Etiket: münih olimpiyatları

  • 20. yüzyılın yeni cephesi:‘Özel kuvvet’ operasyonları

    20. yüzyılın yeni cephesi:‘Özel kuvvet’ operasyonları

    20.yüzyıla damgasını vuran askerî mücadeleler, özellikle 2. Dünya Savaşı’yla birlikte yeni bir boyut kazandı. Artık sıcak muharebeye giren askerî birliklerin sevk ve idaresi kadar, istihbarat örgütlerinin faaliyetleri, özel operasyonları ve propaganda da hayati bir önem taşıyordu. Kurtarılan-kaybedilen hayatlar ve uluslararası mücadelenin yeni alanı.

    Geçen yüzyıl savaşların­da gördüğümüz birçok yeniliğin arasında, özel operasyonların giderek artması dikkati çeker. Bunlar esas olarak düşman hatlarının gerisinde veya çatışmalara taraf olmamış ülkelerdeki girişimlerdir ama; terör hadiseleri sözkonusu olun­ca ülkelerin kendi topraklarında da gerçekleşir. Resmen ilan edilmemiş savaşlarda, özel ope­rasyonlar daha bir ön plandadır. Bunlarda, sayı olarak az ama çok sıkı elemeler ve eğitimlerden geçmiş yetenekli özel birlikler kullanılır. Temel amaçlar, hasım liderlerin bertaraf edilmesi, rehinelerin kurtarılması, kritik sabotaj faaliyetleri, ulaştırma-i­letişim sistemlerinin çökertil­mesi, sindirme, istihbarat ve propagandadır. Özel birliklerde­ki personel içerisinde subay ve astsubaylar büyük ağırlık taşır; bazı timler sadece bu unsur­lardan oluşur. Bu faaliyetler, “düşman” tarafın büyük birlik­lerinin ve maddi imkanlarının koruma faaliyetlerine ayrılma­sını getirir.

    Özel birlikler denilince ilk akla gelenler komandolardır. Bu terim 1899-1902 arasındaki Boer Savaşı’ndan miras kalmıştır. İn­gilizler ilk başta komando olarak anılan birkaç bin Boer süvarisiy­le başa çıkmak için 75 bin aske­rin yeterli olacağını düşündüler; ama sonuçta savaşı kazanmak için 450 bin kişi yığmak zorunda kaldılar ve bunların çoğu ikmal hatlarını korumak için ayrılmış­tı. Bu gelişmeler, onları bu tür özel operasyonlar üzerinde dü­şünmeye yönlendirdi. 1. Dünya Savaşı sırasında en başarılı özel operasyonlarından biri, Thomas Edward Lawrence’ın (1888-1935) başlattığı Arap isyanıdır. Bu faaliyet, Türk Ordusu’nun ikmal hatlarına büyük zarar verip birliklerin korumaya ayrılma­sına yolaçtığı gibi, baskınlarla da önemli kayıplar verdirmişti. 1. Dünya Savaşı’nda daha az popüler diğer bir özel harekat da, Alman General von Lettow-Vor­beck’in Doğu Afrika’da kendi­lerinden 10 kat daha kalabalık İngiliz kuvvetlerini bağlama­sıdır. Ancak özel operasyonlar konusunda büyük gelişmele­rin yaşandığı dönem 2. Dünya Savaşı’dır. Birçok ülke bu konuya hassasiyetle eğilecek, ama başı çeken İngiltere olacaktır. 1940 Mayıs’ından 1941 Haziran’a kadar Almanya karşısında tek başına kalan İngiltere, Avru­pa’ya çıkarak savaşı sürdürme olanaklarına sahip değildi. Bu nedenle Kuzey Afrika ve At­lantik konvoylarını korumanın haricinde, savaşı hava bombar­dımanı ve özel operasyonlarla devam ettirmekten başka çaresi yoktu. Bu tür operasyonlar için kısa sürede 8’i Donanma’ya bağlı, çoğu tabur büyüklüğünde 30 civarında birlik kuruldu. Ne var ki, tüm silahlı kuvvetlerden en güçlü askerlerin bu birim­lere seçilmesi belli bir tepki de oluşturmuştu. Winston Churc­hill, Dunkirk’teki çekilmenin (26 Mayıs-4 Haziran 1940) hemen ertesinde, Avrupa’yı ateşe verme talimatıyla SOE (Special Ope­rations Executive) adında bir başka örgütün kuruluş emrini verdi. Bu kuruluş, işgal altındaki tüm ülkelerde istihbarat ve sabotaj faaliyetleri yürütecekti. Kuzey Afrika’da David Stirling’in “Çöl Akıncıları “(Long Range Desert Group) ve Burma’da Orde Wingate’in “Chindits” adı verilen tugayı ile Japon hatlarının arka­sına yaptığı akınlar öne çıkar. Stirling’in grubu daha sonra SAS (Special Air Service) olarak örgütlenecek ve o tarihten (1941) itibaren dünyanın her tarafında operasyon gerçekleştiren İngiliz özel birliklerinin atası olacaktı. Hitler savaş sırasında bu ope­rasyonlara karşı büyük bir savaş suçu olan “Komando Emri”ni yayınladı; buna göre askerî kı­yafete bakılmadan paraşütçüler dahil yakalanan her komando teslim olsa dahi derhal öldürü­lecekti ve bu emrin uygulandığı durumlar oldu.

    Amerikalılar da savaşa girdikten sonra CIA’in öncülü sayılan OSS (Office of Strategic Services) adlı kurumu oluştu­rarak benzer operasyonlara başladı. Bunlardan kimi doğru­dan Silahlı Kuvvetler bünyesin­de yapılırken kimi de OSS’nin denetimindeydi. General Frank Merrill’in komutasında kurulan “Merrill’s Marauders” adlı askerî birlik, tıpkı Wingate’in “Chin­dits”i gibi Burma’da akınlar yapmış ve onlar gibi büyük kayıp vermişti. Ancak bu ülkede ve Çin’de OSS yönetimindeki başka operasyon grupları, yerliler­den gerilla grupları kurmanın yanısıra istihbarat ve sabotaj faaliyetlerinde bulundu.

    Askeri_Tarih_1
    ABD’nin 1993’te Somali’deki özel operasyon fiyaskosu, Kara Şahin Düştü (Black Hawk Down) adıyla sinemaya aktarıldı. 2001 yapımı film savaş sinemasının seçkin örnekleri arasında sayılıyor.

    Amerikalılar 2. Dünya Savaşı sırasındaki istihbarat çalışma­larını önce tarafsız ülkelerden yürüttüler ki, bunların başında sonradan CIA’in patronu olacak Allen W. Dulles’ın İsviçre’de yaptığı işler gelir. Onun en bü­yük başarısı, İtalya’daki Alman birliklerini resmî antlaşmadan 1 hafta önce teslime ikna ederek birçok hayat kurtarmış olması­dır. Bu arada İstanbul’da ‘Packy’ Macfarland yönetimindeki OSS grubu, Balkanlar ve Orta Avru­pa’ya yönelik faaliyetler için bir merkezdi. Buradan elde edilen istihbaratın, İtalya ve Kuzey Afrika’dan Avrupa’daki direniş gruplarına malzeme gönderilme­sine katkısı olmuştur. Fransa’nın kurtarılması sırasında ise işgal altındaki bölgelere paraşütle indirilen “Jedburgh” timleri­nin Normandiya ve sonrasında istilayı kolaylaştırması da, özel kuvvetler kapsamında önemli fa­aliyetler arasındadır. Bunlar yerel direnişçilerle bağlantı, istihbarat ve sabotaj faaliyetleri yürütmüş, Müttefik birlikleri bölgelerine ulaştıkça görevleri sona ermiştir (Soğuk Savaş yıllarında Ame­rikalılar çok sayıda özel birlik yetiştirdiler ki bunlar arasında Yeşil Bereliler, Delta Grubu, Navy Seals, Raiders, Rangers vs. daha çok bilinenlerdir).

    2. Dünya Savaşı sırasında Almanlar’ın özel birliği olan Brandenburg komandolarını da unutmamak gerekir. Bu birlik 1939 sonunda ordu içerisinde, ancak istihbarat örgütü Abwehr gözetiminde kurulmuştu; düş­man cephesinin gerisinde her türlü istihbarat, sabotaj, yakın dövüş, silah, paraşüt eğitimi alan, yabancı dil bilen yetenekli askerlerden oluşuyordu. Daha sonra SS birlikleri kendi özel kuvvetlerini oluşturdu. Hitler’in “harika komandosu” olarak anı­lan Otto Skorzeny, 12 Eylül 1943 tarihinde Mussolini’yi, hapis tutulduğu Gran Sasso dağının tepesine planörle inip, inanıl­maz bir operasyonla kurtardı. Hitler’e bu başarısı üzerine Brandenburg birliklerinden 4 bin asker ve subay alması için izin verdi. Skorzeny’nin önem­li operasyonlarından biri de, savaşın sonu yaklaşırken taraf değiştiren Macaristan diktatörü Amiral Miklós Horty’yi ele ge­çirmesidir. Onun Müttefikler’le temasının izlenmesi üzerine Skorzeny, önce Horty’nin müza­kereleri yürüten oğlunu kaçırdı, sonra da 16 Ekim 1944 tarihinde başkanlık sarayını basıp Horty’yi esir aldı.

    Rus özel operasyon birlikle­rine gelince… Bunlar 2. Dünya Savaşı öncesinde gizli servisler olan NKVD ve GRU içerisinde oluşturulmuştu. İstiladan sonra Alman hatlarının gerisinde operasyonlar geliştirmeye çalıştılar ve 1943’te bunlara, karşı-istihbaratta uzmanlaşan SMERSH de katıldı (Savaştan sonra ise düşman hatları geri­sinde harekat yapacak Spetnatz özel bölükleri kurulacak (daha sonra tabur seviyesine çıka­rıldı); bunları KGB tarafından oluşturulan Vitnaz, Vega ve Alfa birlikleri izleyecekti).

    2.DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA BAŞLICA ÖZEL OPERASYONLAR

    DÜŞMANI ALDATMAK İÇİN…

    Avrupa’da başlayan savaşın küresel bir nitelik kazanmasından önce görülen istihbarat savaşları ve operasyonlar, ABD’nin savaşa girmesiyle hız kazanacaktı. Yine de özellikle İngiliz MI5’ın (Military Intelligence, section 5) Almanlar’a karşı operasyonları tayin edici olacak, savaşın kaderine etki edecek sonuçlar doğuracaktı.

    VENLO HADİSESİ (9 KASIM 1939)

    İngilizler’e ağır darbe

    Askeri_Tarih_2
    2 İngiliz ajanının kaçırıldığı Hollanda- Almanya sınırındaki Café Backus.

    2. Dünya Savaşı’nın ilk günlerinde meydana gelen, önemsiz görünen ama ciddi sonuçlara yolaçmış bir operasyon. SS tarafından Naziler’i kışkırtmak üzere sözde İngilizler’in marifetiyle Hitler’e düzenlenen sahte bir suikast girişimi sonrasında; buna misilleme olarak sözde muhalif Naziler ile tarafsız Hollanda’nın sınırdaki Venlo kentinde buluşmaya giden iki İngiliz ajanı kaçırıldı. İngiliz ajanlar, sınırdan hızla dalan ve aynı hızla kaçan araba­ya itildiler; ajanların yıllardır kurdukları istihbarat şebekesi çökertildi; aynı zamanda Almanya’daki Nazi muhalif­lerine de gözdağı verilmiş oldu.

    İSKENDERİYE BASKINI (19 ARALIK 1941)

    Askeri_Tarih_3
    HMS Queen Elizabeth.

    İtalyan tim su altından vurdu

    Müttefik güçlerle Mihver arasında Akde­niz’de askerî rekabetin sürdüğü 1941’in Aralık ayında, İtalyan dalgıç komandoların gerçekleştirdiği operasyon. İtalyan tim, üzerlerine binilerek yönlendirilebilen özel yapım torpilleriyle gizlice İskenderiye limanına girdi; bunları Valiant ve Queen Elizabeth ana muharebe gemilerinin altın­da patlattı. Kuma oturan gemiler çok uzun süre harekatdışı kaldı ve kritik aylarda İngilizler Akdeniz’deki üstünlüklerini yitirdi.

    Askeri_Tarih_4
    Alman General Erwin Rommel.

    FLIPPER OPERASYONU (10-18 KASIM 1942)

    Rommel’i ele geçirememek

    “Flipper” koduyla anılan bu başarısız operasyonda İngilizler, Alman General Erwin Rommel’i hedef almışlardı. Kuzey Afrika’da (bugün Libya) Rommel’in kaldığı ve kimi zaman karargah olarak kullandığı evi basıldı ama, İngiliz istihbaratı onun sözkonusu günlerde cephede olduğunu tespit edememişti. 11. İskoç Komandoları tarafından yapılan baskın ateşle karşılık gördü ve 2 ölü verdikten sonra kaçan gruptan 28 asker esir düştü. Sadece 3 ko­mando, çölde haftalarca süren yürüyüş­ten sonra İngiliz hatlarına dönebildi.

    BRUNEVAL BASKINI (27-28 ŞUBAT 1942)

    Askeri_Tarih_5
    Bruneval’nın 1941’de çekilmiş bir fotoğrafı. Sol
    tarafta Würzburg radarı görünüyor.

    Hedef radar ele geçirildi

    Bombardıman akınlarında büyük kayıp veren İngilizler, Almanlar’ın Fransa kıyılarına yerleştirdiği bir radarı ele geçirmek üzere paraşütle yakın bir bölgeye inip başarılı bir baskın yaptı. 1942 başlarındaki bu operasyonda önemli parçaları ülkelerine götürüp değerli bilgiler edindiler.

    GUNNERSIDE OPERASYONU (ŞUBAT 1943)

    İngilizler’in ‘ağır su’ sabotajı

    Askeri_Tarih_6
    Norveç’in Telemark bölgesindeki Norsk
    Hidroelektrik Santrali.

    İngilizler, Naziler’in atom bombası yapımında kullanabilecekleri “ağır su” tesisini ortadan kaldırmak üzere SOE (Special Operations Executive) tarafın­dan yetiştirilen bir özel grubu harekete geçirdi. 1940’da başlayan planlama ve eylemler, Norveç’teki bir hidroe­lektrik santralindeki tesisinin imhasına uzanacak ve 1943 Şubat’ında yapılan eylem “Gunnerside” adıyla anılacaktı. Tesisin imhasından sonra elde kalan su, bir feribotla Almanya’ya taşınırken ikinci bir sabotajla bu gemi de batırıldı. Gerçi Almanlar atom bombası yapımından çok uzaklardı ama, bu o dönemde kesin olarak bilinmiyordu.

    MINCEMEAT OPERASYONU (NİSAN 1943)

    Müttefikler Sicilya’ya, Almanlar Sardunya’ya

    Askeri_Tarih_7
    Cesedin üzerine konulan Binbaşı Martin’in kimlik kartı.

    İngilizler 1943 başında, kıta Avrupa’sına yapılması planla­nan çıkarmaların yeri konusunda Almanlar’ı aldatmak için bu operasyonu planladı. Böylece onları, harekatın Sicilya yerine Sardinya’ya veya Yunanistan’a yapılacağına inandırabilirlerdi. Tıp uzmanlarının yardımıyla kim­sesiz bir cesedi Binbaşı Martin adıyla hazırlayıp 30 Nisan gecesi kaza geçirmiş gibi İspanya kıyı­larında denize bıraktılar. İspan­yollar, cesedin koluna zincirlen­miş çantadaki belgeleri derhal Almanlar’a gösterdiler. Burada tiyatro biletinden nişanlıya yazıl­mış mektuba kadar her şey dü­şünülmüştü. Bilgiler, Almanlar’ın Sardinya ve Yunanistan’a güç kaydırmasına yolaçacaktı. MI5’ın (Military Intelligence, section 5), 2. Dünya Savaşı sırasındaki en başarılı istihbarat operasyon­larından sayılır. 2021’de sinema filmi olarak dramatize edildi.

    2.DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA BAŞLICA ÖZEL OPERASYONLAR

    SINIRÖTESİNDE YENİ SINIRLAR…

    Çok sıkı eğitim ve hazırlığa rağmen, özellikle yakın tarihte özel kuvvetler tarafından yapılan uluslararası operasyonların önemli bir kısmı başarısız oldu. Bunun nedeni, operasyon hedefi olan tarafın çok daha tedbirli olması ve senaryoların çeşitliliği idi. Yine de 1976’daki Entebbe Baskını gibi, amacına ulaşan operasyonlar kaydedildi.

    Askeri_Tarih_8
    Fidel Castro, Domuzlar Körfezi çıkarması sonrası çıkan çatışmayı izliyor.

    ENTEBBE BASKINI (3-4 TEMMUZ 1976)

    İsrail komandoları Uganda’da

    Askeri_Tarih_9
    Operasyondan dönen “Sayeret Matkal”
    komandoları, 4 Temmuz 1976.

    Paris-Tel-Aviv seferini yapan bir yolcu uçağı Atina’da kaçırılarak Uganda’ya gö­türülmüş, rehinelerin serbest bırakılması karşılığında İsrail’in çok sayıda Filistinli tutukluyu serbest bırakması istenmişti. Görüşmeler sonuç vermeyince 3-4 Tem­muz 1976 tarihinde İsrail’in “Sayeret Mat­kal” adlı özel operasyon birimi uçaklarla havadan ikmal yaparak 4 bin kilometrelik bir uçuşla gece vakti Entebbe Havali­manı’na inmiş; 1 saat süren operasyonla rehinelerin hepsini kurtarıp gene uçakla İsrail’e dönmüştü. Filistinliler ve onlarla birlikte olan 2 Alman ve bazı silahlı Ugan­dalılar öldürülmüş; İsrailliler’in tek kaybı, bugünkü İsrail başbakanının ağabeyi olan komutanları Yonatan Netanyahu olmuştu.

    DOMUZLAR KÖRFEZİ ÇIKARMASI (17-20 NİSAN 1961)

    Askeri_Tarih_10
    Domuzlar Körfezi çıkarmasında Kübalı sürgün askerler büyük rol oynadı.

    CIA’in suya düşen planları

    2. Dünya Savaşı sonrası en başarısız büyük operasyonların önde geleni. Küba’da Castro rejimine karşı CIA ta­rafından eğitilen 1.500 kadar Kübalı, 19 Nisan 1961 tarihinde Domuzlar Körfezi adı verilen kıyıya çıktı ama tam bir ye­nilgiye uğradı. Hayatta kalanlar büyük bir mahkemede yargılanarak siyasi propaganda vesilesi oldular.

    MÜNİH OLİMPİYAT KATLİAMI (5-6 EYLÜL 1972)

    Askeri_Tarih_11
    Keskin nişancıyla öldürmesi planlanan eylemciler, rehinelerin bulunduğu helikopteri havaya uçurmuştu.

    Spora sürülen ‘Kara’ leke

    İsrailli 11 sporcu, olimpiyat köyünde Kara Eylül adlı Filistinli örgüt tarafın­dan korumasız bir şekilde rehin alındı. Pazarlık sonunda eylemcilerin rehine­lerle birlikte helikopterle havalimanı­na götürülmesi için anlaşıldı. Ne var ki bu sırada Alman polisine bağlı PSG9 anti terör grubu son derece kötü bir operasyona girişince bütün rehi­neler (11 İsrailli sporcu ve 1 antrenör) öldü. Ekibin bu operasyonu yapacak yetenekte olmadığı ortaya çıktı ama, Alman Silahlı Kuvvetleri’nin bu ope­rasyon için zaten yetkisi de yoktu.

    İRAN / REHİNE KURTARMA OPERASYONU (NİSAN 1980)

    Iran Hostages Operation Eagle Claw
    Tahliye esnasında helikopterlerde arıza meydana geldi. Amerikan ordusu operasyonu sürdüremedi.

    Büyükelçilikte büyük fiyasko

    İran Şahı’nın devrilmesini takiben, ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’nde re­hin alınan Amerikalılar’ın kurtarılma­sı için bir operasyon planlandı. 1980 Nisan’ında Basra Körfezi’nden kal­kan helikopterler Tahran yakınların­da toplanıp ikinci kez havalanacaktı. Ne var ki indikleri yerde karşılaştık­ları bir yolcu otobüsünün yanısıra, mekanik arızalar ve kum fırtınası 8 helikopterden 3’ünü devredışı bıra­kınca operasyona devam edilemedi. Burada da hazırlık ve planlamada büyük eksiklikler ortaya çıktı.

    MOGADİŞU MUHAREBESİ (3-4 EKİM 1993)

    Askeri_Tarih_13
    ABD güçlerinin saldırılarında Mogadişu’daki sivillerden de yüzlerce ölü olduğu belirtildi.

    3 Kara Şahin düştü

    Somali’nin başkenti Mogadişu’da bir savaş lordunu ele geçirmek üzere havalanan ABD özel birliklerine ait 3 Black Hawk helikopteri düştü; bunlardan ikisi şehir için­de öfkeli kalabalıkların saldırısına uğradı. Saatler süren çatışmalardan sonra Amerikalılar 18 ölü ve 73 yaralı vererek üslerine çekildi. Hadise, meşhur “Black Hawk Down” filmiyle (2001) sinemaya aktarılacaktı.

    (FILE) FILE FRANCE JUSTICE TERRORISM CARLOS
    Birçok terör eyleminde yeralan Sanchez, hâlen Fransa Fleury Merogis Cezaevi’nde tutuklu.

    CARLOS OPERASYONU (14 AĞUSTOS 1994)

    Çakal takip edildi, Sudan’da yakalandı

    Uzun yıllar boyunca dünyanın her tarafında aranan Çakal Carlos lakaplı Ilich Ramirez San­chez’in yeri, 1994 Şubat’ında CIA tarafından tespit edildi. Fransız istihbaratı tarafından 4 ay boyunca takip edilen Carlos, 14 Ağustos 1994’te Sudan’da ya­pılan bir operasyonla kaçırıldı. Paris’e götürülerek, mahkeme sonrası müebbet hapse mah­kum edildi. Sudan hükümetine ise kimi ekonomik avantajlar sağlandı; Sudanlılar’ın izinsiz operasyon dolayısıyla şikayet­lerinden vazgeçmeleri sağlandı.

    PKK LİDERİNİN YAKALANMASI (16 ŞUBAT 1999)

    Sayın Öcalan! Memlekete hoşgeldin

    Askeri_Tarih_15
    “Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçuyla 29 Haziran 1999’da idama mahkum edildi, cezası ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrildi.

    Baskılar nedeniyle 1999 Ocak’ında Suriye’den Yunanis­tan’a giden PKK lideri Abdullah Öcalan, iltica izni verilme­yince oradan Rusya, sonra İtalya’ya sığınmaya çalıştı. Bu süreçte MİT tarafından takibe alındı ve sonunda bir süre kalacağı Kenya’ya gitti. Buradan Hollanda’ya gideceği öğrenilince, ABD’nin de bilgisi dahilinde Türk Özel Kuv­vetleri olan Bordo Bereliler’den bir ekip Nairobi Havali­manı’nda Öcalan’ı yakaladı. Türkiye’ye getirilen Öca­lan’ın yakalandığı, 16 Şubat günü kamuoyuna açıklandı.

    NEPTUNE SPEAR (2 MAYIS 2011)

    Askeri_Tarih_16
    Usame Bin Ladin’in Pakistan’ın Abbottabad şehrinde öldürüldüğü yer.

    Usame Bin Ladin’e mızrak operasyonu

    ABD, 11 Eylül saldırılarından sorumlu tuttuğu Usame Bin Ladin’i ele geçirmek için geniş çapta bir faaliyete girişti. Ladin hiçbir elektronik haberleşmeyi kullanmadığı halde, kuryelerinden biri izlenerek kendisinin Pakistan’da saklandığı yer bulundu. 2 Mayıs 2011 tarihinde Afganistan’dan kalkan helikopterlerde bulunan özel birlikler, baskın yaparak (Neptün Mızrağı Operasyonu) Bin Ladin’i evdekilerle birlikte öldürdü.

  • Kanla lekelenen olimpiyat bayrağı

    Kanla lekelenen olimpiyat bayrağı

    Münih Olimpiyat Köyü’ndeki güvenlik önlemlerinin yetersizliği herkesin dikkatini çekiyordu. Üstelik polis psikoloğu Georg Sieber’in yazdığı olası felaket senaryoları görmezden gelinmişti. Korkulan oldu, Sieber’in yazdığı 21. senaryo neredeyse aynen gerçekleşti. Filistinli Kara Eylül örgütü, İsrail kafilesinin üyelerini rehin aldı. Bilanço ağır olacak, olimpizm ruhunda iyileşmesi imkansız bir yara açılırken, olimpiyat bayrağı kanla lekelenecekti.

    Tam 45 yıl önceydi. Tüm dünya gözlerini Münih’e çevirmiş, olimpiyat heyecanıyla yanıp tutuşuyordu. Derken gelen bir haber herkesi şoke edecekti.

    5 Eylül 1972, spor tarihinin en karanlık gününe sahne olmuştu. Filistinli Kara Eylül örgütünün üyeleri, İsrail delegasyonunun kaldığı bir binayı ele geçirip sporcu ve antrenörleri esir almıştı. Unutulmuş olimpiyat ülküsüne yeniden hayat veren Baron Pierre de Coubertin’in düşü, kanlı bir eylemle gölgelenecekti.

    Kanla lekelenen olimpiyat bayrağı
    Kara Eylül Kökleri Filistin Kurtuluş Örgütü’ne dayanan Kara Eylül grubundan sekiz terörist, İsa lakaplı Lâtif Afif önderliğinde olimpiyat köyündeki İsrailli atletlerin kaldığı binaya sızmış ve sporcuları rehin almışlardı.

    Aslında korkulan olmuştu. Olimpiyat köyündeki güvenlik önlemleri, yetersizliğiyle dikkati çekiyordu. Sporcular çitlerden atlayarak görevlilerin ruhu bile duymadan binalara girip çıkabiliyordu. Olys olarak adlandırılan güvenlik görevlileri, saedece sahte bilet satanların ve sarhoşların peşine düşüyordu. Turkuaz ceketleri sayesinde her yerden tanınıyorlar; silah taşımıyorlardı. Ceplerindeki tek cihaz telsizdi.

    İsrail kafilesinin şefi Shmuel Larkin, yetkililere güvenlik konusundaki kaygılarını dile getirmiş ve gereken taahhüdü almıştı. Olimpiyat köyünde onlara verilen yer biraz sapa; asıl yoğunluğun olduğu yerden biraz uzaktı. Organizasyon komitesi güvenliğin daha iyi sağlanabilmesi için polis psikologu Georg Sieber’e başvurmuş, ondan olası terör senaryoları yazmasını istemişti. Onun kaleminden çıkan 21. senaryoda aynen şu ifade edilmişti: “Silahlı Filistinliler İsrail kafilesinin binasına girecek, öldürecek, esir alacak, İsrail’in mahkumları serbest bırakmasını isteyecek ve bir uçakla Almanya’dan gidecekler”.

    Yetkililer bunun da dahil olduğu son derece gerçekçi kurguları görmezden gelmişti. Hattâ Münih Emniyet Müdürü Manfred Schreiber, bunların gereksiz olduğunu psikologa söylemişti. Katliamdan hemen sonra bu raporun yok edilmesi de manidar olacaktı. Devlet çuvallasa da, örtbas mekanizması çalışıyordu.

    Sieber’in akıllara durgunluk veren cehennem senaryolarından biri de şuydu: “İsveçli aşırı sağcı bir grup bir uçak kaçıracak ve o uçağın içindekilerle birlikte Olimpiyat köyüne çakılmasını sağlayacak”. Evet, belki İsveçli değildiler, ancak yine bir Eylül günü 2001’de, teröristler bu çılgın düşünceyi New York’taki İkiz Kuleler’de hayata geçirecekti.

    Untitled-38
    Başarısız kurtarma operasyonu Rehineler ve teröristler olimpiyat köyünden iki helikopterle NATO’ya ait Fürstenfeldbruck hava üssüne indiler. Tuzağa düştüğünün farkına varan grup, helikopterlerdeki rehinelere saldırmış ve el bombasıyla dört rehinenin bulunduğu helikopteri havaya uçurmuştu.

    Alman Der Spiegel, 2012’de yayımladığı kapak dosyasında katliamdan üç hafta önce Beyrut’tan bir ihbar geldiğini, fakat bunun ciddiye alınmadığını iddia etmişti. Saldırı günü binada Filistinli teröristlerin inceleme yaptıkları, hattâ Hong Konglu sporcularla karşılaştıkları yıllar sonra ortaya çıkmıştı. Kamuoyunun varlığından bihaber olduğu on binlerce belgeyi inceleyen dergi, Alman devletinin 40 yıldır gizlediği bazı noktaları tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermişti.

    Kara gece

    4 Eylül gecesi İsrail kafilesi önce “Damdaki Kemancı”yı izlemiş, ardından başroldeki İsrailli Shmuel Rodenski ile yemek yemişti. Güzel bir akşamdan sonra kaldıkları binaya dönmüşlerdi. Sabah saatler 04.30’u gösterirken, Kara Eylül’ün sekiz üyesi silahlarla olimpiyat köyüne giriyordu. Tevatüre göre çitlerden geçerken, Kanadalı sporculardan yardım almışlardı. Üzerlerinde spor kıyafetleri vardı; yerleşkenin tüm sakinleri gibi…

    Yossef Gutfreund duyduğu bir sesle yataktan fırlamış, kapıda silahlı adamlar görmüştü. Hemen arkadaşlarını uyandıran güreş hakemi, 135 kiloluk bedenini siper ederek teröristlere zaman kaybettiriyordu. Camı kıran Tuvia Skolovski böylece kaçabilmişti. Güreş antrenörü Moşe Weinberg elinden geleni yapıyor; çıkan arbedede çenesinden yaralanıyordu. Filistinliler daha çok rehine istiyordu.

    Weinberg kendisini zorlayan saldırganları güreşçi ve haltercilerin bulunduğu daireye götürdü. Kim bilir, daha güçlü sporcuların belki de saldırıyı püskürtebileceğini düşünmüştü. Fakat bir sorun vardı; hepsi uyuyordu. Gafil avlanmışlardı.

    Odadan çıkarılanlar bir bir antrenörlerin dairesine götürülürken, teröristlerin üstüne atlayan Weinberg, öğrencilerinden Gad Tsobari’nin kaçmasını sağlamıştı. Başta kimsenin ilgilenmediği güreşçi, basın merkezinde duruma uyanan bir gazeteci sayesinde olanı biteni anlatmıştı. Kendini feda eden hocası sayesinde Tsobari bugün hâlâ hayatta ve 74 yaşında.

    Bir saldırganı yaralamayı başaranYossef Romano da vurularak öldürülmüştü. 1 Aralık 2015 tarihli New York Times gazetesinde yer alan haberde, diğer dokuz rehineyi korkutmak için haltercinin cinsel organının kesildiği de yazılmıştı. Teröristlerin talepleri belliydi. İsrail’de hapishanede bulunan 234 tutuklunun serbest bırakılmasını istiyorlardı. İsrail, bu talebi bir saniye düşünmeden bile reddetti. Ayrıca Alman Kızılordu Fraksiyonu’nu (Rote Arme Fraktion-RAF ) kuran Andreas Baader ile Ulrike Meinhof’un salıverilmesini şart koşmuşlardı.

    Saatler süren pazarlıklar

    Pazarlıklar sürerken hiçbir rehinenin kılına dokunulmamıştı. Penceredeki Andre Spitzer ile Kehat Shorr’un yüzleri dünya televizyonlarına yansımıştı. Sabahtan beri ultimatom üstüne ultimatom veren teröristler, İsraillilerle birlikte bir Arap ülkesine gitmeyi planlıyorlardı. İçlerinde Federal Alman İçişleri Bakanı Hans-Dietrich Genscher’in de bulunduğu yetkililer, hem rehinelerle hem de Kara Eylül mensuplarıyla yüzyüze görüşmüştü. Saat 15.38’de sürmekte olan yarışmalar dışında Olimpiyat oyunları durduruldu.

    Munich Olympics
    Teröristlerle pazarlık sürerken Batı Alman polisi olimpiyat köyünde muhtemel kurtarma operasyonunu gerçekleştirmek için fırsat kollamaktaydı. Hafif makineli silah taşıyan spor kıyafetli iki Alman polisi.

    Öğleden sonra İsraillilerin tutulduğu yere çok yaklaşan Alman polisi, iki rehinenin öldürüleceği tehdidi üstüne geri çekilmişti. Saldırganlar saat 18.00’de Kahire’ye gitmek istediklerini açıklamıştı. Havaalanına gitmek için de yetkililerden iki helikopter istemişler; Münih’in uluslararası havaalanı yerine bir NATO üssünden uçmaları konusunda ikna edilmişlerdi.

    Saatler 20.30’u gösterirken, anlaşma tamamdı. Buna göre Fürstenfeldbruck’tan rehinelerle birlikte kalkacak uçak Kahire’ye gidecek, keskin nişancılar geri çekilecekti.

    Alman polisi operasyon için fırsat kovalıyordu. Helikopterlere 200 metre yürümek gerekiyordu. Doğru an yakalanabilir miydi? Teröristlerin lideri, İsa kod adlı Lâtif Afif durumu farketmiş, o mesafeyi otobüsle gitmelerini sağlamıştı.

    Kahire’ye gidecek Boeing 727’ye mürettebat olarak 16 polisin yerleştirilmesi planlanmıştı. Amaç, uçağı denetlemesi beklenen İsa ve Tony kod adlı yardımcısı Yusuf Nezzal’ı etkisiz hale getirmek, dışarıdaki saldırganları da keskin nişancılar tarafından gafil avlamaktı.

    Helikopterler Fürstenfeldbruck’a gelmek üzereyken, uçakta yapılması düşünülen operasyon son dakikada iptal edildi. Sonradan Alman antiterör timi GSG9’u kuracak Ulrich Wegener, işlerin kontrolden çıkmak üzere olduğunu farketmişti. Geride sadece, üssün değişik yerlerine yerleştirilmiş beş keskin nişancı kalmıştı.

    Untitled2-11
    İsrail’den olimpiyatlara veda Olayların ardından Uluslararası Olimpiyat Komitesi müsabakaların devamı kararı almıştı. İsrail her ne kadar bu karara saygı duysa da, olaylarda hayatını kaybeden atletler için düzenlenen törenin ardından, İsrail kafilesi olimpiyatlara veda etmişti.

    Piste inen helikopterden çıkan İsa ve Tony uçağa gittiklerinde, bunun bir tuzak olduğunu hemen anladılar. Helikopterlere doğru koşarken, kontrol kulesinden ateş açılmıştı. Nişancı İsa’yı ıskalamış, Tony’yi vurmuştu. Böylece çatışmalar başlıyordu. Anton Fiegerbauer adındaki polis hayatını kaybederken, karışıklığı fırsat bilen helikopter pilotları kaçmayı başarıyordu. Sımsıkı bağlanmış olan İsrailliler kapana sıkışmıştı.

    Untitled4-4
    Saldırının kurbanları Amitzur Shapira (atletizm antrenörü), Andre Spitzer (eskrim hakemi), David Mark Berger (halterci), Eliezer Halfin (güreşçi), Kehat Shorr (atıcılık antrenörü), Mark Slavin (güreşçi), Moshe Weinberg (güreş antrenörü), Yossef Romano (halterci), Ze’ev Friedman (halterci), Yossef Kurt Gutfreund (güreş hakemi), Yakov Springer (halter antrenörü).

    Geceyarısını dört dakika geçmişti. Bir anda rehinelere dönen teröristlerden biri önce onları tarıyor; sonra helikopterin içine el bombası atıyordu. Ardından bir diğeri, öbür helikopterde bulunan İsraillileri yine otomatik tüfekle öldürüyordu.

    Çatışmalar noktalandığında tarih 6 Eylül, saat 01.30’du. Polis köpekleri tarafından bir otoparkta bulunan Tony kısa sürede etkisiz hale getirildi. Üç saldırgan yaralı olarak ele geçirilmişti: Cemal el-Gaşşî, Adnan el-Gaşşî ve Muhammet Safedî.

    Başta saldırganların öldürüldüğü, rehinelerin kurtulduğuna dair haberler çıksa da saat 03.24’te karanlık bilanço ortaya çıkmıştı: 11 İsrailli sporcu ve antrenör, beş terörist, bir Alman polis ölmüştü. Dünya şoktaydı…

    Alman kanunlarına göre böyle bir olaya asker müdahale edemiyordu. Polis etkisiz kalmıştı. Ekipmanları yetersiz, elemanları eğitimsizdi. İddialara göre helikopterler yanlış yere inmiş, keskin nişancıların işleri daha da zorlaşmıştı. Kriz komitesinde işleri yürüten Genscher’in de dahil olduğu yetkililer böyle bir olayı çözebilecek kapasitede değildi. Hattâ Schreiber’in bir önceki yıl gerçekleşen bir banka soygununda patlak veren rehine krizi nedeniyle yargılanmışlığı bile vardı. Aklanıp emniyet müdürü olarak görevine devam etmese, belki de katliam hiç yaşanmayacaktı.

    Olimpiyat Köyü'nde İsrailli sporcuların kaldığı binanın önündeki plaka...
    İsrail kafilesinde ölenlerin anısına Katliamın ardından kafilenin kaldığı binanın önüne konulan mermer levhada İbranice ve Almanca şöyle yazmaktadır : “İsrail Devleti’nin ekibi 20. Olimpiyat Yaz Oyunları süresince 21 Ağustos’tan 5 Eylül 1972’ye kadar bu binada kalmıştır. 5 Eylül günü (kurbanların ismi sırayla yer almaktadır) vahşi bir saldırı sonucu hayatlarını kaybetmişlerdir. Hatıralarını saygıyla anıyoruz”.

    ‘Şov devam etmeli’

    Arap ülkeleri içinde sadece Ürdün’ün kınadığı katliamdan sonra ne olacağı merak konusuydu. Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı (IOC) Avery Brundage kararlıydı; Oyunlar ne olursa olsun tamamlanacaktı. Sporcularını olimpiyattan hemen çeken İsrail, buna karşın IOC’nin aldığı devam kararını desteklemişti.

    Aynı gün Münih Olimpiyat Stadyumu’nda düzenlenen cenaze törenine 80 bin seyirci ve 3 bin sporcu katılmıştı. Spitzer’in eşi Ankie, Weinberg’in annesi ve kuzeni Carmel Eliash da tribünde yerini alanlar arasındaydı. Hattâ merasim sırasında kalp krizi geçiren Eliash ölmüştü. Brundage’ın konuşmasında İsrailli sporculara neredeyse hiç yer vermemesi tepkiyle karşılanmıştı. Başbakan Willy Brandt’ın ricasıyla bayraklar yarıya indirildiyse de 10 Arap ülkesi istisnaydı. Misillemeden çekinen Mısır, ertesi gün oyunlardan çekiliyordu.

    Libya’da kahramanlar gibi karşılanan Kara Eylül üyelerinin cenazeleri devlet töreniyle gömülmüştü. Sağ olarak ele geçirilen teröristler, kaçırılan bir Lufthansa uçağının içindeki rehinelere karşılık serbest bırakılarak Libya’ya gönderilmişti. Birkaç gün sonra da İsrail uçakları Lübnan ve Suriye’deki Filistin kamplarını bombalayacaktı.

    ‘Av zamanı’

    Dönemin İsrail Başbakanı Golda Meir, Mossad’a Münih Katliamı’nın sorumlularının öldürülmesi için gizlice yetki vermişti. Avrupa’nın değişik köşelerinde başlayan “av” filmlere, kitaplara ilham veriyordu. Operasyon sonradan “Tanrı’nın Gazabı” adıyla anılmıştı. Libya’ya iade edilen saldırganlardan Safedî ve Adnan el-Gaşşî’nin de bu operasyon kapsamında öldürüldükleri iddia ediliyor. 9 Nisan 1973’te Beyrut’ta düzenlenen “Gençliğin Baharı” adlı operasyonda ise, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün önemli üyeleri öldürülmüştü. O gün görev yapan komandoların komutanı Ehud Barak, 26 yıl sonra Başbakanlık koltuğuna oturacaktı…

    Aynı yılın Temmuz ayında Norveç’in Lillehammer kentinde Mossad ajanlarının yanlış istihbarat alıp Ali Hasan Salameh diye Faslı Ahmet Buşeyh’yi öldürmesi sabırları taşırıyordu. Yakalanan beş kişi 1975’te serbest bırakılmıştı. 22 Ocak 1979’da Salameh’in arabasını uzaktan kumandayla patlatan Mossad, dört sivilin daha hayatını kaybetmesine neden olmuştu. İsrail operasyonlarının yirmi yıldan fazla sürdüğünü One Day in September (Eylül’de bir Gün) kitabında anlatan Simon Reeve, ayrıca bir noktanın altını çiziyordu. Ona göre “Aileler için intikam alıyoruz” diyen yetkililerin aksine, aileler intikam değil Münih’te yaşananları tüm çıplaklığıyla öğrenmek istiyordu. Der Spiegel Ağustos 2012’de yayınladığı başka bir haberde, katliamdan sonra Federal Almanya ile Kara Eylül’ün gizlice görüştüğünü, bir daha Alman topraklarında benzer bir terör eyleminin gerçekleşmemesi konusunda anlaştıklarını iddia etmişti. Spor tarihinin en karanlık gününü planlayanlardan Ebu Davut, 2010 yılında Şam’da bir hastanede öldü. Onun 1977’de Paris’te tutuklanması küçük çaplı bir krize yol almıştı. Filistin Kurtuluş Örgütü, Irak ve Libya ona diplomatik dokunulmazlık verilmesi gerektiğini savunmuş, Fransa ise Federal Almanya’nın iade talebini düzgün yapmadığını gerekçe göstererek katliamın beynini Cezayir’e yollamıştı. Ne için kullanılacağını bilmeden eylem için gerekli finansmanı bugünün Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın sağladığını söyleyen Ebu Davut, Steven Spielberg’in çektiği Münih filmi vizyona girdiğinde Der Spiegel’e konuşmuş ve pişman olmadığını yinelemişti.

    Fürstenfeldbruck’tan sağ çıkanlardan Cemal el-Gaşşî ise 1999’da hayattaydı. Oscar ödüllü “One Day in September” (Eylül’de Bir Gün) adlı belgeselde konuşması büyük olaydı.

    Spor tarihinin şüphesiz en karanlık günü 5 Eylül 1972’ydi; ancak Münih’te olanlar asla hatırlanmak istenmiyor. Olimpiyata sıçrayan kan, insanlık tarihinde kara bir leke olarak duruyor.

    1972 Münih’ten akılda kalanlar

    Vehbi Akdağ, Lasse Viren, Mark Spitz ve olaylı basket maçı

    Güreşte Vehbi Akdağ ile bir gümüş madalya kazanan Türkiye’de, Uğur Dündar ismi de ilk kez parlıyordu. O zamanlar çok genç, bugünün deneyimli gazetecisi olan ilk kez TRT’de ekranlarında spiker olarak adını duyurmuştu. Oyunların yıldızı Mark Spitz’i anlatmak da ona nasip olmuştu. Katıldığı yedi yarışta da dünya rekoru kırarak altına kulaç atan Amerikalı sporcu, kapanış törenine katılmamıştı. Zira Yahudi’ydi ve başına bir şey gelmesinden korkulmuştu. Efsanevi yüzücü, Münih sonrasında emekliye ayrıldığında henüz 22 yaşındaydı. Kim bilir devam etse, belki de olimpiyat tarihinin en iyisi o olacaktı.

    Untitled7-1
    Mark Andrew Spitz Amerikalı yüzücü 1972 Münih Olimpiyatları’nda 7 altın madalya kazanmıştı.

    Lasse Viren, 5000 ve 10000 metrelerde ilk kez Münih’te altına ulaşıyordu. Dört yıl sonra aynı başarıyı Kanada’da tekrarlayacak “Uçan Finli”, vatandaşı Hannes Kolehmainen, Çekoslovak Emil Zatopek ve Sovyet Vladimir Kuts’tan sonra bunu gerçekleştiren dördüncü atlet olmuştu.

    Sonradan Ukrayna Gençlik ve Spor Bakanı olacak Valeri Borzov, 100 ve 200 metrede herkese nal toplatıyordu. Sakatlık yüzünden yarışamasa da, açılışta Ekvador bayrağını taşıyan Abdala Bucuram, 24 yıl sonra da devlet başkanlığı koltuğuna oturacaktı. İktidarı sadece 186 gün sürmüş, deli denerek görevinden alınmıştı.

    Münih’te doğan Amerikalı Frank Shorter, ülkesine 64 sene sonra maratonda altını getirmişti. İşin komiği Shorter yarışı ikinci bitirmiş, ancak ipi ondan önce göğüsleyen Almanın finişe yakın bir yerden parkura giren bir şarlatan olduğu anlaşılmıştı.

    Bir önceki olimpiyat oyunlarının 200 metresinde yaşananların bir benzeri de 400 metrede gerçekleşiyordu. İki siyahî Amerikalı atlet madalya töreni sırasında Amerikan Millî Marşı’yla oralı olmayıp kendi aralarında sohbet etmişti. Vincent Matthews ile Wayne Collett, dört yıl öncenin “sivil itaatsizleri” Tommie Smith ve John Carlos gibi spordan men edilmişlerdi.

    Olimpiyatların sportif alandaki en önemli hadisesi, şüphesiz erkekler basketbol finaliydi. Yine politikanın gölgesinde Soğuk Savaş’ın iki kutbunun randevusunda maç önce yarım basketle Amerika lehine bitmişti: 50-49. Rusların mola itirazları kabul edilince maç 3 saniye daha uzatılmıştı ama bu sürede basket bulmak çok zordu. Ruslar başaramadı. Amerikalılar yine kutlamaya başladıysalar da gelen bir karar ortamı iyiden iyiye alevlendirmişti. Masa hakeminin saati doğru başlatmadığı gerekçesiyle top bir kez daha Sovyetler’e verilmişti. Ivan Edeşko rakip potaya uzun bir pas yollamış, topu yakalayan Sergey Belov hata yapmamıştı. Bu sefer Amerika itiraz etmiş, ama 3-2’lik hakem kararıyla zafer Sovyetler Birliği’nin olmuştu: 51-50!