bol oksijeniyle ünlü kaz dağları balıkesir’in edremit ilçesi sınırları içerisinde yer alır. yunan mitolojisindeki adı ida olan kaz dağı, ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer olarak tanınır. bu güzellik yarışmasının adayları tanrıça hera, athena ve afrodit’tir. yarışmanın jüri üyesi olan paris ise bir ayı tarafından emzirilerek büyütülen ve tanrıların kralı zeus tarafından bu işle görevlendirilen bir prenstir. yarıştan galip ayrılmak isteyen tanrıçalar, efsaneye göre paris’e hükümdarlık, güç, para ya da aşk teklif eder. mitolojiye göre aşk tanrıçası afrodit, rakiplerini yenerek güzellik kraliçesi seçilir.
ÇİZİM: SELÇUK ÖREN
Kaz Dağı Efsaneleri
Kaz Dağları çok eski dönemlerden beri aşk hikâyelerine ve efsanelerine konu olmuştur. Eteklerinde kurulu Altınoluk da günümüzden yüz yıl önce yaşanan bir aşk hikâyesine şahitlik etmiştir. Altınoluk’un eski adı Papazköy’dür. Bugün tatil yeri olarak ünlü olan bu beldenin, henüz Altınoluk adını almayıp Papazköy olarak bilindiği dönemlerde büyük bir aşk hikâyesi yaşanmıştır. Fakat bu bir efsane değil Osmanlı arşiv belgelerine yansımış gerçek bir aşk hikâyesidir.
Hasan Boğuldu Efsanesi
İsterseniz önce yine aynı bölgede çok sık dile getirilen bir aşk hikâyesine dayanan “Hasan Boğuldu” efsanesini hatırlayalım:
Ünlü efsane, Hasan ve Emine’nin trajik aşk hikâyesini anlatır. Hasan Zeytinli’de bahçıvanmış. Ufacık bir bahçesi varmış. Yazın bostan, yeşillik eker; kışın el zeytini silkmeye gider, koca anasıyla yaşar dururmuş. Yüksekoba’dan Emine, Edremit pazarında Hasan’ı görmüş. Birbirlerinden çok hoşlanmışlar. Zeytinli’ye gelene kadar yan yana yürümüşler, ikisi de birbirine gönül yakmış.
Aşklarının sonunda Hasan ile Emine evlenmeye karar vermiş. Hasan’ın annesi bu habere çok sevinmiş ama Emine’nin babası bu evliliğe karşı çıkmış. Çünkü Emine’nin, obanın yiğitlerinden biriyle evlenmesini istemektedir. Emine babasına çok dil dökmüş. Sonunda babası bu iki gencin evlenmesine izin vermek için bir şart koşmuş. Bu şart ise Hasan’ın tuz dolu 40 okka bir çuvalı köyden obaya kadar taşımasıdır. Bu şartı Hasan layıkıyla yerine getirebilirse o zaman tüm oba Hasan’ın ne kadar güçlü, yiğit bir delikanlı olduğunu kabul edecek ve bu iki genç evlenebilecektir.
“aşklarının sonunda hasan ile emine evlenmeye karar vermiş. hasan’ın annesi bu habere çok sevinmiş ama emine’nin babası bu evliliğe karşı çıkmış. çünkü emine’nin, obanın yiğitlerinden biriyle evlenmesini istemektedir.”
Hasan şartı kabul etmiş ve çuvalı sırtlanıp çıkmış yola. Hasan sırtındaki çuvalla yürürken Emine de sevdiğine eşlik etmiş. Yol aldıkça Hasan yorulmaya başlamış. Artık sendeleyerek yürümektedir. Hasan her sendelediğinde Emine ona güç vererek, “Bizim için dayan Hasan!” diye onu yüreklendirmiş. Hasan biraz daha gitmiş ama tuz sırtını iyice yakmaya başlayınca gücünü tamamen kaybederek yere düşmüş. Emine’ye, “Gel kaçalım!” diye teklifte bulunmuş ancak Emine kabul etmemiş. Çünkü obasına söz vermiş. Hasan, “Beni bırakma, sana doğru gelemem. Artık geri de dönemem.” demişse de Emine, Hasan’ı orada bırakıp çuvalı sırtına yükleyip gitmiş.
Emine evine gider gitmez Hasan’ı bıraktığına pişman olmuş ancak pişman olması fayda etmemiş, ailesi onun geri dönmesine izin vermemiş. O gece, Kaz Dağları’na korkunç bir fırtına inmiş, âdeta yer yerinden oynamış. Bu sıkıntılı durum karşısında Emine çok üzülmüş ve sabahı zor etmiş. Sabah olup da fırtına dindikten sonra Emine, Gökbüvet Gölü’nün yoluna düşmüş. Emine önce ayrıldıkları yere bakmış ancak orada Hasan’ı bulamamış. Her yeri gezip Hasan’ı bulamayan Emine en son Edremit’e gitmiş, lakin orada da bulamamış. Hasan’dan hiçbir iz bulamayan Emine, günler sonra Gökbüvet’in sularında Hasan’ın gömleğini bulmuş. Anlamış ki Hasan o fırtınalı havada bu gölde hayatını kaybetmiş. Bu acıya dayanamayan Emine, “Sana geliyorum Hasan’ım!” diyerek kendini Gökbüvet’in başındaki çınara asmış.
İşte tüm bunlardan dolayı, birbirini seven iki gencin birleşemediği ve yarım kalan bir aşk hikâyesi ortaya çıkmış. Dinleyenleri hüzne boğan ve hikâyeleri efsaneleşerek günümüze kadar ulaşan bu kişilerden dolayı, o günden sonra Gökbüvet’e Hasan Boğuldu Göleti, başındaki çınara da Emine Çınarı denilmiş.
Gerçek Bir Aşk Hikâyesi
Efsanelerde genellikle birbirlerine kavuşamayan âşıkların hikâyesine rastlarız ancak bizim anlatacağımız iki gencin aşkı ise efsane değil bir gerçek. Osmanlı Arşivi’nde yer alan (DH.İD.172/2) numaralı belge bu aşk hikâyesinin gelişmelerini bize aktarıyor.
“hristiyan olduğundan sofiya’nın onbaşı ile evlenebilmesi için müslümanlığı kabul etmesi ve 20 yaşını doldurması gerekir. fakat kızın ailesi hem din değiştirmesine hem de evlenmesine karşı çıkar.”
1913 yılında, Papazköy sakinlerinden Rum İstiradi’nin kızı Sofiya, köylerinde görevli bir Türk Onbaşı’sına gönül verir. Aslında duyguları karşılıklıdır. Onbaşı da Sofiya’ya âşıktır. Fakat Sofiya henüz 17 yaşında olduğundan ve farklı dinlere mensup bulunduklarından evlenmelerinin önünde birçok engel vardır.
Hristiyan olduğundan Sofiya’nın Onbaşı ile evlenebilmesi için Müslümanlığı kabul etmesi ve 20 yaşını doldurması gerekir. Fakat kızın ailesi hem din değiştirmesine hem de evlenmesine karşı çıkar. Sonuçta gönül ferman dinlemez. Sofiya ailesinden izinsiz Müslüman olur ve Kadriye adını alır. Daha sonra da sevdiği Onbaşı’ya kaçar. İşte bundan sonrasında işler çığırından çıkar. Papazköy Rumları arasında büyük bir tepki meydana gelir. Kızın ailesi sürekli olarak yetkililere başvuruda bulunur, kızlarının kendilerine geri verilmesi için bağırıp çağırır. Köyün Hristiyan halkının heyecanı ve öfkesi azalmak yerine giderek artar.
Mesele daha da büyüyecek ve uzayacak gibi görünür. Aile kızlarını geri istemekten vazgeçmez. Bu geri isteme hâli sürekli bir vaziyette devam eder. Buna karşılık Onbaşı’nın mensup olduğu taburun komutanı Yüzbaşı Hüseyin, Sofiya’yı himayesine alır. Rum kızını asker nezaretinde Edremit’e gönderir ve kendi evinde misafir olarak alıkoyar.
Bu arada Edremit’te, mahallî yetkililere başvurularak Sofiya’nın din değiştirmesinin resmen onaylanması istenir. Sofiya ifadesinde, hiçbir etki altında kalmadan sadece kendi vicdanı ve iradesiyle Müslüman olduğunu belirttir. Eğer isteği gerçekleşirse iki gencin evlenmesinin önü açılacaktır fakat Sofiya’nın bu talebinin reddedileceği de muhakkaktır. Çünkü din değiştirme isteğinin kabul edilebilmesi için yasal olarak 20 yaşında olmak gereklidir. Sofiya ise henüz 17 yaşında bulunduğundan yerel yetkililerin olumlu bir karar verebilmeleri mümkün görünmez.
Mesele öyle bir çıkmaz noktaya gelir ki Balıkesir vilayeti yetkilileri İstanbul’dan, İçişleri Bakanlığı’ndan görüş alma ihtiyacı hisseder. İçişleri Bakanlığı mevcut kanunlar çerçevesinde kızın ailesine teslim edilmesi gerektiği kanaatindedir fakat anlaşıldığı kadarıyla Müslüman olmuş bir kızın tekrar Hristiyanlığa dönmesi de pek arzu edilen bir durum değildir. Sofiya, Yüzbaşı Hüseyin’in evinde misafirliğini sürdürürken İçişleri Bakanlığı konuyu Harbiye Nezareti’ne, yani Savaş Bakanlığı’na havale etmeyi uygun görür. Savaş Bakanlığı’ndan istenen, Sofiya’nın ailesine teslim edilmesi için Yüzbaşı Hüseyin’e emir gönderilmesidir.
Bu arada, bölge Ortodokslarının bağlı olduğu Kuşadası Metropolitliği de devreye girer. Gerek aile gerekse Metropolitlik kızın iadesinde ısrarcıdır. Sofiya, yeni ismiyle Kadriye ise kendisine verilen bütün nasihat ve yapılan ısrarlara rağmen geri dönmeyi hiç düşünmez. Ne ailesinin yanına ne de Kuşadası Metropolitliği’ne gitmeyi kabul etmez. Hâl böyle olunca Yüzbaşı Hüseyin Bey de kızı teslim etmez. İş bu şekilde uzadıkça uzar. Bu arada Edremit Camii imamı gizlice gençlerin nikâhını kıyar ve yeni evliler tuttukları bir eve yerleşir.
Bundan sonra ne yapılması gerektiği yine İstanbul’dan sorulur. Savaş Bakanlığı, Çanakkale Boğazı ve Havalisi Kumandanlığı’ndan olayın yeniden ve bütün boyutlarıyla soruşturulmasını ister. Kumandanlık gelişmeleri baştan itibaren tekrar araştırır. Sonuçta kızın kendi isteğiyle din değiştirip Onbaşı ile evlendiği ve hâlihazırda Edremit’teki evinde serbestçe oturduğu belirlenir.
Aradan geçen zaman içinde, gençlerin aşkına saygı duyan kızın ailesi de yumuşar ve meseleyi takip etmekten vazgeçer. Rum kızının sonuna kadar dayanması, Yüzbaşı Hüseyin Bey’in kararlı tutumu ve Osmanlı yetkilerinin kanunlara uygun olmamasına rağmen Müslüman olmak isteyen birisini gizlice desteklemesi iki âşığı kavuşturur. #






