Etiket: siyasi tarih

  • “Yeni Türkiye”lerde Yerli ve Millî Ekonomi

    “Yeni Türkiye”lerde Yerli ve Millî Ekonomi


    türkiye siyasal tarihinin farklı dönüm noktalarında yer alan aktörler değişime öncülük ederken “yeni türkiye” yarattıkları iddiasında bulundular. “yeni türkiye” iddiasında bulunanlar milletin gerçek temsilcileri olduklarını düşündü. inşa edilen “yeni türkiye”lerin güçlenmesi ve bağımsız olabilmesi için de “yerli ve millî” bir ekonomiye sahip olması gerektiği söylendi. günümüzde çokça duyduğumuz bu kavramların asıl kökenleri ise 1908 sonrası ittihat ve terakki cemiyeti dönemiyle 1923 sonrası kemalist dönemde yatıyor.

    Yerli Malı Haftası
    Tasarruf ve Yerli Malı Haftası kumaş standı, 1930’lu yılların başı. 
    Yeni_Turkiye_2.1) yerli ve milli tohum
    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı, “Yerli ve Millî Tohum” vurgulu bir afiş.

    Erdoğan’ın “Yeni Türkiye”si
    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2015 yılında, “Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi”nin açılış töreninde şöyle demişti: “Yeni Türkiye mücadelemiz, bizim Kızıl Elmamızdır.” 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldikten sonra “Yeni Türkiye” ifadesi çokça duyulmaya başlandı. Yeni parti ve onunla ilintili yayın organlarının geçmişten kopuşu vurgulamak için kullandıkları bir ifadeydi bu. Yani AKP için mevzubahis olan sıradan bir hükümet değişimi değildi. Asıl olarak “Kemalist” dönem ve anlayıştan kopuş yaşandığı iddiasıydı. Günümüzde de “Eski Türkiye”-“Yeni Türkiye” karşılaştırması gündelik hayatta da aksini bulacak şekilde farklı biçimlerde ve içerikle yapılmaya devam ediliyor. Erdoğan’ın “Yeni Türkiye”sinde en fazla telaffuz edilen ve altı çizilen terkiplerden biri “yerli ve millî”dir. Erdoğan’a göre hem Türkiye’yi yöneten kadrolar hem de ekonomide üretilen her şey artık “yerli ve millî”dir. Bu dönüşüm Türkiye’yi yeni bir çağa taşıyacaktır: “Türkiye Yüzyılı”.

    Gazi’nin “Yeni Türkiye”si
    Tarihin bir ironisi olarak aslında bu ilk “Yeni Türkiye” iddiası değildi. 1923’ten sonra inşa edilen Kemalist rejim de “Yeni Türkiye” ifadesini yaygınlıkla kullanmıştı. Hatta Cumhuriyet’in ilanından önce dahi “Yeni Türkiye” lafzı ile hem yurt içinde hem de yurt dışında karşılaşmak olağan bir durumdu. 1923’te Ankara’ya gelen Ziya Gökalp burada yayımlanmakta olan Yeni Türkiye gazetesinde, “Yeni Türkiye’nin Hedefleri” başlıklı makale serisini tefrika etmeye Temmuz 1923’te başlıyordu. Böylece hem basında hem de seçkinlerin söyleminde yaşanan değişim ve dönüşümü vurgulamak için inşa edilen Yeni Türkiye’den bahsetmek sıradan bir hâl alıyordu. Aynı yılın başlarında Gazi Mustafa Kemal Paşa da 16 Ocak 1923’te İstanbul gazetecileriyle yaptığı sohbetinde geleceğe ilişkin olarak “Yeni Türkiye” ifadesini kullanmıştı.

    Yeni_Turkiye_3) Sümerbank Yarlı Malı Pazarı Akşam 11 Aralık 1935
    Adı, Mustafa Kemal Atatürk tarafından konulan Sümerbank 1933’te kuruldu.

    Tek parti dönemi boyunca eski rejim yani Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaştırmalar yeni rejimin değerleri çerçevesinde yapılacaktı. Kemalist Türkiye içeride ve dışarıda “Yeni Türkiye” olarak adlandırılıyordu. Örneğin Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1935’te yapılan 4. Büyük Kurultay’ı vesilesiyle bir yazı kaleme alan Falih Rıfkı Atay şöyle yazıyordu: “Yeni Türkiye Türk mayası ile yoğrulmuştur. Yeni Türkiye düzeni, birbirini tutan, birbirini tamamlayan, birbiri için işleyen, birbirine uygun cihazlarla örülmüştür.” Yani aynı 2002 sonrasında olduğu gibi modernleşme ve kalkınma hamlelerinin yanında Yeni Türkiye’yi tarif eden en önemli özellik milletin gerçek temsilcisi olma ile ifade ediliyordu. 1930’da Vakit gazetesi ise İngiliz Daily Telegraph gazetesinden yaptığı bir aktarımda şu cümleleri manşete çıkarıyordu: “Eski Türkiye’de Türk, kendi memleketinde misafir gibi idi. Yeni Türkiye’de memleketinin sahibidir.”

    Yeni_Turkiye_4) Vatan Yerli Mal Demektir Vakit Gazetesi-4320.Sayı-158
    “Vatan Yerli Mal Demektir”, Vakit gazetesi, 18 Ocak 1930.

    Kemalist Türkiye ekonomiden sanata, kültürden mimariye, eğitimden medeni ilişkilere, sanayiden toplumsal yapıya “Yeni Bir Türkiye” olduğunu vurguluyordu. Burada iki vurgu ön plana çıkıyordu: “Türklük” ve “Çağdaşlık”. Yani sonunda inşa edilen Yeni Türkiye’de “memleketin gerçek sahipleri” medeni dünyanın bir parçası olarak hak ettikleri bir şekilde yaşamaya başlamışlardı. Millî inşa sürecinin en önemli parçalarından biri de “Yerli Malı” kullanımı olacaktı. Neoliberal döneme kadar uzun yıllar eğitimin ve sosyal hayatın parçası olmaya devam edecek “Yerli Malı Haftası” bu geleneğin bir bakiyesi olarak millî hafızada önemli bir yer edinecekti.

    İttihatçıların “Yeni Türkiye”si
    Ancak “Yeni Türkiye” ve “Yerli ve Millî” ekonomi ifadesi güçlü ve yaygın bir şekilde Kemalist dönemden önce de vardı. Aslında Cumhuriyet’in ilk döneminin hem siyasal kadroları hem de millî iktisat ideolojisi bir önceki dönemin mirasıydı. Daha çok Jön Türk Devrimi olarak bilinen 23 Temmuz 1908 Devrimi ile Osmanlı İmparatorluğu’na “hürriyet” gelmişti. II. Meşrutiyet Dönemi’nde her yer “Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet, Adalet” sloganlarıyla donatılıyordu. Fransız Devrimi’nin özgürlük, eşitlik ve kardeşlik söyleminin yanında hızlı bir şekilde anayasa ile “Yeni Türkiye”nin yaratıldığı iddiası da gündeme gelecekti.
    Anayasa yani yeniden yürürlüğe konulan Kanun-ı Esasi ile birlikte yapılan seçimlerle birlikte yeni bir Meclis vardı. Osmanlı’ya artık Jön Türklerden dolayı Genç Türkiye ya da Yeni Türkiye denilmeye başlanıyordu.

    Sokaklarda, meydanlarda pankartlarla yürüyen kalabalıklar; sansürün kalkmasıyla sayılarında dramatik artış yaşanan gazete ve dergiler; kurulan yüzlerce cemiyet, dernek ve siyasal partilerle bambaşka bir dönem açılmıştı. Buna rağmen 1910 yılında mali meseleler ve imtiyazlar nedeniyle Fransız gazetesi Temps “eski Türkiye” ile “yeni Türkiye” arasında aslında bir fark olmadığını iddia eden bir yazı kaleme almıştı. Buna son derece sinirlenen dönemin en ünlü gazetecilerinin başında gelen Hüseyin Cahid [Yalçın] Bey gazetesi Tanin’de kaleme aldığı bir başyazıyla cevap verdi. “Eski Türkler Yeni Türkler” başlıklı yazı ülkenin mali ve iktisadi bağımsızlığını öne çıkarıyor ve asıl vurguyu eski II. Abdülhamid Türkiye’si karşısında yeni Meşrutiyet Türkiye’sinin olduğuna yapıyordu. Yeniliğin en önemli alameti de Avrupa maliyecilerine itaat etmemesi ve ülke çıkarlarını düşünmeleriydi.


    “millî iktisat söylemi yerli sanayinin inşasını ve yerli ürünlerin üretimini gündeme getirecekti. yaygın olarak kullanılan ve millî servetin yurt dışına gitmesine neden olan yabancı mallar, yerli ve millî mallar ile ikame edilmeliydi. ilk yıllarda daha osmanlıcı ve gayrimüslimleri de kapsayan bu söylem 1912-1913 balkan savaşları’ndan sonra yükselen türk milliyetçiliğinin ekonomi programı hâline geldi.”

    Yeni_Turkiye_5) Karagöz şiir-1. Sene-26.Sayı-78 (1)

    Yerli ve Millî Yurdun Malı
    1908 Devrimi’nden sonra en çok altı çizilen konulardan bir tanesi siyasi devrimi toplumsal ve iktisadi alanda gerçekleştirilecek devrimlerin izlemesi gerekliliğiydi. Bu toplumsal ve iktisadi inkılaba dair başta gelen husus da aslında “Millî İktisat” söylemi ve politikalarıyla ilgili olacaktı. Buna dair fikrî tartışmalar daha önce de mevcuttu. Ancak 1908 Devrimi sonrasında millî bir ekonomi inşasına ilişkin fikir hem popüler hâle geldi hem de somut politikalar oluşturuldu. Millî iktisat söylemi yerli sanayinin inşasını ve yerli ürünlerin üretimini gündeme getirecekti. Yaygın olarak kullanılan ve millî servetin yurt dışına gitmesine neden olan yabancı mallar, yerli ve millî mallar ile ikame edilmeliydi. İlk yıllarda daha Osmanlıcı ve gayrimüslimleri de kapsayan bu söylem 1912-1913 Balkan Savaşları’ndan sonra yükselen Türk milliyetçiliğinin ekonomi programı hâline geldi. Bu süreçten sonra uzun bir süre devam edecek ulus inşası, sürecin ve millî ekonominin köşe taşı olacaktı. Sadece üretim boyutuna odaklanılmayacak aynı zamanda vatandaşların tüketim alışkanlıklarını da değiştirmelerine vesile olacak kampanyalar gündeme getirilecekti. Yerli malı kullanımını artırmak için boykot hareketleri yaygınlaşacak, bu girişimler “İktisadi Harp” olarak adlandırılacaktı.

    II. Meşrutiyet Dönemi’nin ünlü mizah dergisi Karagöz 24 Ekim 1908 günü şu şiiri yayımlıyordu:
    “Pek modaya dalmamalı
    Beş parasız kalmamalı
    Hasmımızın ekmeğine
    Bal ile yağ çalmamalı

    Yerli malı yerli malı
    Başkaca almamalı

    Fabrikalar yaptıralım
    Yerli meta sattıralım
    Harice hep varımızı
    Biz ne için kaptıralım

    Yerli malı yerli malı
    Başkaca almamalı
    …”

    Bir başka mizah gazetesi Boşboğaz ise 14 Aralık 1908’de şöyle yazıyordu:
    “…
    Vatandaşlar! Benim size bir ufacık sözüm var,
    O söz şu ki: ittihada, ittifaka lüzum var.
    Bu sayede kapasunlar Steinları, Mayerleri,
    Biz almasak nemseliler bilmem acep ne yerler?
    Hep çürüktür, Nemseli baştan başa hep çürük,
    Kumaşları esvapları, fesleri de hep pösürük.
    Hep çürüktür pamuklular ipekliler, alpaklar,
    Zannederim pek yakıştı bize siyah kalpaklar.
    …”

    Yeni_Turkiye_6) Davul dergisi 3 Kasım 1908 _Stein mağazasının ilanı üzerine yapıştırılan afişler (1)
    Stein mağazasının ilanı üzerine yapıştırılan afişler, Davul dergisi, 3 Kasım 1908.

    Bilindiği gibi Millî Mücadele sırasında siyah kalpaklar ulusal bir sembol olacaktı. Yabancı mallar “çürük”, “pis”, “adi”, “bozuk” sıfatlarıyla anılıyordu. Vatandaşlardan Stein mağazası gibi yabancı mağaza zincirlerinden alışveriş etmemeleri isteniyordu. Yerli ve millî mallar üreten ve satan esnafın listeleri sokaklarda tüketicilere bedava dağıtılıyordu. Millî ve yerli malların üretimi söylemi II. Abdülhamid’in İstibdat Dönemi’nde engellendiği söylenen fabrikalar, şirketler ve nakliye altyapısının tesis edilerek ihtiyaçların imparatorluk dışından giderilmesinin önlenmesini talep ediyordu.

    1923’te Cumhuriyet’in ilanından sonra bu millî iktisat geleneği güçlenerek devam etti. Kurulan “Yerli Mallarını Koruma Cemiyeti” ve “Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti” gibi dernekler 1920’li ve 1930’lu yıllarda etkili oldu. Yerli Malları Sergileri, düzenli hâle gelen fuarlar ve kumbara bu dönemin yerli ve millî ekonomisinin sembolleri olarak hafızalara kazındı. 19 Aralık 1929 günü İstanbul’dan trenle Ankara Ahi Mesut (Etimesgut) İstasyonu’na gelen Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın üstünde yerli kumaştan dikilmiş lacivert bir ceket vardı. Gazi’nin artık bütün elbiselerini yerli malından ısmarladığı duyurulacaktı. Mustafa Kemal Paşa’ya yerli kumaştan dört kostüm ve bir palto ısmarlanmıştı. Yerli ve millî ekonominin inşası için devletin başı herkese örnek oluyordu. Bu ortamda Türk Kadınlar Birliği Genel Sekreteri Efzayiş Suat Hanım yerli malı kullanımının memleket vazifesi olduğunu duyuracak ve birliğin yerli malından elbiseler yaparak yerli eşyalar sergisi düzenleyeceğini ilan edecekti.

    Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’nin mümessili olarak Türk mallarının tanıtıldığı Leipzig sergisinde bulunan Vedat [Nedim Tör] Bey 1932 yılının Mart’ında basına şu beyanatı verirken dönemini ve bu makalede vurgulanan anlayışı çok iyi özetliyordu: “Evvela yeni Türkiye ile eski Türkiye arasında siyasi ve içtimai [toplumsal] sahalarda hiçbir münasebet bulunmadığını tesbit edeyim. Zeytinyağı ile su nasıl birbiriyle kaynaşmazsa yeni Türkiye ile eski Türkiye’yi de birbirile birleştirmenin imkânı yoktur… Yarı müstakil bir memleketten diğer milletlerle aynı haklara malik kayıtsız ve farksız müstakil bir millet canlandı.”

    “Yeni Türkiye” ve Yerli Malları
    Türkiye tarihinde Yeni Türkiye iddiaları burada ele alınan üç dönemin dışında da ortaya çıkmıştı. Bu kadar öne çıkmasa da Demokrat Parti döneminde de 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi sonrasında da iktidar sahipleri “Yeni Türkiye” iddiasını dillendirilmişti. Ancak 1908, 1923 ve 2002 sonrasında uzun bir döneme damgasını vuran tek partili güçlü hükümetler, kendi dönemlerinde hegemonik bir “millî iktisat” söylemini gündeme getirdiler. Bu söylemin merkezinde de her zaman “yerli ve millî” ekonomi söylemi yer aldı. #

    Yeni_Turkiye_8) milliyet_1930_kanunuevvel_13_ (1)-1
    “Tasarruf haftası başladı”, Milliyet, 1930.
    Yeni_Turkiye_7) Mustafa Kemal Yerli Malı Veston'u ile Etimesgut'ta 1957 SÇ 25--3030.Sayı-850
    Mustafa Kemal Atatürk, yerli malı Veston’u (ceketi) ile Etimesgut’ta, Hakimiyet-i Milliye, 1929.