Etiket: suat derviş

  • Cumhuriyetin Resimli Ay’ı yayıncılığın öncü yıldızıydı

    Cumhuriyetin Resimli Ay’ı yayıncılığın öncü yıldızıydı

    Cumhuriyetin ilk kadın gazetecisi ve yayıncısı Sabiha Sertel’in, eşi Zekeriya Sertel’le birlikte 1924’te çıkarmaya başladığı Resimli Ay dergisi, yeni dönemin ilim-irfan belgesi, kültür lokomotifi oldu. Cumhuriyetin, aydınlanmanın ve eleştirel düşüncenin ilk ve en parlak işlerine imza attı. Dergiler, gazeteler, kitaplar, ansiklopedilerle dolu bir külliyat.

    RESİMLİ AY / 1924-1931

    Yeni Türkiye ve Sabiha Sertel’in müthiş mücadelesi

    edebiyat_tarihi_1
    Sabiha Sertel, Zekeriya Sertel ve kızları Sevim 1919’da New York’ta.

    Sabiha Sertel (1895-1968) ile gazetecilik okuyan eşi Zekeri­ya Sertel (1890-1980), Halide Edip Adıvar’ın umut vadeden 6 Türk öğrenciye referans olduğu Charles R. Crane bursuyla Co­lumbia Üniversitesi’nde eğitim gördükten sonra 1923’te Türki­ye’ye döner. ABD’deyken Millî Mücadele’ye destek vermişler­dir; şimdi de cumhuriyet için çalışma vaktidir.

    Sertel’ler 1924’ün 1 Şubat’ın­da Resimli Ay’ın ilk sayısını çı­karır. Bu ilk sayı 3 baskı birden yapar. Sabiha Sertel o sayının 15 bin adet gibi, zamanı için çok ciddi bir net satışa ulaştığını yazacaktır.

    Genç ve yeni Türkiye’nin bel­li ki Resimli Ay gibi bir dergiye ihtiyacı vardır. Sabiha Sertel, anılarını yazdığı Roman Gibi’de o günleri şöyle anlatır: “Resimli Ay basın hayatına halkın kültür seviyesini yükseltmek amacıyla atılmıştır. O vakit %80’i oku­ma-yazma bilmeyen memle­ketimizde yarım bir eğitimle kalmış, aydınlar tarafından ihmal edilmiş insanları aydın­latmak; onlara demokrasinin ne olduğunu anlatmak ilk he­defti. Bundan başka Resimli Ay millî kurtuluş savaşından sonra kurulması tasarlanan ‘Yeni Türkiye’de sosyal problemleri ele almak, saltanat devrinin cumhuriyete miras bıraktığı ekonomik, sosyal, kültürel bo­zuklukları su üstüne çıkarmak, bunlara çare aramak amacıyla ortaya çıkmıştı. Davaların akademik, teorik bakımdan incelenmesini değil, bu teorileri halkın anlayabileceği bir dille halkın önüne sermeyi hedef tutmuştu. Bir bakıma Resimli Ay bir magazindi; fakat halkın kültür seviyesini yükseltmeye yarayacak bir magazin.”

    edebiyat_tarihi_3
    Resimli Ay’ın 1 Şubat 1924 tarihli ilk sayısı. Kapak: Cevad Şakir
    edebiyat_tarihi_4
    Resimli Ay’ın Kasım 1925 sayısında Mustafa Kemal.

    3 renkli trikromi baskı tek­niği, ülkemizde ilk defa Resimli Ay’ın kapaklarında kullanılır. Şık kadın portrelerinin bulun­duğu kapaklarda döneminin Vogue ve American Magazine dergilerinden izler vardır ama bizim değerlerimizle harman­lanmıştır. İlk sayının İstanbul siluetli, minyatürlü, kenarla­rı altınla süslenmiş tezhipli kapağı, ressam Cevat Şakir Ka­baağaçlı imzalıdır. Cevat Şakir, bu kapakları yapmak için nasıl çalıştığını şöyle anlatacaktır: “Eski Türk minyatürlerinin renklerine daldım. Orası da bir âlemdi, bir meçhul diyar­dı. Altın ezmesini öğrenmek için Medreset-ül Hattatin’e gittim. Oradaki tezhip, yani altınlı minyatür hocası ‘morun yanına mutlak lal konacak’ diye renklerle beni kıskıvrak bağlamaya çalıştı.”

    1924-1931 arasında yayın hayatını sürdürecek renkli, resimli güncel aktüalite ve edebiyat dergisi Resimli Ay’ın kadrosunda Mehmet Rauf, İbnürrefik Ahmet Nuri, Ahmet Nuri, Reşat Nuri, Yusuf Ziya, Hakkı Sûha, Ercüment Ek­rem, Hıfzı Tevfik, Sadri Ertem, Selim Sırrı, Mahmut Yesari, Yakup Kadri vardır.

    edebiyat_tarihi_5
    1927 Mart sayısında “Öpüşmenin eşkali” başlıklı fotoyazıda, “artist öpüşü”, “karı-koca öpüşü”, “veda öpüşü” ve diğerleri tanıtılıyor.

    Derginin Kasım 1925 ve Ağustos 1927 tarihli sayılarının kapağında Atatürk fotoğra­fı yer alır. 1925’te Resimli Yıl ismiyle bir almanak, 1927’de ise Resimli Ay Almanağı adında ikinci bir yayın çıkar. Ağustos 1925 sayısında “İnsan may­mundan mı gelmiştir, Allah tarafından mı yaratılmıştır?” başlığıyla Darwin’in fotoğrafı­nın da yer aldığı evrim konusu işlenir. Mart 1927 tarihli sayının kapağında da “Ahirete inanır mısınız” sorusu vardır. Aynı sayı içerisindeki “Öpüşmenin eşkali” başlıklı fotoyazı da ilgi çekiciydir. Okurlara “artist öpüşü”, “karıkoca öpüşü”, “veda öpüşü” gibi çeşitli öpüşme tarzları tanıtılır. Resimli Ay’ın 1927’deki İhap Hulusi çizimli Ekim sayısının kapağında ise cumhuriyetin ilk nüfus sayımı için yurttaşlar sayıma davet edilir: “Tahrir-i nüfusa yar­dım her vatandaşın borcudur.” Resimli Ay Harf Devrimi’ne de öncü olacak, okurları yeni harf­lere özendirecektir.

    Derginin yayıncılık başarısı, Resimli Ay Matbaası Türk Limi­ted Şirketi’ne öncülük eder; yeni dergilerin, kitapların, ansiklo­pedilerin lokomotifi olur.

    edebiyat_tarihi_2
    Sabiha Sertel

    RESİMLİ HAFTA / 1924-1925

    Ve Cevat Şakir Bodrum’a sürgüne gönderilir

    edebiyat_tarihi_6
    Resimli Hafta’nın 13 Nisan 1925 tarihli 35. sayısında Cevad Şakir’in yazısı.

    Serteller, cumhuriyet döneminin ilk haftalık magazin dergilerin­den biri olan gazete formatında­ki Resimli Hafta’yı 4 Eylül 1924 tarihinde yayımlamaya başlar; dergi toplam 38 sayı çıkar; hika­ye, karikatür, din, bilim, kadın konularında çok genel kapsamda içerikler sunan popüler bir haf­talık dergidir bu.

    1925’te Şeyh Said isyanının ar­dından, TBMM 4 Mart’ta Takrir-i Sükûn Kanunu’nu kabul ederek hükümete olağanüstü yetki­ler tanır. Cevad Şakir, Resimli Hafta’nın 3 Nisan 1925 tarihli 32. sayısında “Hüseyin Kenan” takma ismiyle 4 asker kaçağı­nın hazin hikayesini konu aldığı “Hapishanelerde Neler Gördüm?” yazısı ve 13 Nisan 1925 tarih­li 35. sayıda “Hapishanelerde İdama Mahkum Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler?” baş­lıklı yazı dizisi nedeniyle İstiklal Mahkemesi’nce “memlekette isyan bulunduğu sırada askeri isyana teşvik edici yazı yaz­mak”tan suçlu bulunarak 3 yıl kalebentliğe, Bodrum’a gönderi­lir. Resimli Hafta, bu hadisenin ardından 23 Nisan 1925 tarihli 38. sayısıyla yayınına son verir.

    ZOR ZAMANLARDA İNATLA ÇIKAN HAFTALIK GAZETE / 1925-1929

    Resimli Ay yoksa Resimli Perşembe var

    Resimli Ay’ın kapandığı sırada Serteller, Resimli Perşembe adında tamamen siyasetdışı, aktüel, bol fotoğraflı ve resimli bir haftalık gazete çıkarmaya başlar. Re­simli Perşembe’nin ilk sayısı 28 Mayıs 1925 tarihinde çıkar; yazar kadrosunda; Abdullah Cevdet, Ahmed Rasim, Ercümend Ekrem, Kemalettin Şükrü, Nâhid Sırrı, Sâlih Münir, Münire Handan, Vâlâ Nurettin yer alır.

    edebiyat_tarihi_7
    Resimli Perşembe’nin 28 Mayıs 1925 tarihli ilk sayısı.

    Zekeriya Sertel’in Sinop’a sürgün gönderilmesiyle, Resimli Perşembe de yine Sabiha Ser­tel’in omuzlarında yükselecektir. Sabiha Sertel, o zor günleri şöyle anlatır: “Zekeriya’yı ertesi gün Sinop’a sevk ettiler. Kütüphaneye geliyorum. Resimli Ay ortağı Suudi Bey dergilerin çıkmayacağını söylüyor ve ekliyordu: ‘Mahkûm bir adam dergi çıkaramaz…’. Ze­keriya’nın yokluğundan faydala­narak dergileri kapatmak, serma­yenin üzerine konmak istiyordu… Bu konuşmadan sonra Resimli Ay imtiyazını Nebizade Hamdi Bey üzerine aldı. Resimli Ay ve Resimli Perşembe’ye ait paranın doğru­dan doğruya Sinop’a, Zekeriya Bey’e gönderilmesini rica ettim”.

    Sabiha Sertel, Resimli Perşem­be’yi ayakta tutar; 14 Mart 1929 tarihine kadar 199 sayının başmimarı olur.

    Resimli Perşembe 184. sayı­sından itibaren tamamıyla La­tin karakterlerine geçer. Zeke­riya Sertel bu durumu dergide büyük bir heyecanla okurlara şöyle duyurur: “Mecmuamız, harf inkılâbının mecmuacılıkta yapacağı inkılâba bir numune olmaya çalışmıştır. Bu nüs­hamızı karilerimizin dikkatle tetkik etmelerini rica ederiz. Bütün münderecâtımız o sû­retle tasnif ve tertip edilmiştir ki Resimli Perşembe’ye büsbü­tün yeni bir şekil vermiştir.”

    RESİMLİ AY’IN KAPANMASI ÜZERİNE SEVİMLİ AY / 1925

    Önce resimliydi ama sonra ‘Sevim’li oldu

    edebiyat_tarihi_8
    Sevimli Ay’ın 1926
    tarihli ilk sayısı.

    Takrir-i Sükûn Kanunu çıktıktan sonra, Bakanlar Kurulu kararıyla İstanbul’da ve Anadolu’da ya­yımlanan birçok gazete kapatılır. Bundan Resimli Ay da nasibini alacaktır. Derginin kapatılması noktasında literatüre (ve wiki­pedia’ya) hatalı olarak girilmiş ve kullanılmaya devam edilen bir bilgiyi düzeltelim: Resimli Ay’ın 1925’te Cevat Şakir Kabaa­ğaçlı’nın “Asker Kaçakları Nasıl Asılır?” başlıklı yazısından dolayı kapatıldığı ve Zekeriya Sertel’in bundan dolayı Sinop’a sürgün edildiği bilgisi doğru değildir. Resimli Ay dergisi hakkında, 1925 Nisan tarihli 3. sayıda çıkan Safaeddin Rıza imzalı “Mekteb mi, Kışla mı?” yazısı dolayısıyla İstiklal Mahkemesi’nce dava açılır ve Zekeriya Sertel bu yazı dolayısıyla sürgüne gönderilir.

    Kapatılan derginin ve matbaa­nın yayın hayatına devam etmesi için, isimler “Sevimli Ay” olarak değiştirilir. Sevim, Sertel’lerin 1917’de doğan ilk çocuklarının da adıdır. Zekeriya Sertel’in sürgün­den dönmesiyle birlikte, Sevimli Ay dergisi (ve matbaası) tekrar Resimli Ay ismiyle yayınına devam eder.

    edebiyat_tarihi_9

    ‘ON KURUŞA BİR KİTAP’ SERİSİ / 1926-1927

    10 kuruşa 1001 Gece Masalları

    1926’da Resimli Ay Matbaa­sı’nda “On Kuruşa Bir Kitap” adı altında, fiyatı ucuz ama içeriği kıymetli cep kitapları serisi yayımlanmaya başlar. Sloganı “Beherinin fiyatı 10 kuruştur, her yerde satılır”­dır.

    edebiyat_tarihi_10
    Bin Bir Gece Masalları fasiküllerinin kapakları.

    İlki 1926’da yayımlanan bu kitaplar, dinî, öğretici, ahlaki ve gündelik bilgilerin yanısıra, Robinson Crusoe, Vatansız Adam, Aya Seyahat ve Cüceler Memleketinde gibi klasikleri de sunan bir seridir. Bu seride, fasiküller halin­de yayımlanan Bin Bir Gece Masalları müstesna bir yere sahip olur. Hem kapakları hem içsayfa çizimleriyle 62 sayfalık formatta sunulan bu kitapçıklar büyük ilgi görür. Doğu mistisizminin hari­ka siyah-beyaz çizimlerle çocuklara ve gençlere ilgi çekici şekilde yansıtılması, okuma-yazma öğreniminde büyük fayda sağlar. 1926-1927 arasında yayımlanan “On Kuruşa Bir Kitap” serisinde 25 kitapçık yer alır.

    ÇOCUK ANSİKLOPEDİSİ / 1927-1928

    İlk Türkçe çocuk ansiklopedisi

    edebiyat_tarihi_12
    Çocuk Ansiklopedisi’nin
    İhap Hulusi imzalı kapağı.

    Türkçe ilk çocuk ansiklopedi­sini yayımlayan yine Resimli Ay ekibi oldu. İhap Hulusi’nin yaptığı nefis renkli kapakları, içsayfa çizimleri ve fotoğraf­larıyla, 1927-1928 arasında 4 cilt olarak yayımlanan Çocuk Ansiklopedisi; Sabiha Sertel, Zekeriya Sertel ve Faik Sabri Duran tarafından hazırla­nıyordu. Toplam 1518 say­falık ansiklopedi, o tarihe kadar ülkemizde çocuklar için hazırlanmış ilk ansik­lopediydi. Ansiklopedinin 4. cildinde meşhur Alice Harikalar Diyarında, üç bölüm hâlinde ve kısaltıla­rak “Alis Tuhaflıklar Memleketinde” ismiyle ilk defa tercüme edilmiş, çocuklara sunulmuştu.

    HİMAYE-İ ETFAL CEMİYETİ ÇOCUK KÜLLİYATI / 1927

    İsviçre’den Heidi geldi

    edebiyat_tarihi_11
    Türkçede ilk defa yayımlanan Heidi’nin kapağı.

    Sabiha Sertel çocuklara ve gençlere çok önem veriyordu. Onların ufkunu açacak ve Batı’daki yaşıt­larıyla aralarındaki farkı kapatacak bir literatür sunmayı kendisine misyon edinmişti. Çocuk Esirgeme Kurumu’yla işbirliği yapa­rak ve çevirilerini Zekeriya Sertel’le birlikte üstle­nerek bastığı 10 kitaplık “Himaye-i Etfal Cemiyeti Çocuk Külliyatı” serisi, bu girişimin en somut örneğidir. Bu külliyatla beraber, İs­viçreli yazar Johanna Spyri’nin meşhur Heidi ve Keçi Çobanı kitapları ilk defa Türk­çeye tercüme edilir.

    1927-1928 arasında Re­simli Ay Yayınları tarafından bu seride, sert kapağa renkli çizimlerle yayımlanan 10 kitap şunlardır: “1. Evde Mekteb: An­nelerle Hasbihal 2. Evde Mek­teb: Çocuklara Masal 3. Evde Mekteb: Oyuncaklar 4. Sara 5. Haydi (Heidi) 6. Keçi Çobanı 7. Ali’nin Düğmesi 8. Bir Yarama­zın Hikâyesi 9. Peri Masalları 10. Hollandalı İkizler.  

    edebiyat_tarihi_13
    Resimli Hikaye’nin 1 Eylül 1927 tarihli ilk sayısının kapağı.

    RESİMLİ HİKAYE / 1927-1930

    İlk Türkçe hikaye dergisi

    Resimli Ay Yayınları ta­rafından gerçekleştirilen diğer bir “ilk” de, hikaye mecmuasıydı. İlk sayısı 1 Eylül 1927’de basılan Re­simli Hikaye 1927-28 ara­sında 14 sayı, 1930’da ise 8 sayı olarak, iki dönemde toplam 22 sayı çıktı. Der­ginin ilk döneminde yazar kadrosunda Yakup Kadri, Mehmet Rauf, Ercüment Ekrem, Mahmut Yesari, Reşat Nuri, Yusuf Ziya, Sadri Ertem, Selim Sırrı, Osman Cemal, İbnürrefik Ahmet Nuri isimleri vardı: ikinci dönemde ise Nâzım Hikmet’in katılımıyla dergi­nin yazar kadrosuna 4 önemli isim daha girecekti: Suat Derviş, Vâlâ Nurettin, Sadri Ertem, Sabahattin Ali.

    RESİMLİ AY KAPANIYOR / OCAK 1931

    Ne sermaye denen ejder, ne de daha kuvvetlileri bizi durduramaz!

    Resimli Ay’ın yayın hayatı, Sabiha Sertel’e göre iki döneme ayrılır. Derginin 1924- 1928 arasında yayımla­nan eski harfli Türkçe sayılarında, demokrasi­yi kurmak ve toplumsal problemleri ele almak ön plandadır; 1928’den itibaren ise Nâzım Hik­met, Sabahattin Ali, Suat Derviş, Sadri Ertem, Nail Vahdeti Çakırhan gibi sosyalist politik ideal­leri savunan kalemler ağır basar. Hoş-güzel kadın kapaklarının yerini, emekçi kadınları ve emek mücadelesinin sembollerini gösteren kapaklar alır.

    edebiyat_tarihi_14
    Resimli Ay’ın 1 Ocak 1931 tarihli 9 numaralı sayısı (solda). Derginin 15 Ocak 1931 tarihli 10 numaralı son sayısı.

    1928’den itibaren başlayan bu ikinci döne­min ikinci yılında Nâzım Hikmet’in “Putları Yıkıyoruz” başlığıyla Abdülhak Hâmit ve Mehmet Emin’i hedef alan ya­zıları Sağ-Sol kavgasının fitilini ateşler. Sabiha Sertel’in 1929’da Resimli Ay’ın 10. sayısında ya­yımladığı “Savulun Geliyorum” başlıklı yazısı ise “Türklüğü tahkir (aşağılama) mahiyetinde” görülür. Sabiha Sertel, mecmu­anın sorumlu müdürü Behçet Bey’le birlikte mahkemeye sevkedilerek, neşriyat yüzünden hakkında dava açılan ilk Türk kadın gazeteci olur.

    edebiyat_tarihi_15

    Resimli Ay’ın ikinci dönemi Mart 1929’da başlar; Ocak 1931’e kadar 21 sayı yayımlanır. 1931’in Ocak ayında 15 gün arayla çıkan 9 ve 10 numaralı son iki sayısı; kütüphanelerde yer almayan, tezlerde, araştırmalarda değini­lemeyen, şimdiye kadar kapağı ve içeriği yayımlanmamış iki nadir sayıdır. Bu son iki sayı, Resimli Ay’ın kapanışı ve veda edişinin asıl nedenini de açıkça gözönüne seren önemli belge­lerdir.

    Sabiha Sertel, Roman Gibi’de, Babıâli’de küçük bir odada bu son iki sayıyı nasıl çıkardığı­nı yazmıştır. Bu sayılar diğer Resimli Ay’lara nazaran daha bü­yük formatta, ucuzca bir saman kağıdına, Marifet Matbaası’nda ve 24’er sayfa olarak basılmıştır.

    Resimli Ay’ın 1 Ocak 1931 tarihli 9 numaralı sayısının baş­yazısı, Sabiha Sertel imzalı “Re­simli Ay’ın Hikâyesi”dir. Sabiha Sertel, Resimli Ay Türk Limited Şirketi’nin diğer ortaklarıyla ya­şadıkları fikir problemini, diğer ortakların yazıları ve yazarları tasvip etmeyişini açıkça gözler önüne serer.

    Sabiha Sertel’in yazının sonundaki cümleleri, dergiye bir veda niteliğindedir: “Şimdi, kü­çük ve mütevazı odasında yine parasız ve yalnız çıkıyor. Resimli Ay yedi senelik mücadele ha­yatında, mahkemeden mahke­meye gitti, iki defa sermayenin tokadını yedi. Ne çıkar? Azimle yola çıkanları, sermaye denen ejder değil, ondan daha kuvvet­lileri de korkutamaz ve durdu­ramaz.” 15 Ocak 1931 tarihli 10. ve son sayının başyazısı Sabiha Sertel’in “İrticaın Sebepleri” ya­zısıdır. 15 Ocak 1931 tarihli bu 10. sayıyla, 1924’te başlayan uzun ve benzersiz Resimli Ay serüveni sona erer.

  • ‘Vatan haini’ Nâzım’ın ‘vatan şairleri’ne karşı çıkışı!

    Cumhuriyet döneminin özellikle edebiyat alanındaki ilk ve en büyük kamplaşması 1935’ten itibaren yaşanır. Nâzım Hikmet’in hedefinde, hiç sorgulanamaz denecek bir isim, “vatan şairi” Nâmık Kemal vardır. Sol-Sağ fikir ayrışmasının bugünkü kökleri oluşur ve ünlü yazarlar saf tutmaya başlar. Nâzım Hikmet neredeyse tek başınadır ama, yine de…

    Edebiyat_3
    Kurtuluş Savaşı sırasında yayınlanan mefkure kartpostalında, duvarda Nâmık Kemal portresi, 1920.

    Gerek 1908’de 2. Meşruti­yet’in ilanında gerekse 1919’da Kurtuluş Sava­şı’nın çetin günlerinde; Nâmık Kemal sevinçte de kederde de Türk milliyetçiliğinin, vatan şairliğinin simge ismiydi. Top­lumun önemli bir motivasyon kaynağı, ortak değeriydi. Öyle ki 1930’ların başında Ham­dullah Suphi Tanrıöver, Türk Ocağı’na hem Mustafa Kemal’in hem de Nâmık Kemal’in büstle­rinin konulacağını söylemişti.

    Bununla birlikte Nâmık Kemal’in bu “büstleşmiş” imajı sorgulanamaz değildi. Bu durum, 1935’te 33 yaşında olan Nâzım Hikmet’in bir şiiriyle iyice açığa çıkacaktı (1932’de Kerim Sadi bir öncü olarak “Nâ­mık Kemal: Tarihin Materiyalist Telâkkisine Göre yahut Tarihî Nâmık Kemal’in Keşfine Doğru İlk Adım” adlı bir broşür yazmış ve şairin “… ferdi mülkiyet pren­sibiyle Türkiyede, yeni bir sınıf halinde taazuva başlayan (şe­killenen) ve tedricen (giderek) kümeleşen burjuvazi”nin sesi olduğunu iddia etmişti).

    Edebiyat_5
    Ratip Tahir’in çizimi. Nâzım Hikmet, Abdülhak Hamit, Mehmet Emin, Hamdullah Suphi ve Yakup Kadri’nin putlarını baltalıyor, 1929- Resimli Ay.

    1935’te Hitler, Yahudiler’in si­vil haklarını elinden alan Nür­nberg Kanunları’nı gündeme getirmiş; nasyonal sosyalizm Türkiye’de de kendine taraftar bulur olmuştu. Bu iklimde genç Nâzım Hikmet hem Sol kanatta Nâmık Kemal’e karşı bir “vatan şairi” olarak kendi ismini yükseltecek hem de dönemin popüler milliyetçiliğine karşı bir “put yıkma” işine girişecekti.

    Türkiye’de 30’lu yılların ortasında Sağ-Sol ayrımları yeniden tarif edilecek; özel­likle edebiyatçılar-yazarlar arasındaki kalem kavgaları da yükselecekti. Nâzım Hikmet’in Peyami Safa’yı hedef alan dizeleri de işte böyle ortamda yazılacak ve unutulmaz şiirler arasına girecekti. Cumhuri­yetin bu ilk büyük ideolojik kamplaşması, Sağ-Sol mefku­resinin yıllar geçse de değişme­yecek temellerini ve isimlerini oluşturacaktı.

    Edebiyat_6
    Nâzım Hikmet, Yakup Kadri ve Hamdullah Suphi’ye karşı boks ringinde mücadele ediyor. Ratip Tahir, 1929- Resimli Ay.

    1935

    Edebiyat_9
    Son Posta gazetesinin 30 Kasım 1935 tarihli nüshasında Nâzım Hikmet’in kucağında Orhan Selim’le (Nâzım’ın kullandığı takma ad) hicvedildiği “Provaktör ne demektir?” başlıklı kurgu/mizah sayfası.

    Nâzım Hikmet’ten Peyami Safa’ya: ‘Sen bu kavgada bir nokta bile değil, bir küçük eğri virgül, bir zavallı vesilesin!’

    Peyami Safa, 1930’da Sertel’le­rin Resimli Ay Yayınları’ndan çıkan 9-uncu Hariciye Koğuşu adlı kitabını Nâzım Hikmet’e ithaf etmişti. Aradan geçen 5 yılda ise Peyami Safa çizgisini değiştirmiş ve gazetelerde Nâzım Hikmet’le polemik yarıştırır hale gelmişti. Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç’ın birlikte çıkarmaya başladığı Aydabir dergisinin 1 Eylül 1935 tarihli ilk sayısında yayımlanacak Nâzım Hikmet’in “Bir Provaktör Üstün­de Hiciv Denemeleri” şiiri, açıkça Peyami Safa’yı hedef alıyordu. Şiir aslında Temmuz’da kaleme alınmış, Nâzım kimi dostları­na şiirden bahsetmiş olacak ki dizelerin uğultusu yayımlandığı günden önce dillerde dolaşmaya başlamıştır.

    Şiirin girişin­de T. F. imzasıyla Tevfik Fikret’in “Kız Kardeşim İçin” şiirinin bir dizesine ithaf vardır: “Sen ölmedin, seni öldürdüler zavallı kadın”. Nâzım Hikmet, Tev­fik Fikret’in bu dizelerinden hem ses ve kurgu için ilham alır hem de onun şahsına ve kalemine özel­likle bu şiirle bir selam gönderir. Nâzım, Peyami Safa için; “Sen bu kavgada / bir nokta bile değil, / bir küçük, eğri virgül, / bir zavallı vesilesin!..”… diye­cektir.

    Edebiyat_7
    Edebiyat_8
    Aydabir dergisinin 1 Eylül 1935 tarihli ilk sayısında Nâzım Hikmet’in “Bir Provaktör Üstünde Hiciv Denemeleri” adlı şiiri.
    Edebiyat_4
    Türk bayraklarıyla Nâmık Kemal portre kartpostalı, 1900 başları.

    Nâzım Hik­met, Nâmık Ke­mal’e karşı “tak­ma aslan yeleli” yakıştırmasıyla şiirin devamında şu satırları yazar: “Bir düşün oğ­lum, / bir düşün, ey, göbekli patron veletlerinin / “Doğru yol” göstericisi… / Bir dü­şün ey yetimi Safa, / bir düşün ve hatırla ki, son defa: / O, takma as­lan yeleli / Nâmık Kemal üstadın senin; / abanoz ellerinden / zenci kölesinin / som altın taslarla şarap içerek / ve “didarı hürri­yet”in dizinde / kendi kendinden geçerek: / “Yüksel ki yerin / bu yer değildir, / dünyaya geliş / hüner değildir!” / demiş… /. Şiirin son di­zesinde de yine Nâmık Kemal’in “Vatan yahut Silistre” piyesine gönderme yapılır: “Karabet ustanın uduna benzemez suratı. / O, ne şapırtılarla çiğnenen bir sakız, / ne ‘Vatan-Silistre’de Abdullah çavuşun tiradı, / ne de ‘Bir akşamdı’ da müteverrim bir bayan ilacıdır. / O, şahlanmış bir kavga atı / kalın kabzalı bir savaş kılıcıdır. / Bu ata atlıyacak yürek / ve bu kabzaya bilek / gerek…”.

    Peyami Safa ise “Cingöz Reca­i’den Nâzım Hikmet’e” başlığıyla, Hafta dergisinin 23 Eylül 1935 tarihli sayısındaki cevabında şu dizeleri yazacaktır: “Bre toprak altında yatan / büyük Türk ölü­lerine çatan / bre tümen tümen kıtır bom / bre tümen tümen palavra / bre işçiye yalan / ölüye iftira atan / sağı sola katan / bre kaltaban / bre Türk düşmanı, bre vatan / haini şarlatan!”.

    Edebiyat_2
    2. Meşrutiyet kartpostalı. Enver Paşa ve Resneli Niyazi esaret zincirini kırıyor. Nâmık Kemal, Mithat Paşa ile özgürlüğün ellerini çözüyor, 1908.

    1935 VE 1943

    Nihal Atsız’dan Nâzım Hikmet’e: ‘Bizim ırkçılığımız bütün milletlere karşı. Komünist Don Kişot’u Nâzım Hikmetof’

    Edebiyat_10
    Nihal Atsız’ın 1935’te yayımladığı Komünist Don Kişotu Proleter-Burjuva Nâzım Hikmetof Yoldaşa kitabı.
    Edebiyat_11
    Nihal Atsız’ın 1943’te yayımladığı En Sinsi Tehlike kitabının kapağı.

    Nâzım’ın Nâmık Kemal’e “takma aslan yeleli” gön­dermesi yaptığı ve adeta milli­yetçi cepheye karşı kılıçları çek­tiği şiiri büyük yankı uyandırır. Hüseyin Nihal Atsız, şiirin ya­yınlanmasından hemen sonra, kapağında aylı kurt simgesi olan Komünist Don Kişotu Proleter – Burjuva Nâzım Hikmetof Yoldaşa adlı kitabını yayınlar. “Hikme­tof”, Nâzım Hikmet’in Polonyalı dedesine ve onun Yahudiliğine, tam da Nazizmin iktidardan savaşa doğru yürüdüğü bir dönemde Türkçü bir kalemden yapılan bilinçli göndermelerdir (Atsız bu ırkçı söylemleriyle ilgili 1943’te yayımlanacak En Sinsi Tehlike kitabında, “Anası veya babası Çek, Lehli gibi Al­man düşmanı milletlerden olan fertleri Almanlar yabancı say­mıyorlar. Bizim ırkçılığımız ise bütün milletlere karşıdır… Harp Okulu öğrencilerini zehirlemek isteyen Nâzım Hikmetof yoldaş Polonyalı olduğu için ırkçıyız” diye yazacaktır).

    Atsız’ın 1935’te yayınlanan ve Nâzım Hikmet’i hedef alan, “Son zamanlarda da İstanbul’da bir ko­münist Don Kişot’u türedi” satırlarıyla başlayan 12 sayfalık kitapçığı da dolaysız olarak Nâzım Hik­met’e saldırıdır:

    “Nazım Hik­metof yoldaş bu münakaşayı Türk milliyetperverliği üzerinde tepinmeğe yeltenmek için vesile yaptı ve Türkiye’nin en büyük adamlarından biri olan Nâmık Kemal’i aslan postu giymiş olmakla itham etti. Öyle sanıyorum ki, aslan postu giymiş olmakla kastettiği mana eşekliktir. Bu aslan postu giyen ve kendisini aslan diye satan eşeğin hikayesine telmihen yapılmış, komünistlere yaraşır şekilde bayağı, Don Kişotça bir teşbihtir. Bir kere Nâmık Kemal aslan postu giymiş değildir. Nâ­mık Kemal aslanın ta kendisi­dir. Evet, Nâmık Kemal aslandı, sırtlan değil. Çünkü mezarlarda yatan aslanlara değil, kanlı cellat gibi tepemizde yaşıyan kızıl sultanlara saldırıyor, ağız dolusu küfrü onların suratına haykırıyordu”.

    1935

    ‘Bu biricik kominist şair kafasından zoru olan bir hastadır’

    Millî Türk Talebe Birliği’nin başkanlarından Rüknettin Fethi de, 1935’te yazdığı Nâzım Hikmet’in Saldırışı Ve Eski Yeni Üzerinde Bir Konuşma kitabında, Nâzım’ın Nâmık Kemal yaklaşı­mına tepki gösterir. Fethi yazısı­na “Hepimizin tanıdığı biricik (!) kominist şair Nâzım Hikmet ev­vela bir aylık mecmuada basdığı ve sonrada portreler adlı kitabına eklediği bir yazı ile Peyami’nin portresini çizerken arada ulus büyüğü Nâmık Kemal’e tasalluta yeltenmiş” diye başlar. 16 sayfalık kitapçığın genelinde Nâzım Hikmet’in “hasta” olduğunu iddia eder: “Nâzım Hikmet geçmişdeki ve son yaptığı saldırışı ile ispat etmiştir ki kafasından zoru olan ve zaman zaman nöbet geçiren bir hastadır”.

    1936

    Kemal Tahir’in ilk kitabı Nâmık Kemal tartışması üzerine: ‘Nâmık Kemal lasınıfî (sınıfsız) bir hürriyetperver miydi?’

    Nâzım Hikmet’in Nâmık Kemal dizelerinin yankısı durmadan büyürken, bir tarafta da edebiyat dünyasında saflar şekillenmektedir. Kemal Tahir, 1936’da o zamana dek türüne pek az rastlanan, aynı zamanda kendisinin de ilk eseri olacak, 32 sayfalık bir anket kitabı yayımlar. Anket kitabının konusu Nâmık Kemal’dir: Nâmık Kemal İçin Diyorlar ki

    Kitapta Kemal Tahir şu isimle­re sorularını yöneltir: Falih Rıfkı, Va-Nu, Hüseyin Cahid, Peyami Safa, Ercüment Ekrem, Sadettin Nüzhet, Kerim Sadi, Dr. Fuad Sabit, Nâzım Hikmet, Hüseyin Avni ve Suad Derviş. Kemal Tahir yazarlara şu soruları sormuştur. “1. Nâmık Kemal’in sosyal kana­atleri nelerdir? 2. Nâmık Kemal’in istediği liberalizm ile bugünkü demokrasi ve liberalizm arasın­daki farklar. 3. Nâmık Kemal’in din, milliyet ve vatan telâkkisi. 4. Nâmık Kemal neden laik değildi? 5. Edebiyatımızdaki tesirleri ve gazeteciliği. 6. Nâmık Kemal’in istibdatla yaptığı müca­dele bir inkılâpçı karak­ter taşır mı? 7. Bugünkü gençlik Nâmık Kemal’i neden ideal bir kahra­man saymak istiyor?”

    Edebiyat_12
    Kemal Tahir’in yayımladığı Nâmık Kemal İçin Diyorlar ki kitabı.

    Kitap, Nâmık Kemal ve milliyetçilik tartış­masını daha da büyüte­cektir.

    Kemal Tahir, kitabın­da yer alacak soruları sormak üzere Nâzım Hikmet’in evine gi­der. Sonrasında şöyle yazacaktır: “Hazırladığım kağıdı önüne sürdüm. Okudu. Sonra kütüphanesinden bir kaç kitap çıkardı. Baktım. Nâmık Kemal külliyatı. Bir taraftan sahifeleri çevirirken bir taraftan başladı: ‘Nâmık Kemal’i bize, tarihi ve sınıfi şartlarının dışında, mutlak, lasınıfî bir hürriyetperver ve lasınıfî bir halkçı olarak gös­termek istiyorlar. Muayyen bir sınıflı cemiyetin, muayyen tarihi bir inkişaf merhalesinin verimi olan Nâmık Kemal, denildiği gibi lasınıfî hürriyetperver ve lasınıfî bir ‘halkçı’mıydı? Ve esasen buna imkan var mıydı?”

    Nâzım’ın anketin so­nunda söyledikleri yine çok tartışılacaktır: “Evet, Nâmık Kemal o kölenin elinde şarap içerek bu ‘didarı hürriyetin’ dizinde kendi kendinden geçerek, fırkayı mümtazeye ‘Yüksel ki yerin bu yer değildir / dünyaya ge­liş hüner değildir…’ demişti”.

    Kitapta görüşlerine yer verilen Suat Derviş’in cevapları da bu anket kitabına gelecek tep­kileri büyütecektir: “Eğer üniver­site gençliğine bir vatanperverlik modeli gösterilmek isteniyorsa bu model neden Nâmık Kemal’in şahsından oldukça uzak bir ma­zide, bir imparatorluk tarihinde aranıyor? Türkün yakın tarihinde şüphesiz ki Nâmık Kemal’le mu­kayese edilmeyecek kadar büyük vatanperverler vardır; eğer mu­hakkak bir model lazımsa bunlar gösterilebilirdi”.

    1936

    ‘Gençlik, yabancı emeller taşıyan bir cereyana asla müsamaha edemez’

    Edebiyat_13
    Millî Türk Talebe Birliği’nin yayımladığı Nâmık Kemal kitabının kapağı

    Giderek büyüyen tartışma or­tamında, Millî Türk Talebe Birliği de o dönem milliyetçiliğin kurumsal bir safı olarak devreye girer. 1936’da 54 sayfalık Nâmık Kemal kitabını çıkarır. Kitapta Nâmık Kemal hakkında övgü dolu yazılarıyla şu isimlere yer verilir: Abdülhak Hamit, Ab­dülbaki Gölpınarlı, Nihat Sami, Hamdullah Suphi, Dr. Cezmi, Hü­seyin Cahit, İsmail Habip, Agah Sırrı, Nihal Atsız ve İbrahim Necmi.

    Girişteki “Niçin Çıkarıyoruz?” başlıklı önsözde, kitabın çıkış amacı 3 maddede ifade edilir: “1. Gençlik Nâmık Kemal’i seviyor. 2. Gençlik Nâmık Kemal perdesi altında Türk milliyetçiliğine hücumu gaye edinen ve yabancı emeller taşıyan bir cereyana asla müsamaha edemez. 3. Gençlik isnat kabul etmez”.

    1936

    İt Ürür Kervan Yürür: ‘Bu bir ateşli türküdür, inandığı için döğüşenin dilinde dolaşır, durur’

    Edebiyat_14
    13 Kasım 1946 tarihli Ses gazetesinin baş sayfasında Nâzım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı’ndan bir şiir… O dönem için çok nadir görülebilecek şekilde şairin kendi ismi yazılmıştır.

    Bütün tar­tışmaların ortasında Nâzım Hikmet, gazete makalelerinde kullandığı “Orhan Selim” mahlasıyla 1936’da 47 sayfalık bir kitap çıkarır: İt Ürür Kervan Yürür

    Nâzım Hik­met’in hedef gös­terildiği o yıl, onun kitabını basma cesareti gösteren yayıncı A. Cevad kitabın girişin­de şunları yazar: “Nâzım Hikmet ‘Orhan Selim’ im­zasını kullanmaya başladığı günden beri bazı kimseler şöyle bir teraneye başladılar: ‘Nâzım inandığı büyük gayeden adım adım gerilemektedir. Nâzım burjuva oldu’. Herkesin dili­nin kahyası değilim amma, varlığını in­sanın kurtuluşunu isteyen bir gaye için harcayan adama iftira edilmesine de hiç tahammül edemem”.

    Nâzım Hikmet, kitabının ismini seçiş nedenini şöyle anlatır: “Büyüdükten sonra bu sözün içimde doğurduğu say­gılı korku, bir çok korkular gibi silindi. Bu sözü en kara gün­lerimde bir ışık kaynağı gibi doldurduğum oldu gözlerime. ‘İt Ürür Kervan Yürür’. Bu bir ateşli türküdür ki, her inanan, her inandığı için döğüşen ada­mın dilinde dolaşır durur. Her devrimin ilk bağırtıları kavga­ya atılırken bu sözü haykırmış­lardır”.

    Edebiyat_15
    Nâzım Hikmet’in Orhan Selim mahlasıyla yayımladığı İt Ürür Kervan Yürür kitabı.

    Haber gazetesinin 30 Aralık 1936 tarihli nüshasında şu başlıklı bir haber vardır: “Ko­münistlikten nezaret altına alınanlar”. Şair, komünist pro­paganda yapmaktan, Nurkalem fabrikası işçileriyle nezarette­dir. “Komünistliğe tahrik ama­cına yönelik gizli bir cemiyetin başkanlığını yaptığı” iddia edilen Nâzım,1937’nin ilk bir­kaç ayını cezaevinde geçirir (7 Ocak 1938’de ise Harp Okulu öğrencilerini isyana teşvik etmekten tutuklanacak ve 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptı­rılacaktır).

    Yaklaşık 10 yıl sonra, 2. Dünya Savaşı’nın ertesinde, 13 Kasım 1946 tarihli Ses gaze­tesinin ilk sayfasında Nâzım Hikmet’in “Kuvayi Milliye Destanı”ndan bir şiir, çok nadir görülebilecek şekilde onun ismi açıkça yazılarak basılır. Mustafa Kemal’in at üstün­de bir vinyetle resmedildiği kapakta, şairin meşhur şiiri vardır. Sol kesim, “vatan şairi”­ni onun dizeleriyle selamlar.