Ülkemiz 1960’lı yılların başından itibaren Antarktika’daki bilimsel çalışmalara katılıyor. Gözlemci ülke statüsünden, oy hakkı bulunan ülke statüsüne geçmeye çalışan Türkiye; öncü biliminsanlarının çalışmaları ve özellikle son yıllarda devletin bu konuyu ciddiye alıp destek vermesiyle Güney Kutbu’nda Pîrî Reis’in geleneğini sürdürmek istiyor.
Dünyanın beşinci büyük kıtası olan Antarktika’nın insan tarafından keşfi 1820’dedir. Antarktika ile ilgili uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşma ise 1961’de 12 ülkenin (ABD, Arjantin, Avustralya, Belçika, İngiltere, Fransa, Japonya, Norveç, Güney Afrika, Sovyetler Birliği, Şili, Yeni Zelanda) katılımıyla imzalandı. Sonradan Türkiye’nin de içinde bulunduğu ülkelerin dahil olmasıyla antlaşmada imzası olan ülke sayısı 53’e yükseldi. Türkiye bu antlaşmaya ancak 1995’de gözlemci sıfatıyla dahil oldu.
Pîrî Reis’in 16. yüzyılda çizdiği dünya haritasında Antarktika kıtasına en yakın topraklar olan Tierra del Fuego’yu göstermesinden dolayı; Türkiye “kıtanın keşfine giden yolda katkıda bulunan ülke” tezine istinaden Antarktika Antlaşması’nda “istişari taraf” olmaya, yani gözlemci statüsünden oy hakkı olan ülke statüsüne geçmeye çalışıyor.
Doğu Antarktika’daki Moubray Körfezi ve Herschel Dağı.
Antarktika’ya dair bilimsel çalışmalarda tarihsel kaynağını Pîrî Reis haritasından alan Türk biliminsanları ise 1960’lardan beri uluslararası işbirlikleri çerçevesinde bu alanda faaliyet gösteriyor. Antarktika’ya giden ilk Türk bilim insanı Atok Karaali’dir (1967). Ardından Umran İnan ve Antarktika’ya giden ilk Türk kadını olarak Serap Tilav, Türkiye’yi kıtada temsil ettiler. Yaptıkları çalışmalar kapsamında 3 Türk biliminsanının adları Antarktika’da coğrafi isim olarak farklı yerlere verildi: Karaali Kayalıkları (Atok Karaali), İnan Tepesi (Umran İnan) ve Tilav Buz Dili (Serap Tilav).
2015’e kadar Türk araştırmacılar bilimsel çalışmalar yapmak üzere farklı ülkelerin bilim seferlerine katıldı ve araştırma istasyonlarında çalışma fırsatı buldu. 2016’da TÜBİTAK, Antarktika Bilimsel Araştırmalar Komitesi (SCAR) ortak üyeliğine kabul edildi. 2017’de 9 biliminsanının katılımıyla 1. Ulusal Antarktik Bilim Seferi yapıldı. Ülkemizin Antarktika Antlaşması kapsamında “istişari taraf” statüsünü kazanmasına ve Antarktika’da bir bilimsel üs kurmasına yönelik çalışmalar, cumhurbaşkanlığı himayesinde ve TÜBİTAK’ın uhdesinde yürütülüyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın görevlendirmesiyle, Antarktika’ya ilişkin çalışmaların uygulama birimi olarak İstanbul Teknik Üniversitesi Kutup Araştırmaları Merkezi kuruldu. Türkiye’nin bu alanda bilimsel çalışma ve faaliyetlerinin sistematik bir bütünlük içerisinde ve proje yaklaşımıyla ele alınması amacıyla yine Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca “Ulusal Kutup Bilim Programı hazırlandı. Bu kapsamda 2017-2022 arasında kıtaya 6 bilimsel araştırma gezisi yapıldı. Türk biliminsanlarının Antarktika’daki çalışmaları, Horseshoe Adası’nda kurulan geçici Türk Bilim Üssü’nde gerçekleştiriliyor. Günümüzde Antarktika’da 29 ülkeye ait 109 araştırma istasyonu var.
Antarktika’nın Horseshoe Adası’ndaki geçici Türk Bilim Üssü’ne Ulusal Antarktik Bilim Seferi kapsamında giden Prof. Dr. Ersan Başar başkanlığındaki bilimsel çalışma ekibi.
1513 tarihli Pîrî Reis Haritası, 9 Kasım 1929’da Topkapı Sarayı’nın müzeye dönüştürülmesi çalışmaları sırasında Alman biliminsanları Adolf Deismann ve Paul Kahle tarafından bulundu ve tanımlandı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk haritayı Ankara’ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında basılarak çoğaltılmasını sağladı.
Pîrî Reis Haritası olarak bilinen, 1513 tarihli, 87cm x 63cm ölçülerinde ceylan derisine yapılmış harita, sağ tarafta Avrupa ve Afrika kıtalarının batı kısımlarını, sol tarafta da Antiller ve Güney Amerika kıyılarını gösterir. Haritanın sağ tarafında Afrika kıtasının üzerinde Pîrî Reis tarafından yazılan açıklamaların yarısı mevcut, diğer yarısı kesilmiştir. Bu durum, elimizde bulunan bu haritanın tam boy bir dünya haritasının bir parçası olduğunu, diğer parça veya parçalarının (Avrupa ve Asya kıtaları ile Afrika kıtasının doğusunu gösteren kısım) kaybolduğunu göstermektedir. Buradan anlaşılır ki Pîrî Reis, 1513’te dünyanın bilinen kısımları (Asya, Avrupa, Afrika) ile yeni keşfedilen kısımlarını (Antiller, Güney Amerika) biraraya getiren bir dünya haritası oluşturmuştur. Pîrî Reis, haritasının üzerine kimi çizimler yapmış, kenarlarına açıklayıcı notlar yazmıştır.
1933’te bastırıldı 1929’da bulunan Pîrî Reis haritası 1933’te Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura tarafından hazırlanıp, basılmıştı. Hasan Fehmi Bey tarafından günümüz Türkçesine aktarılan ve numaralandırılan haritanın açıklamalarını ve ayrıntılarını olduğu gibi yayımlıyoruz. Metindeki numaralandırmalar haritanın üzerine tarafımızca yerleştirilmiştir.
Pîrî Reis Haritası, 9 Kasım 1929’da Topkapı Sarayı’nın müzeye dönüştürülmesi çalışmaları sırasında Alman biliminsanları Adolf Deismann ve Paul Kahle tarafından bulundu ve tanımlandı. Haritanın üzerindeki notlar, eski ve bozuk yazıları okumakta uzman Hasan Fehmi Bey tarafından Latin harflerine aktarıldı. Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Yusuf Akçura, 1933’te basılan ve burada sunduğumuz harita ve çevrimyazılarından oluşan kitabı hazırladı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk haritayı Ankara’ya getirtip bizzat inceledi ve devlet matbaasında basılarak çoğaltılmasını sağladı. 1933’te TTK tarafından bastırılan Pirî Reis Haritası adlı kitap, haritanın bulunuşu ve önemi hakkında bilgi vermektedir.
Hasan Fehmi Bey’in okumuş olduğu açıklayıcı yazılar, TTK kitapçığında numaralandırılmış hâlde verilmiştir. Bu açıklama yazılarının harita üzerindeki yerini okurlarımıza göstermek için, ilk numaradan son numaraya kadar harita üzerinde numaralandırdık. Aynı zamanda okurlarımıza kolaylık olması için, günümüzde alışılagelmiş olduğu üzere haritayı kuzey yönü yukarı gelecek şekilde konumlandırdık. Haritaya bakıldığında sağ tarafta Avrupa ve Afrika kıtaları, sol tarafta Antiller ve Güney Amerika’nın doğu kıyıları görülmektedir.
Muzaffer Albayrak
PİRİ Reis haritası, Topkapı Sarayının kadîm eserler müzesi haline getirildiği sıralarda, Millî Müzeler Müdürü Halil Ethem Beyefendi tarafından, 1929 senesinde, bulunmuştur. Halil Ethem Beyefendi, bu haritayı, o zamanlar İstanbulda misafir bulunan Alaman coğrafyacılarından Prof. Kahle ile birlikte tetkik ederek, tetkiklerinin neticesini, 1931 senesi Eylûlünde Layden’de in’ikat eden XVIII inci Müsteşrikler Kongresine bildirdi. Muhterem Türk âliminin bu haberi, ilim âleminin nazarı dikkatini celbetti, maruzası İtalyan ve İspanyol dillerine tercüme olunup, tabı ve neşredildi; Viyana Üniversitesi Coğrafya Profesörü Oberhummer tarafından da 1931 senesi Kânunuevelinde, Viyana Akademisine bu keşfe dair izahat verildi.
Bazı Türk ve ecnebi gazeteler de Kristof Kolomb’un haritası unvanile mevzuubahsimiz olan haritadan, noksan ve hatalı bir surette bahse girişmiş olduklarından, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti, bu hataların tashihi maksadile Londra’da çıkan “The Illustrated London News,, adlı resimli mecmuaya bir makale ile haritadan ve Piri Reisin “Bahriye,, adlı kitabındaki resimlerden fotoğrafiler çıkartıp gönderdi; bu makale ve resimler İngilizce mecmuanın 23 Temmuz 1932 tarihli nüshasında intişar etti.
Profesör Kahle “Forschungen und Fortschrifte,, mecmuasının Temmuz 1932 tarihli nüshasında bu mevzua dair bir makale neşretti. Profesör A. Deismann dahi 1933 senesi, Berlinde tab’olunmuş “Forschungen und Fund im Seray,, adlı bir tetkiknamesinde, Piri Reis haritasından bahsetti.
Nihayet Profesör Kahle, “Die Verschollen Columbus Karte von 1498 — In einer Türkischen — Weltkarte von 1513,, adlı bir risale yazıp 1933 senesinde neşretti. Bu risale Piri Reis haritasına dair hayli malûmatı ve haritanın iki parçasının fotoğrafilerini ihtiva etmektedir.
Yukarda yazılan kısa bibliografya gösteriyor ki Piri Reis haritası, coğrafya âlimlerini alâkadar etmiş ve az zamanda bunun üzerine epey çalışılmıştır.
Millî tarih meselelerine derin vukufla verdikleri büyük ehemmiyet malûm olan Türkiye Cümhuriyeti Reisi Gazi Mustafa Kemal Hazretleri, Piri Reis haritasını, Ankaraya getirterek bizzat tetkik buyurdukları gibi, Devlet Matbaasında fac-simile usulile teksirini de emreylediler. Cümhuriyet Hükûmetinin itina ve himmeti sayesinde en mükemmel matbaalar seviyesine ermiş olan Devlet Matbaası, bu haritayı aslından farksız denebilecek bir surette tab’a muvaffak oldu.
***
Bu haritayı vücuda getiren Piri Reis, XV inci asrın son rub’unda Türklerin Akdeniz Amirali bulunan meşhur Kemal Reisin kardeşi oğludur. Tarih, Piri Beyin en son resmî vazifesi olarak, Kızıl Deniz ve Umman Denizi donanmalarının Amirallığını tespit eder.
Piri Reis Donanma Kumandanlığı vazifesini ifa ettiği gibi, o zamanın denizcilik ilimlerile de meşgul olmuştur. Reisin denizcilik nazariyatındaki kudret ve meharetini, mevzuubahsimiz harita ile Bahriye adlı kitabı açık göstermektedir. “Bahriye,, Akdenizle o zamanlar Akdeniz kıyılarında bulunan şehir ve memleketleri tarif ve tersim ettiği gibi, denizciliğe, gemiciliğe dair de mühim malûmat verir.
Piri Reis, haritasını 1513 senesi Gelibolu şehrinde inşa ve tersim etmiştir; ve bu tarihten dört sene sonra, yani 1517 de, Mısır Fatihi Sultan Selim I. e. Mısırda bulunduğu sıralarda bizzat takdim eylemiştir.
Harita, parşömen üzerine, renkli olarak, itina ile yapılmıştır.
Piri Reis haritasının elde mevcut kısmı, büyük kıt’ada bir dünya haritasının bir parçasıdır. Haritaya dikkatle bakanlar, şark tarafı kenarlarındaki haşiyelerin yarı yarıya kesilmiş olduğunu göreceklerdir. Bundan da istihraç olunabilir ki asıl harita dünyanın o zamanlar malûm olan kısımlarını, yani Avrupa, Asya ve bir kısım Afrika ile Amerikanın keşfedilmiş parçalarını göstermekte idi.
Müellif, haritasının bir haşiyesinde, haritayı telif ederken görmüş ve tetkik etmiş olduğu haritaları tafsil ile beyan eder: Antil kıyılarını tarif eden haşiyede işbu sahiller ve adalar için Kristof Kolombun haritasından istifade ettiğini söyler; amcası veya dayısı Kemal Reisin yanında esir olarak bulunan ve Kristof Kolomp ile üç defa Amerikaya gittiğini ifade eden bir İspanyolun sefer hakkındaki rivayetlerini tespit eder; Cenubî Amerika sahillerine ait haşiyelerde dört Portekizin yeni telif olunmuş haritalarını da gördüğünü beyan eyler. Kristof Kolombun haritasından istifade ettiğini şu satırlarla anlatır :
“Bu isimlerle ki mezbur Cezayirde ve kenarlarında kim vardır, Kolombo komuşdur ki anınla malûm ola. Bu kenarlar ve Cezirelerde kim vardır, Kolombonun hartisinden yazılmıştır.
Eser esasında büyük bir dünya haritası olduğu için eski dünyayı gösteren birtakım haritaları da tetkik eylemiş, bilhassa kendi ifadesine göre İskender zamanında telif edilen haritaları ve “Mappa Monda,, ları ve Müslümanlar [3] tarafından vücuda getirilen sekiz kıt’a haritayı tetkik ve mütalea etmiştir.
Bizzat Piri Reis, haritasının ne yolda telif olunduğunu, harita haşiyelerinden birisinde sarahatle anlatmaktadır:
“Bu fasıl işbu hartinin ne tarikle telif olunduğunu beyan eder. İşbu harti misalinde harti asır içinde kimesnede yoktur. Bu fakirin elinde telif olup şimdi bünyat oldu. Hususan yirmi miktar hartiler ve Mappa Mondalardan yani İskenderi Zülkarneyn zamanında telif olmuş hartidir ki rubu meskûn anın içinde malûmdur. Arap taifesi ol hartiye Caferiye derler. Anın gibi sekiz Caferîden ve bir Garbî Hint hartisinden ve dört portakalın şimdi telif olmuş hartilerinden kim Sint ve Hint ve Çin diyarları hendese tariki üzerine ol hartilerin içinde mesturdur. Ve bir dahi Kolombonun Garp tarafında yazdığı hartide bir kıyas üzerine istihraç edip bu şekil hâsıl oldu. Şöyle ki bu diyarın hartisi bahriler içinde nice sahih ve muteber ise, mezbur harti dahi yedi derya ile sahih ve muteberdir.,,
Piri Reis haritasında asrın beynelmilel sayılan harita an’anelerine riayet ettiğini “Bahriye,, sinde hususî bir fasıl içinde zikretmektedir: Şehirler ve kaleler kızıl hatlarla, ıssız mahaller kara hatlarla, döküntüler, taşlıklar siyah noktalarla, sığlık ve kumluk yerler kızıl noktalarla, gizli kayalar istavroz işaretile gösterilmiştir.
Piri Reis haritasında dikkate şayan noktalardan birisi, Afrikanın Muhiti Atlasi sahilindeki mevkilere verilen adlardır. Babadağı, Akburun, Yeşilburun, Kızılburun, Kozlukburun, Altınırmak, Güzelkörfez.. gibi ki bunların hepsi öz Türkçedir.
İkinci bir nokta da haritanın bir kopya olmayıp, muhtelif haritalardan ve Reisin ve dostlarının müşahedelerinden istifade suretile yapılmış orijinal bir eser olmasıdır.
Teessüf olunur ki elimizdeki bu pek mühim harita, ancak bir parçadır; başka parçaları kopup kaybolmamış olsa idi, 1513 senesinde yapılarak eski ve yeni dünyayı bir arada gösteren Türkçe mükemmel bir harita elimizde bulunmuş olurdu. Kristof Kolombun seyahatleri XV inci asrın son ve XVI ıncı asrın ilk senelerinde (Kolomp dördüncü seferinden 1504 te dönmüştür.) olduğuna göre yeni keşiflerden pek az zaman sora yapılan böyle bir harita, bütün dünya kıt’alarını bir arada gösteren ilk haritalardan biri demektir.
Hasıh, XVI ıncı asrın başlarında tersim edilen bu harita muhtelif noktai nazarlardan çok kıymetli bir Türk eseridir.
***
Piri Reis, haritasının kenar yazısında, Kristof Kolombun haritasından ve Portekiz haritalarından istifade ettiğini söylüyor. Kolombun şimdiye kadar bulunamamış haritasından istifade iddiası, şu suretle izah edilebilir: Türk bahriyelileri, Akdenizin Garp havzasında 1501 senesi ettikleri bir deniz muharebesinde İspanyol gemilerini zaptetmişlerdi; ve bu gemilerden birisinde Amerikadan getirilmiş eşya bulmuşlardı. Kristof Kolomp, malûm olduğu üzere, üçüncü seyahatinden 1500 senesinde dönmüştü. Bu malûmata göre, Kemal Reis tarafından İspanyol gemisinde zaptolunan eşya arasında Kristof Kolombun haritası da bulunmuş olsa gerektir.
Amerika kâşifinin bu büyük keşfinden sora tersim ettiği malûm olan harita şimdiye kadar hiçbir yerde bulunmamış olduğundan, Piri Reis haritası, Kolombun haritasına müteallik pek mühim bir memba demek olur. Kıymetli bir âlim ve Kartoğraf olan Türk Reisi, iddia ettiği veçhile, Kolombun haritasını hakikaten elde ederek kendi haritasının çizilmesinde ondan istifade etmiş midir? meselesini uzun, derin tetkik eden Alaman Profesörü Kahle, Piri Reisin iddiasının doğru olduğunu tespit etmektedir.
Türklerin medeniyetleri cihetinden de, bu harita büyük bir ehemmiyeti haizdir. XV inci asır sonları ile XVI ıncı asır başlarında yeni dünyanın keşfi, Osmanlı İmparatorluğunun menafiine doğrudan doğruya temas etmediği halde, Türk âlimlerinin bu keşfi pek yakından ve çok alâka ile takip etmiş olmaları, coğrafya ilminde ve harita tersiminde fevkalâde bir iktidar göstermeleri, o zaman Türklerinin Avrupa medenî hareketleri içinde bulunduklarını ispat etmektedir. Piri Reisin yukarda biraz bahsettiğimiz “Bahriye,, adlı kitabı da bu hususun başka bir delilidir; Çünkü “Bahriye,, ozamanlar Akdenize dair yazılan eserlerin en mükemmellerindendir.
***
Piri Reis haritasındaki haşiyelerin bazıları pek kolay okunamamaktadır. Haritayı mütalea edenlere kolaylık olmak için Cemiyetimiz azasından, eski ve bozuk yazıları okumakta mümaresesi olan Hasan Fehmi Beyefendiden o yazıların tetkikı rica edilmişti. Hasan Fehmi Bey çoğunu okumağa muvaffak oldu; okuyamadıklarını da ayrıca işaret etti.
Haritanın şarkı şimalî kenarından başlanarak cenuba doğru inilmek, sora çepçevre ve merkeze doğru helezonî dolaşılmak üzere yazılar numaralanmıştır. Numara sırasile okunan, okunamayan haşiyeler aşağıya naklolunmuştur.
1 — (Okunamıyor).
2 — Bu diyar imaretliktir. Cümle halkı üryan yürürler.
3 — Bu diyara Antilya vilâyeti derler. Gün batısı canibidir. Dört cins tuti olurmuş. Ak, kızıl, yeşil, kara. Halkı tuti etini yerler ve taçları cümle tuti yünündendir. Bunda bir taş olur. Siyah mehenk taşına benzer. Halkı nacak yerine kullanırlarmış. Gayet te berk taş olduğunu ………. biz ol taşı gördük.
(Not — Piri Reis Bahriyesinde der ki: “Akdenizde elde ettiğimiz düşman gemilerinde hem bu tuti yününden olan külâhlardan bir tanesini ve mehenk taşına benziyen taşı bulmuştuk.)
4 — İşbu haritayı Kemal Reisin biraderzadesi unvanile müştehir Piri İbni Hacı Mehmet 919 senesi muharreminde Geliboluda tahrir eylemiştir.)
5 — Bu fasıl işbu kenarların ve dahi Cezairin nice bulunduğunu beyan eder.
İşbu kenarlara Antilya kıyıları derler. Arap tarihinin sekiz yüz doksan altı yılında bulunmuştur. Amma şöyle rivayet ederler kim Cinevizden bir kâfir adına Kolombo derler imiş. Bu yerleri ol bulmuştur. Meselâ mezbur Kolombonun eline bir kitap girmiş ki Mağrip Denizinin nihayeti yani Garp tarafında kenarlar ve cezireler ve türlü türlü madenler ve dahi cevahir dağı vardır deyu bu kitapta bulur. Mezbur kitabı tamam mütalea ederek Ceneviz ulularına bu kaziyeleri bir bir şerh edip eydür gelin bana iki pare gemi verin varayım ol yerleri bulayım der. Bunlar eydürler ey epter Mağrip deryasının nihayeti payanı ve haddi mi bulunur. Buharı zulmetle doludur derler. Mezbur Kolombo görür ki Cinevizlilerden çare yok sürer İspanya Beyine hikâyeti bir bir arzeder. Anlar dahi Cinevizli gibi cevap veririer. Velhasıl bunlara Kolombo hayli ibram eder âhir İspanya Beyi iki gemi verip bunun muhkem yarağın görüp eydür Ey Kolombo eğer senin dediğin gibi olursa seni ol diyara kapudan ideyin deyip mezbur Kolomboyu Bahri Mağribe gönderdi. Merhum Gazi Kemalin İspanyalı bir kulu vardı mezbur kul Kolombo ile üç defa ol diyara vardım deyu merhum Kemal Reise hikâyet edip eydür evvel Septe Boğazına vardık dahi oradan gün batısı lodosun ikisinin ortasına… rast dört bin mil yürüdükten sora karşımızda bir ada gördük amma gittikçe deryanın mevci köpüklenmez olmuş yani deniz sakin olup düzelmiş ve Şimal Yıldızı dahi bahrîler puslalarında gene yıldız derler ol yıldız gide gide dolunmuş görünmez olmuş ve dahi eydür ki bu tertipçe yıldızlar ol diyarda görünmez gayri tertipçe görünür der. Andan evvel karşıda gördükleri adaya demir korlar ol adanın halkı gelir bunlara ok vurur komazlar ki dışarı çıkıp haber soralar erkeği ve dişisi el okun atarlarmış. Ol okun demreni balık süğüğünden ve cümlesi üryan yürürlermiş ve hem gayet… görürler kim ol adaya çıkarmazlar adanın öte yüzüne geçer bir sandal görürler bunları görücek sandal kaçıp karaya dökülürler. Bunlar sandalı almağa varırlar. Görürler ki içinde adam eti var. Meğer bunlar bu tayfa imiş ki adadan adaya çıkup adam şikâr edip yerler imiş. Mezbur Kolombo bir ada dahi görüp ana varırlar görürler kim ol adada ulu yılanlar var. Ol yere çıkmadan hazer edip bir gayri adaya dahi varırlar. Demir korlar on yedi gün onda yatarlar bu adanın halkı görürler ki kendilere bu gemiden ziyan yok varırlar balık avlayıp filikasile bunlara getirirler. Bunlarda hoş görüp anlara sırça boncuk verirler. Meğerkim sırça boncuk oldiyarda muteber idiyün kitapta bulmuş imiş. Anlar boncuğu görüp dahi ziyade balık getirirler. Bunlar daim anlara sırça boncuk verirler. Bir gün bir avretin kolunda altın görürler altını alıp boncuk verirler. Bunlara eydür varın dahi altın getirin. Size dahi ziyade boncuk verelim derler. Anlar varıp dahivafir altın getirirler. Meğer bunların dağlarında altın madeni varmış. Bir gün dahi birinin elinde inci görürler. İnciyi alıp boncuk verirler. Bunlar görürler ki boncuk verirler dahi vafir inci getirirler. İnci bu adanın kenarında bir iki kulaç yerde bulunurmuş ve dahi ol diyardan vafir bakkam ağacını yükledip mezbur halktan ikisini alıp ol yıl içinde İspanya Beyine getirirler. Amma mezbur Kolombo ol kişilerin dilin bilmeyip işaretle alışveriş ederlermiş ve bu seferden sora İspanya Beyi papaz ve arpa gönderip ekin tohum öğredip kendi tarıkine koymuş bunların bir veçle mezhepleri yoğmuş. Hayvan gibi üryan yürüyüp anda yatarlarmış. Şimdi ol diyarlar tama açılıp meşhur olmuştur. Bu isimler ki mezbur Cezairde ve kenarlarda kim vardır Kolombo komuştur ki anınla malûm oluna ve hem Kolombo ulu müneccim imiş. Mezbur hartide olan bu kenarlar ve cezireler kim vardır Kolombonun hartisinden yazılmıştır.
6 — Bu fasıl işbu hartinin ne tarikle telif olduğunu beyan eder. İşbu harti misalinde harti asır içinde kimesnede yoktur. Bu fakirin elinde telif olup şimdi bünyat oldu. Hususa yirmi miktar hartiler ve Mappa Mondalardan yani İskenderi Zülkarneyn zamanında telif olmuş hartidir ki rubu meskûn anın içinde malûmdur. Arap tayfası ol hartiya Caferiye derler. Anın gibi sekiz Caferiden bir Garbî Hint hartisinden ve dört portakalın şimdi telif olmuş hartilerinden kim Sint ve Hint ve Çin dıyarları hendese tariki üzerine ol hartilerin içinde mesturdur ve bir dahi Kolombonun garp tarafında yazdığı hartide bir kıyas üzerine istihraç edip bu şekil hâsıl oldu, Şöyle ki bu diyarın hartisi Bahriler içinde nice sahih ve muteber ise mezbur harti dahi yedi derya ile sahih ve muteberdir.
7 — Portakal kâfiri rivayet eder kim bu yerde gece ve gündüz kısalıcak iki saat olur, uzayıcak yirmi iki saat olur. Amma gündüzü gayet ıssı olup ve gece gayet çiğ düşer derler.
8 — Portakal gemisi Hint vilâyetine giderken muhalif rüzgâra duş gelir kenardan bunu rüzgâr kenara… (atar) ken fırtana ile kıble canibine gittikten sora karşılarında bir kenar görürler Anın üzerine yürürler… görmüşler ki hûp ve med yerlerdir. Demir korlar sandalla kenara çıkarlar, görürler kim adamlar yürür herbiri üryan ve lâkin el okun atarlar demrenleri balık süğüğünden. Bunlar anda sekiz gün yatarlar o halkla satı pazar ederler işaretle. Bu diyarları ol barçe görüp yazmıştır ki maadinin çekip durur, mezbur barçe Hinde gitmeyip döner Portakala varıp haber verir. Bu mkenarları tafsilile yazarlar anlar bulmuş oldu.
9 — Ve bu diyarda ak kıllı ve bu şekilli canavar ve dahi altı boynuzlu kâvlar olurmuş Portakal kâfiri hartilerinde yazmışlardı.
10 — Bu diyarda imaretlik yoktur. Cümle haraptı ve ulu yılanlar olurmuş ol sebepten Portakal kâfiri bu kenarlara çıkmazlar imiş ve hem gayet ısılar olurmuş.
11 — Ve bu dört pare gemi portakal gemisidir ….. bulmuşur. Mağrip diyarından Habeş burnuna geçerler kim Hinde giderler. Şelvuk üzerine yürürler. Bu körfezi arkırı geçmeğe dört bin iki yüz mildir.
12 — …. bu kenarda bir kale
… olur zira
… iklimde altın
… halat alıp
… nde ölçerler imiş
(Not – Bu beş satırın beherinin yarı yerlerinden eksik olması haritanın kesildiğine en sarih delildir.)
13 — Ve bir Cineviz gökesi Flandırdan gelirken fırtına bulup önüne katar zarurî giderken bu adaların üzerine çıka varır, ve bu adalar bundan menkuldür.
14 — Rivayet ederler kim zamanı evvelde Sanvuluvandan derler bir Papaz yedi deryayı gezmiş derler. Mezbur bu baluğun üzerine uğramış kuru yer sanıp baluk üzerine ot yakmışlar baluğun sırtı kızıcak denize dalmış bunlar sandala koyulmuşlar gemiye kaçmışlar. Bu ahval Portakal kâfiriden zikrolunmaz. Kadîm Mappa Mondalarda menkuldür.
15 — Bu hurda adalara Onvezivevercine deyu ad koymuşlardır. Yani on bir beygir demek olur.
16 — Ve bu adaya Antilya adası derler. Canavar ve tuti ve bakkam gayet çoktur. Veli imaret değildir.
17 — Bu kenarlara bu barçe fırtına ile gelip düştük deyip durur. Adına Lekoldi Civan derler. Hartisine yazmış ki bu ırmaklar kim görünür ekseri hep altın topraktır. Suyu kaçtıktan sonra kum içinden altın toprağının vafir devşirirler hartisinde şöyle
rivayet eder.
18 — Portakalın fırtına bulup bu diyara gelen barçesi budur. Tafsili kenarda yazılmıştır.
(Not — Bahsedilen tafsilât 8 numaradadır.)
19 — Portakal kâfiri bundan gün batısı canibine geçmez. O canip hep İspanyanındır. Bunlar kavil etmiştir ki iki bin mil Septe Boğazının gün batısı tarafından sınır etmişlerdir Portakal ol canibe geçmez amma Hint canibi ve cenup canibi hep Portakalındır.
20 — Ve bu karaveli fırtına bulup geldi bu adaya düştü, ismine Nikola Civan derler. Ve bu adada vafir birer boynuzlu kâv çoktur. Ol sebepten bu cezirenin İzledeveka derler. Yani Sayd adası demek olur.
21 — Bu Karavelenin reisine Sir Anton Cineviz derler amma Portakalda büyümüştür. Bir gün mezbur Karavelisi ile fırtına bulup gelmiş bu cezirelere düşmüş vafir zencebil bulup bu adaları ol yazdı.
22 — Bu denize Bahri Mağrıp derler amma Efrenç tayfası Mar Despanya derler. Yani İspanya Denizi demek olur. Şimdiyedek bu isimlerle meşhurdu amma Kolombo ki bu deryayı açmıştır ve bu cezairi ol malûm etmiştir dahi Portakal kâfiri ki Hint diyarın açtılar bu cümle birbirile ittifak ettiler kim işbu deryaya yeni isim vereler. Bu deryanın adını Evosano kodular. Yani Sağyumra demek olur. Bundan evvel fikirleri bu imiş ki bu deryanın haddü payam olmaya, ötesi zulematola. Şimdi gördüler kim bunca kenar denizi kuşadıp durur bu derya bir göl gibi olduğu için Sağyumra deyu ad verdiler.
23 — Bu yerde bir boynuzlu kâv olur ve hem bu şekilli canavarlar olur.
24 — Bu canavarların yedi karış boyu vardır. Gözünün aralığı bir karıştır. Amma selim nefes imiş.
25 — Portakaldan bu diyara gelen, barçe budur. Tafsili kenara yazılmıştır.
Tarihimizde yaşamöykülerini, değerlerini doğru öğrenemediğimiz kimlikler çoktur. Ancak Pîrî Reis’in başına gelenler ve sonrasında tamamen unutulması; üstelik “Muhteşem” sanına “Kanunî” (yasa koyan) sanı da eklenmiş bir egemen tarafından idam ettirilmesi; bugün bile kimi okul kitaplarında “vefat etti” denmesi başlı başına bir meseledir.
Zamanının çok ilerisinde çalışmalar yapmış Pîrî Reis… “Muhteşem” sanına “Kanunî” (yasa koyan) sanı da eklenmiş bir egemen tarafından idam ettirilmiş! Süleyman Kanunî’nin buyruğuyla boynu vurulan Pîrî Reis’le ilgili bakabildiğim ortaöğretim okulları sosyal bilgiler ve tarih ders kitaplarımız; bu meşhur Türk denizcisi üzerine yalan-yanlış bilgilerle doludur. Evliya Çelebi Seyahatname’si, Kâtip Çelebi Cihannüma’sı gibi bir kültür kaynağı olan Kitâb-ı Bahriye adlı yapıtının Atatürk’ün girişimiyle Türk Tarih Kurumu’nca basıldığına değinilmemiş. Ayrıca kimi ders kitaplarına göre Pîrî Reis idam edilmemiş; Kahire’de “vefat” etmiş! Demek ki Pîrî Reis’in idamını yazan çağdaşı Gelibolulu tarihçi Mustafa Âlî doğrusunu bilmiyormuş! Bu bilgileri çarpıtma gerekçesi, “idam edildi” ifadesinin, ortaöğretim için pedagojik açıdan sakıncalı görülmüş olması mı!?
Yaşamöykülerini, değerlerini doğru öğrenemediğimiz kimlikler çok. 16. yüzyıl Avrupa’sının bile Pîrî Reis’i bizden önce tanıdığına şaşmayalım.
Pîrî Reis, Kitâb-ı Bahriye’de kendisini “Bu zayıf güçsüz kul… Karaman-Larendeli Hacı Mehmed’in oğlu, denizci Kemal Reis’in yeğeniyim” diye tanıtıyor. 110 haritalı çizim resimli eserini Gelibolu’da hazırlamış.
Kitab-ı Bahriye’nin ilk sayfası.
Pîrî Reis, Ortaçağ-Yeniçağ aralığında, başta Akdeniz ve Ege kıyı, liman ve kentlerini avcunun içi gibi öğrenmiş-görmüş-incelemiş-bilmiş-çizmiş ve yazmıştır. Eşsiz bir deniz coğrafyacısı idi. Özellikle Akdeniz uzmanıydı. Bu denizin kıyı, ada, körfez, liman, kent, kale haritalarını döneminin yöntem ve teknikleriyle yaptı. “Portalan” (coğrafya-harita) uzmanı bir kaptandı. Çizimleri, gemi resimleri olağanüstüdür.
Yavuz Selim’in Mısır’ı Osmanlı sınırlarına katışı, 1517’de Pîrî Reis’in, amcası Kemal Reis’in o yıl ölümüyle 3 parçadan ibaret korsan filosunun reisliğini üstlenmesi… Yavuz’un ardılı Sultan Süleyman’ın 1522’de donanma ve orduyla Osmanlı deniz egemenliğinin ilk büyük harekatı olan Rodos Seferi’ne çıkması ve Pîrî Reis’in parlayışı… Bu tarihten 1550’ye değin, koramiral-patrona (vice amiral) rütbesiyle Doğu Akdeniz (Mısır), Kızıldeniz, Umman, Hint denizlerinde “derya kaptanlığı” yapacaktır.
Bu uzun dönemin başında Mısır eyaletini örgütlemek göreviyle 1524’te Mısır’a giden Veziriazam Makbul İbrahim Paşa’ya, İstanbul-İskenderiye arası uzun deniz yolculuğunda Pîrî Reis rehberlik eder. “Süper başvezir”le aralarındaki güven ve dostluk da bu Mısır yolcuğunda başlamış olmalıdır. Bunun sonucu Pîrî Reis, kimbilir nice emeklerle ve belki İbrahim Paşa’nın teşvikiyle hazırladığı Kitâb-ı Bahriye’yi “tuhfe-i âcizi” (yoksul armağanı) olarak ve İbrahim Paşa aracılığıyla Sultan Süleyman’a sunar. Yazgının oyunları diyoruz: Yıllar sonra Sultan Süleyman da Mısır valisine bir “Buyurdum ki..” diye başlayan fermanı gönderecek; Kitâb-ı Bahriye yazarı Pîrî Reis’i gemilerini Basra Körfezi’nde onarıma bıraktığı için öldürtecektir.
1547’de Selman Reis’ten sonra Mısır, ertesi yıl Hind donanması kaptanı atanan Pîrî Reis, Aden Kalesi’ni Portekizler’den alır. Süleyman’ın buyruğu üzerine Basra girişindeki Maskat Kalesi’ni ve liman girişindeki Hürmüz Adası’nı kuşatır. Maskat’ı alır, Hind yolunu kontrol etmek amacıyla Portekiz filolarıyla savaşır. Rivayete göre, Hürmüz Adası komutanının mertebani (çini) vazolar dolusu altınlar vermesi üzerine kuşatmayı kaldırdığı söylencesi, Pîrî Reis’in sonunu hazırlar. Basra Körfezi’ne hareketinde filosunun kimi gemileri fırtınada batar, kürekçileri dağılır. Kendisi ganimet yüklü 3 tekneyle İskenderiye’ye dönerken öteki gemilerini onarım için Basra Valisi Kubad Paşa’ya bırakır.
Pîrî Reis Akdeniz’in bütün koylarını, limanlarını coğrafyacı ve kaptan gözüyle inceleyerek çizdi. Kitab-ı Bahriye.
Zaman aleyhine gelişir. Kubad Paşa, Pîrî Reis’in Portekiz komutanından rüşvet aldığını iddia eder; Mısır Valisi Dukaginzade Mehmed Paşa ise ganimetler kendisine teslim edilmediği için İstanbul’a şikayet mektupları gönderir. Pîrî Reis, Kahire’de zindana kapatılır ve Sultan Süleyman’ın fermanıyla 1554’de boynu vurulur. Hind Kaptanlığına önce Murad Reis, sonra Seydi Ali Reis atanır.
16. yüzyıl Akdeniz dünyasının ünlü ve yetkin denizcilerinden Pîrî Reis’in, yere-göğe sığdıramadığımız Kanunî’nin buyruğuyla idamı bir aymazlıktır. “Cihan Padişahı/ Muhteşem” denilen Sultan Süleyman’la Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Türk aydınlanmasının öncüsü Atatürk’ü aynı cümlede anmak bile tezattır.
Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Künhü’l ahbar’ında “51. Hadise Pîrî Kapudan Hususundadır” yazan bölümü
16. yüzyıl tarihçisi Gelibolulu Mustafa Âlî’nin (öl. 1599) kendi çağını yazdığı Künhü’l-ahbar’ın son “rükn”ünde; Salih Reis’ten başlayarak Barbaros, Turgud(ça), Kemal, Pîrî, Seydi Ali ve diğerlerinin korsan reisliğinden filo-donanma komutanlığına, kaptan paşalığa kadar görevlerle Akdeniz’den, Kızıldeniz, Umman, Basra ve Hind kıyılarına kadar Türk egemenliği estiren denizcilerimize yapraklar ayrılmıştır.
Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr’ında kırmızı başlıkla: “Ellibirinci Hadise: Pirî Kapudan Hususundadır” girişlidir:
Kitab-ı Bahriye, İskenderiye’yi, İskenderiye Feneri’ni ve önemli binaları gösteren birincil bir kaynak.
“Küffâr-ı Portagal sevâhil-i bihâr-ı Hind’de bir müstakil kral padişahlarına müteallık memâlik-i ehl-i İslâmdan nice yerlere zarûr u gezend etmeğin din-i mübîn gayreti ile Hind deryâsından bir mikdâr donanma ile Pirî Kapudan nâm levend-i hüner-mend korsan ol semte gönderilmiş idi ve Hürmüz Ceziresi’nin fethi maksûd idüği ilâm olunub saʻy ü ikdamına tenbîh olunmuşdı. Mezbûr Kapudan hidâyet-resân ile Süveyş maʻberinden revân ve Sedde Boğazı’ndan dolaşub Hürmüz Ceziresi’ne bâduzân gibi şitâbân olmağla varub yetişdi. Hatta Hürmüz Kalʻa feth olunmak mertebesine yakın olmuşken içindeki hâkim, mezbûr Kapudan cânibine bezl-i tefârik ve cevahir, arz-ı nefâʼis ve nevâdir etmekle feth-i kalʻadan el çekmiş ve hassa gemileri Basra iskelesine teslim idüb kendüsi Mısr’a çekülüb gitmişdi.Velâkin hıyâneti maʻrûz-ı padişahî olmağla Divân-ı Mısr’da siyâsetle hakkından gelinmişdi.*”
* Müverrih Mustafa Âli, Künhü’l-Ahbâr vrk/b”51.Hadise”
Sadeleştirilmiş hali:
“Portekiz küffarı Hind denizleri sahillerinde müstakil kral ve padişahların yönetiminde olan Müslüman memleketlerinden nice yerlere sıkıntı ve zarar verdiğinden, Müslümanlık gayretiyle Hind denizinden bir miktar donanma ile Pirî Kaptan isimli usta denizci korsan o tarafa gönderilmişti. Gönderilmesindeki maksadın Hürmüz Adası’nın fethi olduğu kendisine bildirilip gayret ve çaba göstermesi tembihlenmişti. Pirî Kaptan Süveyş geçitinden geçip ve Sedde Boğazı’ndan dolaşıp Hürmüz Adası’na rüzgâr gibi seğirtip varıp yetişti. Hatta Hürmüz Kalesi fethedilmek derecesine gelmişken, kalede bulunan Portekiz kumandanı Pirî Kaptan’a bol bol değerli hediyeler, nefis ve nâdir mücevherler vermesi sebebiyle kaleyi fethetmekten el çekmiş ve donanma gemilerini Basra iskelesine teslim edip kendisi Mısır’a çekilip gitmişti. Velâkin hıyaneti padişaha bildirilmiş olduğundan Divân-ı Mısır’da (Mısır’da kurulan mahkemede) siyasetle idam olunarak hakkından gelinmişti.”
Pîrî Reis Kitab-ı Bahriye’deki Akdeniz coğrafyasında Kıbrıs adasını; limanları, Beşparmak Dağları, Lefkoşa şehrini, Girne, Magosa, kıyılarına demir atmış kalyon ve kadırgalarla resmetmiştir.
Pîrî Reis’in bilinmeyen elyazması eseri: ‘Kitâb-ı Ekâlim’
Pîrî Reis’in Sultan Süleyman’a sunduğu, olasılıkla İbrahim Paşa aracılığıyla saray hazinesine konulan risale içerikli başka bir yapıtı daha vardır: “Kitâb-ı Ekâlim”. Pîrî Reis’in, gerektiğinde başvurulmak için eklemeler yaptığı Kolomb’un haritalarını, Gelibolu’da özenle yazıp-çizdiği Kitâb-ı Bahriye’yi Osmanlı Sarayı’na ulaştırarak bunların “hazine” dediği arşiv ve kütüphanede saklanmasını istemesi önemlidir. Kitâb-ı Bahriye’nin önsözündeki “Hazret-i padişahın dergâh-ı felek iştibâhına alâ-kadre-ti-taka tuhfe (armağan) olmağ içün” sunuş cümlesi ile; “Kitâb-ı Ekâlim”in girişindeki: “Kasd etdim ki padişâh-ı âlem-penâh Süleyman Han bin Selim Hân’ın hazinelerine fakirâne tuhfe ve hediye olmak içün” cümleleri örtüşmektedir. Pîrî Reis’in elyazması bu risalenin serüveni ayrı bir yazı konusudur.
Büyük Türk denizcisi, coğrafyacısı, haritacısı Ahmed Muhyiddin Pîrî, Osmanlı tarihindeki benzersiz bilimsel ve askerî başarılarının ardından, 1554’te “düşmandan kaçtığı” gerekçesiyle ve Kanunî’nin fermanıyla başı kesilerek öldürüldü. 80’ini geçmiş Pîrî Reis’in bedeni denize atıldı, malı müsadere edildi, mezarı olmadı. Yaptığı haritalar 1929’da tesadüfen bulundu ve Atatürk’ün talimatıyla tekrar basılarak dünyaya mâledildi. Bir Osmanlı trajedisi.
Geçen sene başında kaybettiğimiz Prof. Dr. Ertuğrul Önalp, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, İspanyol Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda emek vermiş kıymetli hocalarımızdandı. Önalp’ın 2010’da Tarih Araştırmaları Dergisi’nde yayımlanan “Pîrî Reis’in Hürmüz Seferi ve İdamı Hakkındaki Türk ve Portekiz Tarihçilerinin Düşünceleri” makalesi, bu konudaki en kapsamlı yazılardandır.
Önalp’ın makalesinin başındaki giriş, Pîrî Reis’in idamına giden süreci şöyle özetler:
“Portekizliler Basra Körfezi’nin girişindeki Hürmüz Adası’nı 1515’te ikinci defa fethederek bu körfez yoluyla yapılan ticareti kontrol etme imkânına sahip oldular. Ama Osmanlı hâkimiyeti altındaki Aden’i ele geçiremedikleri için Kızıldeniz ile Hindistan arasındaki Müslüman ticaretine engel olamadılar. Osmanlı Devleti, hem Kızıldeniz’in güvenliğini sağlamak hem de Hint Okyanusu’nda Portekizlilere karşı mücadelede etmek amacıyla 1525’te Süveyş’te bir deniz üssü kurdu. Buradaki donanmanın başına 1547’de Pîrî Reis getirildi. O sıralar Osmanlıların Hint Okyanusu’ndaki yegane limanı olan Aden’de yerli Araplar isyan ederek hakimiyeti ele geçirmişlerdi. Pîrî Reis, Portekizlilerin himayesine girmeye meyilli olan Aden şeyhinin isyanını 1549’da bastırarak burasını yeniden Osmanlı hakimiyetine dâhil etti. Bu başarısından sonra Kanunî Sultan Süleyman ona yeni bir görev verdi. Buna göre, Süveyş’ten donanmasıyla Basra’ya gidecek ve oradaki 15.000 askeri aldıktan ve diğer gemileri donanmasına dâhil ettikten sonra ani bir harekatla Hürmüz Adası’nı ele geçirecekti. Bu harekatı başarıyla gerçekleştirebilmesi için Basra’ya ulaşana kadar Portekizlilerin husumetine yol açacak bir davranıştan kaçınması gerekiyordu. Ne var ki Pîrî Reis, Basra’ya ulaşmayı beklemeden önce Maskat’ı yağmaladı, daha sonra kendi donanmasıyla ve kuvvetleriyle Hürmüz kalesini muhasara etti. Hürmüz’deki Portekiz garnizonu hazırlıklı olduğundan kuşatmaya uzunca bir süre direndi. Pîrî Reis kaleyi fethedemeyeceğini anlayınca kuşatmayı kaldırarak Basra’ya çekildi. Orada Basra beylerbeyi Kubad Paşa’nın kendisini soğuk bir şekilde karşılaması ve kadırgalarına kürekçi temin etmede yardımcı olmaması üzerine Süveyş’e dönmek niyetiyle ganimetle yüklü 3 kadırgayla Basra’dan ayrıldı. Fırtınalı bir gecede Portekizlilere farkettirmeden Hürmüz Boğazı’nı aşmaya muvaffak oldu. Mısır’a geldiğinde tutuklandı ve daha sonra gönderilen padişah fermanı uyarınca Kahire’de boynu vurularak idam edildi.”
Portekiz kaynaklarının dikkatli bir tetkikiyle yazılan makalenin sonuç bölümünde şu değerlendirme yapılır:
“Türk kaynaklarında Pîrî Reis’in idam sebebi hakkında bir görüş birliği olmamasına mukabil, bu konuda Portekizli yazar Couto’nun ve onun eserine dayanan diğer Portekizli tarihçilerin düşüncesine göre Pîrî Reis’in idam edilmesinin esas sebebi padişahın emrine itaatsizliktir… Padişahtan aldığı talimata göre Pîrî Reis’in önce Basra’ya gitmesi ve orada hazır bulunan 15.000 askeri ve diğer gemileri donanmasına dâhil ettikten sonra ani bir saldırıyla Hürmüz Adası’nı ele geçirmesi gerekiyordu. Dolayısıyla Basra’ya varana kadar başka bir işle uğraşmamalı, yani Portekizlilerin dikkatini çekmemeliydi. Bu görüş bize de mantıklı gelmektedir. Dikkat edilecek olursa, bu itaatsizlik Osmanlılar açısından iki vahim sonuç doğurmuştur: Birincisi, Hürmüz Adası’nın ani bir saldırıyla fethedilmesi imkânının, Portekizlilerin o sulara kuvvetli bir donanma göndererek önlem almalarıyla tamamen ortadan kalkmış olmasıdır. Gerçekten de Hürmüz fethedilmediği sürece Türklerin ne Basra Körfezi yoluyla Hint Okyanusu’na rahat bir şekilde ulaşmaları ne de Acemlere karşı yaptıkları savaşlarda Kızıldeniz yoluyla Basra’ya ikmal yapmaları mümkün değildi. İkinci sonuç ise, Basra’ya gönderilen donanmanın büyük bir kısmının orada âtıl vaziyette yatması sebebiyle Portekizlilerin gerek Basra Körfezi’nde, gerekse Aden sularında ve hatta Kızıldeniz’de Osmanlılara karşı deniz üstünlüğünü elde etmeleriydi. Bu durumda Haremeyn, yani İslâmın kutsal şehirleri Mekke ve Medine, Portekiz tehdidine her zamankinden daha fazla maruz kalmış oluyordu.”
Coğrafyacı-kaşif Pîrî Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinde Çanakkale Boğazı.
Yine Önalp’ın çalışmasına göre, Türk tarihçileri arasında da Pîrî Reis’in idam sebebi hakkında bir fikirbirliği bulunmaz. Tarihçi Mustafa Cezar “Eski Osmanlı kaynaklarının hemen hemen hepsinde yer alan bir rivayete göre, Pîrî Reis’in Hürmüz muhasarasını kaldırmasının sebebi, şehirdeki Portekiz kumandanından rüşvet almasıdır. Müverrih Âli ve Peçevî de bu rüşvet meselesine temas etmekle beraber, hâdiseyi Kubad Paşa’nın garazına atfederek, para mukabilinde muhasara kaldırma rivayetinin sıhhatine inanmamaktadır.”
Kimi tarihçiler onun Maskat ve Hürmüz’deki Müslüman halkı yağmaladığı için idam edildiğini ileri sürer; kimileri ise Pîrî Reis’in Basra’ya büyük bir ganimetle geldiğinde, bundan pay almak isteyen Kubad Paşa’yı reddetmesinin bir dönüm noktası olduğunu; paşanın ona garez duyarak katledilmesini sağlamak için padişaha mektuplar gönderdiğini belirtir. Tarihçi Yılmaz Öztuna ise bu konuda şunları yazar:
“Pirî Reis’in bu pek parlak ve meşakkatli seferi, Türk amiralinin bilgisini ve servetini kıskanan rakiplerini azdırdı. Beylerbeyi payesiyle Mısır’a, Basra’ya ve Arabistan’da kendi fethettiği toprakların başına getirileceğinden çekinilmiş olmalıdır. Rakiplerin istismar ettikleri konu, Portekiz donanmasının Türk donanmasının karşısına çıkmaya cesaret edememesine rağmen, ciddî hiçbir sebep olmaksızın küçük Hürmüz adasının fethinin gerçekleştirilmemesi, bilhassa Pirî Reis’in donanmayı Basra’da bırakıp Süveyş’e getirmemesidir. Bu ikinci husus üzerinde durmak lâzımdır. Türk denizcilerinde, umumiyetle bütün milletlerin denizcilerinde olduğu gibi gemi, âdeta kutsal, canlı, sevilmekten ileri bir hisle bağlanılan bir varlıktır. Her Türk kaptanı, ‘yarın İstanbul’da Paşakapısı’nda (Kasımpaşa’daki makamında) bana emanet edilen teknenin hesabı sorulur!’ endişesi içindeydi. Onun için, Pirî Reis gibi, Osmanlı cihanşümul denizciliğinin piri olan Kemal Reis’in yanında yetişmiş pek tecrübeli ve ihtiyar bir amiralin, çok ciddî sebepler olmaksızın, donanmasını, şu veya bu vesileyle başka bir Türk limanında bırakıp, amirallik merkezi olan Süveyş’e dönemeyeceği aşikârdır… Donanmanın Portekizlilere kaptırıldığı rivayetleri İstanbul’a gelmiş ve imparatorluk taht şehrinde büyük dedikodular yapılmış, teessürler izhar edilmiştir… Sadrazam Rüstem Paşa’nın da, korsanlıktan yetişmiş, boyun eğmez Türk amirallerine nefreti malum olduğundan, Pîrî Reis aleyhindeki havayı körüklediği muhakkak sayılabilir. Bunun üzerine, Kanunî Asrı’nı lekeleyen birkaç hadiseden birini teşkil eden bir ferman çıkartılarak, büyük denizcinin başının vurulmasına karar verilmiştir. Bu vaziyetten birinci derecede Kubad Paşa, ikinci derecede de sultan-zâde olan Mısır beylerbeyi Dukaginzâde Mehmed Paşa mesuldür. Kubad Paşa, Basra’da Pîrî Reis’e, fırtınadan zarar gören kadırgaları için kürek gibi teçhizatları bile temin etmemek suretiyle, hislerini zaten izhar etmişti… Dukaginzâde ise, kendisi ana tarafından Osmanoğlu olduğu halde, Türk amiralinin şahsını gölgede bırakan servet ve nüfuzunu kıskanıyordu. Pîrî Reis’in düşmanları, onun, idam edilmiş bulunan Sadrâzam Damat İbrahim Paşa’nın adamı olduğunu ileri sürecek kadar akıl sahasından dışarı çıkmışlardır.”
1976’da vefat eden tarihçi Cengiz Orhonlu ise konuyla ilgili olarak şu fikirdedir: “Pîrî Reis’in katli hakkında çağdaş ve çağdaş olmayan tarihçilerin aldıkları tutum dikkate değer. Peçuylu İbrahim ve Kâtip Çelebi herhangi bir beyanda bulunmayarak yalnız olayı nakletmektedirler. Onun Hint donanması kaptanlığında haleflerinden biri olan Seydi Ali Reis, diğer tarihçilerden ziyade gerçekleri bilmesi muhakkak olmasına rağmen, manâlı bir sükûtla olayı geçiştirmektedir… Bununla beraber bazı tarihçiler de uygulanan karar hakkında çok gayretkeştirler; Mehmed Efendi, Celâlzade Mustafa ve Mustafa Âli gibi tarihçilere göre Pîrî Reis menfaatini gözeterek teslim olmak üzere iken Hürmüz muhasarasını kaldırmış, bunun yanısıra Hint donanmasını Basra’da bırakarak 3 kadırga ile kaçmıştır…”
Pîrî Reis, Kitab-ı Bahriye’de İstanbul’u; suriçi bölgesini, sarayı, her bir camisi ve medresesiyle ayrıntılı şekilde çizmişti.
Orhonlu, Pîrî Reis’in Hürmüz kuşatmasını kaldırarak Basra’ya çekilmesini, o oradan ayrıldıktan kısa bir süre sonra güçlü ve dinlenmiş bir Portekiz filosunun yardıma gelmesi sebebiyle son derece isabetli verilmiş bir karar olduğunu ifade eder; ayrıca kürekçi temin etmedeki güçlükten dolayı onun yıpranmış olan kadırgaları Basra’da bırakarak sadece üç kadırgayla dönmesini de makul bir davranış olarak görür.
Portekiz kaynaklarında Pîrî Reis’in rüşvet aldığına dair herhangi bir bilgi yoktur. Zaten Portekizli tarihçilerin olayı nakledişinden de anlaşıldığı kadarıyla rüşvet alması sözkonusu olamaz. Hürmüz kalesi kumandanı Alvaro de Noronha’nın kral III. João’ya yazdığı 31 Ekim 1552 tarihli mektubun muhtevasından da anlaşıldığına göre, Pîrî Reis’in Hürmüz kuşatmasını kaldırmasının esas nedeni mühimmatının azalmasıdır: “Hiç kuşku yok ki, Türkler kuşatmaya başladıkları gibi devam etselerdi, surları tamamen yıkabilirlerdi, sonunda onları öyle zor durumlara soktuk ve öyle tehlikelerle karşı karşıya bıraktık ki kaybetmeleri kaçınılmaz oldu. Bu sebepten ve (Türkler) buraya gelirken bir kalyonun Bab’ül Mendeb Boğazı’ndan geçerken batmasından ötürü levazım, barut ve harp malzemesinde sıkıntıya düştüler ve kuşatmayı kaldırmaya mecbur oldular”. Couto’ya göre Pîrî Reis’in Hürmüz kuşatmasını kaldırmasının başlıca sebebi kaleyi günlerce top ateşine tutmasına rağmen bir sonuç alamamasıdır.
Sonuç olarak, bu coğrafyanın en büyük coğrafyacılarından, denizcilerinden biri, “hiçbir başarı cezasız kalmaz” deyişiyle hem idam edilmiş hem de silinmiştir.
Batı’ya ve Doğu’ya damgasını vuran Osmanlı Devleti, 16. yüzyılda müstesna kaptanlar yetiştirmiş ve Akdeniz kadar dünya denizlerinde de söz sahibi olmuştu. Ancak karşılarına yeni ve büyük bir rakip çıkacaktı: Portekiz. Kariyeri üstün başarılarla dolu Pîrî Reis 87 yaşında Umman’a cenge gidecek; kaleleri fethedecek; ancak 2 yıl sonra idam edilecekti!
Hint Okyanusu’nda 25 kadırga ve 4 kalyon, 1552’nin Ağustos ayında bir gece Basra Körfezi’ne doğru sessizce ilerliyordu. Nisan ayında Süveyş’ten yola çıkmışlar, Kızıldeniz’i katetmişler, Cidde ve Aden’de durduktan sonra Arap Yarımadası’nın güneydoğu köşesini kerteriz alarak Umman sularına girmişlerdi.
Yüzlerce kürekçinin asıldığı küreklerin gücüyle karanlık suları yaran bu Osmanlı kadırgalarının en büyüğünde, o sıcak gecede çok ihtiyar bir adam uyumuyordu. Sancak gemisi olduğunu süslü kıç kasarasıyla belli eden bu geminin güvertesinden sonsuz sayıdaki yıldızlara bakan adam, sıradan bir insanın evinden camiye bile kolayca gidemeyeceği bir yaşta, bu filoyu harbe sokmakla görevliydi.
Hacı Ahmet Muhyiddin Pîrî Bey, yani Pîrî Reis, 90 yaşına yaklaşmıştı. Bu bitmezmiş gibi gelen karanlık gecede, saatte 3 mil hızla ilerlerken uzun ömründe yaşadıkları ve gördükleri aklından geçiyor muydu acaba? Doğduğu güzel Gelibolu’nun serin rüzgarını, amcası Kemal Reis’le Akdeniz’de katıldığı deniz muharebelerini hatırlamıştı belki de. Pîrî Reis 1500’te Akdeniz’de İspanyollar, Cenovalılar ve Venedikliler’e karşı savaşmıştı. Bu devletler Akdeniz’in Doğu ticareti egemenliği için birbirleri ile mücadele ederken, Avrupa’nın en batısındaki Portekizliler sessiz sedasız Afrika’yı dolaşmış ve Hindistan’a ulaşmıştı. 30 yaşında elde kılıç harp gemilerinde kaptanlık yapan genç Pîrî, neredeyse 60 yıl sonra bu defa Portekizliler’e karşı cenge gidiyordu. Portekiz artık Basra Körfezi’ne konuşlanmış; Osmanlılar’ı devredışı bırakarak Hindistan ticaretini kendi kontrolüne almış ve İran’la sıkı-fıkı olmuştu.
Pîrî Reis’in 1552’de 18 günlük kuşatma sonrası fethettiği Forte do Almirante (El Miranî).
Pîrî Reis, hazırladığı ünlü dünya haritasını 1513’te padişaha takdim etmişti; Yavuz Sultan Selim’in gözü hep Doğu’daydı. Pîrî Reis 1517’de Sultan Selim’le Mısır seferine katıldı. Kanunî Sultan Süleyman’ın padişahlığında, 1522 Rodos seferine birlikte gittiler. 1524’te Makbul İbrahim Paşa’yı kaptanlığını yaptığı gemisiyle Mısır’a götürdü. Mısır içinde Nil Nehri boyunca seyahatler yaptı. 1526’da İbrahim Paşa aracılığıyla, başyapıtı Kitâb-ı Bahriye’yi Kanunî Sultan Süleyman’a sundu. Bu dönemde İbrahim Paşa’nın övgüsünü kazanması, paşanın ölümünden sonra başta Rüstem Paşa olmak üzere ondan hoşlanmayanlar tarafından aleyhine kullanıldı (Bu durum, 90 yaşına yaklaşan değerli amirale zorlu Okyanus mücadelesinde komutanlık vazifesi verilmesini de açıklıyor).
60 yaşına kadar yaptıkları, tarihe geçmesi için kat kat yeterliydi. Ancak işte bu büyük amiral, 1552’nin Ağustos’unda gün doğarken, Umman’ın Muskat şehrinde Portekizliler’in yaptığı Forte do Almirante kalesi karşısındaydı. 1507’de Umman kıyılarını ele geçiren Portekizliler, stratejik liman ağızlarını kontrol eden kaleler yaptırmışlar, bunlara asker yerleştirmişlerdi. Bu kaleler, Hindistan deniz ticaret yolları için hayati önemdeydi. Pîrî Reis ve Seydi Ali Reis komutasındaki 1200 levent gemilerden karaya çıktı ve kaleyi kuşattı. Yakındaki bir tepeye yerleştirilen tek bir topun da ateş desteğiyle Osmanlılar üstün geldi ve kaledeki Portekiz garnizonu 18 gün sonra teslim oldu.
İşte bugün, tam 472 yıl sonra,Muskat tarihî merkezinden Pîrî Reis’in son büyük başarısının mekanı Forte do Almirante’ye gidiyoruz. Umman’ın etkileyici dağlık-tepelik topografyasına hakim konumda yerleşmiş, birbirlerini görerek haberleşme imkanı sağlayan onlarca tarihî kulenin yanından geçiyoruz. Bu kuleler zincirinden sonra, her yönden rüzgara kapalı muhteşem bir koy çıkıyor karşımıza: Pîrî Reis’in kuşatıp aldığı kalenin dibindeyiz. Ummanlılar bu kaleye El Miranî adını vermişler. Karşısında da El Celâlî kalesi yer alıyor. Umman Kraliyet Sarayı’nın bugün burada bulunması, yüzyıllar sonra mekanın hâlâ önemli olduğunu vurguluyor. Kalenin biraz ilerisinde, aynı koyun bir bölümünde de Umman Deniz Kuvvetleri üssünü görüyoruz.
Osmanlılar bu kaleleri 2 sene ellerinde tuttu; 1554’de Portekizliler tekrar ele geçirdi. 1581-1588 arasında Muskat’ta tekrar bir Osmanlı askerî hakimiyeti olsa da, Hint Okyanusu ticaretine egemen olan Portekiz, bu kıyılardaki kalelerinde 1650’ye kadar mevcudiyetini korudu.
Sağda, tarihteki adıyla Forte do Almirante, şimdiki adıyla El Miranî Kalesi; ortada Umman Kraliyet Sarayı; solda El Celâlî Kalesi.
Pîrî Reis, Muskat’tan sonra filosuyla Basra Körfezi girişinde Portekiz kontrolündeki Hürmüz’e geldi ve buradaki kaleyi de kuşattı. Bu kuşatma başarılı olamadı ve Portekiz filosunun baskın tehlikesi yüzünden Osmanlı gemileri Basra’ya çekildi. Pîrî Reis buradan 3 gemi ile Kızıldeniz’e, Süveyş’e döndü. Mısır valisi, Hürmüz harekatındaki başarısızlık (!) nedeniyle Pîrî Reis’i tutuklattı. Kanunî Sultan Süleyman’ın fermanı ile 1553’te Kahire’de boynu vurulacaktı.
Pîrî Reis mahkemedeki savunmasında, mevcut Akdeniz standartlarındaki donanma ile okyanuslarda güç mücadelesine girmenin mümkün olmadığını, Hint Okyanusu için yeni ve güçlü bir donanma kurulması gerektiğini anlatmıştı. Kendisinden sonra Osmanlılar’ın bu harekat sahasında yaşadıkları yenilgiler, 90 yaşına yaklaşmış amirali haklı çıkaracaktı.
Kahire’de idam edilen Pîrî Reis’in mezarının yeri bilinmiyor. Türk Deniz Kuvvetleri’nin en yeni denizaltısı TCG Pîrî Reis bugün onun ismini taşıyor. Çaka Bey’den Pîrî Reis’e, oradan Özden Örnek’e, Türk tarihinde denizcilerin ve amirallerin hüzünlü öyküleri, ülkemizde hiçbir başarının cezasız kalmadığını anlatıyor.