Etiket: sayı: 101

  • Eski başkentin hediyesi Sarayburnu Atatürk heykeli

    İstanbul, cumhuriyetin ilanı ile 330 yılından beri taşıdığı başkent unvanını Ankara’ya devretmiş, ama cumhuriyeti ve kurucusunu coşkuyla benimsemişti. 1926’da istanbulluların Mustafa Kemal Paşa’ya ilk hediyesi, Sarayburnu’na dikilen heykeli olacaktı.

    resim_2024-08-25_195708175
    Heykelin, Mustafa Kemal Paşa’nın 1919’da Samsun’a doğru yola çıktığı noktaya yapılması anlamlıydı. Ayrıca heykelin yapıldığı alan, kentin ilk umuma açık parkı olduğu için heykel yapmaya müsait başka yer de pek yoktu.

    TBMM’nin 1920’de Ankara’da kurulması ve 1923’te Ankara’nın Cumhuriyet’in başkenti olması, ardından 1924’te hanedanın sürgün edilmesi, 330 yılından beri başkent olan İstanbul için radikal değişikliklerdi. Hâlâ ülkenin en büyük kenti, en güçlü kültür merkezi olsa da artık yönetim merkezi olma özelliğini kaybetmişti. Kent, işgal günlerinde yaşadığı aşağılamanın etkisinden kurtulamamış; uzun yıllar süren savaşların sonunda mülteci akınına uğramıştı.

    Buna rağmen kent halkı, cumhuriyeti ve kurucusunu coşkuyla benimsedi. Bu coşkunun hatıralarından biri de Avusturyalı heykeltraş Heinrich Krippel tarafından yapılıp, 3 Ekim 1926’da Sarayburnu’nda açılan Atatürk heykeliydi. Bu heykel, ilk Atatürk anıtı olmasının yanında genç cumhuriyetin eski başkenti İstanbul’u modern heykellerle süsleme iradesinin de ilk adımıydı.

  • Sirkeci ile Galata arasında 600 metrelik deniz engeli

    Bizans, başkenti korumak için 1.200 kadar halkadan oluşan 17 ton ağırlığında bir zincirle Sirkeci-Galata arasını kapatmıştı. Kuşatma boyunca Osmanlı donanması birkaç kez zinciri geçmeyi denese de son güne kadar başarılı olamamıştı.

    Anadolu askerlerinden bazıları 14 Aralık’tan itibaren Beykoz taraflarına gelmeye başlamıştı. İmparator Konstantinos, civardaki köyleri boşaltıp halkını şehir surlarının içine getirtti. Kuşatma öncesi Avrupa’dan beklenen yardım bir türlü gelmediği için surlar kentin neredeyse tek fizikî güvencesiydi. Bu o kadar kritikti ki bazı harap kilise ve mezarlıkların taşları bile surların güçlendirilmesi için kullanılmıştı.

    Bir diğer önlem ise Haliç’in girişine gerilen zincirdi. 2 Nisan’da Galata ile Sirkeci arasına bağlanan zincir, kuşatma boyunca denizde bile yanabilen meşhur Rum ateşiyle desteklenmiş; son güne kadar Osmanlı donanmasının Haliç’ten şehre girmesini engellemişti. Aslında Antik Çağ ve Ortaçağ’da liman girişlerini bir zincir ile kapatmak yaygın bir güvenlik tedbiriydi. İstanbul’daki durumu farklı kılan, zincir çekilen Sarayburnu-Haliç arası mesafenin epey uzun oluşuydu. Bu engel sadece saldırılardan korumuyor; kentten kaçmaya kalkışacak gemilere de engel oluyordu.

    29 Mayıs’ta zincire doğru denizden hücum başlamış, zinciri aşan gemilerdeki askerler Haliç’ten şehre girmişlerdi. Yalnız Bahçekapı’da Vasilios Burcu, buradaki Giritli gemicilerin ısrarlı direnişi sonucu ele geçirilememiş, Fatih bunların İstanbul’dan ayrılmalarına izin vermişti.