Etiket: sayı:98

  • Fatih’in mirası madalyon 542 yıl sonra Türkiye’de!

    İngiltere’de geçen sene sonuna doğru Christie’s Müzayede Evi tarafından ortaya çıkarılıp satışa sunulan Fatih madalyonu, İBB tarafından tekrar ülkesine kazandırıldı.

    Constanza de Ferrera tarafından 1481’de yapılan ve Christie’s Müzayede Evi’nin 27 Ekim 2022’de yapmış olduğu müzayedede satışa çıkarılan Fatih Sultan Mehmet madalyonu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Türkiye’ye kazandırıldı.

    Evrensel imparator olma vizyonuyla hareket eden Fatih Sultan Mehmet, hükümdarlığının erken dönemlerinden itibaren Batı’dan ünlü sanatçıları Osmanlı topraklarına davet etmiş; Gentile Bellini ve Costanzo de Ferrara gibi sanatçılar İstanbul’a gelerek portre ve madalyon çalışmaları yapmışlardı. Bu madalyonların şimdiye kadar New York’taki Metropolitan, Oxford’daki Ashmolean ve Londra’daki Victoria ve Albert Müzelerinde olmak üzere sadece üç örneğinin bulunduğu biliniyordu. Londra’da 27 Ekim 2022’de yapılan müzayedenin katalogunun yayımlanmasıyla birlikte dördüncü madalyonun varlığı da ortaya çıkmıştı.

    Henüz şehzadeliği döneminde madalyonları yapılmaya başlanan 2. Mehmet’in bu madalyonu, ince işçiliği ile diğerlernden ayrılıyor. Bronz madalyonun bir tarafında padişahın çok daha ayrıntılı ve net bir portresi, diğer yüzünde ise iki küçük yapraksız ağacın olduğu yumuşak kayalı zemin üzerinde ata biner şekilde Fatih figürü tasvir edilmiş. Fatih bir eliyle atının yularını diğeriyle kılıcını tutmakta. Madalyonun portreyi barındıran önyüzünde Latince “Bizans (şehrinin) İmparatoru Osmanoğlu Sultan Mehmet”, diğer yüzünde ise “Asya’nın (Anadolu) ve Ebediyetin (Bizans-Roma) Hükümdarı Mehmet At Üstünde Sefere Giderken” yazıları bulunuyor.

  • Sirkeci Postanesi’ndeki hayalet

    Yapımı 1903-1909 arasında tamamlanan, Mimar Vedat Tek’in ilk eseri Sirkeci Büyük Postane (Posta ve Telgraf Nezareti Binası), dış cephesinin güzelliği kadar, içeride kullanılan mobilyaların zarafetiyle de dönemin estetik anlayışını yansıtmaya devam ediyor. Çektiği fotoğraflar ile yaşadığı dönemin sosyo-kültürel hayatını kayıt altına alan foto muhabiri Faik Şenol’un yakaladığı bu karede, Türkiye’nin en büyük postane binasında “hayalet kız”ın önünde durduğu işlemeli masanın bir replikası halen aynı yerde. Masanın orijinali ise aynı bina içindeki PTT Sirkeci Müzesi’nde sergileniyor.

    FAİK ŞENOL ARŞİVİ

  • Müthiş tarafsızlık

    Müthiş tarafsızlık

    Engin denizleri, dağları-ovaları aşıp yeni topraklara gelen istilacılar; yanlarında yeni diller-bilgiler, yeni görgüler, yeni mikroplar da getirdiler. Öküzün boynuzları üzerinde duran güzel dünyamız, insan kadar hem kendi türüne hem diğer türlere düşman bir canlı görmemişti. Ortalama 150 bin yıl önce belirdik ve geçtiğimiz-kaldığımız yerlerin, gezegenin dengesini bozarak varolduk.

    Toprağa, gökyüzüne, suya, ateşe, diğer canlılara ve bitkilere olan bağlılığımız, saygımız-sevgimiz giderek azaldı. Onların üzerinde, onlardan üstün, hatta dünyanın sahibi olduğumuzu düşündük. Önce hayvanları, çocukları ve kadınları, sonrasında kendine benzemeyenleri köleleştiren “erkek” olanlarımız; kendi memleketlerinden kovulan büyücüler, şamanlar ve peygamberler aracılığıyla saygıya-sevgiye, tekrar “insan” olmaya davet edildi. Onları dinlemediğimiz, “din”ler gibi yapıp bildiğimizi okuduğumuz için sadece cennetten kovulmakla kalmadık; adına çok sonraları “ego” dediğimiz kişiliksizlik duvarları inşa edip kendimizi “iktidarlı” hissettik.

    Tabii hadiseler tam olarak bu şekil ve sıralamada gerçekleşmemiş olabilir. Yine de gel zaman git zaman, “insani” dediğimiz kadim değerleri kendi zamanına taşımaya çalışanlar, arkalarında kalıcı işler, izler, eserler bırakmış. Onların yüzü suyu hürmetine tüm belirsizlikler bir parça da olsa netleşmiş; unutulmuşlar-unutturulmuşlar-gömülmüşler ve bilinmemişler tekrar hayata dönmüş. Galiba tarih dediğimiz şey de, bu insanların işaretlerini takip eden izciler sayesinde giderek bir disiplin hâline gelmiş.

    Peki bu disiplin, disiplinli bir şekilde aktarılıp zenginleştirilen bir ortak mirasa dönüşmüş mü? Pek sayılmaz. Zira insan türü, tarihin hep kendi gününü, kendi durumunu, kendi konumunu doğrulayan kısımlarını alıp yaymış; buna uygun birşey bulamazsa da uydurmuş; “uydurdunuz” diyeni de dokuz köyden kovmuş.

    Günümüzdeki kaotik düzende; özellikle siyasetin baştacı edildiği, siyasetçinin iktidar ettiği dönemde, tarihle ilgilenmek de pek makbul bir iş sayılmamış. Yine de buna rağmen, geçmişte yaşananların onlarca yönü, yüzlerce detayı ve müthiş bir ‘tarafsızlığı’ olduğunu hisseden, bilen, merak eden ve düşüncelerine ideolojik bir engel koymayan insan evlatları varmış. Bu dergi de onlar için, onlarla birlikte çıkarmış.