Etiket: mhp

  • AK Parti zafer sarhoşu muhalefet umut yorgunu

    AK Parti zafer sarhoşu muhalefet umut yorgunu

    Türkiye’nin 2000’li yıllarına damgasını vuran AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan, 2002’den itibaren yapılan 6 genel seçim, 4 yerel seçim, 2 cumhurbaşkanlığı seçimi ve 3 anayasa değişikliği referandumundan zaferle çıktı. Bu dönemde uzun süre “durumu izlemek”le yetinen muhalefet ise 2014’ten itibaren hareketlense de umutlar hep başka bahara kaldı.

    Türkiye’yi yeni bin yıla taşıma vaadiyle yola çıkan DSP, ANAP ve MHP koalisyonu, 1999 deprem felaketi ve 2001 ekonomik krizi başta olmak üzere art arda yaşanan travmalar nedeniyle büyük güç kaybetmişti. 2002’de MHP lideri Bahçeli’nin beklenmedik önerisiyle erken seçim kararı alındı.

    Kararın alınmasıyla, 3 Kasım 2002’de yapılacak seçimler arasında 3.5 ay vardı ve partiler kampanyalarını bu süreye sığdırmak zorundaydı. Halkın mevcut siyasi aktörlerden umudu kestiği, koalisyon partilerinin mitinglerinin sönük geçmesinden de anlaşılıyordu. Millî Görüş çizgisinden kopan “yenilikçilerin” 2001’de kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “genç ve karizmatik” olarak sunulan lideri Tayyip Erdoğan ise 40 günde 68 coşkulu miting yaparak iktidarın en güçlü adayı olduğunu göstermişti.

    Seçmenlerin beşte birinin sandığa gitmediği 2002 seçimlerinde iki partili bir Meclis yapısı ortaya çıktı ve oyların 34.3’ünü alan AK Parti 363, yüzde 19.4’ünü alan CHP 178 milletvekilliği kazandı. Seçim öncesinde Meclis’te bulunan tüm partiler Meclis dışında kalmıştı. 16 parti yüzde 10 barajını aşamazken, oyların yüzde 46’sı, yani 14.5 milyon seçmenin tercihi boşa gidiyordu.

    AK Parti zafer sarhoşu
    Recep Tayyip Erdoğan, Menderes’ten sonra üç kez üst üste seçim kazanıp başbakanlık yapan tek siyasetçi oldu.

    1997’de bir konuşmasında okuduğu şiir nedeniyle hapis cezasına çarptırılan AK Parti Genel Başkanı Erdoğan siyasetten men edildiği için milletvekili olamamıştı. Bu nedenle seçimin ardından ilk hükümet Abdullah Gül başbakanlığında kuruldu. Meclis’te AK Parti’nin, Erdoğan’ın seçilmesi önündeki engeli kaldırmak için verdiği yasa değişikliği önerisi Deniz Baykal ve CHP tarafından desteklenince Erdoğan tekrarlanan Siirt seçimiyle milletvekili oldu. Bunun üzerine Gül çekildi ve Erdoğan 2003 Mart’ında başbakanlık koltuğuna oturdu. O zaman kimse bunun -en az- 20 yıllık bir dönemin başlangıcı olduğunu düşünmüyordu ama eski Millî Görüş partilerinin aksine bir kitle partisi olmayı hedefleyen AK Parti 2015’e kadar tüm genel seçimlerde oylarını yükseltmeyi başardı.

    AK Parti zafer sarhoşu
    Vatan gazetesinin manşeti, 3 Kasım 2002 seçimlerinin özetiydi (üstte). AK Parti’yi kuran Millî Görüş’ün yenilikçi kanadının liderleri Gül, Erdoğan, Arınç ve Şener (altta).

    2007 seçimlerinde AK Parti oylarının artmasına seçimden önce yaşanan bir dizi gelişme de etki etmişti. Bunlardan birincisi cumhurbaşkanlığı seçimi kriziydi. Nisan’da Meclis çoğunluğu Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçmiş ama karar Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Gül’ün aday olmasıyla başlayan laiklik tartışmaları da Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde hükümete karşı yayımladığı bildiriye (e-muhtıra) kadar uzandı.
    E-muhtıranın mağdur duruma düşürdüğü AK Parti için asıl iyi haberse merkez Sağ’dan geldi. İkisinin de barajın altında kalacağı düşünülen Erkan Mumcu liderliğindeki ANAP ve Mehmet Ağar liderliğindeki DYP seçime birlikte katılmaya karar vermişti. Ancak bugün dahi tam bilmediğimiz, tarafların da açıkça anlatmadığı “bazı şeyler” oldu ve birleşme son dakikada iptal edildi. AK Parti taraftarı basında bayram havası yaratan gelişme hem merkez Sağ’ın barajı aşamayacağını hem de bu cenahın oylarının bir bölümünün AK Parti’ye kayacağını kesinleştiriyordu. ANAP lideri Erkan Mumcu yıllar sonra, birleşme girişiminin “Gülen Cemaati ve ortağı olan iktidar tarafından sabote edildiğini” söyleyecekti.

    AK Parti zafer sarhoşu

    2007’de barajı geçen üç partiden AK Parti yüzde 46.6 ile 341, CHP yüzde 21 ile 112, MHP yüzde 14.3 ile 71 milletvekili çıkardı. ANAP seçimlere katılamamış, Mehmet Ağar’ın partisi yüzde 5.5 oyla baraj altında kalmıştı. HEP geleneğinin devamı DTP’nin desteklediği bağımsız adaylardan 22’si de Meclis’e girmeyi başardı.

    İktidarının ikinci döneminde ilk iş olarak Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçen AK Parti, ardından bir anayasa değişikliği teklifi hazırladı. 21 Ekim 2007’deki referandumda kabul edilen değişikliklere göre cumhurbaşkanı halk oyuyla seçilecek, genel seçimler de 5 yıl yerine 4 yılda bir yapılacaktı.

    AK Parti’nin logosunu tasarlayan ve kuruluşundan itibaren tüm seçim kampanyalarını yöneten Erol Olçok, Erdoğan’ın ilk iktidar dönemini çıraklık, ikinci dönemi kalfalık olarak nitelendirmişti. 2011 seçimlerindeki “Hayaldi gerçek oldu” sloganlı kampanyada ise Erdoğan’ın ustalık dönemi için oy isteniyordu.

    CHP ve MHP ise 2011 seçimleri öncesi “kaset skandalları” nedeniyle büyük sarsıntı yaşadı. 2010’da CHP lideri Deniz Baykal’ın bir kadınla görüntüleri sızdırılınca Baykal partinin genel başkanlığından ayrılacak ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu gelecekti.

    Seçimlere iki ay kala bazı MHP milletvekillerinin çeşitli ilişki görüntülerinin yayımlanması da ikinci kaset skandalıydı. 10 MHP’li partiden ayrılmak ve adaylıktan çekilmek zorunda kaldı.

    AK Parti zafer sarhoşu
    Gezi ve AK Parti broşürü Erdoğan’ın kutuplaştırma siyaseti gütmesinin miladı 2013’teki Gezi olaylarıydı (üstte). AK Parti’nin 2O15’te dağıttığı broşürde Türkiye’nin “Ramazan ayının ortasında, İstiklal Caddesi’nde Gay Pride yapılabilen bir ülke” olduğundan gururla bahsediliyor, AK Parti’nin asla kimsenin yasam tarzına müdahale etmeyeceği sözü veriliyordu (altta).
    AK Parti zafer sarhoşu

    12 Haziran 2011’de yapılan seçimlerde 327 milletvekilliği kazanan AK Parti’nin oy oranı 49.9’la zirveye ulaşmıştı. Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığıyla oyları yükselen CHP yüzde 26’yla 135, MHP yüzde 13’le 53 milletvekili çıkardı. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun 36 bağımsız adayı da Meclis’e giriyordu.

    Menderes’ten sonra üç dönem üstüste başbakanlık yapan ikinci siyasetçi olmayı başaran Erdoğan, yüzde 50 oy oranının verdiği güçle 2013’ten itibaren yürüttüğü “kutuplaştırma” siyasetiyle geniş tabanlı kitle partisi hedefinden uzaklaştı; o zamana kadar AK Parti’yi destekleyen bazı kesimlerin desteğini kaybetti.

    Muhalefet de ilk kez Erdoğan’ı “gönderebileceğini” düşünmeye başlamıştı ama, 10 Ağustos 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimleri işlerinin hiç de kolay olmadığını gösterdi. Birinci turda oyların yüzde 51.6’sını alan Erdoğan rahatlıkla seçilirken, CHP ve MHP’nin ortak adayı Ekmeleddin İhsanoğlu yüzde 38.5’te kalmıştı. HDP adayı Selahattin Demirtaş’ın oy oranı ise yüzde 9.8’di.

    Erdoğan cumhurbaşkanı seçilince partinin genel başkanlığı ve başbakanlık görevini Ahmet Davutoğlu’na devretse de genel başkan gibi davranmayı sürdürdü ve 2015 seçimleri öncesinde sahaya çıkıp seçmenlerden AK Parti için 400 milletvekili istedi. Ancak 7 Haziran’da AK Parti yüzde 41 oy oranıyla birinci olsa da, 258 milletvekili çıkararak 2002’den beri ilk defa parlamentodaki çoğunluğu kaybetti. CHP yüzde 25’le 132, MHP 16.2’yle 80 sandalye kazanırken, HDP de ilk kez barajı aşıp yüzde 13 oy alarak 80 milletvekili çıkarmayı başardı.

    13 yıldır ilk defa ufukta koalisyon görünüyordu. Hükümeti kurmakla görevlendirilen Davutoğlu’nun koalisyon görüşmeleri sonuçsuz kalınca, Erdoğan yetkisini kullanarak seçimlerin yenilenmesine karar verdi. Yeni seçim 1 Kasım 2O15’te olacaktı.

    Haziran ve Kasım seçimleri arasında geçen sürede, Türkiye tarihinin en vahşi terör saldırılarından bazıları yaşandı. Suruç ve Ankara’daki intihar saldırılarında 135 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. 5 ay boyunca ölüm ve katliam haberleriyle yaşayan toplumda güvenlik kaygısı önplana çıkmış, Davutoğlu da oylarının bu süreçte arttığını söylemişti. 1 Kasım’daki seçimin sonuçları da Davutoğlu’nun yanılmadığını gösteriyordu. AK Parti oylarını 8.5 puan yükselterek yüzde 49.5’e çıkardı ve 317 sandalyeyle Meclis çoğunluğunu tekrar ele geçirdi. Bir defa daha yüzde 25 oy alan CHP 134 milletvekili çıkarırken, MHP oyları yüzde 12’ye, HDP oyları ise yüzde 10.7’ye düşmüştü.

    Seçim zaferi ve ardından gelen 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimiyle tabanını etrafında kenetlemeyi başaran Erdoğan’ın bundan sonraki hedefi başkanlık sistemi oldu. Kasım seçimleri bu gücü vermese de imdada MHP lideri Devlet Bahçeli’nin desteği yetişti ve AK Parti döneminin üçüncü anayasa değişikliği referandumu yapılması kararı alındı. Sistem değişikliğine karşı olan MHP’liler de partiden ayrılıp, Akşener liderliğindeki İyi Parti’yi kuruyordu.

    AK Parti zafer sarhoşu
    Millet İttifakı, işbirliğinin ilk meyvelerini 2019 yerel seçimlerinde topladı.

    16 Nisan 2017 referandumunda sonuçlar Erdoğan’ın istediği gibi çıktı. Seçmenlerin yüzde 51.4’ü yeni sistemi onaylarken, 48.6’sı reddetmişti. Referanduma damgasını vuran olaysa “mühürsüz oy” skandalı oldu. Yasaya göre oyların geçerli sayılabilmesi için oy pusulalarıyla zarfların oy verme işleminden önce mühürlenmesi gerekiyordu. Ancak bu referandumda mühürsüz zarf ve pusulalar da kullanılmıştı. 2.5 milyon oyun şaibeli olduğunu öne süren CHP itiraz etse de Yüksek Seçim Kurulu mühürsüz pusula ve zarfları geçerli sayınca sonuçlar kesinleşmiş oldu.

    2014 yerel seçimlerinde oylar sayılırken farklı yerlerde yaşanan elektrik kesintileri ve Ankara’daki kesintinin sebebinin trafoya kedi girmesi olarak açıklanması sandık güvenliğiyle endişe yaratınca, Oy ve Ötesi başta olmak üzere sivil inisiyatifler harekete geçmişti. Siyasi partiler de eskisinden daha dikkatli davranıyordu. Referandum günü binlerce gönüllü görev başında olsa da kimsenin mühürsüz oy kullanımına karşı alabileceği bir tedbir yoktu, Erdoğan’ın, YSK henüz kararını duyurmadan dediği gibi “atı alan Üsküdar’ı geçmişti”.

    Referandumdan sonra Cumhur İttifakı’nı kuran AK Parti ve MHP, ilk başkanlık seçimlerinin 24 Haziran 2018’de yapılacağını açıklayınca, CHP, İyi Parti, Saadet ve DP de Millet İttifakı’nı kurduklarını ilan etti. İttifak kurulmuştu ve partiler cumhurbaşkanlığı için kendi adaylarını gösteriyordu. Seçim ikinci tura kalınca ittifaktan hangi aday birinci çıkarsa ona destek olunacaktı.

    CHP, Erdoğan’a karşı Muharrem İnce’yi, HDP 2016’dan beri tutuklu bulunan Demirtaş’ı, İyi Parti Meral Akşener’i, SP Temel Karamollaoğlu’nu aday gösterdi. Muhalefetin ikinci tur beklentisine rağmen Erdoğan seçimi birinci turda aldığı yüzde 52.4 oyla kazandı. İnce yüzde 30.6, Demirtaş yüzde 8.4, Akşener yüzde 7.3, Karamollaoğlu 0,9 oranında oy almıştı.

    Başkanlık seçimlerinin gölgesinde ve aynı gün yapılan genel seçimlerden de AK Parti’nin yüzde 42.5 oy oranıyla 295 milletvekili çıkararak birinci olması, Erdoğan’ın 2002’den beri en mutlu balkon konuşmalarından birini yapmasına yol açtı. CHP yüzde 22.6’yla 146, HDP 11.7’yle 67, MHP yüzde 11’le 49 ve ilk kez seçimlere katılan İyi Parti yüzde 10’la 43 milletvekili çıkardı.

    Seçimlerin önemli sonuçlarından biri de 2014’ten beri umut yorgunu olan muhalif ittifakın, hiçbir partinin tek başına Erdoğan’ı yenemeyeceğini açıkça görmesi ve Millet İttifakı’nı güçlendirme yoluna girmesiydi. 2019 yerel seçimlerinde ittifaka Ankara ve Istanbul belediye başkanlıklarını zaferlerini kazandıran bu çabaların, önümüzdeki genel seçimleri nasıl etkileyeceğini de 14 Mayıs akşamı göreceğiz.

  • Millî Görüş geliyor dengeleri değiştiriyor

    Millî Görüş geliyor dengeleri değiştiriyor

    90’lı yılların seçimlerine merkez Sol ve Sağ partilerdeki bölünmüşlük damgasını vurmuş, Türkiye 8 yıl aradan sonra bir defa daha koalisyon hükümetleri dönemine girmişti. Ortaya çıkan durumu en iyi değerlendiren ise kurulduğu günden itibaren oyunu artıran, Necmettin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi oldu.

    Mesut Yılmaz’ın 15 Haziran 1991’de ANAP Genel Başkanı olup başbakanlığı Akbulut’tan devralmasından sonra, partilerin ortak kararıyla 1992’nin Kasım ayında yapılması gereken seçimlerin 20 Ekim 1991’de yapılmasına karar verilmişti.

    Süre kısıtlı olmakla birlikte o zamana kadarki en cafcaflı ve masraflı seçim kampanyaları 1991’de yapıldı. Ünlü sanatçılar liderlerin mitinglerinden önce konser veriyor, partiler sanatçı menajerlerinin kapısını aşındırıyordu. En iddialı kampanya, ünlü Fransız siyasal reklamcı Jacques Seguela ile anlaşan ANAP’ındı. Seguela, tüm seçim stratejisini belirlediği ANAP için Mesut Yılmaz’ı ön plana çıkardığı lider odaklı bir kampanya hazırladı.

    Millî Görüş
    Necmettin Erbakan liderliğindeki RP’nin birincilikte tamamladığı 1995 seçim sonuçlarını kutlayan partililer.

    1991 seçimlerinden önceki en büyük yeniliklerden biri, ilk özel televizyon kanalı Star 1’in yayında olmasıydı. Muhalefet partileri reklamlarını iktidar yanlısı davranan TRT yerine Star Tv’ye vermeyi tercih ediyordu. Ancak bir süre sonra kanal yönetimi muhalefet partilerinin bazı reklamlarını engellemeye başladı ve “Cumhurbaşkanı Özal’a ya da ailesine sataşan” reklamların yayımlanmayacağını duyurdu. Bunda pek şaşılacak bir şey yoktu; zira Star Tv’nin iki ortağından biri Cem Uzan, diğeri Cumhurbaşkanı Özal’ın oğlu Ahmet Özal’dı. Şaşırtıcı olan, kanalın göz göre göre izinsiz ve korsan yayın yapıyor olmasıydı. Üstelik Star 1 hem devletin kablolu yayın şebekesinden hem de uydu yayını aracılığıyla evlere ulaşıyordu. Uydu yayını için kullanılan link hatları da devlet kurumu PTT’ye aitti.

    Bir süre sonra tartışmalar siyasi reklamlarla ilgili olmaktan çıktı; çünkü kanal başta SHP olmak üzere muhalefet partilerine karşı bir odağa dönüşmüştü. İktidar sözcüleri Türkiye’de özel televizyonları düzenleyen bir yasa olmadığı için Star Tv’ye müdahale edilemediği söylüyordu ama, asıl sebep kanalın ortaklarından birinin Özal’ın oğlu olmasıydı. Yüksek Seçim Kurulu SHP’nin itirazı üzerine seçim yasaklarını ihlal eden Star Tv’nin PTT link hatlarını, personel ve araç gerecini kullanmasını engelledi. Ancak bu kararın bir etkisi olmadı; çünkü Star 1 çoktan kendi vericilerini kurmuş, PTT’nin desteği olmadan izleyicilere ulaşabilir duruma gelmişti. Kanalın ANAP iktidarına desteğini alenileştirdiği son 3 haftada muhalefetin reklamları tamamen engellenirken, Mesut Yılmaz her gün defalarca ekranlarda boy gösterip “daha yapacak çok iş var” diyecekti.

    Millî Görüş
    1991 seçimlerinde partilerin bulabildikleri her yere astığı milyonlarca plastik afiş ve flama görüntü kirliliğine sebep oldu.

    Yüzde 10 barajı kaldırılmadığı için barajı aşma endişesi taşıyan partilerin ittifak arayışları da Ankara kulislerini hareketlendirmişti. RP, MÇP ve Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) ittifak yapıp seçimlere RP şemsiyesi altında girmeye karar verirken, Halkın Emek Partisi (HEP) adayları da SHP listesinden katılacaktı.

    Yüzde 27 oy oranıyla 178 milletvekili çıkaran DYP’nin birinci sırada tamamladığı 1991 seçimlerinde ANAP yüzde 24 ile 115, SHP yüzde 20.8’le 88 milletvekilliği kazandı. Basının “kutsal ittifak” adını taktığı milliyetçi-İslâmcı ittifak RP çatısı altında yüzde 16.9 oy oranıyla 62, barajı güçlükle aşan DSP yüzde 10.8’le 7 sandalye kazanıyordu.

    Millî Görüş
    Havacılıkta “her şey yolunda” anlamında kullanılan bu işaret, Erbakan’ın lideri olduğu Millî Görüş hareketinin de simgesiydi. (Fotoğraf: Ecvet Atik)

    Seçimlerin asıl kaybedeni, 1987 seçimlerinin 12 puan gerisini düşen ANAP’tı. O zamana kadarki en pahalı seçim kampanyasına ve müthiş medya desteğine rağmen seçmenler ANAP’ı cezalandırmıştı.

    Meclis aritmetiği koalisyonu zorunlu kılıyordu. Merkez Sağ’ın liderliği koltuğuna bir dafa daha oturan Süleyman Demirel hükümeti kurmakla görevlendirildi ve DYP-SHP koalisyonu kuruldu. Ancak ekonomik istikrar ve demokratikleşme vaadiyle yola çıkan koalisyon, beklentileri karşılamadı; iki parti seçmenini de memnun edemedi.

    Sonraki seçimlere kadar geçen sürede, belirleyici siyasi gelişmeler yaşandı. SHP listesinden seçilen 18 HEP’li milletvekili 1992 ilkbaharında SHP’den ayrıldı. Yaz aylarında Muhsin Yazıcıoğlu liderliğindeki grup MÇP’den istifa ederek Büyük Birlik Partisi’ni (BBP), Eylül’de ise Deniz Baykal ve arkadaşları SHP’den ayrılıp CHP’yi kurdu. Turgut Özal’ın 17 Nisan 1993’teki beklenmedik ölümü sonrası Başbakan Demirel cumhurbaşkanı olurken, DYP kongresini kazanan Tansu Çiller de Türkiye’nin ilk kadın başbakanı olarak göreve başladı. Aynı yıl Erdal İnönü de genel başkanlıktan ayrılınca SHP’nin başına eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın geçti.

    İki genel seçim arasındaki en önemli gelişmelerden biri de, RP’nin 1994 yerel seçimlerindeki başarısıydı. Aralarında İstanbul ve Ankara’nın da olduğu 6 büyükşehir ve 22 ilde ipi göğüsleyen RP, özellikle metropollerdeki gecekondu bölgelerinden çok yüksek oy almıştı. 1960’larda ağırlıklı olarak AP’ye, 1970’lerde CHP’ye oy veren kent yoksullarının yeni adresi Refah Partisi (sonrasında Fazilet Partisi ve AKP) çizgisi olacaktı.

    Millî Görüş
    1995 seçimlerinden sonra ANAP ve DYP tarafından büyük ümitlerle kurulan ANAYOL koalisyonunun ömrü yalnızca üç ay sürdü (üstte). ANAP’ın 1991 seçimlerinde Fransız reklamcı Jacques Seguela tarafından hazırlanan görkemli kampanyasında Başbakan Mesut Yılmaz’ın tek bir fotoğrafı kullanıldı (altta).
    Millî Görüş

    Yerel seçim hezimeti ve 1994’te yaşanan büyük ekonomik kriz, koalisyon hükümetini epey yıpratmıştı. 1995’te SHP ile CHP’nin birleşmesi ve yeni CHP’nin genel başkanlığa Deniz Baykal’ın seçilmesi sonrasında hükümet Ekim 1996’da yapılması gereken seçimleri 10 ay erkene çekme kararı aldı. Seçim yasası da değiştirilerek seçmen yaşı 20’den 18’e düşürüldü. Milletvekili sayısı ise 450’den 550’ye yükseltiliyordu.

    24 Aralık 1995’te yapılan seçimlerden yüzde 21.4 oy oranıyla 158 milletvekilliği kazanan RP zaferle çıktı. Seçime BBP ile ittifak yaparak giren ANAP yüzde 19.7’yle 132, DYP yüzde 19.2’yle 135 sandalye kazanırken, ilk defa Sol’un birinci partisi konumuna yükselen DSP yüzde 14.64’le 76, CHP yüzde 10.7 ile 49 milletvekili çıkarmıştı. Yüzde 8.2 oranında oy alan MHP barajı aşamadı; HEP’in kapatılmasının ardından kurulan HADEP de yüzde 4.18 oy oranıyla barajın altında kaldı.

    Meclis’teki çok parçalı yapı nedeniyle 4 yıl boyunca Anayol (ANAP-DYP), Refahyol (RP-DYP) ve Anasol-D (ANAP-DSP-DTP) koalisyon hükümetleri görev yaptı. Siyasi istikrarsızlığın egemen olduğu bu çalkantılı dönemin en önemli gündem başlıkları yolsuzluk skandalları; karanlık suikastlar ve faili meçhul cinayetler; devlet-mafya-siyaset ilişkilerinin ortaya döküldüğü Susurluk kazası; laik-İslâmcı gerilimi; askerin 28 Şubat müdahalesi ve Anayasa Mahkemesi’nin RP’sini kapatmasıydı.

    16 Ocak 1998’de kapatılan RP’nin 147 milletvekili, 15 bin parti yöneticisi ve 4 milyon üyesi Fazilet Partisi’ne (FP) geçti. Erbakan’a ise 5 yıl siyaset yasağı gelmişti. Aynı yıl, Aralık 2000’de yapılması gereken seçimlerin 18 Nisan 1999’a alınmasına da karar verildi. İlk defa yerel seçimlerle genel seçimler aynı gün yapılacaktı.

    21 partinin katıldığı genel seçimlerde yüzde 20’nin üzerinde oy alan tek parti yüzde 22.2 oyla 136 milletvekili çıkaran DSP’ydi. Önceki seçimde baraj altında kalan MHP de yeni lideri Devlet Bahçeli ile oy patlaması yapmış, yüzde 18’le 129 milletvekilliği kazanarak ikinci olmuştu. Kapatılan RP’nin devamı olarak kurulan FP’nin yüzde 15.4 oy oranı ve 111 milletvekili ile üçüncü tamamladığı seçimlerde, merkez Sağ oyların eridiği görülüyordu. ANAP yüzde 13.2’yle 86, DYP yüzde 12’yle 85 milletvekili çıkarabilmişti. Önceki seçimlerde barajı güçlükle aşan Deniz Baykal liderliğindeki CHP yüzde 8.72’lik oy oranıyla tarihinde ilk defa parlamento dışında kaldı. Yüzde 4.8 oranında oy toplayan HADEP de 10 ilde sandıklardan birinci çıkmasına rağmen Meclis’e temsilci gönderememişti.

    Yerel seçimlerde ise sonuçlar farklıydı. FP’nin birinci, ANAP’ın ikinci, DSP’nin üçüncü tamamladığı seçimlerde FP ve DSP dört, CHP üç, ANAP iki ve MHP bir büyükşehir belediye başkanlığı kazanmıştı.

    Seçimlerin ardından DSP, MHP ve ANAP arasında Türkiye’nin 17. koalisyon hükümeti kuruldu. Bülent Ecevit beşinci kez başbakanlık koltuğuna otururken, MHP de 21 yıl sonra ilk defa hükümette yer alıyordu.

  • Yeni partiler, yeni yüzler ve eski problemler

    Yeni partiler, yeni yüzler ve eski problemler

    Demokrat Parti iktidarının devrildiği 27 Mayıs darbesiyle başlayan 1960’larda üç seçim yapıldı. 1961 seçimlerinde ordunun bastırmasıyla ilk kez koalisyon hükümeti kurulurken, sonraki iki seçimden Demokrat Parti’nin devamı olarak kurulan Adalet Partisi ve genç lideri Süleyman Demirel zaferle çıktı.

    Ellilerin ikinci yarısında tırmanışa geçen ve 1960 ilkbaharında zirveye ulaşan siyasi gerilim 27 Mayıs askerî darbesiyle sonuçlanmış, DP iktidarının devrilmesinden sonra yönetim Millî Birlik Komitesi’nin (MBK) eline geçmişti. Yeni Anayasa’yı ve seçim kanununu 38 subaydan oluşan MBK ile üyeleri atama-seçim karışımı bir usulle belirlenen Temsilciler Meclisi’nin oluşturduğu Kurucu Meclis hazırladı.

    TBMM artık 450 sandalyeli bir Millet Meclisi ve 150 sandalyeli Cumhuriyet Senatosu olmak üzere iki kanattan oluşacaktı. Millet Meclisi’ni denetleme mekanizması olarak oluşturulan ve halk arasında “okumuşlar meclisi” olarak anılan Senato’ya seçilebilmek için 40 yaşını bitirmek ve üniversite mezunu olmak gerekiyordu. Eski seçim sistemi de terkediliyor ve seçim çevresi barajlı nispi temsil sisteminin uygulanacağı açıklanıyordu. Bu sistemde her seçim çevresinde kullanılan geçerli oyların o çevreden seçilecek milletvekili sayısına bölünmesiyle seçim çevresinin barajı belirleniyordu. Bu sayının altında kalan partiler o çevreden milletvekili çıkaramıyordu.

    Yeni partiler, yeni yüzler
    1964’te 40 yaşında Adalet Partisi’nin genel başkanı olan Süleyman Demirel, çok kısa sürede Türk siyasetinin en önemli figürlerinden birine dönüştü.

    Ordu, Demokrat Parti’yi kapatmış, birçok üyesini hapsettiği partinin tüm örgütünü dağıtmıştı. Buna karşın CHP ve Bölükbaşı liderliğindeki CK-MP’nin örgütsel yapısı ayaktaydı. Siyasi partilerin faaliyetlerine 12 Ocak 1961’de izin verilince 13 parti daha kuruldu. Yeni partiler arasında DP’nin devamı olduğu iddiasındaki Adalet Partisi (AP) ve Yeni Türkiye Partisi (YTP) de vardı.

    Asker faktörü

    Darbenin gölgesinde yapılan 1961 seçimleri renksiz ve heyecansız seçim kampanyalarına sahne oldu. Bunun en önemli sebebi, seçimlere 1 ay kala DP’lilerin yargılandığı davaların ağır cezalarla sonuçlanması ve Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idam edilmesinin yarattığı şoktu.

    15 Ekim 1961’de yapılan seçimleri yüzde 36.7 oy oranıyla 173 sandalye kazanan CHP birinci tamamladı. İkinci sıradaki AP yüzde 34.7’yle 158, CKMP yüzde 14’le 54, YTP 13.7’yle 65 milletvekili çıkarmıştı. Partiler Cumhuriyet Senatosu seçimlerinde de yakın oranlarda oy aldı.

    Hiçbir partinin tek başına iktidar olamadığı seçimlerde halkın yetkiyi DP’nin devamı partilere vermek istediği anlaşılsa da askerlerin bunu kabul etmesi mümkün değildi. YTP ve CKMP, CHP’nin koalisyon teklifini reddedince, ordunun da zorlamasıyla Türkiye’nin ilk koalisyonu olan CHP-AP hükümeti kuruldu. 1965 seçimlerine kadar dört ayrı koalisyon hükümeti görev yapacaktı.

    Yeni partiler, yeni yüzler
    İsmet İnönü, 1961 seçimleri sonrasında kurulan üç koalisyon hükümetinde son kez başbakanlık yaptı (üstte). Akbaba, 1965 seçimlerini güzellik yarışmasına benzetmişti (altta).
    Yeni partiler, yeni yüzler

    Adalet Partisi (AP), 27 Kasım 1964’teki kongrede Süleyman Demirel’i genel başkanlığa getirirken, Türk siyasetinin gelecek 40 yılına damga vuracak en önemli siyasi figürlerinden birini de seçiyordu. 40 yaşındaki yeni lideriyle atağa kalkan AP, 1965 seçimlerinin favorisiydi.

    1965 seçim kampanyalarında birçok yenilik göze çarpıyordu. Siyasi parti liderlerine yüzlerce araçtan oluşan seçim konvoyları eşlik ediyor, o zamana kadar daha çok davul-zurna çalınan ve küçük grupların slogan attığı mitinglerde binlerce kişi hep bir ağızdan slogan atıp parti bayrağı sallıyordu.

    Seçimlere ilk defa bir sosyalist parti, Mehmet Ali Aybar liderliğindeki Türkiye İşçi Partisi (TİP) de katılacaktı. 1965 seçimleri öncesi diğer partilere verilen hazine yardımından mahrum bırakılan TİP’in yurdun çeşitli yerlerinde yaptığı seçim etkinlikleri Sağcı grupların saldırısına uğradı.

    1965 seçimlerinin en büyük yeniliği ise “millî bakiye” (ulusal artık) sisteminin uygulanacak olmasıydı. Bu sistemin temel özelliği, il seçim çevrelerinde sonuçlara yansımayan oyların “millî seçim çevresi”nde değerlendirilmesi ve boşa gitmemesiydi.

    Örneğin, 10 milletvekili çıkaran ve 1 milyon geçerli oy kullanılan bir ilde, milletvekili çıkarmak için gerekli oy sayısı 100 bindi. 330 bin oy alan parti 3 milletvekili çıkarıyor, kalan 30 bin oyu “artık oy” olarak “millî seçim çevresi”ne ayrılıyordu. Başka bir parti bu kentte 99 bin oy aldıysa vekil çıkaramayacak, ama oyları yine “millî seçim çevresinde değerlendirilecekti. 10 vekil çıkaran bu kentte 7 milletvekilliği bu şekilde dağıtılabildiyse, açıkta kalan üç milletvekilliği de “millî seçim çevresi”ne aktarılıyordu. İkinci aşamada, illerde açıkta kalan milletvekillikleri partilerin “millî seçim çevresi”nde biriken artık oylarına göre dağıtılacaktı. Sözgelimi, açıkta kalan milletvekilliği sayısı 50, artık oy toplamı 5 milyon ise milletvekili çıkarabilmek için 100 bin artık oy gerekliydi. 100 bin artık oyu olan parti 1,500 bin artık oyu olan parti 5 milletvekilliği kazanıyordu.

    10 Ekim 1965’te yapılan seçimlerde AP yüzde 5.9’la 240, CHP yüzde 28.8’le 134, CK-MP’den ayrılan Bölükbaşı’nın kurduğu Millet Partisi yüzde 6.3 oyla 31, YTP yüzde 3.7 ile 19, TİP yüzde 3 ile 15, CKMP yüzde 2.2 ile 11 milletvekilliği kazandı.

    Millî bakiye sistemi sayesinde oylar boşa gitmemiş, alınan oy oranıyla çıkarılan milletvekilliği sayısı paralellik göstermişti. Sözgelimi TİP yüzde 3 oy olarak 450 sandalyenin yüzde 3’üne karşılık gelen 15 milletvekilliği kazanmıştı. Yüzde 2.2’lik oy oranıyla 11 milletvekili çıktıran CKMP’nin adayları ise hiçbir ilde seçilecek oy sayısına ulaşamamış, tamamı artık oylarla seçilmişti.

    Yeni partiler, yeni yüzler
    İlk kez bir sosyalist parti seçimlerde
    1965 seçimlerinde 15 milletvekilliği kazanan Türkiye İşçi Partisi’nin lideri Mehmet Ali Aybar esi Siret Hanımla oyunu kullanırken.

    Küçük partilerin yararına işleyen millî bakiye sistemini “millî felaket” olarak nitelendiren AP iktidarı 1969 seçimlerine 1 yıl kala bu sistemi kaldırdı ve 1961’de uygulanan seçim çevresi barajlı nispi temsil sistemini geri getirdi. Ancak Anayasa Mahkemesi değişiklikleri iptal edince sistem barajsız nispi temsil sistemine dönüştü. 1983’e kadar bu sistem yürürlükte kalacaktı.

    1961 Anayasası’nın getirdiği örgütlenme serbestliğinin, dünyada yükselen eğilimin ve parlamentodaki TİP’in etkisiyle 1960’ların ikinci yarısında Türkiye’de sol yükselişe geçmişti. Bu durum CHP’ye de yansıyacak, 1965’te önce İnönü’nün telaffuz ettiği “ortanın solu” düşüncesi 1966’da partinin resmî görüşü olarak benimsenecekti. “Ortanın solu” düşüncesine karşı olan 48 milletvekili ve senatör ise CHP’den ayrılıp Güven Partisini kurdu. Sağ cenah da bu dönemde hareketliydi. CKMP 1969’da Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) adını aldı ve Alparslan Türkeş genel başkan oldu.

    Tek başına AP

    12 Ekim 1969’da yapılan seçimlerde AP oy kaybına uğrasa da yüzde 46.6 oy oranıyla 256 milletvekili çıkararak Millet Meclisi’nde bir kez daha tek başına çoğunluğu sağladı. Çok partili yaşama geçildikten sonraki en düşük oyunu alan CHP yüzde 27.4’le 143 vekil çıkarırken, Güven Partisi yüzde 6.6 oy oranı ve 15 sandalye ile üçüncü parti oldu. Millet Partisi yüzde 3.2 ile 6, MHP yüzde 3 ile 1, halk arasında “Alevîlerin partisi” olarak nitelendirilen Türkiye Birlik Partisi yüzde 2.2 ile 6 vekillik kazanmıştı. TIP’in oyları 3’ten 2.8’e geriledi; oy kaybı çok değildi ama seçim sistemi değiştiği için 15 olan vekil sayısı ikiye düşüyordu. YTP ise yüzde 2.2 oy oranıyla 6 sandalye kazanmıştı.

    1969 seçimlerinin ilginç bir özelliği bağımsızların yüzde 5.6 oy alınası ve tam 13 bağımsız adayın milletvekili seçilmeyi başarmasıydı, Meclis’e giren bağımsızlardan biri de AP’den milletvekili adaylığı Demirel tarafından veto edildiği için Konya’dan bağımsız aday olan ve iki milletvekili seçtirecek kadar oy alıp seçilen Necmettin Erbakan’dı.