17 yaşındaki Nahel M.’nin, polisin dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürülmesinin ardından başlayan isyan dalgası Fransa’yı felce uğraşı. Polis teşkilatı içindeki ırkçılık, Fransa’da sömürgecilik döneminin mirası yapısal bir sorun. Protestocu gençler ise “şiddet olmadan devleşen tepki alamayacakları” düşüncesiyle hareket ediyor.
Fransa, tarihi boyunca sokak gösterilerine, çatışmalara, yakıp-yıkmalara alışık sayılabilecek bir ülke oldu. Ancak 27 Haziran günü, 17 yaşındaki Nahel M.’nin Paris’in kıyısındaki Nanterre’de bir polis tarafından yakın mesafeden vurularak öldürülmesinin ardından başlayan olaylar, öncekileri kat be kat aşmış durumda; hem süreklilik hem de toplumda yolaçtığı yarılma bakımından…
Polis tarafından öldürülen Fransız gencin annes! Mounia, 29 Haziran’da Fransa’nın Nanterre kentinde oğlu Nahel !ç!n düzenlenen anma yürüyüşünde… ABDULMONAM EASSA/GETTY IMAGES
Cumhuriyeti ilan edip halifeliği kaldırarak yeni devlet biçimini belirleyen ikinci TBMM, devrim sürecini yöneten iktidarın kararlarını çoğunluk oyuyla kanuna dönüştürmekle yetinecekti. Büyük çapta Mustafa Kemal Paşa tarafından aday gösterilen Meclis üyeleri, zaman zaman Paşa’nın siyasal çizgisine aykırı davranmaktan da geri durmadılar.
Dergimizin 100. sayısında, 11 Ağustos 1923’te açılan İkinci TBMM’nin bazı özelliklerini okurlarımızla paylaşmıştık. Bunları kısaca hatırlatacak olursak, ilk vurgulanması gereken özellik, sözkonusu Meclis’in 18 yaşını doldurmuş bütün erkekler tarafından seçilmiş olmasıdır. Meclis’in ikinci önemli özelliği ise, üyelerinin büyük çapta Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından aday gösterilmiş olmalarına karşın, bunların kendilerini Paşa’ya vefa borcu olan bireyler gibi görmeyip onun siyasal çizgisine aykırı davranmalarıdır. Nitekim toplam 286 milletvekilinden oluşan bu Meclis’te Lozan Antlaşması’nın onaylanması lehinde yalnızca 213 oy çıkmış, Cumhuriyet’in ilânı ise çok daha küçük bir çoğunlukla, sadece 158 olumlu oyla gerçekleşmişti.
İkinci TBMM’nin bir özelliği de üyelerinin 18 yaşını doldurmuş erkeklerin oylarıyla seçilmiş olmasıydı.
Süveyş Kanalı’ndan (1869) sonraki dönemde yapımına karar verilen Panama Kanalı, özellikle bölgedeki ağır siyasi, coğrafi ve iktisadi problemlerin etkisiyle şekillendi. Fransızlardan sonra ABD’nin 20. yüzyıl başında sürece müdahalesi, sağlık sorunlarının büyük ölçüde çözümü ve Panama adında yeni bir ülke oluşturulmasıyla birlikte kanalın yapılması sağlandı.
Panama Kanalı, tamamlandığı 1914’ten beri dünyada değişen tüm ekonomik, siyasi faktörlere ve gemicilik teknolojilerine rağmen hâlâ en önemli su yollarından biri.
Panama Kıstağı’na bir kanal inşa etme projesi düşüncesi yüzyıla, Şarlken dönemine kadar uzansa da, projeyi hayata geçirme fırsatı Britanya ve ABD rekabetinin ardından 19. yüzyılda bir Fransız şirketine kısmet (!) olmuş. Kolombiya Cumhuriyeti’nin Ferdinand de Lesseps’in başında bulunduğu bu Fransız şirketini tercih etmesinin sebebi ise, aynı ekibin 1869’da Süveyş Kanalı’nı tamamlamış olması idi. Buna rağmen De Lesseps ve şirketinin kanalı tıpkı Süveyş’teki gibi deniz seviyesinde inşa etmeye çalışması; sarıhumma, sıtma gibi hastalıklarla mücadelede zayıf kalınması (ve binlerce işçinin ölümü); Fransa’da kanalla ilgili siyasilere dağıtılan rüşvet zincirinin ortaya çıkması neticesinde patlak veren Panama Skandalı’ndan dolayı Fransızlar bu dev projeden çekilmek zorunda kaldı.
Kolombiya Cumhuriyeti’nden koparılan yeni Panama Cumhuriyeti 1903’te ABD ile anlaştı; Savaş Bakanlığı’na bağlı kurulan komisyon 10 yıllık uzun bir inşa sürecinin ardından 1914’te kanalı tamamlayabildi.
Fransız usulü Ferdinand De Lesseps, Fransızların Süveyş Kanalı’nın inşaını başarıyla tamamladıktan sonra Panama Kanalı’nı da rahatlıkla yapacağını düşünüyordu. De Lesseps imzalı Panama Kanalı bonoları Fransız halkı tarafından büyük umutlarla alınmıştı.
Havuz sistemi değil, “deniz seviyesi kanal”a karar verildi.
19. yüzyılda ABD ve Avrupa’da birçok kanal inşa edilmişti. Bunlardan bazıları Süveyş gibi deniz seviyesi kanallarken bazıları da havuz sistemine sahipti. Süveyş Kanalı’nı 10 yıl gibi bir sürede tamamlayan firmanın başında 3. Napoleon’un diplomatlarından de Lesseps vardı. Bu başarıyı kullanan Fransız mühendis Lucien Bonaparte-Wyse, Panama Kıstağı’nda bir kanal inşa edilmesi için Kolombiya devletinin yetkililerini ikna etti (1878). Yeni kurulan Panama Kanalı Şirketi’nin başına da 74 yaşındaki de Lesseps getirildi. Binlerce işçinin çalıştığı şantiyedeki sıcaklık ve nemin yanında bataklıklardaki sivrisinekler de sarıhumma ve sıtma başta olmak üzere birçok tropik hastalığın yayılmasına neden oldu.
Deniz seviyesi bir kanal olması için kazılan kanallar şiddetli yağmurların getirdiği su kütlesi ve toprakla kapanmaktaydı. 1892’deki rüşvet skandalı patlak verince şirket iflas etti. 1904’e gelindiğinde ABD deniz seviyesi bir kanal yerine havuz sistemine karar verdi.
Sağlıkta elde edilen başarı, inşaattaki başarıyı getirdi.
Fransızların hesaba katmadığı en büyük sorunlardan biri, tropik iklimde kolayca yayılan salgın hastalıklardı. Bu durum, Fransızların projeyi tamamlayamadan çekilmesindeki en önemli faktörlerden biriydi. ABD’nin kanal inşaı için kurduğu komisyon bunun önüne geçmeliydi. Savaş Bakanlığı’na bağlı bu komisyonun üst düzey mühendislerinden G. W. Goethals ve doktor William Gorgas, aynı zamanda orduda subaydı. Gorgas, Panama’dan önce görevli olduğu Havana’da sıtma, sarıhumma gibi hastalıkların taşınmasında sivrisineklerin önemli rol oynadığını gözlemlemiş ve bu konudaki çalışmalarıyla tanınan Kübalı doktor C. Finlay’i takip etmişti. Onun öncülüğünde sağlık alanında önemli yatırımlar yapıldı: Gölet ve bataklıkların kurutulması; binaların böceklere karşı ilaçlanması; yatakhanelere takılan sineklikler; durgun suların üzerine yağ püskürtülmesi ve sivrisinek larvalarının yok edilmesi… Tüm bunların sonucunda 1906’ya gelindiğinde sarıhumma kanal bölgesinde ortadan kalktı; sıtma vakaları ise belirgin ölçüde azaldı. ABD’nin Panama Kanalı’nın inşaı sırasında sağlık alanında gösterdiği başarı, inşaatın tamamlanmasında en az mühendislikteki başarısı kadar etkili oldu.
1915’te Panama Kanalı’ndan geçen SS Kronland.
Kanal için yeni bir ülke kuruldu: Panama.
Panama Kıstağı, Simon Bolivar’ın liderliğini yaptığı, İspanya İmparatorluğu’na karşı yürütülen bağımsızlık mücadelesinden sonra kurulan Büyük Kolombiya Cumhuriyeti’nin bir parçasıydı. Büyük Kolombiya Cumhuriyeti daha sonra farklı adlarla siyasi yapısını devam ettirse de zamanla bazı bölgeler kendisinden ayrıldı; bugün de varlığını sürdüren Panama, ayrılarak bağımsız bir cumhuriyete dönüştü (1903).
Panama, özel konumu nedeniyle dış siyasi etkilere ve yabancı yatırımlara açık bir durumdaydı; buna karşılık merkezle arasındaki coğrafi engeller nedeniyle yarı izole bir konumdaydı. 1840’taki bir ayaklanma sonucu Panama, Kolombiya’dan bağımsızlığını kazansa da bu ancak 13 ay sürebildi. ABD’nin Kaliforniya’yı topraklarına katması (1848) ve bununla başlayan “Altına Hücum” sonrası, ABD’nin doğu-batı kıyıları arasında ulaşım ve taşımacılığı sağlamak için bu kıstağın önemi hayli artmıştı. ABD önce Kolombiya ile anlaşarak buraya bir demiryolu hattı inşa etti. Bu hat ve kıstağın iki ucundaki limanla beraber Panama, ABD için hayati öneme sahip bir bölgeye dönüştü.
Kolombiya Cumhuriyeti, bir bakıma ABD’nin sömürgecilere karşı bağımsızlık mücadelesinden esinlenerek kurulmuştu. Ayrıca Yeni Dünya’da ABD ile de rekabet etmekteydi. ABD’nin 1885’te Panama’nın bağımsızlık girişimine gambot diplomasisiyle desteği (başarısızlıkla sonuçlansa da), Kolombiya için bardağı taşıran damla oldu. ABD’nin bölgedeki her türlü girişimi Kolombiya açısından “emperyalist” olarak değerlendirildi. 1899’da Fransız şirketi Panama Kanalı’nın inşaından çekilince ABD projeyle ilgili girişimlerde bulundu. Bunun meyvelerini ise 22 Ocak 1903’ye Hay-Herran Antlaşması ile aldı. Buna göre ABD, Kolombiya devletine 10 milyon Dolar ve her sene belli bir kira ödeyecekti. Ancak antlaşma Kolombiya Senatosu tarafından onaylanmadı ve ABD Başkanı Theodore Roosevelt, Panama’daki bağımsızlık yanlısı asilere para ve silah göndererek onları isyana teşvik etti. Böylelikle Panama 3 Kasım 1903’te bağımsızlığını ilan etti. Yeni kurulan cumhuriyet, Panama Kanalı’nın ABD’nin kurduğu komisyon tarafından yapılmasına izin verdi!
Kanal projesi rakipsiz değildi ancak diğerleri hayata geçmedi.
Panama Kanalı’nın yapıldığı hat, Orta Amerika’da Atlantik ve Pasifik Okyanusu’nu birleştirebilecek bir kanalın inşa edilebileceği tek güzergah değildi. İki altarnatif daha mevcuttu: Tehuantepek Kıstağı ve Nikaragua.
Tehuantepek alternatifi daha kuzeyde yer almasıyla bir avantaja sahip olsa da Panama Kıstağı kadar dar değildi. Bu kadar uzun bir mesafeyi aşacak kanalın yapımı zor olacağı için, daha sonra buraya “gemi taşıyan bir demiryolu” düşünüldü; fakat projeyi teklif eden ünlü inşaat mühendisi James B. Eads’in ölümüyle (1887) bundan vazgeçildi.
Kanal için diğer güzergah Nikaragua Gölü’nü kullanarak iki okyanusu bağlayan bir projeyle gündeme geldi. Ancak Fransızların Panama’dan çıkmasıyla bu düşünce de gözden düştü. ■
“Mektebde onunla oldu hem-dem /Bir nice melek misâl kız hem
Bir saf kız oturdu bir saf oğlan/ Cem oldu Behişt’e hûr ü gılman”
Fuzulî 1500’e doğru Türkçe şiirleştirdiği Leylâ ile Mecnun öyküsünde, kız-erkek karma eği-timöğretimin önemini bu dizelerle vurgular. Dünün Osmanlı dünyasında, mahalle veya sıbyan mekteplerindeki gelenekçi ilköğretimde, okul veya dersliklerde, semtin-mahallenin köyün kız/erkek çocukları bir aradaydı. Bu ilk basamak eğitimlerinin, yüzyıllar öncesine dayanan bir geçmişi var. Anadolu’ya göçen Türkler de bu geleneği benimsedi. Bu yalın öğretinin, İlkçağ’daki bilge eğitmenlere ulaşan bir başlangıcı söz konusu: Kolay, doğal, ama önemli bu öğreti geleneğinin amacı, kız erkek ayrımı yapmadan çevrenin yeni yetme çocuklarını yeterli bilgi ve ahlakla donatmaktı. Çocuklara Homeros’tan, daha eski veya daha yakın bilgelerden öyküler, destanlar ezberletilirdi. Eğitmenler, eğitecekleri çocukları kız/erkek diye değil, yetilerini ölçerek kendileri seçer, giderleri ise aileler karşılardı. Benzeri uygulamalar Cahiliye dönemi Araplarında da vardı ve belki Sümer mektebine dayanıyordu. Uzakdoğu dünyası ayrık tutulursa, Doğu-Batı ortak coğrafyasındaki bu Anadolu çıkışlı “karma” eğitim/öğretim, eğitim tarihinin başlangıcıdır. Osmanlı mahalle, sıbyan ve numune mektep-lerinde, cumhuriyet ilkokullarında da zorunlu karma eğitim öğretim bu tarihsel geleneğe dayanır. Amaç, 6-11 yaş gruplarına kız/erkek ayrımı yapmadan anadili öğretmek, vatan ve ulus bağlarını güçlendirmek, yeni nesilleri ahlak ve vatandaşlık bağlarıyla kaynaştırmaktır.
***
1946’da Divriği-Atatürk İlkokulu 1. sınıfında ilk defa sıraya oturtulduğumda, öğretmenlerimiz Adil Bey, “bir kız bir erkek” ilkesiyle olacak, yanıma Arşaloz Kıskan’ı oturtmuştu. Arşaloz hastalandı, okula gelemedi. Evleri okula yakındı. Öğretmen beni ve yeni sıra arkadaşım Feride’yi “geçmiş olsun” ziyaretine göndermişti. Öldüğünü duyunca sınıfça ağlaşmıştık. Neredeyse 1000 yıllık karma eğitim öğretim gözardı edilerek 21. yüzyılda gündeme getirilen “kızlara ayrı okul” düşüncesi bir kabus, uğursuz bir düştür. Bir tarih anısı: Sultan Abdülmecid’in annesi Bezmiâlem 1848’de Cağaloğlu’nda ilk-orta sınıfları olan Valide Mektebi’ni yaptırınca, okulun açılışı günü Abdülmecid de oğlu Şehzade Murad’la kızı Fatma Sultanı da getirerek bu karma okula yazdırmıştı.