Etiket: mustafa kemal

  • Hatay’da Sürüncemeli Yıllar

    Hatay’da Sürüncemeli Yıllar


    ankara antlaşması sonrasında fransa ile ilişkilerin geliştirilmesi için barış ortamının doğması beklenmiş, lozan’dan bir buçuk yıl sonra paris’e büyükelçi olarak atanan cevat (ezine) bey 6 şubat’ta güven mektubunu sunmuştu. yüz yıl önce bu ay ankara’nın gündemine giren iskenderun sancağı meselesi, on dört yıl boyunca sürüncemede kalacak, 1939’da nihai sonuca ulaşılana kadar fransa ile türkiye arasında diplomatik bir sorun olacaktı.

    Savaş sonrası eski Osmanlı sınırları dışında ve Fransa’nın yetkisi altında kalan topraklarla iyi komşuluk ilişkileri kurmak ve Türkiye’nin çıkarlarını kollamak için harekete geçen Dışişleri Bakanlığı, Suriye’deki manda yönetimiyle görüşmekteydi. Sağ kolunu Çanakkale’de kaybeden Fransa Yüksek Komiseri General Henri Joseph Étienne Gouraud, Dürzi isyanıyla uğraşırken sol elini dostluğa uzatacak mıydı? Paris ile Ankara’nın güney sınırını diplomasiyle çözmesi için gereken koşullar henüz oluşmamıştı. Fransa hem dost hem düşmandı.

    Tam_Bir_Asir_Once_1
    5 Temmuz 1939 günü Hatay’ın ilhakı sonrasında kente giren Albay Şükrü Kanatlı.

    1921’de Kilikya’daki savaşın sonlanması ve Mudanya Mütarekesi sürecinde Mustafa Kemal Paşa’nın güvenini kazanan Fransa’nın gayriresmî temsilcisi Henry Franklin-Bouillon, bu kez Milletler Cemiyeti’nin Fransa mandasına emanet ettiği Suriye sınırı üzerine müzakere ediyordu. Sınır meselesini bir anlaşmayla çözme çabası, İskenderun Sancağı’nın gelecekte yaşayacağı sorunların da başlangıcı oldu.

    Ankara Antlaşması’nın beşinci başlığında İskenderun bölgesi için özel bir idari rejim kurulması hükmüne yer verilmişti. Bölgedeki Türklerin kendi kültürlerini yaşayabilmesi için her imkânın sunulacağı, Türkçenin de resmî dil olacağı not edilmişti. Geçen üç yıl boyunca bu konuda bir ilerleme sağlanamamış olması, başlı başına yeni bir sorun yaratıyordu.

    Manda yönetiminin başlangıcından beri bölgedeki Araplarla Türkler bloklaşmış, Fransız yönetiminin hakemliğine duyulan güven zedelenmişti. Ne var ki bu iki kesimde de fikir birliği yoktu. Türkiye’ye katılma yanlısı Türklerle bağımsız sancak isteyenler ayrışıyordu. Araplar da ikilemdeydi. Kimi mandanın sürmesini kimi bağımsız bir Suriye Cumhuriyeti’nin parçası olmayı hayal ediyordu.

    Tam_Bir_Asir_Once_2
    İskenderun’da Arap protestosu.

    “Kişisel Mesele”nin Kökenleri
    Mustafa Kemal Paşa 1923’ün Mart ayında yaptığı yurt gezisinde Çukurova kavşağındaki Yenice’ye uğradığında halk tarafından karşılanmıştı. Beraberindeki Adana Mebusu Damar Zamir (Arıkoğlu), o güne dair izlenimlerini şöyle aktarmıştı: “Kalabalık, istasyon ve yolu doldurmuştu. O sevinci tasvir etmek kolay değil. Gözyaşları dökenler gördüm. Paşanın ayağını bastığı toprağı öpmek için kendini yere atanlar vardı. O müthiş kalabalığın candan sevgisinin cazibesine kapılan Mustafa Kemal, Latife Hanım’la yan yana, bizler de arkalarında yürüyerek ilerledik. (…) Baraja giden yol kavşağına vardığımızda, solumuzda siyah giyinmiş bir grup ellerinde siyah bayraklar tutuyordu. Başlarında Mursaloğlu Tayfur [Sökmen] duruyordu. Acı ve feryatla paşayı selamladılar. Bazıları ağlıyordu. Paşa durakladı. Tamamı Hatay’dan gelmişti. On beş yaşlarında, baştan aşağı siyahlar içinde bir kız ağlayarak Hatay’ın anavatandan ayrı kalmasını, Fransızların zulüm ve işkencesi altındaki beş yüz bin Türk’ün cehennem azabı yaşadığını anlattı ve ‘Ne olur paşam bizleri de kurtar. Bu zalim Fransızların esaretinde bırakma. Sana yalvarırım, bütün Hataylılar yalvarıyor; bizi de hürriyete, anavatana kavuştur.’ dedi. Bizim gözyaşlarımız da onunkilere katıldı. Paşa önümde olduğu için gözlerini göremedim fakat Latife Hanım da ağlıyordu. Paşa tatlı ve gür sesiyle, ‘Türk milleti asla mahkûm ve esir kalamaz. Rahat olun.’ dedi.”

    Bu olayın üzerinden iki yıl geçmiş ama çözüme yönelik adım atılamamıştı. Türk muhacirler Adana’da eylemler yapıyor, yerel basın aralıksız kampanya yürütüyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın 1925 başında Dörtyol’daki sınır karakoluna yaptığı ziyaret, bir ölçüde Fransızların dikkatini çekmiş, gerilim bir süreliğine de olsa azalmıştı.


    “on beş yaşlarında, baştan aşağı siyahlar içinde bir kız ağlayarak hatay’ın anavatandan ayrı kalmasını, fransızların zulüm ve işkencesi altındaki beş yüz bin türk’ün cehennem azabı yaşadığını anlattı ve ‘ne olur paşam bizleri de kurtar. bu zalim fransızların esaretinde bırakma. sana yalvarırım, bütün hataylılar yalvarıyor; bizi de hürriyete, anavatana kavuştur.’ dedi. paşa tatlı ve gür sesiyle, ‘türk milleti asla mahkûm ve esir kalamaz. rahat olun.’ dedi.”

    Uluslararası Hukuk ve Diplomasi Altyapısı Kuruluyor
    Günümüzden tam bir asır önce Ali Fethi (Okyar) Bey, yeni büyükelçi olarak Paris’e atandı. Muhatap Fransa’ydı ve ilişkiler çok boyutluydu. Ankara’daki çabaların temelinde yeni rejimi tutundurmak ve uluslararası tanınırlığını sağlamak yatıyordu. Yenice’de Mursaloğlu Tayfur ve Hataylılara verilen sözün tutulabilmesi buna bağlıydı.

    Tam_Bir_Asir_Once_3.1
    Ankara’da inşaatı tamamlanan ilk büyükelçilik binası olan Almanya Sefarethanesi.
    Tam_Bir_Asir_Once_3
    Ankara’da Ziraat Bankası inşaatı, 1925.

    Hükümet farklı ülkelerin temsilcilikleri olarak kullanılması için sefarethaneler inşa etmeye başlamış, Ankara’nın tam anlamıyla başkent kimliği kazanması için çalışıyordu. Cumhurbaşkanı ilk tamamlanan bina olan Almanya Büyükelçiliği’ni bizzat teftiş etmiş, tüm ayrıntılarıyla ilgilenmişti. Yeni TBMM binası ve görkemli bir Ziraat Bankası inşa ediliyor, başkentte Avrupai ölçütlerde bir bayındırlık hamlesine girişiliyordu.

    Yüz yıl önceki nisan ayının gelişmelerinden biri de Fransa’nın Albert Sarraut’yu büyükelçi olarak Ankara’ya atamasıydı. Yirmi üç yıl milletvekilliği, dört kez sömürge bakanlığı deneyimi olan Sarraut, bu görev önerildiğinde Pierre Loti ve Claude Farrère’in romanlarına konu olan bir ülkeyi keşfetme arzusu ve yaratıcısını tanıma isteğiyle kabul ettiğini söyleyecekti.

    Avrupa’da artık “Yeni Türkiye” olarak adlandırılan Ankara’daki gelişmeler Amerikalıları da ilgilendiriyor, Merian C. Cooper ve Ernest Schoedsack tarafından çekilen ilk etnografik belgesel filmlerden biri olan Grass: A Nation’s Battle for Life (Otluk: Bir Ulusun Yaşam Savaşı) gösterime giriyordu.

    Tam_Bir_Asir_Once_4
    General Gouraud ve subayları Halep’te, Fedan Şeyhi Mücim bin Muhaid’in madalya töreninde.
    Tam_Bir_Asir_Once_5
    Antakya Lisesi öğrencilerinin protesto gösterisi.

    İskenderun Sancağı’nda Çözümsüzlük
    General Gouraud göreve geldiğinden beri Hatay, İskenderun ve Kırıkhan’ın kazalarını kontrol altında tutuyor, İskenderun Sancağı’nı Halep merkezli otonom bir bölge hâline getirmeye çalışıyordu. İskenderun’da sancağın bütçesini yürütmekten sorumlu idari konsey kurulmuş, her kazada istihbarat memurları görevlendirilmişti. Konsey manda yönetimi denetiminde bir yerel yönetim gibi çalışıyordu.

    Suriye’nin genelinde manda yönetimine karşı isyana bu sancaktaki Arap-Türk çatışması da eklenince Gouraud’nun işi daha da zorlaştı. Türk ve Arap gençlerin zorunlu olarak bir araya geldiği, Antakya Sultanisi’ndeki öğrenci çatışmaları okuldan taşıyor, iki tarafın gençleri mahalle güvenliğini sağlamak için örgütlenip geceleri nöbet tutuyordu.

    Manda yönetimi, okulu lise olarak düzenleyip Arapça ve Türkçe ikili öğretim düzenine geçerek çatışmayı dindirmek istedi ve programa Fransızca verilen ortak yurttaşlık bilgisi derslerini ekledi. Ne var ki üzerlerinde oluşan Fransız tahakkümünden iki blok da şikâyetçiydi. Konu Halep’teki yıllık manda yönetimi mebuslar toplantısında ele alındı. Antakya mebuslarının verdiği önergeyle okulun Türk ve Arap lisesi olarak ikiye ayrılması teklif edildi. Teklif hemen kabul edildi ve 166 öğrenci iki ayrı kısımda eğitime devam etti. Bu ayrım da sorunu çözmeyince birçok öğrenci okulu bıraktı. Hatay’ın ileri gelenleri bunun üzerine Türk öğrencileri anavatanda okutma girişiminde bulundu. Millî Eğitim Bakanlığı, Antakya Lisesi’nden gelen öğrencilerin hangi sınıftan olursa olsun tüm okullara kabul edilmesi talimatı verdi ve çoğunlukla en yakın merkezler olan Adana ve Gaziantep liselerine gönderildiler.

    Manda yönetimi son olarak Halep ve Şam’ı tek devlet durumuna getirdi. İskenderun Sancağı’yla ilgili olarak da mevcut rejim korunmakla beraber bölgeyi Suriye Devleti’ne bağlayan bir kararname yayımlandı. Böylece sancağın siyasi statüsünün kısa vadede çözüme kavuşma olasılığı da ortadan kalktı. Fransa sanki İngiltere’nin Şeyh Sait İsyanı’yla Musul konusunda edindiği kazanıma benzer bir avantaj elde etme niyetindeydi.

    Sonuçta bir yıl önce Yenice’de Mustafa Kemal Paşa’ya yakaranların çektiği çile devam ediyordu. İskenderun Sancağı’nda yaşayan Türkler gözlerini anavatana dikmiş, Ankara’dan iyi bir haber gelmesini bekliyordu. Görüşmeler basından takip ediliyor, en küçük haber bile umut ışığı olarak görülüyordu.

    Tam_Bir_Asir_Once_6
    Hatay Devleti bağımsızlığını kutluyor, 1937.
    Tam_Bir_Asir_Once_6.1
    27 Ocak 1937 tarihli Kurun’da Hatay’ın bağımsızlığa kavuşma haberi.

    1925’teki bu durumun giderek normalleşmesi beklenirken izleyen yıllarda Suriye Cumhuriyeti kuruldu ve iş daha da içinden çıkılmaz oldu. Şam yönetimi İskenderun Sancağı’nda Türklüğe dair bütün izlerin yasaklanması için manda yönetimine baskı yapmaya başladı. Türkiye’den okullara gönderilen ders kitaplarının toplanıp Atatürk resimlerinden arındırılması gibi vakalar yaşandı.

    1933’te Cumhuriyet’in onuncu yılı kutlamalarına sancaktaki Türkler de katıldı. Hatay’dan Ankara’ya kutlama telgrafları çekilip Cumhuriyet Bayramı kutlandı. Ertesi yıl Sancak Yüksek Komiseri Durieux, sınır sorunlarıyla ilgili olarak bir Türk heyetini Antakya’ya davet etti. Bunu haber alan sancak Türkleri, Mustafa Kemal Paşa şerefine şenlik düzenleyip Arap düşmanlığına karşı Türkiye’ye katılma taleplerini seslendirdi.

    Manda yönetiminin Arapları memnun etmek için aldığı her karar, yeni çatışmalara yol açmaya devam etti. Sonuçta yüz yıl önce patlak veren sorun, Atatürk’ün son yıllarındaki iradesiyle önce bağımsızlık statüsünü getirdi, günümüzden 86 yıl önce de Hatay’ın ilhakıyla çözümlendi. #

    KAYNAKÇA
    Arıkoğlu, Damar Zamir, Hatıralarım, Tan, 1961.
    “Atatürk’ün Büyükelçiliği Ziyareti”, https://tuerkei.diplo.de/tr
    Gentizon, M.P., “Le réveil de l’Orient Angora”, L’Illustration, 25 Aralık 1926.
    Çalışlar, İzzeddin, Cumhuriyete Doğru 52 Hafta, Remzi Kitabevi, 2023.
    Karakoç, Ercan, “Atatürk’ün Hatay Davası”, Bilig, sayı 50, 2009.
    Khoury, Basile, “Le processus d’annexion du Sandjak d’Alexandrette”, ifpo.hypotheses.org 4 Temmuz 2013.
    Miller, Joyce Laverty, “The Syrian Revolt of 1925”, International Journal of Middle East Studies Vol. 8, No. 4, Cambridge University Press, Ekim 1977.
    Yamaç, Müzehher, “Atatürk Döneminin Son Kazanımı İskenderun Sancağı-Hatay”, Akademik Bakış, cilt 17, sayı 33, Kış 2023.
    Yavuz, Bige, “Fransız Gözüyle Atatürk Devrimi Üzerine Genel Değerlendirmeler”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cilt 19, sayı 56, 2003.
    Yerasimos, Stefanos, “Le sandjak d’Alexandrette: formation et intégration d’un territoire”, Revue de l’Occident musulman et de la Méditerranée, sayı 48-49, 1988.
  • Nas Değil Us

    Nas Değil Us


    yıl 1922… tbmm ve hükümeti, mudanya mütarekesi’nin ardından gerçekle yüzleşir: yıllardır seferber yaşayan anadolu halkının ekonomik gücü tükenmiştir. fiilen savaş alanı olan anadolu toprakları yanmış, yıkılmıştır. ekilebilen araziler kullanılmaz duruma gelmiş, yerleşim alanlarının çoğu yok olmuştur. ülke, meslek sahibi pek çok insanını yitirmiştir… topraklarını emperyalizmin kıskacından kurtarmanın bedelidir bunlar. gelecek kuşaklar da aynı bedeli ödemesin diye kollarını sıvar yeni türkiye’nin yöneticileri. bir kış günü iktisat kongresi toplanır…

    İktisat Kongresi Düşüncesi Gazi’ye Ulaşıyor
    Kongre’nin düşün babası dönemin İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’tur. Arkadaşlarıyla işgalden arındırılan bölgede inceleme yapar. Meclis vermiştir bu görevi onlara. Adım adım tanık olurlar yıkıma. Genç iktisat bakanı, yıkıntılar arasında hoplaya hoplaya yürürken “Bu ekonomi nasıl toparlanacak?” diye sorar kendine… Daha 16 yaşında gazete makalesinde iktisat=ihtiyaç saptamasını yapan Bozkurt,1 soruyu kendisi yanıtlar: Kurtuluş, ekonomik unsurların tanışması ve tartışmasıyla mümkündür, der. Sorunu çiftçinin üvendiresi, sanatkârın çekici çözmelidir ona göre. İzmir’de telgrafhaneye koşar. Çankaya’yı arayalım, der. Tarih yaprakları 21 Kasım 1922’yi göstermektedir. Madeni çubuk hareket eder, kısa ve uzun tıkırtılar birbirini izler…

    Iktisat_Kongresi_1) İzmir_İktisat_1
    17 Şubat 1923’te gerçekleştirilen Türkiye İktisat Kongresi’nde 1.135 temsilci ve dört bini aşkın izleyici hazır bulunmuştur.

    “Memleketin iktisadiyatı uzun senelerden beri unutulmuştur. İktisat unsurları dinlenmemiştir. Bu meslek adamlarını dinlemek ve onların dileklerine göre bir iktisat programı vücuda getirmek (…) lazımdır ve bu çok hayırlı olur.”2

    Mahmut Esat, Gazi’den açış konuşmasını yapmasını da ister. Yanıt olumludur. Bakan kolları sıvar, Türkiye’nin ekonomik unsurlarını çiftçi, sanayici, tüccar ve işçi olarak belirler. Kongre’ye bu sınıfların temsilcileri çağrılır.3

    Hazırlık süreci âdeta demokrasi şölenidir. Ülkenin dört yanında çiftçiler, işçiler, sanayiciler, tüccarlar temsilcilerini belirlemek için seçim yapar. Örneğin Erzurum, Konya, İzmir illeriyle Antalya, Eskişehir, Kayseri, Kütahya, Erzincan, Amasya livaları ve İnebolu, Tosya, Karaman gibi kazalardan toplam 250 üye ocak ayında belirlenir.4 Şubat ortasında pek çok temsilci İzmir’e ulaştığında kentte heyecan egemendir. Lozan’da barış görüşmelerinin kesildiği haberi bile gölge düşürememiştir geleceğini kurmak isteyenlerin heyecanına…

    Iktisat_Kongresi_2) Mahmut Esat Bozkurt 2
    Türkiye İktisat Kongresi’nin gerçekleşmesinde dönemin İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt önemli rol oynar.
    Iktisat_Kongresi_4) Gazi ve Kâzım Karabekir Basmane Garı’nda
    Gazi Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir Basmane Garı’nda.

    Kongre’den Beklentiler Nelerdir?
    Beklenti farklıdır. Örneğin Tan gazetesi mesleki ve ekonomik bir programın ortaya konmasını ister. Aydınlık’tan Şefik Hüsnü, tartışmalar köylü ve işçi sınıfının yararında düğümlenirse Türkiye kurtulur, der. İleri’den Feridun Fikri, girişim özgürlüğünün ve ticaret serbestisinin sağlanmasını, yerli sermayeye destek olunmasını, üretim kooperatifleri oluşturulmasını ister. Suphi Nuri’ye göre, ülkenin üretici-tüketici ve aracı unsurları, yarının Türkiye’sinden nasıl bir ekonomik idare bekliyor sorusu yanıtlanmalıdır.5 Kamuoyunda ve TBMM’de özgür eleştiri ortamı vardır. Meclis’te örneğin Ali Şükrü Bey’in başını çektiği muhalefet, Kongre’yi lüks diye tanımlar.6 Mahmut Esat’ı, izleyeceği iktisadi politikayı Meclis’e onaylatmadan, halktan ya da meslek sahiplerinden görüş almaya kalkmakla suçlar. Bakanın yanıtı ders niteliğindedir. Ekonomik unsurlar hükümete her zaman yol göstermelidir ve buna her zaman gereksinim vardır.7

    Iktisat_Kongresi_3) İstanbul gazetecileri
    İstanbul basınından gazeteciler… İktisat Kongresi’nden dönemin basınının beklentileri yayın çizgilerine göre farklılık göstermiştir.

    Kongre Çalışmaları Başlıyor
    17 Şubat 1923… 1.135 temsilci ve dört bini aşkın izleyici Kongre salonunda hazırdır. Kadın işçiler ve dinleyici locasındaki kadınlar yeni Türkiye’nin gelecek yüzüdür. Salondaki sessizliği otomobil düdüğü bozar. Gazi salondakileri selamlayarak yerine gelir gelmez Ertuğrul Mızıkası esas duruşa geçer. İstiklal Marşı’nı çalar ilk kez bir açılış töreninde… Ardından Gazi konuşmasını yapar. Onu Mahmut Esat ile Kâzım Karabekir’in konuşmaları izler.

    Mustafa Kemal Paşa ile Mahmut Esat’ın konuşmaları uyumludur. Her ikisi de Osmanlı Devleti’nin yıkılışını ekonomik nedenlere bağlar. Liberal ekonomi çökertmiştir devleti. Mustafa Kemal örneğin, Türkiye Devleti ve hükümeti artık yabancı sermayenin “jandarma”sı olmayacak, der.8 Jandarma devlet, ekonomik liberalizmi benimseyen devlettir.9 Mahmut Esat da Türkiye’nin liberal, sosyalist, komünist ya da devletçi ekolden yürümeyeceğini ama ülke gereksinimlerine göre var olan ekonomik sistemlerden yararlanacağını söyler. Tanımı, karma ekonomidir aslında.10 İkilinin dışa karşı mesajı da ortaktır. Lozan’da Türklerin ekonomik bağımsızlığını tanımak istemeyen emperyalistlere tam bağımsızlık vurgusu yapılır. Katılımcılar da o günden itibaren aynı amaçla çalışır.

    Iktisat_Kongresi_6) İzmir_İktisat_3
    Kongre’ye farklı meslek gruplarından temsilciler katıldı.
    Iktisat_Kongresi_5) Grupların Armaları Kaynak Gündüz Ökçün
    Grupların armaları.
    KAYNAK: GÜNDÜZ ÖKÇÜN

    Çiftçi, İşçi, Tüccar, Sanayici Grupları ve Kararları
    Salonda demokrasi egemendir. Kongre başkanı Kâzım Karabekir Paşa seçimle belirlenir. Her meslek grubu kendi grubunu oluşturur. Grup başkanları seçimle belirlenir. Gruplar ülke sorunlarını, çıkarlarını, gereksinimlerini ve hatta hükümete sunacakları çözüm önerilerini tartışarak belirler, raporlaştırır ve başkanlık makamına sunar. Grup kararları gerçekçidir, akılcıdır, çağdaş ve kalkınmış bir Türkiye özlemiyle yoğrulmuştur. Sanayi Grubu, örneğin koruyucu gümrük vergileri yoluyla sanayinin korunmasını, sanayicinin yasalarla teşvik edilmesini, ulaşım olanaklarının geliştirilmesini, kredi verecek bankaların açılmasını ister. Tüccar Grubu, tekelcilikle mücadele edilmesini, ipotek karşılığı kredi verilmesini, bir ana ticaret bankası açılmasını, iktisat eğitiminin yaygınlaştırılmasını, kömür üretiminin dış rekabetten korunmasını, haberleşme hizmetlerinde gecikmelerin önüne geçilmesini ister. Çiftçi Grubu, öncelikle Aşar Vergisi ile Reji kaldırılsın, der. Sonra tütün ekim ve ticaretinin serbest olmasını, tarımsal kredilerin düzene sokulmasını, hayvan hastalıklarıyla mücadele edilmesini, tarım alet ve makinelerinde standartlaşmaya gidilmesini, pratik tarım derslerinin okul programlarına konulmasını ister. İşçi Grubu’nun istekleri sosyal devletin gereğidir aslında. Çalışma saatlerinin sekiz saate indirilmesi, 12 yaşından küçüklerin çalıştırılmaması, gece çalışmalarına çift ücret ödenmesi, kaza ve hayat sigortasının sağlanması gibi pek çok dilek vardır. Özünde, “Devletim desteklerse emeğimi esirgemem” anlayışı egemendir grup kararlarında. Acaba Kongre’nin asıl metni olan Misak-ı İktisadi de benimsemiş midir bu düşünceyi?

    Misak-ı İktisadi ve Hayal Kırıklığı
    Ne yazık ki hayır… 4 Mart 1923’te duyurulan ve on iki maddeden oluşan metin, iktisattan çok ahlaki ve dinî özellikler taşır: Türkiye halkı, tahribat yapmaz; imar eder. Sarf ettiği eşyayı mümkün mertebe kendi yetiştirir. Çok çalışır. Ormanlarını evladı gibi sever. Mukaddesatına (…) mallarına karşı yapılan düşman fesat ve propagandalarından nefret eder. Hırsızlık, yalancılık, riya, tembellik büyük düşmanımız; taassuptan uzak dindarca dayanıklılık her şeyde esasımızdır. Türkler, irfan ve marifet âşığıdır. Kandil gününü kitap bayramı olarak kutlar…


    “iktisat andı neden iktisattan uzak düşmüştür? pek çok neden sayılabilir ancak temel neden demokratik bir tartışma ortamında kaleme alınmaması, kaleme alanın örneğin latin harfleri gibi devrimci düşünceye sahip olmamasıdır.”

    İktisat andı neden iktisattan uzak düşmüştür? Pek çok neden sayılabilir ancak temel neden demokratik bir tartışma ortamında kaleme alınmaması, kaleme alanın örneğin Latin harfleri gibi devrimci düşünceye sahip olmamasıdır. Kongre sekreteri Ahmet Hamdi Bey, metni Kâzım Karabekir Paşa’nın hazırladığını ve hazırlarken tartışmaya izin vermediğini şöyle açıklar:

    “…Yarattığı bu eserin kılına hiç kimseyi dokundurtmadı. Kendisi bu maddeleri bana dikte ettirdi; âdeta ordu kumandanının emir subayına talimat dikte ettirdiği gibi. Vakıa, itiraza kalktım; böyle misak olmaz dedim ama Paşa’ya dinletemedim…”11

    Kâzım Karabekir Paşa, Kongre’nin kapanış konuşmasında metnin ninnilerde, şiirlerde yer almasını istese de basında sert eleştirilir. Hüseyin Cahit örneğin, okurken acı acı gülümser: “Ne boş bir hülya.” der. Ahlaki kurallar yazılacaksa eğer, onun da önerisi vardır: “Türk Türk’ün gözünü oymayacaktır. Türk Türk’ün başarısını kıskanmayacaktır…”12 Necmettin Sadık’a (Sadak) göre İktisat Kongresi ansızın bir ahlak cemiyetine dönüşmüştür. Nasihatler kıymetlidir ancak bunları bulmak için 1.135 kişi toplamak gereksizdir.13 Suphi Nuri, on iki maddeden oluşan metni tekrar tekrar okur, ekonomiye dair tek kelime bulamaz. Yine de karamsar olmaz, bir sonraki kongreye inşallah…14 Hayal kırıklığının Mahmut Esat da farkındadır. Ama nezaketi elden bırakmaz, tek başına değil grup kararlarıyla değerlendirelim, der.15 


    “tbmm 1 nisan 1923 günü seçim kararı alır. 8 nisan’da mustafa kemal paşa ı. grup’un seçim beyannamesini yayımlar. ‘9 umde’ olarak anılan belge (c)halk partisi’nin programı olacaktır. mustafa kemal 9 umde’de misak-ı iktisadi’yi değil, grup kararları’nı esas alır. misak-ı iktisadi ise terakkiperver cumhuriyet fırkası’na ruh verir.”

    Iktisat_Kongresi_7) Akşam 8 Mart 1923 büyük
    Necmettin Sadık (Sadak) Akşam gazetesinde İktisat Kongresi’nin ansızın bir ahlak cemiyetine dönüştüğünü belirtiyor.

    Misak-ı İktisadi ve Yol Arkadaşlığı
    Grup Kararları ile Misak-ı İktisadi arasındaki zihniyet farkı önemli bir soruya yanıt olur: Barış döneminde sorunlara ülke gereksinimlerine uygun akılcı yanıtlar mı verilecektir? Yoksa nas, us’un önüne mi geçecektir.

    TBMM 1 Nisan 1923 günü seçim kararı alır. 8 Nisan’da Mustafa Kemal Paşa I. Grup’un seçim beyannamesini yayımlar. “9 Umde” olarak anılan belge (C)Halk Partisi’nin programı olacaktır. Mustafa Kemal 9 Umde’de Misak-ı İktisadi’yi değil, Grup Kararları’nı esas alır. Misak-ı İktisadi ise Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na ruh verir. İki parti arasındaki temel fark dinî duygulara saygılı olmak da değildir; Terakkipervercilerin yerinden yönetimi/ademimerkeziyeti savunmasıdır. Sonuç? Parti kapatılır. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal yol arkadaşlarını değiştirerek yoluna devam eder. Zira yol doğrudur, akılcıdır, yalnız bazı yol arkadaşlarının ufukları dardır. Mustafa Kemal’e göre yol arkadaşlığı ne midir? Ali Fuat Cebesoy 1923 yılında ona, “Senin yeni apôtreslerin [Fr. yoldaş, yol arkadaşı] kimdir?” diye sorduğunda bakın ne yanıt verir:

    “Benim apôtreslerim yoktur. Memleket ve millete kimler hizmet eder ve hizmet, liyakat ve kudretini gösterirlerse apôtres onlardır.”16  #

    DİPNOTLAR
    1  Hizmet, 8 Mart 1909; Şaduman Halıcı, Yeni Türkiye Devleti’nin Yapılanmasında Mahmut Esat Bozkurt, AAM, Ankara, 2004, s. 14, 205-239.
    2  TBMM ZC, D. 1, c. 27, s. 171.
    3  Hâkimiyet-i Milliye, 9 Ocak 1923, s. 4.
    Hâkimiyet-i Milliye, 19 Ocak 1923; 22 Ocak 1923, s. 3.
    5  Gündüz Ökçün, Türkiye İktisat Kongresi 1923-İzmir, Haberler-Belgeler-Yorumlar, AÜ SBF Yayınları, Ankara, 1971, s. 55.
    6  TBMM ZC, Devre 1, c. 27, s. 170-177.
    TBMM ZC, Devre 1, c. 27, s. 174-177.
    8  İktisad Esaslarımız: 17 Şubat 339 (1923): 3 Mart 339 (1923) Tarihine Kadar İzmir’de Toplanan İlk Türk İktisad Kongresinde Kabul Olunan Esaslar ve İrad Olunan Nutuklar, Anadolu Matbaası, İzmir, 1339 (1923), s. 62-66.
    9  Kemal Gözler, Devletin Genel Teorisi, Ekin Basım Yayın Dağıtım, Bursa, 2020, s. 29.
    10  İktisad Esaslarımız, s. 67-75.
    11  Ahmet Hamdi Başar’ın Hatıraları 1: Gazi Bana Çok Kızmış, yay. haz. M. Koraltürk, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2007, s. 152.
    12  Hüseyin Cahit (Yalçın), “Misak-ı İktisadi”, Tanin, 16 Mart 1923, s. 1.
    13  Necmettin Sadık (Sadak), “Ahlak mı İktisat mı?”, Akşam, 8 Mart 1923, s. 3.
    14  Suphi Nuri (İleri), “Misak-ı İktisadi”, İleri, 7 Mart 1923, s. 1.
    15  “İktisat Kongresi, Faideleri, Neticeleri”, Akşam, 25 Mart 1923, s. 3.
    16  Şerafettin Turan, Mustafa Kemal Atatürk, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2017, s. 410.