İhtişamlı geçmişe özlem duyarak, daha doğrusu bunu kullanarak günümüzün siyasi ve gündelik algılarını biçimlemek, son zamanların en hızlı “yükselen değer”i. Osmanlı döneminin tarihî, kültürel mirası hızla yokedilmeye devam ederken, Osmanlıcılık modası ve ecdad edebiyatı körükleniyor. İlber Ortaylı, Ahmet Kuyaş, Necdet Sakaoğlu ve Ahmet Turan Alkan, 19. yüzyıldan günümüze “Osmanlı”yı irdeledi.
Efsaneler efsanelere… Trabzonspor’un önceki hafta Galatasaray’la yaptığı futbol karşılaşması sırasında açılan dev pankart. Kanunî yerine II. Selim’in resmi!
Siyaset yasağı kalkan liderlerin dönüşüyle renklenen 1987 seçimleri, parası olmayanın adaylığını neredeyse imkânsız hale getiren dönemin de başlangıcıydı.
12 Eylül darbesiyle birlikte siyaset yapmaları yasaklanan 1980 öncesi parti yöneticilerinin yasaklarının kaldırılmasıyla ilgili referandum 6 Eylül 1987’de yapılıp halk yasakların kalkmasına karar verince siyaset dünyası bir anda renklenmişti. Eski kurtların dönüşü en çok Başbakan ve ANAP lideri Turgut Özal’ı tedirgin etmişti. Özal diğer partileri hazırlıksız yakalamak için 1988 Kasım ayında yapılacak seçimleri bir yıl geri çekti.
Yasağı kalkan Süleyman Demirel, Doğru Yol Partisi’nin (DYP), Bülent Ecevit, Demokratik Sol Parti’nin (DSP), Alparslan Türkeş Milliyetçi Çalışma Partisi’nin (MÇP) ve Necmettin Erbakan da Refah Partisi’nin (RP) başına geçtiler. 1987 yılında, bugünlerden farklı olarak, parti içi demokrasinin işleyip milletvekili adaylarının önseçimle belirlenmesi alışkanlığı yerleşmişti. Süre çok kısa olduğu için partiler her yerde ön seçimleri yapamadı ve bazı adayların genel merkezler tarafından belirlenmesi büyük huzursuzluk yarattı.
Demirel, yasağı kalktıktan sonraki ilk mitinglerden birinde.
1987’de büyük partiler farklı kamuoyu araştırma şirketleriyle anlaşıp kendilerine özel, çok geniş çaplı anketler yaptırmaya başladılar. Seçim kampanyalarını profesyonel ajansların hazırlamasına da artık alışılmıştı. Sosyolog ve yazar Can Kozanoğlu’nun, Cilalı İmaj Devri kitabında “Elma, armut, deterjan, kola gibi politikacı da pazarlanabilir olmuştu. ABD pazarlama başlangıç kitaplarından alınma görüşler politika sahnesine taşındı” diye özetlediği dönem başlıyordu.
Yurtdışından kampanya danışmanlarının da getirildiği 1987 seçimlerinde SHP’nin yürüttüğü limonlu kampanya büyük ilgi gördü. Parti, ANAP iktidanının halkı limon gibi sıktığının savunulduğu tam sayfa gazete ilanlarında “Beş yıl daha bir limon gibi sıkılmaya hayır” mesajı veriliyordu.
Erdal İnönü’nün genel başkan olduğu SHP’nin 1987’deki limonlu reklam kampanyası çok ses getirmişti
Kampanyalar profesyonelleşince rekabet iyice artmış ve elbette maliyetler yükselmişti. Partilerin harcadığı paranın yanı sıra, artık adaylar da kendi kampanyaları için kesenin ağzını açmak zorundaydı. Kendisi için afiş ve video kasetler hazırlatan adaylar bir de epey yüklü ağırlama masraflarıyla uğraşıyordu. Bu durum, belli bir gelir düzeyinde olmayanların aday olmasını güçleştirmişti. “Paran yoksa seçilmen zor” diye özetlenebilecek bu durum günümüze “Paran yoksa seçilmen imkansız”a dönüşerek ulaştı.
1987 seçimleri siyasi yasakların kalkmasının da etkisiyle katılım oranı en yüksek seçim oldu. Halkın yüzde 90.9’la sandığa gitmişti (En düşük katılım ise yüzde 64.3’le 1969 seçimlerinde gerçekleşmişti). Yüzde 10 barajını yalnızca üç parti aştı. Diğer partiler parlamento dışında kalmıştı. ANAP yüzde 36.3 oyla 292, Sosyal Demokrat Halkçı Parti 24.8’le 99, DYP ise yüzde 19.1 oyla 59 milletvekili çıkardı. ANAP 1983 seçimlerine göre epey oy kaybetmişse de seçim sistemi sayesinde Oyların yüzde 36.3’üyle Meclis’teki sandalyelerin yüzde 64.9’unu kazandı.
PORTRE
İnci baba: Meclis’e bir gireyim sopalanacak o kadar çok adam var ki
1987 seçimlerinin en renkli adaylarından biri ihale mafyasının ünlü ismi, İnci Baba diye bilinen ve memleketi Urfa’dan bağımsız aday olan Mehmet Nabi İnciler’dir. İnci Baba bağımsız adaydır ama aslında 1971’den beri tanıştığı Süleyman Demirel’e hayrandır. Urfa’dan adaylığını açıkladıktan sonra “Meclis’e bir gireyim, sopa atılacak o kadar çok vekil var ki…” dediği için midir bilinmez, seçimi çok az bir oy farkıyla kaybeder. Kampanyası sırasında Başbakan Turgut Özal için “Bizim mafyalığımızdan ne olur, asıl mafya bunlar” demesi sebebiyle hakkında dava açılır. Özal’ın kendisini ima ederek “Demirel’i mafya bozuntuları destekliyor” demesi İnci Baba’yı iyice sinirlendirir: “Ben Turgut Bey’i de yenge hanımı da çok severim. Zaten sevmesem ANAP kurulurken para yardımı yapmazdım. Parayı verirken iyiydi de şimdi mi mafya olduk?”
1987 seçimlerini kaybetmesi onu siyasetten soğutmaz. 1991’de de önce yine Urfa’dan aday olur, ancak en büyük rakibinin İbrahim Tatlıses olduğu seçimden kısa süre önce adaylıktan çekilir.
Hayranı olduğu Demirel Cumhurbaşkanı seçildiğinde Güniz Sokak’tan Çankaya’ya uğurlama törenini İnci Baba organize etmişti.
12 Eylül askeri darbesiyle birlikte çok partili yaşam yaklaşık üç yıllık bir kesintiye uğradı. 6 Kasım 1983’te yeniden genel seçimler yapıldı ama yalnızca darbecilerin onay verdiği siyasi partilerin katılabildiği bir seçimdi bu.
Siyasi faaliyetler 12 Eylül 1980 darbesiyle tamamen yasaklanmış, tüm partiler kapatılıp varlıkları hazineye devredilmişti. Siyaset yasağı 1983’e kadar sürdü.
1983’ün Mayıs ayında siyasi partilere vize verildi. Ancak eski partilerin devamı niteliğinde parti kurulamayacaktı. Ayrıca partiler, Milli Güvenlik Kurulu tarafından kontrol edilecek ve uygun görülmeyenler seçime giremeyecekti. Kurulan 15 partiden, aralarında İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü liderliğindeki Sosyal Demokrasi Partisi’nin (SODEP) de olduğu 12’si MGK tarafından veto edildi.
Üç yıllık siyaset yasağından sonra kurulan 15 partiden 12’si veto edilmiş, seçime yalnızca üç partinin katılmasına izin verilmişti.
Turgut Özal
Yüzde 10 seçim barajının ilk kez uygulandığı 6 Kasım seçimlerine yalnızca Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi (ANAP), Turgut Sunalp liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP ve Necdet Calp liderliğindeki Halkçı Parti’nin (HP) katılmasına izin verildi.
Veto edilen partiler fısıltı gazetesi aracılığıyla seçimlerin boykot edilmesi propagandası yapıyordu. Ancak oy kullanmayanlara para cezası verileceği için boykot çağrısı geçersiz oy kullanma çağrısına dönüştü. Popüler Siyasi Deyimler Sözlüğü’nün yazarları Alper Sedat Aslandaş ve Baskın Bıçakçı’nın aktardığına göre, halk arasında geçersiz oydan, oy pusulasındaki üç partiye de mühür vurulması kastedilerek “tak tak tak” olarak söz edilirken, geçersiz oy kullanacaklara da “taktakçı” adı verilyordu.
1983 seçimlerinin en önemli ilklerinden biri de üç liderin katıldığı, günlerce konuşulan televizyondaki tartışma programı oldu. Gazetelerin siyasi reklam yayımlamasına da ilk kez izin verilen seçimlerde hem MDP hem ANAP reklam ajanslarıyla çalıştı.
Darbe lideri Kenan Evren de Cumhurbaşkanı sıfatıyla yurt gezilerine çıkıp askerin gerekirse yine müdahale edeceğini, kimsenin fazla havalara girmemesi gerektiğini söylüyordu. Halka, “Partilerin söylediklerine fazla kulak asmayın” tavsiyesinde bulunan Evren, bir siyasi parti liderini “propaganda yapmakla” suçlayan muhtemelen ilk kişiydi aynı zamanda.
Seçime katılmasına izin verilen partilerin tabanı olmadığı ve Türkiye siyasetini yeterince temsil etmediği eleştirilerine ise “Tabanmış. Ne tabanı? Sanki ayakkabı alıyor da tabanına bakıyor. Biz az ve öz parti istiyoruz” karşılığını veren Evren, emekli olduktan sonra bu süreçle ilgili “Türkiye’de bir parti sağda bir parti solda olursa sağ daha kuvvetli olduğu için çok büyük bir farkla iktidara gelirdi. Anayasayı değiştiricek güce ulaşmaları tehlikesi vardı ama en az 10 yıl bu ülkenin o anayasaya ihtiyacı vardı” diyecektir.
Evren seçimden bir gün önce yaptığı konuşmada “İcraatlarımızı sürdürecek bir yönetim seçeceğinize inanıyorum” diyerek emekli general Sunalp’in MDP’sine oy da istemişti.
Seçimlerde ANAP yüzde 45.1 oy ve 212 milletvekilliği kazanıp birinci olurken HP yüzde 30.5’le 117, MDP yüzde 23.3’le 71 sandalye kazandı.
PORTRE
İşkenceci genel başkan Sunalp
Turgut Sunalp, seçim öncesi TRT’de gazetecilerin sorularını yanıtlıyor.
Milliyetçi Demokrasi Partisi’ni Kenan Evren’in isteğiyle kurup 1983 seçimlerine katılan Turgut Sunalp, Genelkurmay ikinci başkanlığı da yapmış emekli bir orgeneraldi. Sıradan bir subay değildi Sunalp. Kontrgerilla faaliyetleri yürütmüş bir işkenceciydi.
Siyasete atıldıktan sonra da “İşkence vardır ve olmaya devam edecektir” gibi saptamalar, “Sahte ilaç üretenleri asmalı” gibi öneriler yapıyordu. Partisine “devlet partisi” denilmesini kabul etmeyen ve “Ağırbaşlıyız diye böyle sanılıyor” diyen Sunalp, hümanistlerin partisiyle uğraştığını da düşünmekteydi.
Sunalp, Nokta dergisine verdiği bir söyleşide, 1971’de işkencede bir kadına copla tecavüz edilmesinden sorumlu tutulduğu hatırlatılınca “İfademi mazur görün ama bizim 21-22 yaşlarında aslan gibi delikanlılarımız var. Eğer bir kıza bu biçimde işkence edecek olsalar, sopaya niye ihtiyaç duysunlar ki?” diyecekti.
1977 seçimleri, şiddete dönüşen siyasi gerilimin gölgesinde yapıldı. Seçim döneminin en renkli siması ise inanılmaz vaatler veren ve yüzlerce hayali temel atan Erbakan’dı.
On ay süren CHP-MSP koalisyonunun dağılmasından sonra sağ partiler biraraya gelip 1975’te 1. Milliyetçi Cephe (MC) hükümetini kurmuşlardı. Artan siyasi gerilim çatışmalara dönüşmüştü ve Türkiye’nin her yerinden ölüm haberleri geliyordu. 1977 seçimlerine böyle bir atmosferde gidildi.
Bu seçimlerde liderler ilk kez televizyonda propaganda yapma olanağına kavuştular. 1975’te kurulan ilk araştırma şirketleri ilk seçim anketlerini yaptı. AP bu seçimlerde bir reklam ajansına kampanya yaptıran ilk siyasi parti oldu.
Seçimlerden önce en çok konuşulan konularından biri de Erbakan’ın bütün illere uçak fabrikası kurmak gibi akıl almaz vaatleri ve attığı temelllerdi. 1974’ten beri başbakan yardımcısı olan Erbakan, 1976’dan itibaren yurt çapın- da bir temel atma hamlesine girmişti. Seçimlere kadar, hemen hemen hiçbiri hayata geçmeyen yüzlerce tesisin temelini attı. Birkaç saatlik Yozgat gezisinde, organize sanayi bölgesi inşaatı, buhar kazanı fabrikası, gübre fabrikası, demir çelik tesisleri, dişli fabrikası ve kağıt fabrikası temelleri atması olayın boyutlarını göstermesi açısından iyi bir örnektir.
5 Haziran’da yapılan seçimleri CHP yüzde 41.38 oyla birinci, AP yüzde 36.88 oyla ikinci tamamladı. CHP yine tek başına hükümet kuracak sandalye sayısına sahip değildi. Ecevit bağımsızlarla birlikte oluşturdukları bir azınlık hükümeti açıkladı, ancak Meclis’teki güvenoyu sınavında başarısız oldular. Bunun üzerine sağ partiler yeni Milliyetçi Cephe hükümetini kurdular. Bu arada, Erbakan’ın attığı yüzlerce temel ve vaatler etkili olmamış, partinin bir önceki seçimde 48 olan sandalye sayısı yarı yarı- ya azalıp 24’e düşmüştü.
Seçimlerden önce en çok konuşulan konulardan biri de MSP lideri Necmettin Erbakan’ın attığı yüzlerce temeldi.
Bülent Ecevit liderliğindeki yeni CHP 1973 seçimlerine solcu kimliğini vurgulayarak ve buna uygun vaatlerle girdi. Toprak reformu, madenlerin devletleştirilmesi gibi vaatler sağcı yazarları öfkelendirmişti.
Solun 1960’lı yıllardaki yükselişi ve TİP’in 1965 seçimlerindeki başarısı CHP’nin de kendisini “ortanın solu”nda yeniden tanımlamasına yol açmıştı. Genel sekreter Bülent Ecevit 1972’de genel başkan olunca CHP iyice sosyal demokrat bir yönelime girdi. Partinin “Ak Günlere” başlıklı meşhur 1973 Seçim Beyannamesi de bunun göstergesiydi.
CHP’nin seçimlere genel af, toprak reformu, madenlerin ve petrolün devletleştirilmesi gibi vaatlerle girmesi sağcı yazarları ve Demirel başta olmak üzere sağcı politikacıları öfkelendirmişti. Bu nedenle, Ecevit’le 1970’de seçimle geldiği iktidardan 1973’te askeri darbeyle indirilip katledilen Şili’nin sosyalist lideri Salvador Allende arasında benzerlik kurma modası başladı.
1973 seçimlerinden önce artık düzenli yayına başlayan televizyondan propaganda hakkı verilmesi düşünülse de sonradan vazgeçilmişti. Ancak seçim çalışmalarıyla ilgili haberlerin televizyonda yer alması bir ilktir. Radyodan propaganda devam ediyordu.
Hürriyet, seçimlere genel af, toprak reformu, madenlerin devletleştirilmesi vaatleriyle giren CHP’nin başarısını sürpriz olarak nitelendirmiş.
Partilerin kampanya müzikleri de daha önce olmadığı kadar önemliydi. CHP mitinglerinde Ecevit’ten önce çıkıp “Sev Kardeşim” ve “Hayat Bayram Olsa” şarkılarını söyleyen Şenay, mitinglerde sahne alan ilk şarkıcı oldu. Bu seçimin bir yeniliği de partilerin çakmak, kalem, anahtarlık gibi hediyelik eşyalar dağıtmaya başlamasıydı.
14 Ekim 1973’te yapılan seçimlerde CHP yüzde 33.29 oyla birinci, AP yüzde 29.82 oyla ikinci oldu. Seçimlerin sürprizi Milli Görüş geleneğinin kurucusu Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi’nin (MSP) 11.8 oy oranıyla 48 sandalye kazanmasıydı. CHP tek başına hükümet kurabilecek milletvekili sayısına sahip değildi. Bu nedenle Ecevit koalisyon görüşmelerine başladı. Önceleri küçük bir olasılık olarak görülen birbirine taban tabana zıt CHP ve MSP’nin koalisyonu fikri, diğer ihtimallerin hızla tükenmesiyle tek seçenek olarak kaldı ve 26 Ocak 1974’te CHP-MSP hükümeti kuruldu.
Türk siyasetinin gelecek 40 yılına damgasını vuracak AP lideri Süleyman Demirel’in başbakanlık koltuğuna oturduğu 1965 seçimlerinde ilk kez bir sosyalist parti de Meclis’e girdi.
DP’nin devamı olan partilerin en büyüğü Adalet Partisi (AP), 27 Kasım 1964’teki kongrede Süleyman Demirel’i genel başkanlığa getirirken, Türk siyasetinin gelecek 40 yılına damga vuracak en önemli siyasi figürlerinden birini de seçiyordu.
Demirel liderliğindeki AP ilk iş olarak 14 Şubat 1965’teki bütçe görüşmeleri sırasında İnönü hükümetinin düşürülmesini sağladı. Ardından genel seçim kararı alındı. AP, kitap ve güneşten oluşan amblemini de seçim öncesi kıratlı amblemle değiştirdi. Kırat sembolü, gazeteci Ahmet Kahraman’ın aktardığı gibi, partinin kurucularından Mehmet Turgut’un ünlü İskoç viskisi White Horse içerken, şişenin üzerindeki beyaz at ambleminden esinlenmesi sonucu ortaya çıkmamıştı. Kırat, DP’yi hatırlatan bir simgeydi. DP, Ocak 1946’da kurulduğunda “demokrat” sözcüğü yaygın kullanılmayan ve köylü vatandaşların zor telaffuz ettiği bir sözcüktü. Bu nedenle DP, birçok köylü için Demokrat Parti değil, “demir kırat parti”ydi. AP, kıratı sembol seçerek DP’nin devamı olduğunun altını çizmiş oluyordu.
Mehmet Ali Aybar
Seçimler 10 Ekim 1965’te yapıldı. AP’nin yüzde 52.87 oyla 240, CHP’nin yüzde 28.74 oyla 134 sandalye kazandığı seçimin en önemli özelliği küçük partilerin önünü açan milli bakiye sisteminin uygulanmasıydı. Bu sayede ilk kez bir sosyalist parti, yüzde 3 oy alan Mehmet Ali Aybar önderliğindeki Türkiye İşçi Partisi (TİP) 15 milletvekiliyle Meclis’e girdi.
Siyaset artık solculuk sağcılık ekseninde tartışılıyordu. Demirel o yıllarda, 1980’lerden itibaren çizmeye çalıştığı demokrat portresinin çok uzağındaydı. “Solculuk yokken ülke rahattı”, “Meczup solcular beğenmiyorsa çeksin gitsin” ve “Düzeni değiştirmek isteyenin kafasını kırarlar” sözlerini hep o dönemde söylemişti.
Seçimleri güzellik yarışmasına benzeten Akbaba dergisi, seçimden önceki kapağında liderleri bikinili güzeller olarak resmetmiş.
TİP’in uğradığı saldırılar ve 1969 seçimleri öncesi milli bakiye sisteminin değiştirilmesi sonucu, sosyalist sol parlamenter mücadelenin dışına itildi. Bu durum bazı solcuların sistem içi mücadeleden vazgeçip farklı eğilimlere yönelmesine sebep oldu. O tarihten sonra Türkiye solunda öğrenci hareketinin ön plana çıkmasının sebebi de budur.
1965 seçiminin özelliklerinden biri de seçim mitinglerinde, pankartların ve sloganların ön plana çıkmasıydı. O güne kadar mitinglerde davul-zurna çalınır, “ya ya ya şa şa şa” düzeyinde sloganlar atılırken, hep bir ağızdan organize slogan atılması dönemi 1965’te başlamıştır. Aynı dönemde Türkiye’deki ilk futbol tribününü kuran Eskişehirsporlu Orhan Erpek (Amigo Orhan), tribünlerde toplu halde tezahürat yapılıp bayraklar sallamanın siyaseti de etkilediğini ve eşzamanlı olarak parti mitinglerinde de benzer manzaraların görülmeye başladığını anlatır.
GELENEK
Siyaset kurbanları
Siyasi partilerin uzun araç konvoylarıyla gösteri yapması eskiden daha nadir görülürken 1965 seçimleriyle birlikte gelenek haline gelmeye başladı.
Bu seçimle başlayan bir gelenek de liderler için toplu kurban kesme etkinliğidir. Elbette Anadolu’nun birçok yerindeki “ağır” misafirler için kurban kesme geleneği siyasete de sirayet etmişti ve 1965’ten önce de liderler için kurban kesilirdi. Hatta DP lideri Adnan Menderes 1960 başlarında gittiği Tarsus’ta bir partili küçük oğlunun boğazına bıçak dayayarak olaya fantastik bir boyut katmış ve “Sana oğlumu kurban etmek istiyorum Menderes” diye bağırmıştı.
Ancak toplu kurban kesimi 1965’te başladı. 1980’li yıllara gelindiğinde kurban kesme merasimleri çığrından çıkmıştı. Bazı uyanık partililer, zaten mezbahada kesilecek hayvanları liderleri için “kurban ediyor”, lider bölgeden ayrıldıktan sonra kesilen hayvanlar tekrar mezbahaya götürülüp etler satışa çıkarılıyordu.
1959’da Menderes için kurban edilen Hecin cinsi bir devenin torununun 1987’de Demirel için kurban edilip gazetelerde haber olması da bu ilginç tarihin ilginç notlarından biridir.
Askeri darbe sonrası kapatılan DP’nin devamı olduğunu söyleyen partilerin de yarıştığı 1961 seçimlerinin ardından, ordunun da etkisiyle siyasi tarihimizin ilk koalisyon hükümeti kuruldu.
Ordu, 27 Mayıs 1960’da on yıldır iktidarda olan Demokrat Parti’yi kapatmış, birçok üyesini hapsettiği partinin tüm örgütünü dağıtmıştı. Buna karşın CHP ve CMKP’nin (1958’de adını değiştiren, Bölükbaşı liderliğindeki eski CMP) örgütsel yapısı ayaktaydı. Darbeden sonra DP’nin devamı olduğu iddiasıyla iki büyük parti kurulmuştu: Adalet Partisi (AP) ve Yeni Türkiye Partisi (YTP).
15 Ekim 1961’de yapılan seçimle çok partili yaşama geri dönüldü. Milli Birlik Komitesi (MBK), adaletsiz seçim yasasını değiştirmiş, tüm partilere DP’nin yasakladığı radyodan propaganda hakkını yeniden tanımıştı.
Seçimleri yüzde 36.7 oyla 173 sandalye kazanan CHP birinci tamamladı. İkinci sıradaki AP yüzde 34.8’le 158, CKMP yüzde 14’le 54, YTP 13.7’yle 65 milletvekili çıkarmıştı. Hiçbir partinin tek başına iktidar olamadığı seçimlerde halkın yetkiyi DP’nin devamı partilere vermek istediği çok açıktı. Bu durumda en mantıklı şey bu partiler arası bir koalisyonun kurulmasıydı. Ancak bunu istemeyen askerler CHP önderliğinde kurulacak koalisyon fikri üzerinde çalıştı ve CHP-AP koalisyonu kuruldu. Türkiye’nin ilk koalisyonu olan bu hükümetin ardından, 1965 seçimlerine kadar iki ayrı koalisyon hükümeti daha görev yaptı.
İnönü, Alican (YTP), Dinçer (CKMP) ve CHP’den Feyzioğlu. İkinci koalisyon dönemi.
Türkiye tarihinin en gergin ve en sert mücadeleye sahne olanı 1957 seçimleridir. Seçimden önce muhalefet partileri ortak cephe oluşturmaya, iktidar buna engel olmaya çalışırken siyasi gerilim seçim sonrasında artarak 27 Mayıs 1960 darbesine kadar devam eder.
Muhalefet partileri 1954 seçimlerinden sonra DP’yi tek başlarına deviremeyeceklerini fark edip işbirliğinin yollarını aramaya başlamışlardı. İktidar 1958 ilkbaharında yapılması gereken seçimleri 27 Ekim 1957’ye çektiğini açıkladıktan sonra CHP, CMP ve Hürriyet Partisi arasındaki igörüşmeler hızlansa da DP yasayı değiştirerek muhaliflerin ittifak yapmasını neredeyse imkânsız hale getirdi.
DP’nin antidemokratik gidişatı, partinin dört kurucusundan biri olan Fuad Köprülü’ye bile yaka silktirmişti. Köprülü, partiden 6 Eylül 1957’de istifa ederken “Bu seçim mücadelesi; tek parti, tek şef dönemini canlandırmak isteyen bir adama karşı koca bir milletin mücadelesidir. Demokrasi nizamına iman etmiş bütün vatandaşların aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakarak işbirliği yapmaları vatan borcudur” diyordu.
Seçimlere gidilirken DP’nin en ilginç hamlesi, 1954 seçimlerinden sonra “Nevşehir vilayeti teşkil edileceğinden bölgede ikinci bir vilayet lüzumsuz hale gelmiştir” gibi enteresan bir gerekçeyle ilçe yaptıkları Kırşehir’i “Tarihi, içtimai, kültürel, ekonomik ve coğrafi bakımlardan büyük önem taşıdığı” gerekçesiyle yeniden il yapmasıydı.
Seçimlerde DP yüzde 47,9, CHP yüzde 41, CMP 7.1 ve Hürriyet Partisi yüzde 3.9 oy alır. Seçim sisteminin bir kez daha yaradığı DP oy oranı 10 puan düşmesine rağmen 610 milletvekilliğinden 424’ünü kazanmış, CHP 178, diğer iki parti dörder milletvekili çıkarmıştır. Kırşehir’i tekrar il yapmanın iktidara bir faydası olmamıştır. Bir önceki seçimde Kırşehir oylarının yüzde 43.5’ini alan CMP, 1957’de oy oranını yüzde 63’e çıkarır.
1957 seçimlerinde 1946’daki düzeyde olmasa da bazı uzulsüzlükler olduğu kesindir. Sözgelimi Gaziantep’te radyo önce CHP’nin kazandığını ilan etmiş, daha sonra köylerden gelen oylar sayesinde DP’nin birinci çıktığı açıklanmıştır. CHP itiraz edince oylar yeniden sayılmak üzere Adliye binasına getirilir, haftasonu tatili olduğu için sayım Pazartesi gününe bırakılır. Ancak Pazar günü Adliye binası, içinde oylarla birlikte şüpheli bir şekilde yanar.
1957 seçimlerinin iktidarla muhalefet arasındaki ipleri koparan bir seçim olduğunu söyleyebiliriz. Muhalefet seçimden sonra güç birliği çalışmalarını hızlandırır. Türkiye Köylü Partisi CMP’ye, Hürriyet Partisi CHP’ye katılır. DP de buna karşı “Vatan Cephesi”ni kurar. Türkiye, 27 Mayıs darbesine kadar giderek yükselen bir siyasi gerilimle yaşayacaktır.
KASIM GÜLEK
‘İsterseniz pantolonumu indireyim’
1950’li yılların en ünlü politikacılardan biri, CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek’tir. Amerikanvari siyaseti Türkiye’ye getiren kişi olarak bilinen Gülek, halkla kurduğu iyi ilişkiler nedeniyle DP iktidarının en çok gazabına uğrayan muhaliflerden biridir. Örneğin, 1955’te Rize’de bir esnafın elini sıktığı için izinsiz siyasi faaliyet yapmaktan tutuklanıp altı ay hapse mahkum olmuştur. Gülek’le ilgili en ilginç hikâyelerinden biri Bilecik’ten aday olduğu 1951 ara seçimlerinde yaşanır. DP’liler,
Robert Kolej mezunu Gülek’in o dönem yaygın olmayan kepli cüppeli mezuniyet fotoğrafını ele geçirip “Kasım Gülek papaz olmuş, zaten sünnetsizmiş” propagandasına başlarlar. Bir mitingde söylentileri “İsterseniz pantolonumu indireyim” diye yalanlayan Gülek, o günleri gazeteci Mehmet Ali Birand’a şöyle anlatır: “Sünnetsiz olduğumu söylediklerinde cevap olarak ‘Bunu söyleyenin kızı da amma gevezeymiş’ dedim. Öyle bir dedikoduya ancak bu şekilde cevap verilirdi. Ama bunlar demokrasinin çocukluk hastalıklarıydı.”
Demokrat Parti’nin zafer kazandığı 1954 seçimleri, Menderes iktidarının demokrasiden uzaklaşmasının mîlâdı oldu. Güç sarhoşluğuna kapılan DP iktidarı, seçimi kazanamadığı Kırşehir ilini ilçe yapmak gibi inanılmaz bir karara bile imza attı.
Adaletsiz çoğunluk sistemi 2 Mayıs 1954 seçimlerinde bir kez daha DP’ye yaramış ve parti yüzde 57.6 oyla 541 milletvekilliğinden 503’ünü almıştı. CHP yüzde 35.4 oyla yalnızca 34 vekil çıkarırken, Osman Bölükbaşı’nın Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) yüzde 4.85 oy oranıyla beş sandalye kazanmıştı. Malatya, Kars ve Sinop’ta CHP, Kırşehir’de CMP birinci olmuş, kalan tüm illerde ipi DP göğüslemişti.
Normalde bu kadar büyük bir zafer kazanan iktidarın kendine olan güvenini tazelemesi ve muhaliflere daha hoşgörülü yaklaşması beklenirdi ama tam tersi oldu. İktidar Meclis açıldıktan hemen sonra bir dizi antidemokratik yasa çıkarttı.
Yeni düzenlemelerle DP’nin 1950 seçimlerini kazanmasının en önemli sebebi olan radyoda propaganda günleri bitiyor, devlet radyosunun kapıları muhalefete kapatılıyordu. Menderes’in “Muhalefetin radyodan yararlanma gibi bir hakkı olamaz” diye savunduğu karar, radyonun 27 Mayıs darbesine kadar en önemli siyasi tartışma konularından biri olmasına yol açtı.
İktidar bunun dışında ceza yasasında muhalefet partilerini ve basını baskı altına alacak başka düzenlemeler de yaptı. Ancak iktidarın en inanılmaz hamlesi seçimlerde birinci olamadığı iki kenti cezalandırması oldu. Hedeflerden biri CHP’nin birinci çıktığı, İsmet İnönü’nün memleketi Malatya’ydı. Malatya’da gerçekten çok büyük bir İnönü sevgisi vardı. Uzun yıllar CHP yöneticiliği de yapan gazeteci Orhan Birgit anılarında, 1950 seçimlerinden sonra CHP Malatya yöneticilerinin uzak kasaba ve köylerdeki partililere İnönü’nün seçimi kaybedip cumhurbaşkanlığı makamından ayrıldığını aylarca söyleyemediklerini, Ankara’dan gelenleri de “Siz de sakın söylemeyin” diye uyardıklarını anlatır.
DP iktidarı kentin 1954 seçimlerindeki tercihini, ilçesi Adıyaman’ı il yapıp Malatya’yı ikiye bölerek cezalandırdı. Ama Malatya yine şanslıydı çünkü yüzölçümünün ve nüfusunun bir bölümünü kaybetse de il olarak kalmaya devam edecekti.
Asıl ceza, Osman Bölükbaşı liderliğindeki CMP’nin beş millet- vekilliğinin beşini de kazandığı Kırşehir’e verildi. 30 Haziran 1954’te alınan kararla o güne dek Niğde’e bağlı bir ilçe olan Nevşehir il yapılırken, il olan Kırşehir ilçe yapılıp Nevşehir’e bağlandı. Menderes aldıkları kararın siyasi bir karar olmadığını söylüyor, ama şu sözleriyle kendi kendini tekzip ediyordu: “Bu kanunun siyasi maksatlı olduğunu bir an için farzedelim. Peki Kırşehir vilayetinin içtimai ve siyasi bünye itibarıyle bir anormallik göstermekte olduğunu inkâr edebilir misiniz?”
Karar Kırşehir’de büyük bir üzüntüye sebep oldu. Memleketinin kendisi yüzünden ilçe yapıldığını söyleyen Bölükbaşı kararı “Bir Arap için Arabistan’ı yakmaya değer miydi? Ama elbet bir gün gelecek, bir bayram havası içinde Kırşehir vilayet konağına bayrak çekilecek ve vali makamına oturacaktır” diye değerlendirdi.
Malatya ve Kırşehir’le ilgili kararın bir etkisi de, iktidarların istedikleri ili ilçe, ilçeyi il yapabildiğini göstermesi ve o tarihten sonra il yapma sözünün Türk siyasetçilerinin en önemli seçim vaatlerinden biri olmasına sebep oluşudur.
PORTRE
Menderes’in kâbusu Osman Bölükbaşı
DPiktidarının, Kırşehir’in ilçe yapmasının sebebi 1954 seçimlerinde bu kentteki tüm milletvekilliklerini kazanan CMP’nin lideri Osman Bölükbaşı’dır. Büyük bir toprak sahibinin oğlu olan, Fransa’da fizik ve matematik eğitimi gören Bölükbaşı, Türkiye siyasi tarihinin en güçlü hatiplerinden biridir. Düzce mitinginde 8 saat 35 dakika konuşmak gibi kolay kolay kırılamayacak bir rekora imza atmıştır. Sivri dili ve uzlaşmaz tavrı yüzünden 1946-57 arasında altı kez tutuklanır.
Bir mitingde “İktidar konuşmayı yasakladı, bakışmayı da yasaklamadan önce birbirimizi doya doya süzelim” deyip halkla uzun uzun bakışması da unutulmazları arasındadır.
Adnan Menderes’in siyasi hasımları içinde en çok asabını bozan kişinin Bölükbaşı oduğunu söylemek hiç de abartılı olmaz. DP milletvekili ve gazeteci Cihad Baban Politika Galerisi adlı kitabında bunu şöyle anlatıyor: “Bölükbaşı, Menderes için bir kâbus oldu. Menderes’in herhangi bir rakibi kürsüye çıktığı zaman, konuşmacıyı susturmak isteyen DP’liler, Bölükbaşı söz alınca işi şakaya vururlardı. Yani, tek başına Bölükbaşı, DP grubunu korkuturdu. Aşağıdan lâf atana, öyle bir karşılık verirdi ki; o zat, o sözün altında ömrü boyunca kalırdı. İyisi mi, hazretin gözüne hiç gözükmemekti.”
Seçimleri Demokrat Parti’nin kazanması, yani iktidarın seçimler yoluyla el değiştirmesi Türkiye için bir ilkti ama 1950 seçimleri birçok başka ilke daha sahne oldu.
Bu seçimlerinin en önemli yeniliklerinden biri siyasi partilerin ilk kez, kendilerini seçmenlere tanıtabilmek için seçim kampanyaları yapmalarıydı. CHP iktidar olmanın gücünü kullanıyor, özellikle parti komiseri gibi davranan il valilerinin çabalarıyla yurdun her köşesindeki seçmene ulaşıyordu. DP bu şanstan yoksun olduğu için daha profesyonel bir kampanya yürüttü. Partilere seçimden 15 gün önce başlayarak verilen radyodan propaganda hakkı, daha çok kırsal bölge oylarını hedefleyen ve devlet olanaklarından yoksun DP’nin işine yaradı.
Kampanya afişleri de 1950 seçiminin ilklerinden biriydi. DP’nin “Yeter söz milletindir” sloganı 1950 seçimlerinin en bilinen sloganı olmuştu. Üzerinde bu sloganın olduğu Selçuk Milar imzalı meşhur afiş, siyasi tarihimizin önemli renklerinden biri olarak hafızalara kazındı.
Henüz araştırma şirketleri ve seçim anketleri dönemi gelmemişti ama Hürriyet gazetesinin büyük kentlerin ana meydanlarına sandık koyarak yaptığı anket, Türkiye’nin ilk seçim anketi olduğu için ilginçtir.
DP lideri Celal Bayar, Cumhurbaşkanı olduktan sonra genel başkanlığı Menderes’e bıraktı.
Muhalefetin bastırması sonucu yeni seçim yasası Meclis’ten geçmişti. 1946’daki şaibeye zemin hazırlayan açık oy gizli tasnif yerine gizli oy açık tasnif uygulanacak, ayrıca adli denetim sağlanacaktı.
14 Mayıs’ta seçimler yapıldı. 1946’da CHP’nin işine yarayan adaletsiz çoğunluk sistemi bu kez DP’ye yaradı. DP, yüzde 53.3 oyla Meclis’teki sandalyelerin yüzde 83.8’ini kazanmış, yani 408 milletvekili çıkarmıştı. CHP aldığı yüzde 39.9 oya karşılık 69 sandalyeyle yetinirken, Meclis’e giren üçüncü parti olan Millet Partisi (MP) ise yüzde 3.1 oyla bir milletvekilliği kazandı. DP’lilerin en çok memnun eden yerlerden biri, 1946 seçimlerinde en çok şaibenin döndüğü İstanbul sonuçlarıydı. DP’nin 27 milletvekiline karşılık CHP İstanbul’dan hiç milletvekili çkaramadı.