Etiket: sayı:111

  • Görünmezliğe karşı savaş: Ülkemizde kadın arşivciliği

    Görünmezliğe karşı savaş: Ülkemizde kadın arşivciliği

    Kadın tarihi ile ilgili belgelerin sağlanması, korunması ve erişime sunulması için çalışan araştırmacı-yazar Aslı Davaz, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nı (KEKBMV) tanıttı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Fener-Haliç’teki tarihî binayı kütüphaneye tahsis etti, vakfın kuruluşunda gerekli fon, 79 kadın ve kurum ile sağlandı.

    Kadın Eserleri Kütüphanesi (KEK), 8 Mart 1990’da Jale Baysal, Füsun Ertuğ, Füsun Akatlı, Şirin Tekeli ve Aslı Davaz tarafından kuruldu. Yurt içi-yurt dışı araştırmalar ve akademisyenler tarafından takip edilen KEK, üniversitelerle de işbirliği hâlinde. Sadece bir kütüphane değil arşivcilik yapıyor, arşivlerin gelecek kuşaklara kalmasını önemsiyor.

    Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın kurucu üyesi olarak 1990’dan bu yana kadın arşivciliği açısından neler kazandırdınız? Neler eksik?

    Kadınların yazılı-sözel-görsel bilgi ve belge mirasını derle­mek, korumak ve bu bilgiyi erişime sunarak kadınların özgürleşmesine katkıda bu­lunmak, kütüphanemizin ana çalışma alanı. Kadınlara ait arşivlerin toplanması, kültürel ve toplumsal gelişmeyi yansı­tıyor. Kadın merkezli arşivcilik çalışmalarıyla kadınların eksik ve yetersiz temsili konusunda bir farkındalık oluştururken; kadınların kendi tarihlerine sahip çıkabilmeleri için gerek duydukları birincil kaynakların sağlanması amaçlanıyor. Bu kadın merkezli arşivcilik çalış­masının sonucunda, topluma önemli arşivler kazandırdık. Kuruma kendisi müracaat ederek arşivini bağışlayan ilk kadın Hasene Ilgaz’dır. Kü­tüphanenin arşiv bölümünün çalışmaları ve talepleriyle sağ­lanan arşivler de bulunmaktır. Bunların arasında en kapsamlı arşiv, ilk kadın hukukçulardan Süreyya Ağaoğlu’nun binlerce belgelik arşividir ve Türkiye’de kadın arşivi kavramının en gelişmiş örneğidir. Toplum­sal cinsiyet eşitliğinin, genel olarak arşivcilikte uygulanması konusunda önemli bir yol kat edilmiş oldu. Neler eksik? Bizim açımızdan daha sistematik ve daha geniş ölçekli bir sağlama çalışmasının her zaman eksi­liğini duyuyoruz. Ancak bütün alternatif arşiv kurumlarının ortak sorunu, personel ve mad­di imkan eksikliğidir.

    kadin_dosyasi_17
    Kadın Eserleri Kütüphanesi’nin okuyucu salonu.

    Dünyada kaç kadın odaklı arşiv merkezi var?

    Çeşitli ülkelerdeki kadın ko­leksiyonlarının tarihini daha iyi anlamak için, itici gücün o ülkedeki feminist hareket olduğunu unutmamak gere­kir. Bu merkezlerde bulunan koleksiyonlar kadın hareke­tinin çalışmaları sırasında ya da eylemlerinde, toplantıla­rında basılan malzemelerdi. Genellikle bu kütüphane ve arşiv merkezleri, bir feministin öncülüğünde kuruldu. Örne­ğin Margurite Durand 1867’de kadın hareketinin belgele­rini saklamaya ve korumaya başladı. Daha sonra biriktiğini onbinlerce belgeyi 1931’de Paris Belediyesi’ne bağışladı. 1. dalga kadın merkezli arşiv ve kütüp­hanelerin en önemli üç tem­silcisi Fawcett Library (1926), Margarite Durand Kütüphanesi (1931) ve IAV’dır (The Internati­onal Archives fort he Women’s Movement, 1935). Özel arşivler olmayınca anılar ve bilgiler yok olmaya başlıyor; çok özel istisna­lar dışında aile belleği en fazla 3 nesillik bir ömür taşıyor. Başka kaynaklar üzerinden elde edile­meyecek bu bilginin yok olmaması için, özel sağ­lama çalışmaları ayrı bir önem taşıyor. Dünyadaki belli başlı kadın merkezli arşivler Hollanda’da Atria, ABD’de Sophia Smith Koleksiyonu ile Schle­singer Library, Londra’da Women’s Library ve Paris’teki Marguerite Durand Kütüpha­nesi’dir.

    Özel arşiv ne demek?

    Bir insanın hayatı boyunca doğal bir süreç içerisinde biriktirdiği evrakların toplamı özel arşivdir. Diğer yandan en basit tanımıyla resmî olmayan -devlet arşivleri olmayan- ar­şivlerdir. Kadınlar açısından özel arşivlerin çok farklı bir anlamı vardır. Çünkü bu arşiv­lerde kadınlara ait; fotoğraflar, mektuplar, günceler, akademik çalışmalar, el yazısı notlar, diplomalar, nüfus cüzdanları, pasaportlar, resmî belgeler, gazete kesikleri, efemeralar gibi farklı türde malzemeler yer almakta.

    kadin_dosyasi_18
    Aslı Davaz, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın kurucularındandır.

    Türkiye’de kadınların özel arşivlerinin durumu nedir? Birkaç örnek verebilir misiniz?

    Türkiye’de kadınların arşivlerini bağışlama geleneği oldukça yeni, hayattayken arşivlerini bağışla­yan kadınlar çok ender. Arşivle­rini Boğaziçi Üniversitesi’ne ba­ğışlayan Adalet Ağaoğlu ve Halet Çambel bu kadınlara örnektir. Adalet Ağaoğlu’nun 3 bine yakın kitabı ve arşivi araştırmacıla­rın kullanımına sunulmuştur. Dünya çapında bir arkeolog olan Halet Çambel, arşivleri dışında, 1930’lardan beri ailesiyle otur­duğu Arnavutköy’deki Kırmızı Yalı’yı da üniversiteye bağışla­mıştır. Fatma Aliye Hanım’ın evrakları bugün Atatürk Kitap­lığı’nda bulunurken, Şair Nigâr Hanım’ın defterleri yıllardır Aşiyan Müzesi’ndedir. Emine Semiye’nin ise eserleri dışın­da, günümüze ulaşan sadece birkaç mektubu bulunmaktadır. Arşiv toplayan önemli devlet kurumlarında, (Osmanlı Arşivi, Cumhurbaşkanlığı Arşivi ve Başbakanlık Arşivi) bugüne kadar, tam anlamıyla bir kadın özel arşivine rastlamadım. Bu kurumlarda bulunan kadınlara ait arşiv belgeleri ya tesadüf sonucu ya da bir kadının babasının, erkek kardeşinin veya oğlunun arşivinde saklı bir biçimde kaldıktan sonra ortaya çıkmıştır.

    Kaç özel arşive sahipsiniz?

    Bugüne dek 100’ü aşkın kadı­nın özel arşivini ve 5 kurum arşivini koleksiyonumuza kazandırdık. Her biri hem ka­dınların yaşam öyküleri hem de Türkiye sosyal tarihi ba­kımından değerli ve özgün kaynaklar. Bir şekilde kadınların bilinçli olarak kendi tarihlerini koruma ve oluşturma çabasına tanık oluyoruz. Bu arşivler ara­sında avukat, siyasetçi ve aktivist Süreyya Ağaoğlu; heykeltıraş Zerrin Bölükbaşı; belediye başkanı, siyasetçi ve öğretmen Müfide İlhan; yazar Kerime Na­dir; çevirmen, gazeteci ve yazar Rezzan Yalman; öğretmen, şair ve yazar Halide Nusret Zorlu­tuna; öğretmen, yazar, şair ve çevirmen İsmet Kür; doktor ve jinekolog Pakize Tarzi; hukukçu ve politikacı Perihan Arıbu­run; mimar Celile Berk Butka; eğitimci, siyasetçi, milletvekili ve aktivist Hasene Ilgaz; senaryo yazarı, hikayeci, çevirmen ve ak­tivist Necile Tevfik; yazar, çağdaş yoga ve sağlıklı yaşam eğitmeni Müheyya İzer gibi bugün aramız­da olmayan isimlerin yanısıra, hayatta olan pek çok kadının kendi bağışlarından oluşanlar da bulunmaktadır.

    kadin_dosyasi_19
    kadin_dosyasi_20
    Necile Tevfik 1920’lerde senaryo yazmaya başlamış, sessiz sinema senaryolarını Hollywood’a göndermişti. Sattığı bir senaryosuna ait 1935 yılına tarihlenen notlar. Kadın Eserleri Kütüphanesi, Necile Tevfik Özel Arşivi.

    Özel arşivleri edinirken yaşadığınız ilginç öyküler var mı? Örnek verir misiniz?

    Tabii ki her özel arşivin bir sağ­lama öyküsü var. Hepsi ayrı bir serüven, ayrı bir hikaye. Örnek vermek gerekirse Necile Tevfik Özel Arşivi bu öyküler arasında en ilginç olanlardan biridir.

    Necile Tevfik Arşivi’nin, ve­fatından 35 yıl sonra, 1999’da vakfa ulaşmasını, bir arşivin di­reniş süreci olarak görüyorum ve pek çok kadın arşivinin var olma mücadelesine örnek bir direniş öyküsü olarak nitelen­diriyorum.

    Arşiv, kuruma birkaç aşama­dan sonra ulaşabildi: Belgeler bir eskici tarafından bulunmuş, ardından Fatih’te bir sahafa ulaştırılmış. Sahaf, siyaset bilimci ve kadın tarihi üzerine araştırmalar yapan Prof. Dr. Serpil Çakır’ı arayarak elinde bir kadına ait küçük bir arşivin bulunduğu bilgisini vermiş ve vakfımızın konuyla ilgilenip ilgilenmeyeceğini sormuş. Serpil Çakır’la telefon görüş­mesi yaptık; kendisinden arşive bakmasını ve belgelerde adı ge­çen birkaç ismi bana iletmesini rica ettim; en çok tekrarlanan isim, ikimizin de daha önce hiç duymadığı Necile Tevfik’ti.

    Necile Tevfik adını daha önce hiç duymamıştık ama bunun dışında, Rosa Manus’a ait daktiloyla yazılmış ve imza­lanmış bir mektup vardı. Kadın merkezli arşivcilik ve kütüpha­necilik alanında çalışanlar için bu isim çok önemlidir çünkü Rosa Manus, 1935’te Hollan­da’da kurulan Kadın Hareketi Uluslararası Arşivleri’nin (The International Archives fort he Women’s Movement IAV) üç kurucusundan biridir.

    Genellikle önemli ve başarılı kadınların arşivlerine aileler sahip çıkmıyor mu? Bu konuda neler yapılmalı, önerileriniz nedir?

    Kadınların kendi tarihlerine, kendi belgelerine sahip çıkması 20. yüzyılın başlarında, kadın merkezli arşivlerle mümkün oldu. Bu kurumlar, kadınlık bilincinin gelişmesi ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığının orta­dan kaldırılması mücadelesine paralel bir ilerleme göstermiştir. Arşivlerde bulunan belgeler, biyografiler için çok önemli kay­naklar oluşturmaktadır. Birçok kadının arşivi kızları tarafından bağışlanmıştır. Bazı özel arşivle­rinse kaderi oldukça trajiktir: 2. Dünya Savaşı sırasında barışse­ver, feminist aktivist bir Yahudi olan Cécile Brunschvicg’in özel arşivlerine Naziler el koymuş, daha sonra Sovyet orduları tara­fından Moskova’ya götürülmüş ve 40 yıl sonra ailesine iade edil­miştir. Batı’dan Doğu’ya doğru gittikçe, Türkiye dışında Suriye, İran, Irak, Lübnan, Filistin, Mısır gibi ülkelerde yaşamış feminist­lerinin özel arşivlerini bulmak daha da zor olmaktadır. Dünyada ve Türkiye’de kadın merkezli kütüphane ve arşivler bu açığı ka­patmak için kurulmuştur. Kadın özel arşivlerinin aktif sağlama çalışmaları sayesinde giderek bu alanda kayıplar azalmaktadır. Genel olarak ailelerin kadınların arşivlerine sahip çıktığı pek söy­lenemez, birçok arşiv belgesi ya sokağa atılıyor ya da sahaflarda satışa çıkarılıyor.

    kadin_dosyasi_21
    Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın, 1990’dan bu yana çalışmalarını sürdürdüğü Fener- Haliç’te bulunan binanın dışarıdan görünümü.

    2024 yılında özel arşivcilikte hedefiniz nedir? Çağrınız var mı?

    Cumhuriyetin 100. yılını kutlama çalışmaları çerçevesinde özel arşivlerle başladığımız çalışmaya 2024 yılı boyunca devam edece­ğiz. Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Türkiye’de bugün yaşayan farklı kadın grup­larının eşit temsilini hayata geçi­rerek cumhuriyetin 100. yılında 100 kadın özel arşivini korumayı amaçlamaktadır. Özel arşivin yetersiz kaldığı durumlarda bu kişilerle sözlü tarih görüşmesi de yapılacak. Proje tamamlan­dığında, bu özel koleksiyonun adı “Cumhuriyet’in 100 yılda 100 kadın özel arşivini korumaya alma projesi” başlığını taşıya­cak. Bu 100 kişi belirlenirken her kesimden kadının temsîline dikkat edildi. İlk aşama olarak seçilen kişilerle tanışılarak, proje anlatımı ve tanıtımı gerçekleş­tirilecek. Evinizde, çevrenizde, anneanneleriz, babaanneleriniz, teyze ve halalarınızın; yani aile kadınlarının geride bıraktığı özel arşivlere sahip çıkılması ve onların korunması için bir arşiv merkezine bağışlanmalıdır.

    Devlet desteği var mı? Dünyada nasıl destekleniyor böyle kurumlar?

    KEK’e benzer kurumlar çok farklı tüzel yapılardan oluşmakta ve onları destekleyen kurumlar da çok çeşitlidir. Genellikle ya yerel yönetimler ya da yüksek eğitim kurumları tarafından destekle­niyorlar. Kadın Eserleri Kütüpha­nesi de yerel yönetim tarafından 34 yıldır desteklemektedir.

    kadin_dosyasi_22
    Müfide İlhan’ın 7 Mayıs 1950’de Antakya’da yaptığı konuşma esnasında çekilmiş fotoğrafı. Kadın Eserleri Kütüphanesi, Müfide İlhan Özel Arşivi.

    Yakınlarının özel arşivini bağışlamak isteyenler ne yapmalı? Nasıl bir yol izlemelidir?

    Özel arşivlerini KEK’e bağışla­mak isteyen aileler ve kişiler, vakfın web sitesinden bilgilere ulaşarak iletişime geçmeleri yeterlidir. Kataloglama çalışma­ları esnasında arşivin üreticisi ya da yakınlarıyla arşiv katalo­gunun gözden geçirilmesi, eksik verilerin tamamlanması; yer, kişi adlarının eklenmesi; tarihlerin doğrulanması vb. çalışmalar yapıyoruz; bu da arşivin belge/ bilgi değerini artırıyor. Kişi özel arşivleri sıklıkla başvuru­lan koleksiyonlar arasında yer alıyor; sergilere, araştırmalara ve yayınlara kaynak oluşturuyor, kullanıldıkça görünürlükleri de artıyor.

    Türkiyede arşivciliğin neresindeyiz? Kadın odaklı arşivcilikte sorunlar neler?

    Resmî arşivlerde toplum kesim­lerinin eşit bir temsili olmaması nedeniyle alternatif arşiv ku­rumları oluşturuluyor. Özellikle 1990’lardan bu yana bu alanda çalışan birçok kurum mevcut. 1990’da KEKBMV, 1991’de Tarih Vakfı ve 1992’de TÜSTAV kuruldu. Bu üç vakfın ortak özelliği bellek çalışması yapması; kütüphane, arşiv, dijitalleştirme, yayıncılık ve kültür etkinlikleri yapmasıdır. Resmî arşivlerde eksik ve yetersiz temsilin sonucu alternatif bellek kurumları kurmuşlardır. Tarih yazımına imkan verecek kaynak­ların sağlanması ve korunma­sıyla ilgileniyorlar: Kadın tarihi, işçi sınıfı-Sosyalizm tarihi ve toplumsal tarih.

    kadin_dosyasi_23
    Türkiye’nin ilk kadın avukatlarından Süreyya Ağaoğlu çalışma masasında. Kadın Eserleri Kütüphanesi, Süreyya Ağaoğlu Özel Arşivi.
  • Ataerkil zihniyetin tezahürü basmakalıp ve cinsiyetçi dil

    Ataerkil zihniyetin tezahürü basmakalıp ve cinsiyetçi dil

    Kişinin cinsiyetine veya toplumsal cinsiyetine dayalı önyargı veya ayrımcılık anlamına gelen “cinsiyetçilik” örtük veya açık biçimde günlük hayatımızda var olmaya devam ediyor. Cinsiyete dayalı önyargılar dilimizi, kullandığımız ifadeleri şekillendiriyor. Şiddet dilde doğar, dilde son bulur. Atasözlerinden basın ve medyaya cinsiyetçi dil…

    Türkçede baskın eril zih­niyeti yansıtan yüzlerce atasözü ve deyim vardır: “Kadının fendi erkeği yendi; Elinin hamuruyla erkek işine karışma; Kız beşikte, çeyiz sandıkta; Kızını dövmeyen di­zini döver; Atanın sanatı oğula mirastır; Oğlan atadan öğre­nir sofra açmayı, kız anadan öğrenir biçki biçmeyi; Oğlan doğuran övünsün, kız doğu­ran dövünsün; Şimdi adama benzedin; Adamlık sende kalsın; Adam yerine koymak; Kadının yeri evidir; Dişi kuş yuvayı yapar; Evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet; Kocanın vurduğu yerde gül biter; İyi ipek kendini kırdırmaz, iyi kadın kendini dövdürmez; Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin; Ka­dının saçı uzun, aklı kısadır” vb.

    Cinsiyetçilik, kişinin cinsiyetine veya toplumsal cinsiyetine dayalı önyargı veya ayrımcılıktır. Dilimizdeki cin­siyet ayrımcılığı sözlük mad­delerindeki tanımlarla başlar. Kızlık, cinsel bir obje olarak “bekaret” diye tanımlanırken, erkeklik “erkekçe davranış, yi­ğitlik” ile bağdaştırılır. Yaygın olarak kullanılan “kız almak, kız vermek” fiillerinde, alınan ya da verilen kişinin kadın değil de “kız” olduğunun mesajı verilir. Evlenmemiş kadın için, “kız kurusu, evde kalmış, karta çıkmış” vb. aşağılayıcı sözler sarf edilirken, söz konusu bir erkek ise sıfatın sadece “bekar” olarak seçildiğini görürüz.

    Ataerkil sistemin, kadın ve erkeğe dair basmakalıp cinsi­yetçi yargıları vardır. “Kadın”, duygusal, dedikoducu, itaatkar, fedakar, kırılgan, korkak, anla­yışlı, uysal, ağırbaşlı, yumuşak, nazik, pasif, iffetli, bakıma muhtaç olabilirken; “Erkek” ise güçlü, güvenilir, buyurgan, bencil, saldırgan, cesur, sert, başarılı, rekabetçi, kuvvetli, asla ağlamayan, yönetme ve liderlik özellikleri olan kişidir.

    kadin_dosyasi_16
    Medyada kullanılan dilin, cinsiyetçi ifadelerden arınması için atılan adımlardan biri olan Toplumsal Cinsiyete Duyarlı İletişim Rehberi.

    Kadın sözcüğünü kullanmak bile toplumda tartışma konu­su yapılabilmektedir. Resmî sözlükte “kadın” sözcüğüne birçok anlam yüklenmiştir, bu anlamlar arasında, “… bu cinsten olup evlenmiş veya bir erkekle beraber olmuş kimse; avrat” yazar. Anlamındaki bu cinsellik çağrışımı nedeniyle “kadın” sözcüğü, kimi çevre­lerce kullanılmak istenmeyen bir sözcüktür. Kadın sözcü­ğünden kaçınan bu çevrelerde, “bayan, hanımefendi, hanım, bacı, yenge, teyze, hanım teyze, abla” kullanılır. Öte yandan kendisini “çağdaş, ilerici” diye tanımlayan bazı yayın kuru­luşlarında bile kurum içindeki kıdemli gazetecileri yayın sırasında takdim ederken, “… abi” veya “… abla” seslenişlerine tanık oluyoruz. Oysa evrensel kamu yayıncılık ilkeleri gereği, spiker ya da sunucuların -ara­larında akrabalık veya dostluk ilişkisi olsa bile- muhataplarına yayın sırasında “abi, abla, yenge, teyze, amca, dayı, oğlum, kızım, canım, -ciğim veya -cığım” diye seslenmeleri kabul edilemez. Bu tür seslenişler, medyada cin­siyetçi dilin yeniden üretilmesi anlamına gelir.

    Medyada hâkim olan dili in­celediğimizde, “siyaset adamı, halk adamı, bilim adamı, eylem adamı, iş adamı, devlet adamı, din adamı” nitelemelerinin bu derece yaygın kullanılması, cinsiyetçi ötekileştirmenin boyutunu sergiliyor. Kadına yönelik şiddet ve cinayet haber­lerinde “gece eğlencesinden dönen kadın, mini etek giymiş genç kız, alkollü kadın” gibi suçu başka gerekçelere dayan­dıran cümlelerle sık karşılaşı­yoruz. Yıllar önce tanınmış bir TV sunucusu kadının, erkek arkadaşının evinde kalp krizi nedeniyle ölümünün ardından, bir köşe yazarının “su testisi, su yolunda kırıldı” yorumuna tanık olmuştuk. Kadın cinayet­lerinin ve tecavüz olaylarının peşi sıra, “dişi yalanmazsa, erkek dolanmaz” ve “dişi köpek kuyruğunu sallamayınca, erkek köpek ardına düşmez” atasöz­lerini de işittik. Mağdur konu­mundaki kadının suçlanması, eril dilin şiddeti meşrulaştır­ma yöntemidir. Oysa kadını görmezden gelen, ötekileştiren, değersizleştiren, aşağılayan cinsiyetçi dile karşı bir duruş benimsemek, her bireyin ortak hedefi olmalıdır.

    Medyada kullanılan dilin cinsiyetçi özelliklerden arın­dırılması ve pornografiden kaçınılması, etken cümleler kurulması, dile yerleşmiş cin­siyetçi kalıpların doğru karşı­lıklarının verilmesi gerekir. Bu yönde atılan adımlardan biri, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye’nin 3 yıl önce yayımladığı Toplum­sal Cinsiyete Duyarlı İletişim Rehberi’dir. Bu rehberde, iş adamı veya iş kadını yerine işinsanı; hostes ya da host yerine kabin görevlisi; satıcı adam, satıcı kadın yerine satış temsilcisi; kızlık soyadı yerine evlilik öncesi soyadı vb. öneri­ler sunuldu. Hepimizi kuşatan cinsiyetçi dile karşı, cinsiyetsiz bir başka dil üretmek bizim elimizde. Kadını aynılaştırarak cinsiyetçi kalıba hapsetmek yerine, biricikliğini vurgulayan bir alıntıyla, Tomris Uyar’ın, “Hangi Kadın, Kim?” başlıklı yazısından aktararak bitirelim: “Hemen her öyküsünü başka bir kadına, yani bir bireye adayan Jorge Luis Borges, ‘Kadınlar için ne düşünürsünüz?’ sorusunu şöyle yanıtlıyor: Hangi kadın için?”

    kadin_dosyasi_15
    Cinsiyetçi dil, basın ve medyada bugün hâlâ yaygın olarak kullanılıyor.

    (Yönetici konuşurken)
    Bu işi bizim kıza vereceğim. (Y)
    Asistanımdan bu işi üstlenmesini rica edeceğim. (D)

    (İşyerinde bir hitap olarak)
    Kızlar, çocuklar (Y)
    Arkadaşlar (D)
    Kıvanç da Volkan da tam zamanlı işe sahipler ve Volkan eşine ev işlerinde yardım ediyor. (Y)
    Kıvanç da Volkan da tam zamanlı işe sahipler ve ev işlerini paylaşıyorlar. (D)
    Zeynep ofisteki kızlarla yemek yedi. (Y)
    Zeynep ofisteki kadınlarla yemek yedi. (D)
    Kadın şoför kaza yaptı. (Y)
    Şoför kaza yaptı. (D)
    Araştırmacılar genellikle karılarını ve çocuklarını ihmal ederler. (Y)
    Araştırmacılar genellikle eşlerini ve çocuklarını ihmal ederler. (D)
    Komitedeki bütün hanımlar alınan kararı destekledi. (Y)
    Komitedeki bütün kadınlar alınan kararı destekledi. (D)
    Hilal bir meslek kadını. (Y)
    Hilal bir profesyonel meslek sahibi. (D)
    Türkiye’den bir kadın hekim bir başarıya imza attı. (Y)
    Türkiye’den bir hekim başarıya imza attı. (D)

    (Kaynak: UNDP Toplumsal Cinsiyete Duyarlı İletişim Rehberi)

  • Teniste ‘cinsiyetler savaşı’: Kaybeden erkeğin dramı

    Teniste ‘cinsiyetler savaşı’: Kaybeden erkeğin dramı

    1973’te oynanan bir tenis maçı kadın tenisçiler için önemli bir dönüm noktasıydı. O yılların önemli kadın raketlerinden Billie Jean King, kadınlarla aralarında doğal güç farkı olduğunu savunan ve kadın tenisçilere meydan okuyan Bobby Riggs’i 30 bin kişinin tribünden izlediği tarihî maçta 3-0 yenip perişan etmişti.

    Feminist hareketin 2. dalga­sının, yaşamın her alanında cinsiyet savaşı verdiği, ABD Anayasası’na ‘Eşit Haklar Deği­şikliği’ni ekleme mücadelesine giriştiği ama Kongre’nin erkek zihniyetini değiştiremediği 1973 yılında, tenis kortları çok önemli kapışmalara sahne olmuştu.

    Bir zamanlar erkekler tenisinin bir numarası olan 55 yaşındaki Bobby Riggs, kadınlarla aralarında doğal güç farkı olduğunu savunu­yor, bunu ispatlamak için de o yıl­ların en önemli kadın raketlerden Billie Jean King’i düelloya davet ediyordu. Gelen ret cevabı üstüne teklif bu sefer kadın tenisinin 1 nu­marası Margaret Court’a gitmişti. Teklifi kabul eden Avustralyalı’ya sadece bu gösteri maçı için verilen 20 bin dolar, o yıl Avustralya Açık ve Roland Garros şampiyonu oldu­ğu için kazandığı toplam ödülden fazlaydı.

    kadin_dosyasi_14
    Kadın ve erkek arasında güç farklılığı olduğunu savunurken kadınları aşağılayan Bobby Riggs, bir kadın tarafından 3-0 mağlup edildi.

    1973’ün Anneler Günü’nde oynanan karşılaşmayı 5 bin kişi korttan, milyonlar CBS ekranından izlemişti. Court çok da ciddiye al­madığı maçı kaybedince, birileri­nin ekmeğine yağ sürülmüştü.

    Bu sonuç üzerine esmeye başlayan kadınlara dönük aşa­ğılayıcı rüzgarı dindirmek Billie Jean King’e düştü. Bobby Riggs’in teklifini başta reddeden Amerikalı kadın tenisçi, birkaç ay sonra mil­yonların gözü önünde şov yapa­caktı. 20 Eylül 1973’teki maça King’i Kleopatra gibi, eski köle kıyafeti giyinmiş dört kaslı erkek taşımış­tı. O unutulmaz maça Houston Astrodome’da şahit olan 30 bin kişi vardı. Ekranları başındaki 50 milyon insan da kadınları daha önce defalarca aşağılayan Riggs’in bir kadın karşısında perişan olma­sını izlemişti.

    Bugün ‘cinsiyetler savaşı’ olarak adlandırılan ve yarım yüzyılı de­virmesine rağmen spor tarihinin unutulmazlarından biri olarak kabul edilen maçı güle oynaya 3-0 kazanan King, şöyle konuşmuştu: “Eğer yenilsem, bu sonuç kadınları 50 yıl geriye götürecekti. Yoksa benim için 55 yaşında bir erkeği yenmenin bir heyecanı yok. Tek heyecanlı tarafı tenise ilgi göstere­cek yeni insanlar.”

    Daha önce erkeklerle aynı para ödüllerini kazanmak için ayakla­nan 8 kadın raketin en ünlüsü olan Billie Jean King, maçtan sonraki canlı yayında 3 ay önce kurdukları Kadınlar Tenis Birliği’nin (WTA) de reklamını yapmıştı.

    WTA sayesinde tenisçi kadın­lar, birçok sporun aksine yıllardır erkeklerle eşit para kazanıyor; Grand Slam turnuvalarında aynı ödül veriliyor.

    kadin_dosyasi_13
    Billie Jean King, maç öncesinde rengarenk bir tahtta 4 erkek tarafından taşınırken, kendini izleyen kalabalığa el sallıyor, 20 Eylül 1973.