1918’de başlayan, cumhuriyet tarihimizin tümüne tanıklık etmiş bir ömür. atatürk’ün talimatıyla burs verilerek üniversite eğitimi için yurt dışına gönderilen gençlerden biri olan bahri ersöz’ün yaşamı, harpte yakılıp yıkılmış anadolu’dan ikinci dünya savaşı almanya ve amerika’sına, ardından da türkiye’nin ilk ağır sanayi kuruluşlarının yöneticiliğine uzanıyor. cumhuriyet’in nazilli’sinde başlayıp karabük demir ve çelik fabrikası’nın (kardemir) kuruculuğuna giden meşakkatli yolun hikâyesi.
Nazilli’de Hayat
İşgalden önce Nazilli, İzmir-Aydın-Burdur demir yolu üzerinde, İzmir’den 170, Aydın’dan 40 km mesafede güzel bir kasabaydı. Demir yolu kasabayı ikiye bölüyor, kuzeyde bulunan kısma Yukarı Nazilli, güneyde bulunan kısma Aşağı Nazilli deniyordu. Kasabanın olduğu yerde, göz alabildiğine yakılmış ve yıkılmış bina kalıntılarından, molozlardan, şurada burada ayakta kalabilmiş harap birkaç bina ve duvardan başka bir şey yoktu.
Küçük Bahri’nin eğitim hayatı işte böyle bir ortamda 1924-1925 döneminde Nazilli Beş Eylül İlkokulu’nda başladı. Gittiği ilk yer pamuk ıslah istasyonuydu. Burada tarım mühendisleri değişik pamuk tiplerini yapay dölleyerek çeşitli pamuk cinsi tohumlarını nasıl elde ettiklerini, bunlardan pamuk yetiştirerek memleketin şartlarına en uygun ve en iyi özellikte pamuk veren tohumu nasıl bulduklarını, eski ile yeni tarım usullerini gösteriyorlardı. O yıllarda bazı dersler kırlarda ve açık havada yapılmaktaydı. Nazilli artık normal yaşanır bir kasaba hâlini almıştı. Devletin bütün kurumları gelmiş, çalışıyordu.
İşgal dolayısıyla Nazilli’yi terk etmiş aileler dönmeye başlamıştı. Nazilli’nin köylerinden, Orta Anadolu’dan, Güney illerinden Nazilli’ye göç edenler oluyor, kasaba hızla kalabalıklaşıyordu. Ruslardan krediyle satın alınan tekstil fabrikalarının ilki, Kayseri Bez Fabrikası’ydı. İkinci olarak Nazilli Basma Fabrikası’nın inşaatına 1931 yılında başlanmış, 1932 yılında binalarının büyük kısmı ile lojmanlarının tamamı bitmişti. Fabrika makineleri de gelmeye başlamıştı. Nazilli Basma Fabrikası açıldıktan sonra üç vardiya tam kapasite çalışıyordu. Fabrika binlerce insana iş imkânı sağlamış, pek çok yeni iş sahasının açılmasına yaramış, Nazilli’ye büyük canlılık getirmişti.
Çocukluğunu Nazilli’de yaşayan Bahri Ersöz, liseyi İzmir Erkek Lisesi’nde okudu. İzmir Erkek Lisesi, Cumhuriyet’in eğitim devriminin heyecanını yaşayan okullarımızdan biriydi. Lisede birçok yakın arkadaşlıklar edindi, dostluklar kurdu. 1937’de ders yılı sonunda lise bitirme imtihanlarına girdi. Mezun oldukları gün, arkadaşlarıyla beraber hep bir ağızdan “İzmir Erkek Lisesi Marşı”nı söylediler:
“Bize iman veriyor hür vatanın hür sesi, ebediyen var olsun İzmir Erkek Lisesi.”
Devlet Avrupa’ya Öğrenci Gönderiyor
Bahri Ersöz, Nazilli’ye döndüğü zaman beklenmedik bir şey oldu. Gazetelerde ilanlar veriliyordu. Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü, Sümerbank, Etibank ve Maarif Vekâleti çeşitli dallarda mühendis, uzman ve eğitimci yetiştirmek üzere Avrupa’ya ve Amerika’ya eleme imtihanlarıyla seçilerek öğrenci gönderileceğine dair ilanlar vermişti. Makine mühendisliği için Almanya’ya gönderen kurumlarsa Sümerbank ve Etibank’tı. Buna mukabil; Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA), bir misli mecburi hizmet istiyor ve az maddeli basit bir sözleşme teklif ediyordu ancak makine mühendisliği için değil, metalurji mühendisliği için Almanya’ya gönderiyordu. Metalurji mühendisliği nasıl bir mühendislikti? Nazilli’de kimse bilmiyordu. MTA, imtihanı kazanan talebeleri Ankara’da anlaştığı uzman doktorlara muayeneye gönderiyordu. Sağlamlığı tescillendikten sonra Almanya’da gideceği Bergakademie Freiberg’in Sakson profesörlerinden Bay Schumacher’e iletmek üzere mektup veriliyordu. Prof. Schumacher, MTA namına uzun yıllar Türkiye’de çalışan önemli bir bilim insanıydı. Türkleri çok seven biriydi. Aynı zamanda Freiberg’de okuyan Türk talebelerine bir nevi velilik yapıyordu.
Bahri Ersöz, yurt dışına çıkmadan önce İstanbul’da Suraski’den İngiliz kumaşı güzel bir elbiselik alır. 8 Kasım 1938 tarihinde Sirkeci’den trene biner. Belgrad’a geldiği zaman, istasyonda anormal bir hava sezer. Bağıra bağıra gazeteler satılmaktadır. Hepsinin üzerinde Atatürk’ün resmi vardır. Bahri Ersöz, Atatürk’ün ölmüş olmasından korkmuş bir vaziyette, bir türlü bu habere inanmak istemez. Büyük Dâhi’nin vefat haberini okuduktan sonra Münih’e kadar ağzını bıçak açmaz. Eğitim göreceği Freiberg’e doğru hareket eder. Prof. Schumacher’i bularak MTA genel müdürünün mektubunu kendisine iletir. Bahri Ersöz, öğretmenler ve öğrenciler tarafından çok iyi karşılanır. O tarihlerde Almanya’da Türkler çok iyi karşılanıyordu.
Birinci Cihan Harbi’nde Türklerle Almanlar aynı cephelerde İtilaf Devletleri’ne karşı beraber çarpışmıştı. Birçok Alman, babasından veya dedesinden, Türklerin nasıl kahramanca ve fedakârca çarpıştıklarını ve Almanları nasıl koruduklarını işitmişti.
Almanya’daki öğrencilik günlerinde Nazi Almanya’sının lideri Hitler’i sık sık görmüştür. Hitler, büyük meydanlarda, binlerce asker veya parti polisinin askerî nizamda dizilmiş olarak resmigeçit yapmasından ve meydanda hazır ol vaziyette dururlarken saatlerce nutuk çekmekten çok hoşlanırdı. Hitler, bazen Berlin’de bazen Münih’te bu gösterileri yapmıştır. Halk bu nutukları dinlerken âdeta hipnotize oluyordu.
Münih’teyken büyük bir kütüphanenin zaman zaman yaptığı indirimlerden faydalanarak Goethe, Schiller gibi büyük şair ve yazarların maroken kaplı, yaldızlı serilerini almaya özen göstermiştir. Ancak kendine güzel bir hayat tarzı kurmuşken Türk elçiliğinden bir mektup alır. Birçok eşyasını bırakarak ilk trene binerek Türkiye’ye hareket eder. Ülkesine dönerken trendeki birçok yolcunun Türk talebelerden oluştuğunu görür. Belgrad’a geldiği zaman, Alman ordusunun Polonya’ya girmiş olduğunu öğrenir. Dünya haritası bundan sonra hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktır. Trende bütün konuşulanlar; öğrencilerin tahsil durumlarının, Türkiye’nin ne olacağıyla ilgilidir. Harbe girer miyiz? Dışarıda kalabilir miyiz? Bahri Ersöz bu düşüncelerle ve sorularla Türkiye’ye gelir.
Nazilli’ye döndükten sonra durumu MTA’ya bildirir. MTA’dan gelen yazı üzerine programı yeniden belli olur. Avrupa’dan dönen elli kişilik bir talebe grubu, tahsillerine devam etmeleri için Amerika Birleşik Devletleri’nde muhtelif eyalet ve üniversitelere gönderilir. Dokuz arkadaşıyla birlikte Montana School of Mines’ta okuyacaktır. ABD’de geçen eğitim yılları ona büyük bir tecrübe kazandırmıştır. Talebe müfettişliği kanalıyla MTA’dan doktora yapmak için müsaade istese de bu durum kabul görmemiştir.
“Memleketin size çok ihtiyacı var. Master diplomasını alır almaz hemen dönün.” cevabını alır. Hâlbuki Bahri Ersöz, Amerika’da dört yıl iki ay içinde İngilizce öğrenmiş, konularında en sıkı, en ciddi iki üniversiteden lisans ve lisansüstü diplomalarını almıştı. Aynı şeyi altı yedi yılda yapanlar vardı. Mustafa Kemal Atatürk’ün daha Cumhuriyet’in ilk yıllarında söylemiş olduğu, “Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, bir alev olarak geri dönmelisiniz!” ifadesinin tam olarak karşılığını ülkesine yapacağı hizmetlerle hızlı bir şekilde gösterecektir.
“bahri ersöz, amerika’da dört yıl iki ay içinde ingilizce öğrenmiş, konularında en sıkı, en ciddi iki üniversiteden lisans ve lisansüstü diplomalarını almıştı. mustafa kemal atatürk’ün daha cumhuriyet’in ilk yıllarında söylemiş olduğu, ‘sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, bir alev olarak geri dönmelisiniz!’ ifadesinin tam olarak karşılığını ülkesine yapacağı hizmetlerle hızlı bir şekilde gösterecektir.”
Metalürji Mühendisi Bahri Ersöz, Kardemir’de
Atatürk, daha işgalci devletlerle Lozan Antlaşması imzalanmadan ve Cumhuriyet ilan edilmeden evvel, Anadolu’da bir demir ve çelik fabrikasının kurulmasını tasarlamıştı; ancak kaynak yokluğu ve çok daha kritik ihtiyaçların çokluğu, demir ve çelik fabrikalarının kuruluşunu geciktirmişti. İç Anadolu’da yeni demir yolları hatları yapılırken Divriği civarında yüksek kalitede demir cevheri yataklarına rastlanmış ve MTA’nın araştırmalarında kırk milyon ton civarında rezerv tespit edilmişti. Karabük tesislerinin temeli 3 Nisan 1937 tarihinde atılmış, montajına 1938’de başlanmış, 10 Eylül 1939’da birinci yüksek fırından ilk ham demir alınmıştır. Karabük Demir ve Çelik Fabrikası (Kardemir), Türkiye’nin en büyük sanayi tesisiydi. 17 fabrikadan oluşan bütünleşmiş bir kuruluştu. Böyle muazzam bir tesisin, yirmi dokuz ay gibi kısa bir zamanda Türk mühendis, teknisyen ve işçileri tarafından inşa edilerek işletmeye alınması âdeta bir mucizedir.
Karabük Demir ve Çelik Fabrikası o tarihte memleketin en büyük ekonomik tesislerinden biriydi. İşte Atatürk’ün evladı Bahri Ersöz, bu fabrikanın kuruluşunda çok büyük emek sarf etmiş ve katkılar sunmuştur. Diğer arkadaşlarıyla ve teknik elemanlarla çelikhanede iyileştirmeler yapmaya çalışmışlardır. Örneğin bir taraftan silika tuğlalı fırınların ömrünü uzatmaya, döküm müddetlerini kısaltmaya çalışırken dünyadaki gelişmeleri takip ederek fırının tavanlarında ve diğer kritik yerlerinde krom magnezit tuğlalarını denemişlerdir.
Bahri Ersöz’ün öncülüğünde Karabük Demir ve Çelik Fabrikası, idari kadroları ve mühendis, teknisyen, usta, memur, işçilerden oluşan çalışanları ile her ferdin daha fazla ve daha kaliteli üretim yapabilmek için gece gündüz, uyum içinde canla başla çalıştığı, örnek bir müesseseydi.
TÜSİAD’ın Kuruluşu
Karabük Demir ve Çelik Fabrikası’nda uzun yıllar büyük hizmetler yapıp Türkiye’nin kalkınmasında önemli rol oynayan Bahri Ersöz, sanayici ve iş insanlarını temsil edecek, onların haklarını koruyacak ve gelişmelerine hizmet edecek özel bir kuruluşun oluşması adına faaliyetlere başlar. Kanunlara göre kurulmuş olan ticaret, sanayi, mühendis, tabip ve ziraat odaları kendilerine devlet tarafından verilen görevleri yapıyor, onun dışına çıkmıyordu. Özel sektörü savunacak, gelişmesine ve ilerlemesine yardımcı olacak bir dernek kurulmasına karar verir.
“arkadaşlarıyla 1971 yılında türkiye sanayicileri ve işadamları derneği’ni (tüsiad) kurar. 1971 eylül’ünde cumhurbaşkanı cevdet sunay’ın davetlisi olarak ingiltere kraliçesi ıı. elizabeth türkiye’ye gelir. ağırlama programında emirgan’daki abdullah efendi lokantası’nda iş insanlarıyla bir yemek de vardır. bu yemeğe bahri ersöz de tüsiad adına davet edilir.”
Arkadaşlarıyla 1971 yılında Türkiye Sanayicileri ve İşadamları Derneği’ni (TÜSİAD) kurar. 1971 Eylül’ünde Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın davetlisi olarak İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth Türkiye’ye gelir. Ağırlama programında Emirgan’daki Abdullah Efendi Lokantası’nda iş insanlarıyla bir yemek de vardır. Bu yemeğe Bahri Ersöz de TÜSİAD adına davet edilir. Bu önemli davette TÜSİAD adına konuşma yapar. TÜSİAD ile yapılan İran ziyareti ve NATO karargâhı gezisi birbirini izler. Türk sanayisini ilerletmek adına önemli hamlelerde bulunur ve öncülüğünü yapar.
“Atatürk’ün Çocukları”
Başarılı iş insanı, 2002 yılında emekliliğinin ardından Atatürk’ün talimatıyla Batı memleketlerinin en prestijli üniversitelerinde okuyarak mezun olmuş arkadaşlarıyla “Atatürk’ün Çocukları” toplantılarına katıldı. “Atatürk’ün Çocukları” toplantılarında bir araya gelen insanlar; Sümerbank, Etibank, Devlet Demir Yolları, Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları gibi kurumların genel müdürlüğünü yapmış önemli insanlardı. Doğduğu kasabayı vefat etmeden önce son defa görmek isteyen Bahri Ersöz, okuduğu Nazilli Beş Eylül İlkokulu’na giderek ziyarette bulundu.
İlklerin adamı, başarılı iş insanı Bahri Ersöz 2016 tarihinde 98 yaşındayken aramızdan ayrıldı. #


























