Etiket: milliyetçi cephe

  • 3 seçim, sayısız koalisyon ve bitmeyen bunalım

    3 seçim, sayısız koalisyon ve bitmeyen bunalım

    60’lı yılların ikinci yarısından itibaren Adalet Partisi ile CHP’den ayrılanların kurduğu yeni partiler, 1970’li yıllarda yapılan üç genel seçimde de sandıktan çok parçalı Meclis yapısı çıkmasına yol açtı. Bunun sonucunda zoraki koalisyonlar veya dışarıdan destekli azınlık hükümetleri göreve geldi; çok özlenen siyasi istikrar, partilerin tutumu yüzünden bir türlü yakalanamadı.

    Türkiye 60’lı yıllara darbe ve idamlarla başlamış, 12 Mart 1971’deki askerî muhtıra ve ardından gelen idamlarla bir defa daha sarsılmıştı. Başbakan Demirel’in muhtıranın ardından istifa etmesini izleyen iki yılda ara rejim hükümetleri görev yaptı. Siyasi partilerden ve TBMM dışından Bakanların birlikte görev yaptığı bu hükümetler döneminde 1961 Anayasası’nda yapılan değişikliklerle askerî otorite, sivil otorite aleyhine güç kazandı; temel hak ve özgürlüklerde gerileme oldu. Seçimler ise zamanında, 1973’te yapılacaktı.

    CHP içindeki solcularla karşıtları arasında denge sağlamaya çalışan İsmet İnönü, 1972’deki kurultayda Bülent Ecevit genel başkan seçilince partiden ayrılmıştı. İnönü’nün ardından 15 senatör ve 44 milletvekili de istifa edip Cumhuriyetçi Parti’yi kurdu. Bu parti daha sonra Güven Partisi ile birleşerek Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) adını alacaktı.

    3 seçim
    CHP’yi sosyal demokrat bir çizgiye oturtan Bülent Ecevit, 1973 seçimleri öncesi İstanbul Zeytinburnu’ndaki mitingde.

    Ecevit’in liderliğiyle birlikte CHP’nin sosyal demokrat bir partiye dönüşeceği “Ak Günlere” başlıklı meşhur 1973 Seçim Beyannamesinden de anlaşılıyordu. Beyannamedeki genel af, toprak reformu, madenlerin ve petrolün devletleştirilmesi gibi vaatler, Demirel başta olmak üzere muhafazakar politikacıları öfkelendirmişti. Ecevit’i seçimle geldiği iktidardan 1973’teki darbeyle indirilip katledilen Şili’nin sosyalist lideri Salvador Allende arasında benzerlik kurma modası da bu sıralarda başladı. Demirel, Şili liderini taklit etmekle suçladığı Ecevit’ten “Allende Büllende” diye sözederek, bu modanın en veciz örneklerinden birini veriyordu.

    3 seçim
    Erbakan, Demirel ve Türkeş 1970’lerde iki Milliyetçi Cephe hükümetinin kurulmasına öncülük etti.

    Parti liderlerine 1973 seçimlerinden önce düzenli yayına başlayan televizyondan propaganda hakkı verilmesi düşünülse de sonradan vazgeçilmişti. Radyodan propaganda 1961 seçimlerinden beri olduğu gibi devam ediyor, seçim çalışmalarıyla ilgili haberler de ilk defa televizyonda yer alıyordu. CHP’nin Ecevit’in isteğiyle hazırlattığı seçim otobüsü de bir yenilikti. O zamana kadar liderler gittikleri yerlerde hazırlanan bir platformun üzerinde konuşurdu. Ecevit ve kurmaylarıyla gazetecileri mitingden mitinge taşıyan, güçlü ses sistemiyle donatılmış otobüs ise çok daha pratikti. Açılabilen arka camından küçük gruplara, aracın üstünden de büyük kalabalıklara konuşma yapılabiliyordu. Başlarda CHP’nin otobüsüne burun kıvıran AP ve başka partiler de kısa süre sonra birer seçim otobüsü edinecekti.

    Hükümeti karıştıran heykel

    1973 seçimleri sonrasında CHP’yle hükümet kurdukları için sağ partilerden tepki alan MSP lideri Erbakan “Solcular bizim namaz kılmayan kardeşlerimiz” demişti ama, birçok temel konuda görüş ayrılığı bulunan iki partinin kurduğu hükümetin yürümeyeceği kısa sürede anlaşılmıştı.

    CHP ile MSP daha koalisyon iki ayını doldurmadan İstanbul Karaköy Meydanı’na yerleştirilen Cürdal Duyar’ın “Güzel İstanbul” adlı kadın heykeli yüzünden karşı karşıya geldi. Muhafazakâr basının “çıplak yosma” ve “sapıklık anıtı” gibi isimler taktığı heykelin “Türk anasını hayasızca teşhir ettiğini” söyleyen MSP lideri Erbakan, “analarımıza hakaret eden bu heykel yerinde kalırsa hükümet ayakta kalamaz” diyerek, gerekirse koalisyonu bozacağını ima ediyordu.

    Siyaseti karıştıran 7 ton ağırlığında ve yaklaşık 5 metre yüksekliğindeki heykel, bir gece yarısı MSP’li İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk’ün emriyle yerinden söküldü ve Yenikapı sahiline atıldı. Sanat çevreleri heykele yapılan muameleyi protesto ederken, gazeteler Arkeoloji Müzesi’ndeki çıplak heykellerin de kaldırılıp kaldırılmayacağını soruyordu. Tepkilerin artması üzerine Başbakan Bülent Ecevit’in talimatıyla bir ara yol bulundu ve kentin en işlek meydanlarından birinden sökülen “Güzel İstanbul”, Yıldız Parkı’nın ücra bir köşesine dikildi.

    3 seçim

    Partilerin kampanya müzikleri de bu seçimlerde öne çıkmıştı. CHP mitinglerinde Ecevit’ten önce çıkıp “Sev Kardeşim” ve “Hayat Bayram Olsa” şarkılarım söyleyen Şenay mitinglerde sahne alan ilk şarkıcı oldu. Bu seçimin bir yeniliği de partilerin çakmak, kalem, anahtarlık gibi hediyelik eşyalar dağıtmaya başlamasıydı.

    14 Ekim 1973’teki seçimlerde yüzde 33.3 oy oranıyla birinci parti olan CHP 185 milletvekilliği kazanırken; AP yüzde 29.8’le 149,1970’te AP’den kopanların kurduğu Demokratik Parti (DP) yüzde 12’yle 45 milletvekili çıkardı. Seçimlerin sürprizi Necmettin Erbakan liderliğindeki Millî Selamet Partisi’nin (MSP) yüzde 11.8’le 48 sandalye kazan-masıydı. CGP yüzde 5.13’le 13, MHP yüzde 3.4 ile 3, TBP yüzde 1.1 ile bir milletvekili çıkardı; 6 bağımsız aday da Meclis’e girdi.

    CHP-MSP koalisyonu

    CHP, Millet Meclisinde çoğunluğu sağlamak için gereken 226 sayısının çok altında olduğu için Ecevit koalisyon görüşmelerine başlamıştı. Önceleri küçük bir olasılık olarak görülen CHP ve MSP’nin koalisyon kurması fikri, diğer olasılıkların hızla tükenmesiyle tek seçenek olarak kaldı ve Ocak 1974’te sadece birkaç ay sürecek CHP-MSP hükümeti kuruldu. 1974 yazında Türkiye’nin Kıbrıs’a yönelik iki askerî harekâtının başarıyla sonuçlanmasıyla büyük sempati toplayan Ecevit, bu rüzgarı arkasına alıp erken seçime gitmek için 18 Eylül 1974’te istifa edecek ama Meclis’ten erken seçim kararı çıkmayacaktı. Hemen ardından AP, MSP, CGP ve MHP biraraya gelerek Demirel başbakanlığındaki Birinci Milliyetçi Cephe (MC) hükümetini kurdu.

    Türkiye, seçim yılı olan 1977’ye 1. MC hükümeti döneminde artan siyasal şiddet olayları eşliğinde girdi. Seçim kampanyaları sırasında konvoyu birkaç kez saldırıya uğrayan Ecevit 29 Mayıs’ta İzmir’de bir silahlı saldırıdan son anda kurtulacak; CHP liderine isabet etmeyen mermi arkasında bulunan partili Mehmet İsvan’ı yaralayacaktı. 3 Haziran’da Taksim Meydanı’ndaki CHP mitinginden önce de kendisine suikast yapılacağı yönünde bizzat Başbakan Demirel tarafından uyarılan Ecevit buna rağmen meydana çıktı ve CHP tarihinin en geniş katılımlı mitinglerinden birinde 100 binlerce kişiye seslendi.

    3 seçim
    Ecevit’in seçim otobüsü
    1973 seçimlerinin yeniliklerinden biri olan CHP’nin seçim otobüsünün açılabilen arka camından küçük gruplara, aracın üstünden de büyük kalabalıklara konuşma yapılabiliyordu.

    1977 seçimleri de bir dizi yeniliğe sahne olmuştu. Parti liderleri ilk defa televizyonda propaganda yapma olanağına kavuştu. 1975’te kurulan ilk araştırma şirketleri ilk anketlerini bu seçimler öncesinde yaptı. AP bir reklam ajansına (Cen Ajans) seçim kampanyası hazırlatan ilk siyasi parti oldu. Siyasi reklamlar yasak olmasına rağmen AP yasağı delmiş ve o dönem için çok ilginç bulunan gazete ilanları yayımlatmıştı. Mitinglerde dağıtılan 5 milyon AP afişi ve 20 bin ses kaseti de rekor olarak kayıtlara geçiyordu. Demirel’in sesinden kaydedilen kasetlerde ayrıca partinin kırat sembolünü temsilen, “Yine de şahlanıyor aman, kol beyinin kıratı” türküsü de yer alıyordu.

    Tüm partilerin onayıyla 4 ay önceye alınarak 5 Haziran 1977’de yapılan seçimleri CHP yüzde 41.4 oy oranıyla 213 sandalye kazanarak birinci tamamladı. AP yüzde 36.9’la 189, MSP yüzde 8.6’yla 24, MHP yüzde 6.4’le 16, CGP yüzde 1.9’la 3 ve DP de aynı oy oranıyla 1 milletvekili çıkarmıştı. 4 de bağımsız milletvekili vardı.

    CHP bu seçimlerde merkez solun Türkiye tarihinde ulaştığı en yüksek oy oranına ulaşmış, önceki seçimlerden yüzde 8 fazla oy almıştı. Bülent Ecevit’in oluşturduğu azınlık hükümeti güvenoyu alamayınca, AP, MSP ve MHP biraraya gelerek 2. Milliyetçi Cephe koalisyonunu kurdu. 6 ay süren bu hükümetin ardından iki ay görev yapacak, bağımsızların desteklediği Ecevit hükümeti kuruldu. 1979 ara seçimlerinde CHP başarısız olunca Ecevit başbakanlıktan ayrılırken, 12 Eylül 1980 darbesine kadar Demirel’in MHP ve MSP’den destek alarak kurduğu azınlık hükümeti görev yapacaktı.

  • 12 Eylül: Türkiye’yi kötürüm bırakan darbe

    12 Eylül: Türkiye’yi kötürüm bırakan darbe

    Türk toplumunda bugüne uzanan kalıcı hasarlar oluşturan 12 Eylül askerî darbesi, daha sonra neoliberalizm denecek serbest pazar ekonomisine, sanayisizleşmeye geçişin siyasi düzenlemesiydi. “Terör” diye takdim edilen sokağın ne Sağ’ı ne Sol’u iktidar için bir seçenek oluşturmuyordu. Kaymağını yiyenlerin bile sonradan sahip çıkmadığı, her alanda lümpenleşmenin yolunu açan 12 Eylül…

    Darbeler tarihi içinde 12 Eylül, dünyanın çok kritik bir döneminde gerçekleşen, ordunun emir komuta zinciri içinde toplumun kılcal damarlarına kadar müdahale ettiği tek darbedir. 650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 700 bin kişi fişlenmiş, 210 bin dava açılmış, 230 bin kişi askerî mahkemelerde yargılanmış, 14 bin kişi yurttaşlıktan atılmış, 171 kişi işkencede ölmüş, 7 bin kişi için idam istenmiş, 500’ü aşkın kişiye idam cezası verilmiş, 50 kişi idam edilmiştir. 

    12eylülekfoto2
    Ressam Evren! Kenan Evren’in bugün çöp olan resimlerini satın almak için memleketin ileri gelenlerin sıraya girmişti.

    70’li yılların ortalarından itibaren başlayan dünya ekonomik kriziyle 30 yıllık refah dönemi kapanıyor; panik içindeki dünya kapitalizmi, varlığını sürdürmek için yeni yollar arıyordu. Yeni bir birikim modeli, bölüşümde ve istihdamda aleyhine olduğu toplumsal kesimlerin siyaseten hizaya getirilmesini gerektiriyordu. Öte yandan geniş kesimler de örgütlü bir biçimde hak mücadelelerini yürütüyorlardı. Kenan Evren 1978 yazında “Demokrasiye inanan aydın bir general” olarak genelkurmay başkanlığına getirilmeseydi de, 12 Eylül bir başka generalin adıyla anılacaktı. 

    Bir askerî diktatörlük, esas olarak mevcut yönetimin sözcüsü olduğu çevrelerin uygun gördüğü politikaları geniş kitlelerin rızasını alarak sürdürememesiyle uğradığı itibar kaybının üzerine oturur. Türkiye’de 12 Eylül öncesinde ise iktidarın yanısıra kendi içinden başka türlü bir alternatif üretemeyen, 6 ay süren turlarda bir cumhurbaşkanı bile seçemeyen Meclis de meşruiyetini yitirmişti. 

    Kurumlar işlevsizleşirken insanların doğrudan hak arayışına girdikleri sokak da felç olmuştu. İkili iktidar iki gücün birbirini frenlemesi anlamına geliyorsa, ikili iktidarsızlık her iki seçeneğin de kötürümleşmesi anlamına gelmeli. “Terör” diye takdim edilen sokağın ne Sağ’ı ne Sol’u iktidar için bir seçenek oluşturmuyordu.

    Ekonomi 1977’den itibaren toplumsal beklentileri karşılamaktan giderek uzaklaşmakta, hak arayışları da buna paralel olarak giderek zorlaşmaktaydı. 

    12eylul02
    Sokaklarda emir-komuta 12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri emir-komuta zinciri içinde yönetime el koymuştu. Askerlerin otomobilleri, otobüsleri durdurarak arama yapması gündelik bir olaydı. 

    1978 Aralık ayında 100’ü aşkın insanın katledildiği Kahramanmaraş Katliamı vesilesiyle ilan edilen sıkıyönetimle birlikte ordu adım adım rejime ortak oluyordu. Ekim 1979 ara seçimi darbeyi ötelemiş; ancak 12 Eylül 1980’de toplumun yırtıldığı bir dönemin günbatımında darbe gerçekleşmiştir.

    Darbenin görünür gerekçesi, bir iktidar alternatifi olmamasına rağmen “komünizm”di. Kendisini “İttihatçı” olarak takdim etse de her nedense merkez sağın tarihî şahsiyeti olarak kabul edilen Celal Bayar da o dönem “Bu kış komünizm gelecek” diye buyurmuştu!

    1973’de Şili’nin seçilmiş sosyalist başbakanı Allende’yi deviren ordunun ABD’nin yörüngesinde uygulamaya başladığı ekonomi politikası (daha sonra neoliberalizm denecek) büyük bir devlet terörü eşliğinde Arjantin, Uruguay gibi ülkelerde de uygulanmıştı. 

    Türkiye 12 Mart askerî müdahalesi sonrasında Ecevit CHP’sinin şahsında toplumsal taleplerin yükseldiği ancak yeterli güce ulaşamadığı bir evreden sonra 24 Ocak 1980 kararlarıyla böylesi bir ekonomi politikasını önüne koymuştu. Ancak bu politikanın uygulanması için gereken kemer sıkmanın “olağan” bir rejimle gerçekleşemeyeceği gerçeği “darbe”yi gündeme getirmişti.

    “Yönetenlerin yönetememesi” açısından 12 Mart sonrası kurulan hükümetlerin ömrü iyi bir örnektir. Adalet Partisi, Milliyetçi Cephe hükümetlerinde MHP ve MSP ile istikrarı sağlayamazken, CHP de ancak transferlerle kıl payı hükümet kurabiliyordu. Koalisyon hükümetleri gerilimler, paylaşımlar bakımından dünya ekonomisinde 70’lerin ortasında başlayan kriz ortamında toplumsal beklentileri karşılamaktan acizdi. 

    Öte yandan İran’da ABD’nin müttefiki şahın devrilmesi, Afganistan’ın Rus ordusu tarafından işgali, ABD’nin acilen bir hamle yapmasını kaçınılmaz kılıyordu. Darbeciler için ABD yetkililerinin “bizim çocuklar” demesinin boşuna olmadığı; kendilerinin içerde, fikirlerinin iktidarda olduğunu söyleyen “milliyetçiler”in de bu vesile ile hangi değirmene su taşıdıkları açığa çıkmıştı. 

    12 Eylül Anayasası yürütmenin güçlendirilmesini savunan Adalet Partisi’nin taleplerinin de ötesine geçerek açıkça Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun önerileri çerçevesinde oluşmuş, böylece toplumun hangi kesimlerini gözettiğini dosta düşmana göstermişti. Kenan Evren’in kim olduğuna dair soruya, “ressam” veya “Türkiye’nin ilk cumhurbaşkanı” gibi yanıtlar alınabildiği bir ülkede, “tarih”in kıymet-i harbiyesinin olmadığına rahatlıkla hükmedilebilir.

    Bugün çöp olan resimlerini iktidardayken satın almak için memleketin ileri gelenlerin sırada olduğu bir Kenan Evren… Bu tabloları alanların acaba 12 Eylül’le ne alıp veremedikleri vardı? Bu sorunun yanıtı, darbenin ekonomi politiği açısından olduğu kadar yeni Anayasa’nın ruhunu anlamak açısından da anlamlıdır.

    Kaymağını yiyenlerin bile sahip çıkmadığı 12 Eylül darbesi, sokaktaki insanın gündelik hayatına kabus gibi çöktü; eğitimden kültüre her düzeyde bir lümpenleşmenin güzergahını inşa ederek bugünün hazırlanmasında önemli bir işlev gördü.