncesi ise ancak 1565’ten itibaren kabul gördü. Bugün ise bu Katolik şövalye ta­rikatının devamı olan SMOM (Malta Hükümran Askerî Tari­katı), toprağı olmamasına rağ­men uluslararası hukuk açısın­dan hükümran bir antite olarak kabul edilmektedir.

    Osmanlılar 1551’de Malta limanlarını hedef almaya başlamıştı

    Özellikle 16. yüzyılda Osmanlı­ların deniz gücündeki üstünlü­ğü, donanmasının veya kendi­ne bağlı korsanların düşman sahillerine sürpriz saldırıların­da yatıyordu. Bu aynı zamanda, sahillerden önemli ölçüde tut­sak/köle alınmasını sağlıyordu. Yine böyle bir ani saldırı, Sinan, Salih ve Turgut Paşalar tarafın­dan 1551’de Malta’daki şövalye­lere karşı yapıldı. Birgu ve Sant’ Angelo tahkimatlarının sağlam­laştırılmış olduğunu gören Si­nan Paşa, adanın içlerindeki eski başkent Mdina kentine ilerle­di. Tam bu sırada desteğe gelen gemiler, demirlemiş Osmanlı donanmasına saldırınca Sinan Paşa, komşu ada Gozo’ya saldır­dı ve burayı ele geçirerek halkın büyük çoğunluğunu köleleştir­di. Ardından yine şövalyelerin kontrolündeki Trablus’a yöneldi.

    Yenilmez Osmanlı
    Osmanlı donanması Malta’da Osmanlı donanmasının Malta’ya gelişini gösteren bir fresko (üstte). Malta’nın savunma haritası (altta).

    Rodos’tan sonra sıra Malta’ya gelmişti

    St. John-Hospitalier Şövalye­leri Tarikatı’nın kuruluş amacı, Kutsal Topraklar’da hacılar için hastane yapımına destek olmak­tı. Zaman içerisinde askerî bir tarikata dönüşen bu yapı, Mal­ta’ya taşındıktan sonra Osmanlı/ Müslüman ticari ve askerî filo­larına karşı korsanlık faaliyetle­rine başladı. Venedikliler bile bu şövalye tarikatını Hıristiyanlığın simgesi haçı yağma için kulla­nan korsanlar olarak tasvir et­meye başladı. Korsanlık faaliyetlerinde zirve­ye çıkan ise Gaskonyalı soylu bir aileden gelen Mathurin Rome­gas olacaktı. Romegas, Berberî/ Osmanlı korsanlarının Batı Ak­deniz kıyılarında yaydığına ben­zer bir korkuyu Doğu Akdeniz kıyılarına kadar yaydı ve 1564’te Anadolu kıyılarında el koydu­ğu bir gemiyle zirveye ulaştı: Müsadere ettiği bu Sultana adlı kalyonda İskenderiye ve Kahire valileri, Hac’dan dönen Sultan Süleyman’ın gözde kızı Mihri­mah’ın süt annesi gibi önem­li kişiler ve yüklü miktarda para bulunuyordu. Bu, Osmanlıların denizlerdeki üstünlüğü algısı­na vurulan ağır bir darbeydi. Şö­valyelerin Malta’dan yürüttüğü korsanlık aktivitelerinden bıkan artık yaşlanmış Kanunî, bu olayı “savaş sebebi” (casus belli) ka­bul ederek daha önce Rodos’tan sürdüğü bu tarikatı Malta’dan da kovmak için hazırlıklara başladı.

    Yenilmez Osmanlı

    Adanın girişindeki Aziz Elmo kalesi düşmüş, ancak devamı gelmemişti

    Sicilya Kral Naibi Don Garcia, koyun ağzına doğru uzanan yarı­madanın en ucundaki yıldız tab­ya Aziz Elmo Kalesi’nin önemi­ne dikkati çekmiş; buranın kay­bedilmesi durumunda savaşın da kaybedileceğini söylemişti.

    İspanya Kralı Habsburg Hane­danı’ndan 2. Felipe’den yeter­li desteği alamayan Don Garcia ve şövalyeler, Osmanlı kuvvet­leri karşısında sayıca çok azdı. Savaşın başlamasından yaklaşık 40 gün sonra, 23 Haziran’da Aziz Elmo Kalesi düştü. Bu hem Don Garcia hem de büyük üstad La Valette için büyük bir derbeydi. Protestan hükümdar Elizabeth bile, düşmanı olan Katolik 2. Fe­lipe’ye bağlı Malta’daki hadise­den, tüm Hıristiyan dünyasının tehlikeye düşme ihtimalinden endişe duyduğunu belirtmişti. Cerbe Kuşatması’nda (1560) kü­çük düşen ve donanması yoko­lan İspanya Kralı Felipe ise tek­rar büyük bir mağlubiyete uğra­maktan korktuğu için adaya yeni bir takviye göndermekte isteksiz kalmıştı.

    Kalenin düşmesi sırasında do­nanmanın en önemli ve tecrü­beli kumandalarından Turgut Paşa (Turgut Reis), başına isabet eden bir dost ateşi sonucu öldü. Kalenin alınması Osmanlılar için galibiyetin yolunu açacak; ancak Turgut Paşa’nın ölümü muharebenin seyrini değiştire­cekti.

    Malta yenilgisi Osmanlı algısındaki ilk ve en büyük kırılmaydı

    Malta’da Don Garcia’nın da ba­şarılı stratejisiyle gelen zafer sonrası, yenilmez sayılan Os­manlıların imajı oldukça sarsıl­dı. Hadise hem akabinde hem sonraki yüzyıllarda Batı’da en çok kutlanan ve hatırlanan hadi­selerden birine dönüştü. Bundan yaklaşık 150 sene sonra Voltaire (1694-1778), “hiçbir şey yoktur ki ‘Büyük Malta Kuşatması’ndan daha fazla bilinsin” demiştir. Bu mağlubiyet, 6 yıl sonraki İnebah­tı Muharebesi’nde (1571) Habs­burgların ve Papalık’ın başını çektiği Kutsal İttifak’ın zaferini de hazırladı.