Etiket: Osmanlı tiyatrosu

  • Kantocu Şamram Hanım

    Kantocu Şamram Hanım


    galata’daki surp lusavorçyan ermeni okulu’nda eğitim gören şamram hanım (şamran kelleciyan), teyzesinin kızı peruz’un (terzakyan) da desteğiyle kendini sahnelerde bulur ve istanbul’un en meşhur kantocularından biri olur. şamram hanım, şevki bey tiyatrosu ve kel hasan kampanyası’nda naşit özcan’la birlikte 1935’e kadar çalışır. 14 mart 1955’te vefat eden şamram hanım’ın mezarı şişli ermeni mezarlığı’ndadır. 

    Samram_1) Şamram ve İsmail Dümbüllü_icindekiler
    Şamram Hanım, İsmail Dümbüllü ile sahnede.

    Bilmem farkında mısınız… Yaklaşık otuz yıldan bu yana Ramazan giderek artan bir biçimde “hareketsizlik” ayı olmaya başladı. Eğlence mekânları kapanıyor, lokantalar “tadilat”a giriyor, konserler erteleniyor hatta rock festivalleri bile iptal ediliyor. Ramazan ayı bir sükûnet, içe dönüş ayı biçiminde geçiyor. Ama eskiden durum bunun tam tersiydi. Ramazan demek eğlence demekti. İnsanlar iftarın ardından kendilerini sokağa atar; kahveler, gazinolar, tiyatrolar tıka basa dolardı. Ramazan’ın en ışıltılı yanı, iftardan sonra başlayan bu eğlence yaşamıydı.1 Bütün tiyatrolar ve geçimini eğlenceden sağlayan kumpanyalar dört gözle bu mübarek ayı beklerdi. İstanbul’un Karagöz, orta oyunu, tuluat ve kanto seyredilen mekânları dolup taşardı. 

    Ramazan eğlencelerinin en gözde gösterisi ise kantolardı. Kanto tarihimizde en fazla iz bırakmış kantocular ise Peruz (Terzakyan) ile Şamram Hanım’dır (Şamran Kelleciyan). Peruz’u daha önce uzun bir makalede anlattığımızdan2 bu yazıda Şamram Hanım’ı ele alacağız. Sermet Muhtar Alus, Şamram’ı yere göğe koyamaz: “Bütün kelimelerin hakkını veren, dürüst, muntazam söz söyleyen Şamram Hanım’dı. ‘Küçücükten bir yar sevdim işveli, cilveli’yi o kadar şaşırmayarak söylerdi ki, ‘Kırk küp kırkının da kulpu kırık küp’ü de mutlaka hatasız söyleyeceği şüphesizdi. Gözlerini sık sık kırpıştırır, raks sırası gelince mülâhham [şişmanca] olduğu için pek kendini vermez, idare-i maslahat ederdi [geçiştirirdi].”3

    Samram_2) Şamram Hanım OĞLU VE GELİNİYLE
    Şamram Hanım oğlu ve geliniyle birlikte.

    Zorunlu Sahneye Çıkış
    Şamram Hanım sahne yaşamına nasıl atıldığını şöyle anlatıyor: “Evli barklı bir kadındım. İki çocuğum vardı. Ama kocam o sıralar çıkan Ermeni olayları sonunda işsiz kaldı. Geçinmek için ne yapacağımızı şaşırdık. Kantocu Peruz Hanım, teyze kızımdı ve çoktandır sahneye çıkmış, başarılı olmuştu. Geldi ve benim sahneye çıkmam için ısrar etti. Başka çare olmadığından sahneye çıktım. İlk olarak rahmetli [Kel] Hasan Efendi’nin kumpanyasına girdim. Oyunumuz Pembe Kız’dı. Bana şalvar giydirip süslediler, takıp takıştırdılar. ‘Hadi çık, şarkı söyle, oyna.’ dediler. Ben şarkı söylemekten hiç hoşlanmazdım, bunun için ağlamaya başladım, ‘Tek başına nasıl çıkarım oraya.’ dedim. Bunun üzerine Peruz düşünüp taşındı ve daha önce hiç yapılmamış bir şeyi, düettoyu icat etti. Birlikte çıktık, söyledik.

    Söylediğim kantoların, düettoların, kuartetlerin güftelerini de bestelerini de kendim yaparım. Hiç musiki bilgim olmadığı ve saz çalmadığım hâlde. Besteyi zihnimde hazırlarım, söylerim, notaya alırlar. Kıvrak ve oynak şarkıları severim. Tiyatroda da branşım komikliktir. Fakat rollerde komikliği değil, valde rollerini severim. Evlatlarıma düşkün kadınım ne de olsa, bundandır herhâlde.”4


    “söylediğim kantoların, düettoların, kuartetlerin güftelerini de bestelerini de kendim yaparım. hiç musiki bilgim olmadığı ve saz çalmadığım hâlde. besteyi zihnimde hazırlarım, söylerim, notaya alırlar. kıvrak ve oynak şarkıları severim.”

    Samram_3) bomonti bahçe aleks
    Torunu Aleks ve ailesi Bomonti Bira Bahçesi’nde. En solda Aleks, ortada siyah elbiseli kadın, babaannesi Şamram Hanım.

    Şamram Hanım’ın Komik-i Şehir Şevki’nin kumpanyasında çalıştığı dönemi ise Refi Cevad Ulunay, Şevki’nin tuluatta Kel Hasan’la boy ölçüşemediği için kanto kısmına çok önem verdiğini ve kumpanyasındaki noksanı kanto ile gidermeye çalıştığını söyler ve ardından ekler: “Bundan elli belki de altmış sene evvel [yazı 1955 tarihli] Şamram en parlak devrini yaşadı. Sahnede güzel, oynak ve işveli idi. Halka iltifat ederken bir burun kırıştırması vardı ki o zamanki mektepli ruhumda fırtınalar kopardığını hatırlarım.”5

    Abdülhamid’in Huzurunda
    Peruz ile Şamram’ın zaman zaman tartışsalar da arkadaşlıkları sürer. Şamram’ın aktardığı, ikisinin başından geçen ilginç bir olayı da paylaşalım:

    Bir gece Peruz’la Şamram evde otururken Borazan Tevfik telaşla içeri girer. Peruz’a:

    “Seninle Şamram’ı Hünkâr istiyor. Fındıklı Sarayı’na gidip birkaç düetto oynayacaksınız.” der. Hünkâr, Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid’dir. Kantocularımız hemen toparlanır, kapıya gelen kapalı bir saray arabasına binmek için hazırlanır. Borazan Tevfik: “Haydi.” der, “Çabuk giyininiz. En iyi elbiselerinizi giyiniz. Elbiseler kırmızı olsun. Hünkâr kırmızı rengi çok sever.” Peruz ateş kırmızılarını, Şamram da bülbül dili rengindeki kırmızı elbisesini giyer. Araba Fındıklı Sarayı’nın önünde durur. Gerisini Şamram Hanım’ın ağzından aktaralım: 

    “Kapıda ellerinde kırbaçlarla iki zebellâh Arap… Evet, hayret etmeyiniz, bugünkü gibi hatırımda… Ellerinde kocaman kırbaçlar… İçeriye girdik. Önümüzde büyük bir kapı açıldı. Yürüdük… Gene kocaman bir kapı ardına kadar açıldı. Biraz daha ilerledik, gene bir kapı açıldı. Muazzam bir salon… Etrafı tekmil kafes… Bu kafeslerden birinin arkasında da Hünkâr oturuyormuş… Gözdeler, saraylılarla dolu kafesler… Kafeslerin önünde de bütün şehzadeler…(…) Ben kantoya başlayınca Hünkâr’ın emriyle salondaki mumlar bir kat daha fazlalaştırıldı. Haremağaları başlarında hasır sepetlerle geldiler. Sepetlerin içi mum dolu. Birçok mum daha yaktılar. Salon gündüz gibi aydınlandı.

    Benim şarkım bitince Peruz’la beraber meşhur ‘Bir Kuzulu Çoban’ düettosunu oynadık. Bu pek beğenildi. Üç kere tekrar ettirdiler. Lakin benim korkum, heyecanım arttıkça artıyor, arttıkça artıyor. Bir paravanın arkasında nöbetle istirahat ediyoruz. Peruz ikide bir: ‘Canım ne korkuyorsun?’ diyor. O cesaretli kadındı. Nihayet ben bir şarkıdan sonra paravananın arkasına çekilir çekilmez ‘şırrak’ diye düşüp bayılmaz mıyım?

    Salon allak bullak oldu. Sarayın doktoru koştu geldi. Ne yapsalar faydasız… Bu sırada iki haremağası geldi.

    ‘Küçük kantocuyu (yani beni) Valide Sultan çok beğendiler… Hemen kendilerini istiyorlar… Kendi elleriyle küçük kantocuya bir hatıra vereceklermiş.’

    Ne mümkün? Kımıldamama imkân yok. Haremağası üç kere gidip geldi. Valide Sultan vereceği hatırayı mutlaka kendi eli ile vermek istiyordu. Lakin olmadı. Beni kollarıma girerek kapıya zor indirdiler. Bir araba ile hep birden döndük. Çıkarken bir kırmızı kese bana, bir kırmızı kese de Peruz’a verdiler.”6

    Sahnede Serçe Gibiyim
    1933 yılında Vakit gazetesinde çıkan bir haberden Şamram Hanım’ın 57 yaşında ve 35 yıldır sahnelerde olduğunu öğreniriz. Haber, sanatçının “Hâlâ sahneden çekilmediğini, yeni şarkılar yapıp bestelemeye devam ettiğini” yazmaktadır. Şamram Hanım o günlerde Naşit Özcan’la çalışmaktadır. Evi Şişli’de olmasına rağmen, artık sanat aşkından mı, yoksa üşendiğinden midir bilemem, topluluğun mekânı olan Şehzadebaşı’ndaki Millet Tiyatrosu’nda üst katta ve sahne arkasında bulunan sanatçı odalarından birinde kalmaktadır. 

    Samram_4) Naşid ve kantocular
    Naşit Özcan ve kantocuları. Şamram Hanım Naşit Özcan’ın yanında (soldan ikinci) bulunuyor.

    Bir yıl sonra Akşam gazetesinde çıkan bir haber sayesinde Şamram Hanım’ın sahne hayatından çekildiğini öğreniriz. Röportajı yine Hikmet Feridun Es yapıyor. Niçin sahneyi bıraktığı sorusuna Şamram Hanım şöyle cevap veriyor:

    Samram_5) ŞAMRAM. Şişlideki ev
    Şamram Hanım’ın Şişli’deki evi, 1920 başları. Üst balkonda Aleks ve kardeşi Hans ile annesi Maria bulunmaktadır. Alt balkonda ise halası Anjel görülmektedir.

    “Ben mesleğimi çok severim. Velinimetim olan halk da bana hâlâ eski Şamram gözüyle bakıyor. Hâlâ sahneye çıktığım zaman efendilerimizin avuçlarını patlatırcasına beni alkışlamak lütfunda bulunduklarını büyük bir iftiharla görüyorum. İhtiyarladım, kuvvetten düştüm mü zannedeceksiniz? Katiyen, daima tekrar ederim: Sahneye çıkınca bana öyle bir kuvvet gelir, öyle bir çeviklik gelir ki, öyle hoplar, öyle sıçrarım ki, bunu 18 yaşında bir genç kız zannederim biraz müşkül yapar. Sahnede bir serçe gibiyimdir. Şimdi siz diyeceksiniz ki, ‘Mesleğini seviyorsun, halk seni tutuyor, kuvvetin yerinde. Öyle ise niçin sahneyi bırakıyorsun?’ Evet, daha 15-20 sene mesleğime devam edecek kudretteyim. Lakin ben sahneden kovulmadan, velinimetimiz halkın hüsnü teveccühü üzerimizden kalkmadan çekilmek istedim ve çekildim.”7 Hikmet Feridun Es başka bir röportajında ise Şamram Hanım’a “Nasıl eğleniyorsunuz?” diye sorar. “En büyük eğlencem Şişli’deki evime gitmek. Çoluğumu çocuğumu etrafıma toplayarak yalnız onlar için şarkı söylemek, onları eğlendirmektir. (…) Evde ufak tefek ev işleriyle meşgul olurum. Naşit Bey’in küçük kızına [yani Adile Naşit’e] takılırım… İşte bu hayatın eğlence tarafları bunlardır.”8 

    Şamram Hanım’ın en önemli özelliklerinden biri de plaklara en çok kayıt yapan kantocu olmasıdır. Cemal Ünlü, “Şamram ve Peruz’un kanto kayıtları Direklerarası atmosferini birebir yansıtan, edası, raksa uygunluğu, eşlik orkestrası ve besteleriyle ‘özgün’ çalışmalar olarak farklılaşacaktır.”9 diyerek bunun altını çizer. 

    Şamram Hanım 14 Mart 1955 günü, bir süredir tedavi altında bulunduğu Yedikule Ermeni Hastanesi’nde yaşama veda eder. Şamram’ın ölümünden sonra Refik Halid şöyle yazmıştır: “Bu artistin, kazandığı rağbet ve muhabbete karşı ne kadar mütevazı ve ne kadar nazik hareket ettiğini, hiç şımarmadığını, hatta kendisini daima küçük gördüğünü düşünüp de ondan değersiz zamane artistlerinin övünüp böbürlenmeleri karşısında nahoş bir tesir altında kalmamak mümkün mü? Bütün İstanbul’un alkışladığı Şamram ayrıca şimdikilerden çok fazla yorulur, harcadığı enerjiye rağmen az kazanır, hiç sızlanmazdı. Beğenilmenin zevki ile avunur, üst tarafını aramazdı.”10  #

    DİPNOTLAR
    1  Gökhan Akçura, Yıldızların Altında: Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Eğlence Yaşamı, YKY-TÜYAP Yayını, İstanbul 2023.
    2  Gökhan Akçura, “Peruz Hakkında Çalışma Notları”, https://manifold.press/peruz-hakkinda-calisma-notlari
    3  Sermet Muhtar Alus, 30 Sene Evvel İstanbul: 1900’lü Yılların Başlarında Şehir Hayatı, İletişim Yayınları, İstanbul.
    4  A. Sırrı, “(En kıdemliler kimlerdir?) Şamram Hanım”, Vakit, 4 Şubat 1933.
    5  Refi Cevad Ulunay, “Şamram Hanım”, Milliyet, 19 Mart 1955.
    6  Hikmet Feridun Es, “Yıldızın Bahçesinde Peruz’la Beraber Hünkârın Karşısında Nasıl Oynadık?”, Akşam, 28 Kasım 1936.
    7  Hikmet Feridun Es, “Şamram Hanım Sahneden Ayrılmaya Karar Verdi”, Akşam, 11 Haziran 1934.
    8  Hikmet Feridun Es, “Herdem Taze Bir Sanatkâr Kadın:
    Şamram Hanım”, Yedigün, S. 16, 28 Haziran 1933.
    9  Cemal Ünlü, Git Zaman Gel Zaman; Fotoğraf-Gramofon-Taş Plak, Pan Yayıncılık, 2004, s. 150, 151.
    10  Refik Halid [Karay], “Kanto”, Akşam, 17 Mart 1955.
  • Victor Effendi Bertrand

    Victor Effendi Bertrand


    “bertrand taklit ve hokkabazlık yapar, her sene babamdan izin isteyerek fransa’ya gider, birtakım yeni şeyler öğrenip gelirdi. saraya sinemayı bu getirmiştir.” bu sözler sultan ıı. abdülhamid’in kızı ayşe sultan’a ait. ilk kez 1958’de hayat dergisinde yayımlanmaya başlayan hatıratında saray ve sinema ilişkisini bertrand adlı bir fransız’a dayandırmaktadır. peki, kimdir bu bertrand? yıldız saray’ına ne zaman gelmiştir? gerçekten bir hokkabaz mıdır? türk sinema tarihi yazılırken mutlaka adı geçecek olan bu kişinin kimliği üzerine hiçbir araştırma yapılmamış olması, onu esrarengiz kılmaktadır. bu yazıyla ve ilk kez yayımlanacak fotoğraflarıyla bertrand’ı gün yüzüne çıkarmaya çalışacağız…

    Sinema_1) VİCTOR BERTRAND 3
    Victor Bertrand, taklitte çok başarılıydı.
    FOTOĞRAF: ALİ CAN SEKMEÇ ARŞİVİ

    Paris’te 1895’te sinematograf ilk kez kamuoyuna sunulduğu sırada Osmanlı imparatorluk tahtında Sultan II. Abdülhamid oturmaktadır. Ülkesini yüksek duvarlarla çevrili Yıldız Sarayı’ndan idare eden Sultan’ın fotoğrafa, müziğe ve sahne sanatlarına ilgisi ön plandadır. Şehzadeyken yurt dışına yaptığı geziler sırasında birçok tiyatro ve operayı seyretme imkânı bulmuştur. Yine şehzadeliği döneminde Muzika-i Hümayun hocası Paul Dussap Paşa’dan müzik dersleri de alan Sultan’ın özellikle opera ve müzikli oyunlara olan tutkusu dönemin yerli ve yabancı basınında kendisine yer bulmakta gecikmemiştir. Sultan’ın Dussap yönetimindeki orkestrayı dinlemekten çok hoşlandığı hatta kendisini kötü hissettiğinde bütün gece ya da kendisine “Dur!” deyinceye kadar orkestrasının icrasını istediği bilinmektedir.

    Victor Bertrand, II. Abdülhamid’in Huzurunda
    Paul Dussap Paşa, Fransız tebaasından Katolik bir Ermeni’dir. Sultanın şehzadeliği döneminden beri sarayda piyano dersi vermiş, cülusundan sonra da bu hizmetine devam etmiştir. Dussap Paşa bir gün: “Gayet iyi bir komiktir. Efendimizin huzurunda marifet göstermeye layıktır.” diyerek bir Fransız hokkabazını takdim eder. Bu hokkabaz 1848 Paris doğumlu Victor Bertrand’dan başkası değildir. Sultan’a gösterdiği birkaç komik marifetten sonra saraya alınır. Sultan, Hazine-i Hassa’dan Bertrand ailesi için saraya yakın olması nedeniyle Beşiktaş’ta dayalı döşeli bir daire verir. Bertrand’a da maaş bağlanır.

    Sultan ondan, yabancılardan özellikle de Fransızlardan oluşacak bir tiyatro ekibi kurmasını ister. Bertrand ve karısı hemen kolları sıvar ve Pera’daki (Beyoğlu) Fransız tiyatro kumpanyalarından seçtiği Edmond, Alexander, Stuart gibi isimlerden bir grup kurar. Ayrıca Oscar adında cambazlık yapan bir Amerikalı da gruba dâhil olur. Az Fransızca bildikleri için muzıkadan Halil, Ahmet, bestekâr Hacı Arif Bey’in oğlu kolağası Cemal Bey, gençliğinde pandomimlerde kız rolüne çıktığı için “Kız Rıfat Bey” denilen Miralay Rıfat Bey, Hilmi Bey, pandomimci Hurşit Bey de bu ekipte yer alır. Bertrand tiyatronun idarecisi ve yönetmenidir. Bu ekip oyun verdikçe piyano başında Dussap Paşa bulunur. Bir süre sonra Sultan, sarayda boşta kalan Güllü Agop Efendi’nin de Bertrand’ın ekibinde oynamasını ister. Güllü Agop, Fransızca bilmemektedir. Fakat öyle çalışır ki kısa zamanda Fransız aktörlerle onların dilinde oyunlar oynayabilecek hâle gelir.

    Sarayda Bir Tiyatro Binası…
    Babası Sultan Abdülaziz gibi Beyoğlu’ndaki tiyatrolara gitmek yerine Yıldız Sarayı’nın yüksek duvarları arkasında yaşamak daha güvenli gelir II. Abdülhamid’e… Bertrand, tiyatro ekibi kurulduktan sonra Alman İmparatoru Wilhelm’in İstanbul ziyareti öncesinde saraya bir tiyatro binası yaptırmaya karar verir. Sultan’ın beyaz atları için yapılan ahır yıktırılır. Yerine Vasilaki Kalfa’nın oğlu Yanko’ya küçük, şirin bir tiyatro inşa ettirir (1889). Bina, Sultan’ın özel locasının iki tarafında beşer locadan, bir de parterden ibarettir. Elektrikle donatılır. Yalnız Sultan’ın locasında elektrik yoktur. Sultan kimse tarafından görülmeden özel locasının bir köşesinden oyunu seyredecektir. Yanında kadın bulunursa locasının kafesi indirilecektir. Tiyatronun mefruşatı zarif, tezyinatı altın yaldızlı, duvarları kırmızı peluş ile kaplanır. Kalabalık orkestranın Sultan’a sırtını dönmemesi için sahnenin önünde değil de Sultan locasının solunda, sahnenin sağında ayrılan yerde duracaktır. Bu tiyatroda ilk oyunu Bertrand ve ekibi sahneledi.

    Sinema_2) II. Abdülhamid-Le Petit Journal-1897
    Sultan II. Abdülhamid kapaklı Fransızca Le Petit Journal dergisi, 1897.
    gri_96_r_14_a30_045_recto
    Sultan II. Abdülhamid Yıldız Sarayı’nda yaşamayı daha güvenli buluyordu. Tiyatroyu da saraya taşıdı.

    Victor Bertrand’ın Taklit Yeteneği ve Oyunu Durduran Sultan!
    Çok az Türkçe konuşabilen Victor Bertrand taklitte gerçek bir üstattır. Ayrıca iyi bir makyajcıdır. Tiyatroda sahne alacak herkes onun makyaj konusundaki yeteneğinden faydalanır. Taklit etmek istediği birinin yalnız fesini başına geçirir, yüzüne yaptığı makyajla o kişinin kıyafetine girer ve onun tavrını canlandırırdı. Sultan, bir gün ondan Guatelli Paşa’yı taklit etmesini ister. Bertrand, Paşa’nın kaputuyla fesini alarak sahneye çıkar. Perde açılınca sahnede öyle bir görünür, Paşa’nın bozuk Türkçesini taklit ederek öyle bir yürür ki görenler sahnedekini Guatelli Paşa sanır.

    Büyük adamların, hükümdarların taklitlerini yapmakta ustalaşan Bertrand, bir gece Yıldız Tiyatrosu sahnesinde maharetini gösterir. Rus Çarı’nın, Almanya ve Avusturya imparatorlarının taklitlerini yapar. Sıranın kendisine geleceğini anlayan Sultan oyunu durdurur.


    “sultan ondan, yabancılardan özellikle de fransızlardan oluşacak bir tiyatro ekibi kurmasını ister. bertrand ve karısı hemen kolları sıvar ve pera’daki (beyoğlu) fransız tiyatro kumpanyalarından seçtiği isimlerden bir grup kurar.”

    Yazar Victor Bertrand
    Victor Bertrand, Sultan’ın hizmetindeyken gösterdiği başarılardan dolayı Mecidiye, Osmaniye ve Osmanlı Güzel Sanatlar madalyalarıyla taltif edilir. Binbaşı rütbesine kadar da yükseltilir. Yine sarayda kaldığı dönemde iki tane de kitap kaleme alır: Les Silhouettes Animées-A La Main (Hareketli Silüetler-Elle Canlandırılmış) ve Réflexions Pratiques sur la Construction des Theatres a L’occasion de L’incendie du Nouveau Theatre Français de Pera a Constantinople (İstanbul Pera’daki Yeni Fransız Tiyatrosu Yangını Vesilesiyle Tiyatro İnşaatı Üzerine Pratik Düşünceler)… Yıldız Sarayı tiyatrosunda ellerini çeşitli şekillere sokarak sergilediği gölge oyunlarını anlattığı ve çoğunun da illüstrasyonlarını çizdiği 192 sayfalık Les Silhouettes Animées-A La Main kitabı, Victor Effendi Bertrand adıyla 1892 yılında Paris’te Charles Mendel’in Libraire de la Science en Famille Yayınevi tarafından yayımlanır. Gölge oyunu üzerine kıymetli bilgilerin ve figürlerin yer aldığı kitapta ayrıca Bertrand tarafından düzenlenmiş gölge oyunu metinleri de vardır. Kitap o dönemde çok beğenilmiş olmalı ki aynı yıl Hollanda’nın Zutphen şehrinde Dutch dilinde Levende Hand-Schaduwbeelden (Canlı Gölge Görüntüleri) adıyla Schillemans & Van Belkum Yayınevi tarafından da yayımlanır. Réflexions Pratiques sur la Construction des Theatres a L’occasion de L’incendie du Nouveau Theatre Français de Pera a Constantinople adlı kitap ise İstanbul’da tiyatro hareketleri ve Pera’da yanan Yeni Fransız Tiyatrosu’na ithafen yeniden inşa edilecek bir tiyatro binasında olması gerekenler üzerine üç bölüm hâlinde yapısal pratik bilgiler içermektedir. 36 sayfalık bu kitap da 1892 yılında Paris’te Léon Pochy tarafından yayımlanmıştır. Bu kitapların basımları Ayşe Sultan’ın hatıratında belirttiği üzere Bertrand’ın izinli olarak Paris’e gittiği zamanlarda olsa gerek…

    Sinema_5) Victor Bertrand kitap kapak
    Victor Bertrand’ın kaleme aldığı Les Silhouettes Animées-A La Main kitabının kapağı.
    Sinema_4) VİCTOR BERTRAND 1
    Victor Bertrand, Sultan’ın hizmetindeyken pek çok madalyayla taltif edildi.

    Paris Gezisi ve Sinematograf
    Victor Bertrand, sinematografla 1896 yılı sonbaharında yaptığı Paris gezisi sırasında karşılaşır. Her seyahatinde Sultan’a yeni bir icat sunmak düşüncesinden hareketle Charles Pathe şirketinden hemen bir tane edinir. İstanbul’a döndüğünde henüz sinematograf buraya ulaşmamıştır bile. Ayşe Sultan hatıratında Bertrand’ın gösterisinden şöyle bahsetmektedir:

    “O zamanki sinemalar (filmler) şimdiki gibi değildi. Perde büyük fırçalarla iyice ıslatılır, küçük parçalar gösterilirdi. Bu parçalar pek karanlık görülür, filmler bir dakikada biterdi. Bununla beraber, çok yeni bir şey olduğundan hoşumuza giderdi.”

    Bertrand’ın sinematograf gösterileri Sultan II. Abdülhamid’in de hoşuna gitmiştir. Önceleri şüpheyle yaklaştığı bu aygıta sempati duymaya başlamıştır. Bunda sadrazam Halil Rıfat Paşa’nın önemli bir rolü vardır. Sinematograf aygıtı üzerine uzun incelemeler yapılmış ve sonuçta bunun çok faydalı olduğu kanısına varılmıştır. Sultan, dünyada yaşanan olayları, hükümdarların resmî ziyaretlerini ya da askerî manevraları gösteren filmleri izlemeyi seviyordu. Bertrand da her fırsatta film gösteriyordu. Bunlardan biri de 1899 yılı yazında Sultan’ın cülus törenine katılmak ve hediye edilen Emirgan Yalısı’nı teslim almak üzere İstanbul’a gelen Karadağ Prensi Nikola için Marmara vapurunda verilen ziyafet sonrası Bertrand tarafından yapılan sinematograf gösterimiydi. Bertrand, 1899 yılı Aralık ayında saraydaki görevinin yanı sıra sinematografa halkın gösterdiği ilgiden hareketle İstanbul’daki Fransız cemiyetinin önde gelen iş adamlarından Louis Parma ile iş birliğine gitti. “Ailelerin sinematografı” adıyla evlerde kullanılmak üzere Georges Demeny’in Coronofotografia adlı seyyar projeksiyon aygıtını geliştirerek Victor Bertrand sistemini kurmuş ve bunu, “İçten ışıklı, yeni ve çok mercekli kondansatörlü lambasıyla net ve parlak gösteri sağlayan yegâne bilimsel cihazdır. Benzeri yoktur.” diye lanse ederek Parma’nın Grand Rue De Pera 452 no.lu mağazasında satışa çıkarmıştır.


    “bertrand’ın sinematograf gösterileri sultan ıı. abdülhamid’in de hoşuna gitmiştir. önceleri şüpheyle yaklaştığı bu aygıta sempati duymaya başlamıştır. bunda sadrazam halil rıfat paşa’nın önemli bir rolü vardır.”

    Sinema_6) VİCTOR BERTRAND 2
    Victor Bertrand rolünü oynarken…

    Sultan II. Abdülhamid’in Tahttan İndirilişi ve Bertrand’ın Akıbeti
    Takvimler 1908 yılını gösterdiğinde Bertrand artık altmış yaşındadır. Sultan II. Abdülhamid tahttan indirilmiş, saraydaki günler sona ermiştir. 29 Ağustos 1908 tarihli bir emirle sarayla bağlantısı kesilmiştir. Bu emir üzerine Sadaret’e yazdığı mektupta Sultan’ın hizmetinde bulunduğu sürece kendisine sadakat göstermekten geri durmadığını, sarayda yedi sekiz yıldır kullanılmayan bir sinematograf takımı olduğunu, bunun kendisine verilmesini, bundan sonraki geçimini bu aygıtı kullanarak sağlayabileceğini, artık yaşlandığını ve eskisi kadar çalışma kuvvetinde olamadığını belirtir. Tabii cevap alamaz. Hemen ardından yeni bir mektup yazar. Mektubunda karısının saraydaki oyunlarda artist olarak çalışmasına rağmen birikmiş maaşını alamadığını, sarayda görevliyken bacağının kırılması sonrasında hayatta olduğu sürece ödenmek üzere Sultan tarafından kendisine bağlanan 25 liralık tahsisatın ödenmediğini, İstanbul’dan ayrılacağı için bu parayı aydan aya mensubu olduğu elçilik vasıtasıyla alabilmesinin sağlanmasını rica eder. Tabii yine cevap alamaz.

    Victor Bertrand, çaresizlik içinde saraydan ümidini kesince Pera’da Tünel meydanına yakın bir otel işletir bir süre. 1909 yılında çok sevdiği ve yirmi beş yıl yaşadığı İstanbul’u terk eder. Romanya’ya gider. Bükreş’te sanatını icra etmeye çalışır. Uzun yıllar lütuf ve nimetini gördüğü Sultan II. Abdülhamid’in karikatürlerini yaparak geçimini sağlar. Ne zaman ve nerede öldüğü kesin olarak bilinmeyen Victor Bertrand, hâlâ yazılamamış olan Türk sinema tarihinin ilk köşe taşlarından biri olarak tarihteki yerini almıştır… #

    KAYNAKÇA
    “Ailelerin Sinematografı”, Le Moniteur Oriental, 20.12.1899.
    Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi (ML.EEM.00716.00083.01-ML.EEM.00716.00083.02)
    İrtem, Süleyman Kani, “Saray ve Babıali’nin İç Yüzü”, Akşam gazetesi, 1944-1945.
    Osmanoğlu, Ayşe, “Babam Sultan Abdülhamid”, Hayat dergisi, 1958.
    Sekmeç, Ali Can, Türk Sinemasında Azınlıklar ve Yabancılar, Antalya, 2017.