Etiket: tel aviv

  • Filistin ABD’yi sarsıyor: 68 ruhu yine üniversitede…

    Filistin ABD’yi sarsıyor: 68 ruhu yine üniversitede…

    Batılı yönetimler İsrail’in Filistinlilere yönelik terörüne açık destek veriyor. Ancak Batı toplumunun ciddi bir bölümü, soykırıma varan saldırılardan rahatsız. Özellikle ABD’nin seçkin üniversitelerinde, Filistin’e destek eylemleri yayılıyor. 25 eyalette 43 üniversiteye yayılan eylemler 68 direnişiyle paralellikler taşıyor.

    Dünyanın dört bucağında üniversite yerleşke­leri, İsrail ordusunun Gazze’deki katliamına karşı seferber olmuş durumda. Filistin topraklarında soykırım sürerken, güvenlik güçleri san­ki savaşı kampüslere taşıyor. 7 Ekim sonrası her gösteri, her savaş ve soykırım karşıtı söz ya da protesto, anti-semitist olarak damgalanıyor. Kampüs protestoları ile böylesi bir “şey­tanlaştırma” da izleniyor.

    GundeminTarihi-ABD-2
    ABD’de 1925’te yayın hayatına başlayan ve yaklaşık 1 milyon tiraja sahip The New Yorker 20 Mayıs 2024 tarihli sayısının kapağına karikatürist Barry Blitt’ın çizimiyle, mezunları ve protestoları durdurmak, kampları dağıtmak için çağrılan polisleri taşıdı.

    ABD’den başlayan ve bel­leklerden silindiği sanılan 68’in Vietnam Savaşı’na karşı gösterileri akla getiren gösteri­ler, ağır baskılara rağmen Paris, Lausanne, Montréal, Mexico, Sydney’e yayılmış durumda.

    17 Nisan’dan başlayarak Amerikan üniversite yerleşke­lerinde Gazze için seferberlik, 40’ı aşkın okul ve kampüste, Atlantik’ten Kaliforniya’ya kadar geniş bir coğrafyada şiddetli çatışmalara yol açtı. Yaklaşık 2.500 kişi gözaltına alındı. Ülkenin ve dün­yanın en prestijli üniversitelerinden olan Columbia, bu seferberliğin ağırlık merkezini oluşturdu. Ardın­dan Los Angeles’ta (University of California – UCLA) olaylar patlak ver­di. Brown Üniversi­tesi (Rhode Island) ise polis çağırıp öğ­rencileri şiddetle bastırmak yerine, göstericilerin kampı dağıtmaları karşılığında Gaz­ze’deki soykırımda rolü olan şirketlerle ilişkilerin oylanmasını kabul etti.

    Durum ABD’nin bir iç mese­lesi olmaktan çıktı ve Birleşmiş Milletler sıralarına yansıdı; üniversitelerdeki polis baskısın­dan endişe duyulduğu bildirildi. İnsan Hakları Yüksek Komiseri ve hukukçu Volker Türk, “göste­rileri dağıtmak ve sona erdirmek için alınan bir dizi sert tedbir”den rahatsız olduğunu belirterek “ifade özgürlüğü ve barışçıl top­lanma hakkının temel olduğunu” vurguladı.

    Öğrenci hareketleri temelde anti-siyonist bir nitelik taşırken, yönetimler tarafından anti-semitik olarak itham ediliyor. Bu arada ABD Temsilciler Meclisi de, İsrail Devleti’ne yönelik eleştirileri anti-semitizm olarak tescilleyen bir yasayı 5 Mayıs’ta onayladı. Bundan sonra artık araştırmalarda, gazetelerde, ko­nuşmalarda “Yahudi aleyhtarlığı” suç sayılacak (Senato’dan henüz geçmiş değil). ABD’deki muha­fazakarların temel taktiği, doğal olarak İsrail aleyhtarı gösterileri bu şekilde kriminalize etmek.

    GundeminTarihi-ABD-1
    ABD’nin seçkin üniversitelerinden Columbia’da başlayan İsrail protestoları ve Filistin’e destek, yönetimleri kızdırdı. Polisin üniversiteye girişi, gösterileri ve tepkiyi dindirmeye yetmedi.

    60’lı yıllardan bu yana ABD’de üniversite gençliğinin, sivil haklardan başlayarak Vietnam Savaşı’na karşı eylemleriyle devam eden; 1985’te Güney Afrika’daki apartheid rejimine karşı gösterileriyle ve son olarak “Siyah Hayatlar Değerlidir” eylemleriyle öne çıkan toplumsal olaylarda, alarm zillerini çalma gibi bir hassasiyeti var. Filistin meselesi, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinden önce de bu has­sasiyetin bir parçasıydı. Dolayı­sıyla 7 Ekim’den sonra üniversite kampüsleri barışçıl gösterilere sahne olurken, dünyadaki haber kaynakları için bir haber değeri taşımıyordu. Ta ki toplumsal hareketlerin patlak vermesinde simgesel bir önemi olan yüksek prestijli Columbia Üniversitesi’n­deki gelişmelere kadar.

    3 Nisan’da Columbia Üniversi­tesi, Tel Aviv’de bir proje üzerin­de çalıştığını duyurdu. Bunun üzerine 93 öğretim görevlisi, bu çalışmaların İsrail’in mevcut politikasını onaylamakla eşde­ğer olduğunu açıkladı. Filistin yanlısı öğrenciler de bu durumu protesto etti. Üniversite rektörü Minouche Shafik’in Kongre hu­zuruna çağrıldığı 17 Nisan günü, öğrenciler Hamilton Hall’u işgal etmeye başladı. Devlet ricali ise, Columbia gibi seçkin bir üniver­sitede öğrencilerin kefiye takıp haftalarca Filistin yanlısı gösteri­ler yapmasına öfkeliydi.

    GundeminTarihi-ABD-3
    Columbia Üniversitesi’ne giren polis sadece öğrencileri değil, öğretim görevlilerini de gözaltına aldı.

    Rejimin tüm kurumları, üniversite yetkilileri, medya, De­mokratlar, Cumhuriyetçiler İsra­il’i kayıtsız-şartsız desteklerken; öğrencilerin Filistin’i destekle­mesi hesapta olmayan bir şekilde Biden yönetiminin siyonist eğilimlerini de deşifre eden bir boyuta taşındı. Protestocular, ku­rumlarının akademik-ekonomik bağımsızlığını ve üniversitenin Gazze’deki savaştan kâr sağlayan fon ve şirketlerdeki hisselerini elden çıkarmasını talep ettiler. İşgal 3. haftaya girdiğinde, rektör Minouche Shafik kampüsün bo­şaltılması için New York polisini çağırdı (18 Nisan). Mezuniyet törenine 1 aydan az bir süre kala göstericilere idari yaptırım uygu­landı. 22 Nisan’da tüm yüzyüze dersler iptal edildi. Ancak tüm bunlar protestoları yatıştıramadı. Polis bir defa daha müdahale ede­rek göstericileri dağıttı ve bu defa 300’e yakın öğrenci tutuklandı. Politikacılar da devreye girdi. De­mokrat Alexandria Ocasio-Cor­tez, “kampüsteki genç öğrencile­rin şiddet içermeyen gösterileri sırasında polisi aramak, gerilimi tırmandıran, pervasız ve tehli­keli bir eylemdir” diyerek polisin üniversiteye girmesini protesto etti. Başkan Biden ise Yahudi karşıtı protestoları ve “Filistinli­lere ne olduğunu anlamayanları” kınayarak uzlaşmacı bir duruş sergilemeye çalıştı.

    ABD’de üniversiteler için en önemli kaynağı/desteği sağlayan bağışçıların ve politikacıların baskısı altında kurum yöneti­cileri, sert önlemler için polise başvurdular. Bugüne kadar hocalar dahil 2.500 dolayında tutuklamaya yol açan bu baskı­nın yanısıra, öğrenciler Beyaz ırkın üstünlüğünü savunan ve siyonistlerin güdümündeki örgütlerin de saldırılarına maruz kaldılar. Yönetimlerin gösterici­lere karşı şiddete başvurulmasını istemesinin temel nedeni, tabii fon verenlerin sözsahibi oluşu ve bunu bir tehdit aracı olarak kullanabilmeleri. Fon verenlerin “fonumu geri çekerim” tehdidi, üniversite yönetimleri için çok daha ciddi.

    GundeminTarihi-ABD-4
    Başkent Washington’da yapılan ‘Özgür Filistin’ mitingine binlerce kişi katıldı.

    Bununla birlikte ABD’de üniversite yöneticilerinin hepsi polisle işbirliğine gitmedi. Özel­likle Vassar (New York), Brown Üniversitesi (Rhode Island), Nort­hwestern Üniversitesi (Illinois) ve Evergreen State College’daki (Illinois) yöneticiler, öğrenci taleplerinin yönetim kuruluna sunulması konusunda anlaştılar.

    Üniversitelerdeki hareketlilik, New York Times’ın “1968’in savaş karşıtı heyulasının geri dönüşü” başlıklı bir makale yayımlama­sına da yol açtı. 1968 her ne kadar öğrenci gençlikle sınırlı olmayan, çok daha geniş kapsamlı bir top­lumsal hareket idiyse de; yeni bir dünya tahayyülü ile donanmıştı ve özellikle ırkçılığa karşı duruşu, “Siyah Hayatları Değerlidir” gibi mottolarıyla tarihe geçmişti.

    GundeminTarihi-ABD-5
    Polis, Virginia Üniversitesi’ndeki gösteriye de saldırdı. Göstericilere destek veren bir avukat, gözaltına alınan protestocuya iletişim bilgilerini verirken böyle görüntülendi.

    ABD’deki öğrenci hareketi, gençliğin büyük çoğunluğunun hislerine tercüman olduğu için de meşru bir zemine oturuyor. Öte yandan Amerikan nüfusu­nun ancak üçte birinin İsrail’e sempati duyduğu belirtiliyor. 700 bin üyesi olan Otomobil İşçileri Sendikası (UAW), Kasım’daki başkanlık seçimi için Biden’dan yana tutum alıyor ve Filistin yan­lısı harekete açık destek veriyor. Sendikanın yeni başkanı radikal Shawn Fain, Filistin ile dayanış­masını net şekilde dile getiriyor. Daha ziyade Solcu sendikacıların oluşturduğu ve geleneksel yıllık toplantılarını sadece birkaç yüz katılımcıyla yapan Labor No­tes’un bu yılki toplantısına 4.700 kişi katıldı ve çoğunluk Filistin kefiyesi taktı.

    Filistin meselesi, ABD’deki iki partili sistem için de bir problem. Hem Demokratlar hem Cumhu­riyetçiler İsrail’i koşulsuz destek­liyor ama, üniversite gençliğinin Filistin yanlısı eylemleriyle denge bozulmak üzere. Geçmişte sivil haklar hareketi ve yakın geçmişteki “Black Lives Matter” gibi büyük kitle eylemleriyle öne çıkan toplumsal hareketlerden Demokratlar nemalanmışlar­dı. Ancak her iki partinin de siyonizme arka çıkması, özellikle Demokratlara oy veren kesimle­rin önümüzdeki seçimlerde Bi­den için ciddi bir sorun olacağını göstermekte. Daha düne kadar Trump karşıtlığı üzerinden bir anlatı inşa eden Demokratlar, son hadiselerle birlikte puan kaybet­miş görünüyor.

    GundeminTarihi-ABD-6
    Filistin yanlısı gösteriler tutuculuğuyla bilinen Texas eyaletine de sıçradı. Texsas Üniversitesi’ndeki gösteriye de polis müdahale etti.

    Biden 2 Mayıs’taki konuşma­sında tıpkı Cumhuriyetçiler gibi anti-siyonizmle anti-semitizmi harmanladı. 7 Mayıs’ta Holokost anısına düzenlenen toplantı­da ise “anti-semitizm ABD’de yoktur” demekle kalmadı, Filistin ile dayanışma içinde bulunan öğ­rencilere yönelik olarak “7 Ekim saldırısının unutulduğundan” dem vurdu. 7 Ekim saldırısında ölenlerle Holokost arasında bir bağ kurarken, Gazze’de öldürülen çoluk-çocuk savunmasız 35 bin insandan hiç sözetmedi.

    Donald Trump ise göstericileri “ücretli ajitatörler” diye niteledi. Biden’ın önlemlerini destekler­ken onları yetersiz bulan Trump, doğal olarak Demokratların siyo­nist tabanının da yanına çekme­ye çalışıyor. 60’lı-70’li yıllardaki anti-komünizm histerisi gibi, bugün de Filistin yanlısı hareketi şeytanlaştırmak için Yahudi düş­manlığı çığlıkları atmak doğal!

    Öte yandan İsrail’in Gazze’de­ki cinayetleri, ABD’nin Ortado­ğu’daki Arap müttefikleriyle ilişkilerini de zedeledi. Her ne kadar bu ülkelerin yönetim­leri bugüne kadar Filistin için kıllarını kıpırdatmadılarsa da, ABD’nin Gazze öncesindeki yu­muşama politikası da yerini bir durgunluğa -soğukluğa bırakmış durumda.

    GundeminTarihi-ABD-7
    İsrail’in saldırılarını protesto eden öğrencilerin Columbia Üniversitesi’nde kurduğu çadırlar.

    ABD Kasım ayındaki baş­kanlık seçimine giderken dış politika da önemli çatlaklar var. Ukrayna’ya yapılacak yar­dımlar kongrede Putin yanlısı Cumhuriyetçiler tarafından engellenirken, Filistin ko­nusunda Cumhuriyetçiler ve Demokratlar birlikte davranı­yor. Amerikan halkının giderek artan bir çoğunluğu Filistin’de­ki katliamı durdurmaktan yana tavır alırken, Biden bugüne kadar kendisine oy veren Arap, Müslüman, genç ve ilerici seç­menler nezdinde “soykırımcı Joe” olarak adlandırılıyor.

    GundeminTarihi-ABD-8
    55 yaşındaki Oscar ödüllü oyuncu Cate Blanchett, bu yıl 77.’si düzenlenen Cannes Film Festivali’nin kırmızı halısında, siyah elbisesi ve kıyafetinin ucundaki yeşil-beyaz kompozisyonla Filistin bayrağını resmetti.

    Eylemlerin ABD’de bu kadar ses getirmesi, ülkedeki güç­lü İsrail lobisi için de endişe verici; dolayısıyla bütün güçleri ile hareketi kriminalize etmeye uğraşıyorlar. 1948’de Filistin­lilerin yurtlarından kovularak İsrail devletinin kurulması da, sanki Nazilere karşı savaşın bir devamı olarak takdim edil­mişti. Bugün İsrail’in Filistin topraklarında yıllardır sürdür­düğü yerleşimci sömürgeciliği de, bu “savunma savaşı”nın de­vamı gibi sunulmakta. 1982’de aşırı Sağcı Likud partisinden başbakan seçilen Menahem Be­gin, Ronald Reagan’ın sivillerin ölümünden duyduğu kaygıyı dile getirmesi üzerine şöyle demişti: “Hitler ve adamları derinlerde gömülü bir sığı­nakta masum siviller arasında saklanıyor; başbakan olarak ben de Berlin’le karşı karşıya olan yiğit bir orduya talimat verme yetkisine sahip olduğu­mu hissediyorum.”

    Begin’den Netanyahu’ya İsrail Devleti’nin stratejisinde pek bir değişiklik olmadı.

    Filistin’e destek eylemleri tüm dünyada

    ▶ Kanada’da Filistin yanlısı öğrenci hareketleri Van­couver, Ottawa, Toronto ve Montreal gibi bir dizi kente yayıldı. Montréal’deki prestijli McGill Üniversitesi’nde 27 Nisan’da başlayan harekette, İsrail’le akademik ve mali ilişkilerin kesilmesine kadar işgalin süreceği belirtildi.

    ▶ Almanya’da başkent Berlin’deki Humboldt Üniversi­tesi’nde oturma eylemine polis müdahalesinden sonra, belediye başkanı Kai Wegner kentte “ABD ve Fran­sa’daki gibi bir durumu istemediğini” belirtti.

    ▶ Avustralya’da Sydney Üniversitesi’nde, öğrenci­ler İsrail kurumlarıyla ilişkilerin kesilmesini talep etti. Üniversite başkan yardımcısı Mark Scott öğrencilere ve personelin ifade özgürlüğüne bağlı olduğunu belirterek üniversiteye polis çağırmadı.

    ▶ Meksika’nın başkenti Mexico’da, ülkenin en büyüğü Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi’nde (UNAM) öğrenci­ler gösteriler düzenledi; Meksika hükümetinden İsrail ile diplomatik ve ticari ilişkileri kesmesini istedi.

    ▶ İsviçre’de öğrenciler Lausanne Üniversitesi’nin (UNIL) giriş salonunu işgal ederek İsrail kurumlarının, üniversitelerinin boykot edilmesini, derhal ve kalıcı olarak ateşkes talep etti.

    ▶ Fransa’da başkentte 5-6 bin öğrenciyi ağırlayan prestijli sosyal bilimler üniversitesi Sciences-Po’nun (Institut d’études politiques de Paris) ana binasına güvenlik güçleri girdi. Buna rağmen protestolar devam etti. Öğretim üyelerinin de katıldığı tartışmalar yapıldı. Sorbonne’a ve birkaç üniversiteye daha yayılan olaylar karşısında Yüksek Öğrenim Bakanı Sylvie Retailleau üniversite rektörlerinden, özellikle karışıklık durumunda “ellerindeki yetkilerin tamamını kullanarak kamu düze­ninin korunmasını sağlamalarını” istedi.

    GundeminTarihi-ABD-Kutu
    Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’nde Filistin’e destek eylemleri sürüyor.
  • Siyonizmin ortaya çıkışı, Yahudi devletinin kuruluşu

    Siyonizmin ortaya çıkışı, Yahudi devletinin kuruluşu

    İsrail’in kuruluş öyküsündeki ilk büyük dönemeç, 1897’deki 1. Siyonist Kongresi’nde Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulması için çalışacak Dünya Siyonist Teşkilatı’nın oluşturulmasıydı. Sonraki 50 yılda Filistin’e göç eden Yahudilerle yerleşik Arapların kanlı mücadelesi 1948’de İsrail devletinin kurulmasıyla sonuçlandı.

    Filistin-İsrail sorununun kronolojik geçmişi, bazı Türkçe kaynaklarda Osmanlı egemenliğinin sürdüğü 1882’de Filistin’in Yafa kentine göç eden Yahudilerle ve kurulan ilk Yahudi kolonileriyle başlar. Ancak bu bilgiyi veren birçok kaynak, ilk göçmen Yahudilerin neden yerlerini-yurtlarını bırakıp hiç bilmedikleri bir coğrafyaya göç ettiğini açıklama gereği duymaz.

    Halbuki bu insanların -henüz ortada olmayan- politik siyonizmden haberleri de, Filistin’de bir Yahudi devleti kurma amaçları da yoktu muhtemelen. O dönemde Rusya İmparatorluğu sınırları içinde yer alan bugünkü Ukrayna ve Polonya’da 1881’de başlayıp üç yıl süren pogromdan kaçıp gelmişlerdi. Zaten Filistin’e göç eden Yahudilerden kat kat fazlası ABD başta olmak üzere farklı yerlere göç etmek zorunda kalmıştı.

    KapakDosyasi_Murat-1
    Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması için faaliyet gösterilmesine karar verilen 1.Siyonist Kongresi 1897’de Basel’de toplandı.

    Rusya’daki pogrom, Londra’daki güçlü Yahudi cemaatinin de etkisiyle Birleşik Krallık hükümetini harekete geçirecek, ülke çapında halka açık toplantılar düzenlenip Rusya’daki vahşet anlatılacaktı. Elbette bu çabaların arkasında insani sebeplerden çok can düşmanı Rusya’ya karşı politik kazanım elde etmek vardı ama, Birleşik Krallık bu tarihten sonra “Yahudi meselesi”yle daha yakından ilgilenmeye başlayacaktı.

    KapakDosyasi_Murat-2
    İngilizlerin Mısır Seferi Kuvvetleri Komutanı General Allenby, 11 Kasım 1917’de Kudüs’e giriyor. Ay-yıldızlı hükümet konağına henüz İngiliz bayrağı çekilmemiş.

    1896’da politik Siyonizmin kurucusu sayılan Theodor Herzl, Yahudi Devleti kitabını yayımladı ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması düşüncesini ortaya attı. Kıtanın en antisemit ülkesi Rusya olmakla birlikte, tüm Avrupa’da Yahudi düşmanlığı yükselişteydi. Siyonizm böyle bir iklimde, yaşadıkları ülkelerin parçası olamayacaklarını kesin olarak anlayan Avrupalı Yahudiler arasında kısa sürede yayıldı.

    İsrail’in kuruluş öyküsündeki ilk büyük dönemeç, 1897’de Basel’de 17 ülkeden 204 katılımcıyla toplanan 1. Siyonist Kongresi’nde Dünya Siyonist Teşkilatı’nın kurulmasına ve bunun Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması için faaliyet göstermesine karar verilmesiydi. Sonraki kongrelerde Filistin’de kurulacak Yahudi yerleşimleri için para toplayacak bir vakıf kuruldu; toprak satın almak üzere Yahudi Ulusal Fonu oluşturuldu.

    KapakDosyasi_Murat-3
    Politik Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl.

    Londra’da yayımlanan aylık dergi New Liberal Review ’da Aralık 1901’de çıkan Israel Zangwill imzalı “Filistin’e Dönüş” başlıklı yazıdaki şu cümle, kısa sürede siyonistlerin sloganı haline geldi: “Filistin halkı olmayan bir ülke, Yahudiler ülkesi olmayan bir halktır; halksız ülkeyi, ülkesiz halka verin” (Zangwill sonradan ana akım siyonist hareketten ayrıldı, 1905’te ortaya atılan ve sonraki siyonist kongresinde tartışılıp reddedilen, “Yahudi devleti Uganda’da kurulsun” önerisini savundu).

    Theodor Herzl, Yahudilerin Filistin’e toplu halde göçedebilmesi için girişimlerde bulunmak üzere 1896’dan itibaren dört defa İstanbul’a geldi, 19 Mayıs 1901’deki üçüncü seyahatinde Padişah 2. Abdülhamid’in huzuruna kabul edildi. Herzl’in yerleşim izni istediği yer Hayfa ve civarıydı. Bu istek farklı sebeplerle kabul edilmese de bireysel olarak göç edenlere çeşitli kolaylıklar sağlandı. Arap nüfusun yaklaşık 500 bin olduğu 1903’e kadar 25 bin Yahudi’nin göç ettiği Filistin’e, 1904-14 arasında 40 bin Yahudi daha yerleşti.

    Siyonist kongrelerinde alınan karar gereği Filistin’den toprak alımı da sürüyordu. Topraklarını satanların çoğu Filistin’de yaşamayan ama padişah nazarındaki ayrıcalıklı konumları sayesinde bölgede büyük arazi sahibi olanlar ya da Filistin’de Osmanlı Devleti’nin üst düzey görevlisi olarak bulunup toprak edinenlerdi. Zaten sıradan Filistinli Araplar böyle büyük arazilere sahip değillerdi.

    1914’te 1. Savaş patlamadan hemen önce Osmanlı hükümeti siyonistlere sağlanan bütün kolaylıkları devreden çıkarttı, toprak satışı durduruldu. Savaşın sürdüğü 31 Ekim 1917’de Birleşik Krallık Hükümeti, Filistin’de bir Yahudi yurdunun kurulmasına destek verme kararı aldı. Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, kararı 2 Kasım 1917’de Büyük Britanya Yahudilerinin sözcüsü durumundaki Baron Rothschild’a yazdığı mektupla duyurdu. “Balfour Bildirisi” olarak adlandırılan hükümet kararı, İsrail’in kuruluş öyküsünde Dünya Siyonist Örgütü’nün kurulmasından sonraki ikinci en önemli dönemeçti. 1 hafta içinde Filistin’de 1516’dan beri süren Osmanlı egemenliği sonra erecek, savaşın bittiği 1918’de İngiliz işgal dönemi başlayacaktı.

    KapakDosyasi_Murat-4
    Tel Aviv’de toplanan Yahudi Ulusal Konseyi, İsrail devletinin kurulduğunu ilan etmiş, millî marşları Hatikvah’yı söylüyor. 14 Mayıs 1948.

    1920’de Milletler Cemiyeti, Filistin’i resmen Britanya mandasına bıraktı. İngilizler, artık 80 bin civarında Yahudi’nin yaşadığı bu topraklarda Yahudilerin de içinde olduğu bir devlet kurma hakkını sağlamakla görevlendirildi. Ancak bu yapılırken Balfour Bildirisi’nde de vurgulandığı gibi diğer toplulukların hak ve özgürlüklerine zarar verilmeyecekti. O yıllarda kurulmasından söz edilen, Araplarla Yahudilerin birlikte yaşayacakları bir devletti.

    KapakDosyasi_Murat-5
    Aşırı sağcı Siyonist paramiliter örgüt Irgun üyeleri atış taliminde, yıl 1947.

    Savaş yıllarında durma noktasına gelen göç 1920’lerden itibaren yeniden hızlandı. 1922-1936 yılları arasında 300 bin Yahudi daha Filistin topraklarına yerleşti. Göç hızlandıkça Arapların tepkisi arttı; anlaşmazlık düşmanlığa dönüştü. 1929’da Ağlama Duvarı anlaşmazlığı nedeniyle başlayan çatışmalarda yüzlerce Arap ve Yahudi hayatını kaybetti. Arapların çoğu Britanya askerleri tarafından, Yahudilerin çoğu Araplar tarafından öldürülmüştü.

    1930’da İzzeddin el-Kassam önderliğindeki Araplar hem Britanya güçlerine hem de Yahudi sivillere yönelik silahlı eylemlere başlarken, siyonistler de kurdukları paramiliter örgütlerin eylemleriyle hem manda yönetimini hem de Arapları hedefliyordu. Hitler’in 1933’te iktidara gelmesinden sonra iyice şiddetlenen antisemitizm nedeniyle Avrupa’dan ayrılmak zorunda kalan Yahudilerin bir bölümü de Filistin’e yerleşiyordu. Arapların Yahudi göçüne tepkisi 1936’daki genel grev ve üç yıla yayılan ayaklanmaya dönüştü. Bu dönemde şiddetlenen çatışmalar ve başta aşırı sağcı Irgun olmak üzere siyonist örgütlerin kullandığı ölçüsüz şiddet, sorunu iyice içinden çıkılmaz hale getirecekti.

    Amerikalı Yahudi tarihçi Norman G. Finkelstein, Beyond Chutzpah (2005) adlı kitabında 1920-1948 arasında siyasi yelpazedeki tüm siyonist hareketlerin sivilleri hedef aldığını yazar. 1936-39 yıllarında aşırı Sağcı siyonist paramiliter örgüt Irgun’un “dizginlenemez şekilde terör uyguladığını”, “yaşlıları, kadınları ve çocukları ayrım gözetmeden topluca öldürdüğünü” yazan Finkelstein’a göre Solcu siyonistlerin şiddete yaklaşımı Irgun’dan “daha medeni” olmakla birlikte birçok bakımdan farklı değildi.

    1920’lerde iki toplumlu tek devlet kurma fikrini ortaya atan İngilizler, 1930’ların ikinci yarısından itibaren iki ayrı devlet düşüncesini savunmaya başlamışlardı. Filistin toprakları İngilizler için eskisinden daha önemli bir hale gelmişti; zira Musul ve Kerkük petrollerini Akdeniz’e taşımak için günümüzde İsrail’in önemli bir liman kenti olan Hayfa’yı stratejik bir nokta olarak seçerek 1934’te bir rafineri yapmışlardı. İki devletli çözüm olursa çatışmalar biter ve petrol yolu daha rahat güvence altına alınabilirdi. Ancak 1937’de yaptıkları iki ayrı devlet kurulması önerisine Araplar karşı çıkınca proje rafa kaldırıldı.

    İki devlet fikri, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra uğradıkları büyük soykırım sonucu Yahudilerin kitleler halinde siyonizmi benimseyip Filistin’e göç etmesinden sonra yeniden gündeme gelecekti.

    KapakDosyasi_Murat-6
    1948 savaşında İsrail ordusuna esir düşen Arap askerler.

    1947’ye gelindiğinde Filistin nüfusunun 3’te 1’i Yahudilerden oluşuyordu. Toprakların ise yalnızca yüzde 6’sı Yahudilerin elindeydi. Britanya, 1920’den beri yönettiği Filistin topraklarındaki sorunu çözme işini o yıl Birleşmiş Milletler’e devretti. BM çatısı altında kurulan özel komite, bölgeyi Arap ve Yahudi devletleri arasında bölmeyi önerdi. Komitenin planı Filistin’in yüzde 56’sını Yahudi devletine, yüzde 44’ünü de Arap devletine bırakıyordu. Kudüs ise iki tarafın da başkent kuramayacakları, BM denetiminde bir bölge olacaktı. Paylaşım planı 29 Kasım 1947’de BM Genel Kurulu’nda 33 ülkenin kabul, 13 ülkenin ret, 10 ülkenin çekimser oylarıyla kabul edildi.

    KapakDosyasi_Murat-7
    700 binden fazla Filistinli Arap 1948 savaşından sonra topraklarından kovulup mülteci durumuna düştü.

    Yahudilerin kabul edip Arapların reddettiği plan hiçbir zaman hayata geçirilemeyecek, barışı sağlaması düşünülen plan tam tersi etki yapacaktı. Irgun ve diğer siyonist paramiliter örgütler İngilizlere yönelik saldırıları arttırırken, “temizlik operasyonu” adını verdikleri saldırılarla Arap köylerinde de katliama giriştiler.

    İngiliz kamuoyu da giderek artan asker kayıpları nedeniyle ülkelerinin Filistin’deki varlığını sorgulamaya başlamıştı. Araplarla Yahudiler arasında çıkacak büyük bir savaşın kaçınılmaz olduğu anlaşılıyordu.

    14 Mayıs 1948’de, radikal örgütlerin aksine ılımlı görüşleriyle tanınan siyonist lider David Ben- Gurion İsrail’in bağımsızlığını ilan etti, manda dönemi sona erdi. Ertesi gün, uzun zamandır savaşa hazırlanan Arap koalisyonunu oluşturan Mısır, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan, Irak ve Lübnan, İsrail’e savaş ilan etti.

    Nisan 1949’daki ateşkese kadar süren savaşın sonunda İsrail, 1947 BM planında yüzde 56’sını alması öngörülen Filistin topraklarının yüzde 78’ini ele geçirdi. Gazze Şeridi Mısır’ın, Batı Şeria Ürdün’ün denetimine bırakıldı. Yaşadığı yerleri terket-mek zorunda kalan yaklaşık 700 binden fazla Filistinli, Ürdün, Lübnan, Suriye, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki mülteci kamplarında yaşamaya başladı. Bugün hala faaliyette olan ve Uluslararası Af Örgütü rakamlarına göre 5 milyondan fazla Filistinli Arap’ın yaşamak zorunda kaldığı 59 mülteci kampından 53’ü 1949-1950 döneminde açıldı. ■