mitoloji, tarih öncesi tanrılarının efsaneli serüvenlerini anlatır ve bir topluluğun duygularını, anlayışını, özlemlerini göstermesi bakımından önemlidir. bu mitolojik anlatıda marsyas bulduğu flütü güzel çalmasıyla müziğin tanrısı apollo ile kıyaslanır. bu duruma son vermek isteyen apollo bir jüri toplar. jüriden kral midas, marsyas’ın da iyi çaldığını söyleyince apollo, midas’ın kulaklarını eşek kulaklarına çevirir ve marsyas’ın ise derisinin yüzülmesini ister. marsyas’ın derisinin yüzüldüğü mağaradan yüzyıllar boyunca bir müzik aleti sesi geldiğine inanılır.
Anadolu coğrafyası efsanelerle, mitolojik öykülerle yoğrulmuş topraklara sahiptir. Yunan mitolojisindeki birbirinden güzel mitlerin önemli bir bölümü Anadolu topraklarında dallanıp budaklanmış, birbirinden güzel öyküler günümüze dek gelmiştir. Yunan mitolojisindeki en güzel mitlerden biri de keçi kılıklı Satir Marsyas’ın başına gelen talihsiz ve bir o kadar da hüzün verici öyküsüdür.
Keçi kılıklı Marsyas bir entel, bilgedir. Yurt edinmiş olduğu Afyon dolaylarındaki dağlar, vadiler, tepeler onun yaşam alanıdır. Keçi bacakları üzerinde zıplayarak bir tepeden ötekine koşuşturur, bazen dere kenarlarında yeşillikler üzerine serilip dinlenir bazen de güzel peri kızlarıyla sohbet edip oynaşır, günlerini geçirip gider.
Marsyas’ın Bulduğu Flüt
Günlerden bir gün, orman içinde dolaşırken çalılıkların arasında garip bir şey olduğunu fark eder. Yaklaştığında gördüğü şeyin güzel bir flüt olduğunu anlar. Merakla alır eline, sağına soluna bakar, ardından da üflemeye başlar. O kadar güzel sesler çıkar ki flütten, kulağını dolduran seslerin güzel tınısı karşısında kendisi de şaşırıp kalır. Çok geçmeden de çaldığı flütün güzel sesine gelen ormandaki hayvanlar, etrafında çember oluşturup muhteşem konsere kulak verir. Aslında gerçekten de büyülü nağmeler çıkaran bu flüt, Tanrıça Athena’ya aittir.
Güzel tanrıça, bir gün su kenarında flütü çalmaya başladığında suda yansıyan görüntüsünü beğenmez, zira flütü üflemeye başladığında
yüzündeki güzellik çirkin bir görünüm alır, bundan hoşlanmayan Athena’da bir daha eline almamacasına flütü savurur atar. İşte, kime ait olduğunu bilmeyen Marsyas bu flütü bulup sahiplenir. Bundan böyle, gelip geçtiği yerlerde, içinden geldiğinde, aklına estiğinde bir yerlerde durur, flütünü çıkarır, çalar. Bunu duyan orman sakinleri de Marsyas’ın sihirli flüt nağmelerine kendilerini kaptırıp kendilerinden geçercesine kulak verir, dinler. Öyle ki bu muhteşem konser karşısında aslanla tavşan, kurtla kuzu yan yana gelip sükût içinde birbirine zarar vermeden keçi kılıklı Marsyas’ın sihirli müziğini dinler.
Marsyas’ın Flütünün Güzel Sesi Apollon’a Ulaşır
Günler gelir geçer, Marsyas’ın sihirli flütünün güzel sesi Afyon sınırlarını aşar, uzaklara doğru yol alır ve herkes Marsyas’ın müziğinden söz etmeye başlar. Ne var ki bu sihirli flütün güzel sesi rüzgâr tanrısı Eolos’la birlikte uzaklara, Ege Denizi’nin öteki kıyılarına taşınır ve tanrıların dağı Olympos’un zirvesine kadar yükselir. Olympos’un yakışıklı müzisyen tanrısı Apollon, bu gizemli flüt sesini algıladığında hayretler içinde kalır, merak eder ama bir o kadar da içindeki kıskançlık hisleri kabarır. Kimsenin ondan daha güzel müzik yapmasını kabul edemez. Çok geçmeden de uçar, müzik sesinin geldiği Afyon dolaylarına varır. Bir anda ormanda dolaşmakta olan Marsyas’ın karşısına dikilir. Karşısında Apollon’u gören Marsyas öyle bir şaşırır ki korkudan ne yapacağını bilemez. Apollon, Marsyas’ı yukarıdan aşağı süzdükten sonra haykırır: “Dinle beni keçi kılıklı; çok güzel müzik yapıyorsun ama biliyorsun ki ben de müzik yapıyorum; ikimiz beraber yarışıp kozlarımızı paylaşacağız.” der.
Marsyas, bu teklifin karşısında donar kalır. Hiç mi hiç istemez böyle bir şeye girişmeyi. Zira karşısındaki bir tanrıdır ve de müziğin tanrısı Apollon’un kendisidir. Ancak tanrının isteğini geri çevirmek söz konusu bile olamaz. Korka korka Apollon’un teklifini kabul eder.
Yedi Gün Yedi Gece Yarış
Apollon, yarışmanın hakemi olarak Afyon ovalarından Kapadokya vadilerine uzanan Frigya ülkesinin kralı Midas’ı seçer. Midas, çok sevdiği kral kullarından biridir. Hazırlıklar yapılır ve sonunda büyük yarışma başlar. Marsyas flütünü, onun yanında da müziğin ve güneşin tanrısı Apollon lirini çalmaya başlamıştır. Öyle bir müzik sesidir ki bu; ormanda yaşayan ne kadar canlı varsa gelir kulak verir bu gizemli, sihirli müziğe. Aslanlar, ceylanlar, kuşlar yan yana bu muhteşem konserin büyüsüne kapılıp kendinden geçer. Yedi gün yedi gece sürecek bir yarışmadır bu. Üçüncü günün sonrasında zavallı Marsyas zorlanmaya başlar; bir taraftan uykusuzluk, bir taraftan yorgunluk… Zar zor getirir yarışmanın sonunu, ne yapar eder yedi gün yedi gece dayanır. Yarışmanın sonunda da nefretle tuttuğu elindeki flütü, bir daha eline almamacasına fırlatır atar. Bezgindir, bitkindir, yorulmuştur…
“Kim Daha Güzel Müzik Yaptı?”
Apollon haykırarak: “Kim daha güzel müzik yaptı?” diye sorar Kral Midas’a. Adil Midas, düşünür taşınır, biraz yutkunur ve içindekileri dile getirir. Der ki: “Tabii ki en güzel müziği tanrımız Apollon yaptı; ama Marsyas’da ondan pek aşağı kalmadı, o da güzel müzik yaptı.” diye cevap verir. Apollon öyle kızar, öyle hiddetlenir ki Midas’ın sözünü keser ve hiçbir faninin, hiçbir canlının, bir tanrıdan daha iyisini yapamayacağını, daha ileriye gidemeyeceğini söyleyerek Marsyas’a döner: “Sana öyle bir ceza vereceğim ki bundan böyle bir daha ne müzik yapabileceksin ne de tanrılarla yarışabileceksin.” der. Çaresiz Marsyas’ı kollarından bir ağacın dallarına bağlar; sonra da eline aldığı bir bıçakla derisini yüzmeye başlar. Acılar içinde bağırır, inler zavallı Marsyas, kanlar içinde kalır ve sonunda ölür.
Onu çok seven orman ve su perileri katıla katıla ağlar arkasından, döktükleri gözyaşlarından Çine Çayı doğar. Apollon o kadar kızmış, o kadar içerlemiştir ki yarışmanın hakemi Midas’ı da ortadan kaldırmak ister ancak bu kötü isteğinden vazgeçip bambaşka bir ceza verir ona. “Sen çok iyi bir kralsın belki ama senin kulakların güzeli duymuyor, sana öyle kulaklar vereceğim ki bundan böyle her bir şeyi çok daha iyi duyacak; güzel, kötü sesleri birbirinden ayırt edebileceksin.” der ve Olympos Dağı’nın yolunu tutmak üzere uçar gider.
Eşek Kulaklı Midas!
Bu olaydan sonra sarayına kapanan Midas, geçen günler içinde kulaklarında bir tuhaflık fark eder. Büyümüş gibidirler! Birkaç gün sonra da kulaklarının uzamış olduğunu anlar. Halkının karşısında gülünç duruma düşmemek için saçlarını uzatmaya başlar. Uzun kulaklarının görünmemesi için de berberini çağırır, saçına bir şekil vermesini ister. Berber ise kralın, eşeklerinkini andıran uzun kulaklarını gördüğünde küçük dilini yutar gibi olur âdeta. Midas, berberi tembihler. “Seninle benim aramda bir sır olarak kalacak bu.” der ve öyle bir tehdit savurur ki ağzından bir şey kaçıracak olursa onu ve ailesini hiç kimsenin görmemiş olduğu işkencelerle mahvedip öldüreceğini söyler. Büyük korku ve endişeyle saraydan çıkan berber, görmüş olduklarını eşine, çocuklarına dahi anlatmaz ama geçen zaman içinde de derin, içsel bir rahatsızlık duymaya başlar. İçindeki sırrı dışarı atamamak, onu sıkıntılara sokmuştur. Sonunda dayanamaz, bir sabah ailesinden gizli, heybesini sırtına atar, evin kapısını çekip yollara koyulur. Dere tepe yürür gider, arkasına bakmaz. Günler, aylar geçtikten sonra da bir dağın eteğine gelir durur. O kadar yol katetmiş ki; evini barkını, ülkesini, kralın tehditlerini arkasında bırakmıştır. Bir an önce kendisini rahatsız eden, sıkıntı veren içindeki sırrı çıkarıp atmak için dağın yamacındaki toprakları elleriyle kazıp eşeler, bir çukur açar. Ardından da içindekileri kusarcasına toprağa haykırır: “Eşek Kulaklı Midas! Eşek Kulaklı Midas! Eşek Kulaklı Midas!..”
İçinde sır olarak kalmış sözcükleri çıkartıp atar kendisinden ama tam o sırada rüzgârın tanrısı Eolos esmeye başlar ve efsane bu ya; berberin ağzından çıkan sözcükleri tek tek alır uçurur, dünyanın dört bir yanına gönderir ve işte o günlerden bu günlere “Eşek Kulaklı Kral Midas”ın destansı öyküsü gravürlerden heykellere, tiyatrodan operaya devam eder durur. #
Satirler
Yunan mitolojisinde yarı insan, yarı keçi kılıklı yaratıklar olan satirlerin belden aşağısı keçi, belden yukarısı da insan görünümlüdür. Toynaklı keçi bacaklarına sahip bu yaratıkların göğüsleri kıllarla kaplıdır. Keçi sakallı olup başlarının üzerinde iki adet minik boynuz taşırlar. Şarap tanrısı Dionyzos’un müritleri sayılan satirler, bol bol şarap içer sızarlar. Mitolojide fiziksel olarak kendilerine benzeyen keçi kılıklı serseri Pan’ın aksine daha ağırbaşlı ve bilgedirler.
Müziğin Tanrısı Apollon
Yunan mitolojisinin önde gelen tanrılarından Apollon güneşin ve müziğin tanrısıdır. Aynı zamanda ay ve avcıların koruyucu tanrıçası Artemis’in kız kardeşidir. Heykellerinde de görüldüğü gibi lirini elinden eksik etmez. Başının üzerinde defne yapraklarından oluşan bir taç taşır, tanrılar arasında en iyi ok atanlardan biridir.
Kral Midas
MÖ 738-696 yılları arasında yaşamış olduğu öne sürülen, efsaneleriyle ünlü Frigya Kralı Midas, Frigya’nın başkenti Gordion’da yaşamış (Günümüzde Polatlı-Yassıhöyük) ve kimi antik kaynaklara göre boğa kanı içerek intihar etmiştir. Öldüğünde, Gordion’da yükselen 300 metre çapında, 55 metre yüksekliğindeki büyük tümülüsün içindeki mezar odasına yerleştirilmiş olan Kral Midas’ın kafatası 1950 yılında mezar eşyalarıyla birlikte gün ışığına çıkarılmıştır. Günümüzde, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.








































































