Etiket: margaret thatcher

  • Neoliberalizmin ilk saldırısı İngiliz işçilerin son raundu

    Neoliberalizmin ilk saldırısı İngiliz işçilerin son raundu

    Mart 1984’te başlayan ve 1 yıl süren madenci grevi, İngiliz tarihindeki geleneksel mücadelenin de son raundu, neoliberal politikalara geçişin ilk hesaplaşmasıydı. Başbakan Thatcher’ın zaferi aslında bir sınıf zaferiydi; neoliberalizm sadece ekonomik değil, kültürel ve siyasal olarak da sonraki sürece damgasını vuracaktı.

    Hikayenin kısa tarihi, 2. Dünya Savaşı sonrasın­da İngiltere’deki seçim­leri beklenmedik bir şekilde İşçi Partisi kazandığında, Başbakan Clement Attlee hükümetinin kömür üretimini millîleştir­mesiyle başlamıştı. Savaştan çok daha önce, 1926’da maden patronlarının lokavt yaparak üc­retleri düşürmeye çalıştığı, hatta madenleri kapattığı dönemdeki yenilginin ardından, madenciler için çok önemli bir kazanımdı bu karar.

    Ancak 1960’tan itibaren bu model teklemeye başladı. Yine İşçi Partisi hükümeti 1967’de Harold Wilson döneminde devalüasyona gidince işçilerin yaşam standardında düşüş kay­dedildi. Sanayi işçilerine kıyasla madencilerin durumu daha da kötüleşti; madenciler böylelikle mücadelenin ön safında yer ala­caklardı. Bundan 5 yıl sonra ise, NCB (National Coal Board-Ulusal Kömür Kurulu) İngiliz ekonomi­sinin rekabet gücünü artırmak için ücretleri düşük tutmaya çalışırken, Ulusal Maden İşçileri Sendikası (NUM) 9 Ocak 1972’de ulusal greve (1926’da beri ilk) gidecekti. Başbakan Edward Heath’in de meydan okumasıyla mücadele iyice sertleşti; sonunda 9 Şubat’ta “olağanüstü hâl” ilan edildi. Ancak elektrik kesinti­leri ekonomiyi felç edince NUM işbaşı çağrısı yaptı; sonuç olarak %21’lik bir ücret artışı kaydedildi.

    İngiltere’de Muhafazakar Heath 1974’te iktidarı kaybetti; Harold Wilson’ın İşçi Partisi tekrar iktidara geldi. Ancak bu defa da meşhur petrol krizi hem İngiltere’yi hem de dünyayı salla­yacaktı. Aslında olup biten, savaş sonrası Keynesçi politikaların tıkanması üzerine daha sonra “neoliberal” diye adlandırılacak ekonomi politikasına geçişin dünya ölçeğindeki ilk hesap­laşmasıydı (Eylül 1973’te Şili’de Sosyalist Allende hükümetinin kanlı bir askerî darbe ile bastı­rılmasıyla ilk defa doludizgin uygulanacaktı).

    Margaret Thatcher ise daha iktidar olmasından 4 sene önce hazırlıklara başlamıştı. 1975’te Muhafazakar Parti’ye başkan seçilmesinin ertesi günü, “siyasi ve toplumsal karşı devrim”i geliştirmekten sorumlu çalış­ma grupları kurdu. 1977’de akıl hocalarından Nicholas Ridley, NUM’la hesaplaşmaya ilişkin bir rapor hazırlamıştı. Buna göre saldırıya geçmeden önce kömür depolanmalı, elektrik santralleri petrole çevrilmeli, karayolu taşı­macılığında sendikasız kamyon şoförleri işe alınmalı ve bir dizi önlem alındıktan sonra savaşa girişilmeliydi.

    siyasi_tarih_masis_1
    Mart 1984’te başlayan greve onbinlerce madenci aileleriyle birlikte katılmıştı.

    1979’da Thatcher liderliğinde­ki Muhafazakarlar, İngiltere’de yeniden iktidara geldi. Hedefleri, savaş sonrası rejimi kökünden değiştirmek; onun yıkıntıları üzerine Milton Friedman’dan, Friedrich Hayek’ten esinlenen yeni rejimi oturtmak; buna karşı çıkacak güçleri cepheden çökertmekti. Daha sonra bir motto haline gelecek “başka bir alternatif olmadığına” (TINA: There is no alternative) toplumu inandırmak için her yol mubahtı ve madenciler bu savaşta başlıca hedefti. Madencilerin yenilgisi sendikaların yenilgisi anlamına gelecek ve artık sermayenin yeni birikim modeli rahatlıkla yürür­lüğe sokulacaktı. Böylece siyasal düzeyde 1972 ve 1974’te Muha­fazakar hükümetin yenilgisinin izleri de silinmiş olacaktı.

    Thatcher önce bir dizi “refor­m”la sendikal mücadeleyi hukuki alanda sınırlandırdı. Ancak acele etmedi; NUM ile mücadeleyi zamana yaydı ve madencileri desteksiz bırakmak için önce çelik, sağlık, demiryolları gibi daha az kuvvetli sektörleri zayıf­lattı. 1981’de grev tehdidi kar­şısında Muhafazakar hükümet geri çekildi; zira henüz koşullar oluşmamıştı.

    Nicholas Ridley’in tavsiyesi üzerine, 1926’daki grev kırıcıla­rından birinin kardeşi olan Ian MacGregor’u NCB’nin başına getirdi. Artık saldırıya geçmeye hazırdı. MacGregor, ekono­mik olmadığı gerekçesiyle 198 kuyudan 141’inin kapatılmasını önerdi.

    Madenciler, İşçi Partisi ve TU­C’un desteğini alamayacaklarını bilerek uzlaşmaz bir hükümetle karşı karşıya kaldılar. 1979’dan beri sendikalaşma oranı düştüğü gibi işsizlik de %13 gibi yüksek bir orana ulaşmıştı. İşçi Partisi neoliberal saldırı karşısında “yeni gerçekçi” bir pozisyon takınmıştı ve işçiler arasında eylemden yana olanların sayısı iyice düşmüştü.

    Madenciler sendikasının ka­rizmatik başkanı Arthur Scargill, mücadeleyi çalışma hakkı çer­çevesinde siyasallaştırdı ve güç dengesi alabildiğine elverişsiz bir durumda iken hükümetin restini görerek savaşı kabul etti. Grev, 5 Mart 1984’te Arthur Scargill’in kalesi olan Yorkshire’da, Cor­tonwood kuyusunun kapatılaca­ğı duyurulduğunda başlatıldı. 6 Mart’ta, 185 bin madencinin 20 bininin işten çıkarılmasına ve yaklaşık 20 ocağın kapatılma­sına dair bir yeniden yapılanma planı kamuoyuna açıklandı. Ekonomik olmayan veya daha az verimli kuyular kapatılacaktı.

    siyasi_tarih_masis_2
    Grevin en önemli olaylarından biri 18 Haziran 1984’teki “Orgreave Çatışması”ydı. Yüzlerce polis grevci işçilere saldırdı ve çok sayıda kişi yaralandı.

    12 Mart 1984’te Scargill ulusal grev ilan etti. 176 madenden 90’ı ve 184 bin madencinin büyük çoğunluğu bu harekete katıldı. Kadınlar kasaba kasaba her işletmeye giderek dayanışma çağrısında bulundu.

    Thatcher’ın siyasi danış­manı John Redwood, durumu şu sözlerle özetliyordu: “Sol’un amacı, hükümetin politikalarını ve güvenilirliğini yoketmektir.” Grev devam ettikçe baskılar da sertleşti. 18 Haziran’da Yorkshi­re’da atlı ve yaya polis grevcilere saldırdı (Orgreave Çatışması). Arthur Scargill dahil 123 kişi yaralandı, 95 kişi tutuklandı. Bu yetmezmişçesine, 1982’de Ar­jantin’le yaşanan savaş hatırla­tılarak grevciler dış düşmanlara benzetildi. Elektrik santralleri için gereken yakıt, Polonya’daki Jaruzelski rejiminden alınan kö­mürlerle takviye edildi. Temmuz ve Eylül 1984’te liman işçilerinin destek grevleri sendika liderle­rinin anlaşmazlığından dolayı daha başlamadan sona erdi. Sendikaların eylemsizliği ve İşçi Partisi’nin grevdeki “şiddeti” kınaması, hükümetin elini daha da güçlendirdi.

    Hükümetin saldırısı karşısın­da İşçi Partisi ve TUC, madenciler grevinin genişleyerek bir genel greve dönüşmesine destek ver­medi. 1985 Şubat’ında, kuyuların kapatılması konusunda herhangi bir garanti olmaksızın grevin sona erdirilmesini öngören bir anlaşmaya varıldı. Bu anlaşma NUM’un olağanüstü kongresi ta­rafından reddedildi ama; 6 Mart 1985’te, 1 yıl süren mücadelede izole edilmiş ve bitkin düşmüş madenciler ve temsilcileri, en küçük talepleri bile gerçekleş­meden işe dönmeye karar verdi­ler. Hükümetin zaferi tamdı.

    Birleşik Krallık, eğreti çalışma, düşük ücret ve derin eşitsizlikler çağına giriyordu. Toplumsal ilişkilerin ticari­leştirilmesinin yolu açılmıştı. Ancak neoliberalizm yalnızca ekonomik bir paradigma olarak değil, kültürel ve siyasal olarak da sürece damgasını vuracak­tı. Thatcher’ın 1985’teki zaferi, aslında 1926’daki gibi bir sınıf zaferiydi.

    Grev yenildi, futbolun seyri değişti

    İngiltere’deki madenciler grevinin 1985’te sendikaların yenilgisiyle sonuçlanması, işçi gençliğinin buna­lımını hızlandırdı. Kuşaklar boyunca ailelerinden miras kimliğin parça­lanmasına şahitlik eden gençler, kendilerini çaresiz hissediyordu. Kapatılan madenler kimi bölgeler için idam fermanıydı; ülkenin kuze­yiyle güneyi arasındaki refah farkı tırmanacak, ortaya çıkan öfke de bir yerde patlayacaktı.

    Futbol, Britanya’da “işçi sınıfının balesi”ydi; bir asır boyunca belki de en büyük eğlencesiydi. Marga­ret Thatcher, savaş açtığı kültürel kodlar arasında en çok futboldan tiksiniyordu. Zaten Demir Leydi’ye göre maç izlemeye giden herkes potansiyel suçluydu. Yasaklayabil­se, yasaklardı. 1982 Dünya Kupa­sı’nda İngiliz taraftarlar Thatcher’ın pompaladığı şoven milliyetçilik yüzünden olaylar çıkarmıştı. 1984’te taraftar kartı ve statlarda kapalı devre kamera sistemini getirmek isteyen Demir Leydi, muhalefetten gelen tepki üstüne geri adım atıyor­du; ancak yaşanacak iki büyük facia hükümetin ekmeğine yağ sürecekti.

    1985’teki Şampiyon Kulüpler Kupası finali, 39 taraftara mezar oldu. Her ne kadar Heysel Stadyu­mu’nda güvenlik zafiyeti olsa da bu sümenaltı edilmişti. İngiliz ekipleri Avrupa kupalarından uzaklaştırıldı. 1989’da ise Hillsborough Stadyu­mu’nda Liverpool’la Nottingham Forest arasında Federasyon Kupası yarı finali oynanacaktı. O gün 97 kişi hayatını kaybedecekti.

    Artık maçlara girmek isteyen taraftarlar kimlik kartı çıkarıyor, statlar gizli kameralarla izleniyordu. 1991’de “Futbol Kabahatleri Yasa­sı”yla taraftarların üzerindeki baskı daha da arttı. Futbolun Thatcher’cı dönüşümünü tamamlamak, John Major’a nasip olacaktı. Taraftarların arasına sivil polislerin karıştırılması o günlerde başladı.

    siyasi_tarih_masis_kutu
    1989’daki Hillsborough Faciası’nda stadyumda sonradan açılan kapılardan içeri yağan insan seli yüzünden oluşan izdihamda 97 kişi hayatını kaybetmişti. Çimlere atlayabilenler canlarını kurtarmıştı.

    Futbolun marka değerinin düşmesiyle irtifa kaybeden büyük kulüpler biraraya geliyor, statların modernizasyonu fikrini hayata geçi­riyordu. Bilet fiyatları artıyor, tribü­nün eski sahipleri maçlara gelmekte zorlanıyordu. Yeni “müşteri”lerin locaları doldurması için sistemin yeniden tasarlanması gerekiyordu.

    Sky’la yapılan yayın anlaş­masıyla Ada futboluna para yağmıştı. Gelirler başarı esasına göre dağıtılacak, küçük kulüpleri yüzyıl boyunca ayakta tutan havuz ortadan kalkacaktı. Premier Lig’in kuruluşuyla Thatcher’cı dönüşüm neredeyse noktalanmıştı. Küçük şehir büyük kulüpleri ekonomik bir darboğazdaydı. 50’den fazla takım iflas edecek, Manchester United, Liverpool, Manchester City, Chelsea gibi futbolun devleri yurtdışından İngiltere’ye taşınan büyük serma­yeyle yoluna devam edebilecekti. Aksi takdirde onlar da kapılarını kapatabilirdi.

    Ali Murat Hamarat

  • İnsanlığın bittiği yer

    İnsanlığın bittiği yer

    Madenlerdeki insanlık dışı koşullar onları birleştirdi. Ölümün gölgesinde yaşayan madenciler, işçi eylemlerinde çoğu kez başı çekti.

    Maden işçileri 19. yüzyılın az ücretli, çok saatli çalışma koşullarının dışında, bir de sürekli ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olan bir işçi grubuydu. Bu ölüm tehlikesi, onların hem radikalleşmesini sağladı, hem de aralarındaki dayanışmayı artırdı. Böylece, sayıları diğer işçilere göre daha az olmasına rağmen, zaman zaman işçi hareketinin önderliğini üstlendiler. Örneğin İngiltere’de sendika kurmanın henüz yasak olduğu 1840’larda düzenlenen büyük grevlerde en ön saflarda yer aldılar. Sendikalaşma partileşmeyi sağladı: 1875’te Almanya’da kurulan Sosyal demokrat Parti’nin temelini Ruhr başta olmak üzere maden ve endüstri merkezlerindeki işçiler oluşturdu. İngiltere’de İşçi Partisi, doğrudan sendikaların sponsorluğunu üstlendiği adayların parlamentoya girmesiyle kuruldu. Bütün Avrupa’da sosyal demokrat ve sosyalist partiler iktidardan pay almaya başladıklarında, ülkedeki sendikaların tek çatı altında federasyonlaşmasına önderlik ettiler. Maden işçilerinin politikaya nasıl damga vurduklarını anlatmak için, 1974’te Edward Heath hükümetini bir grevle devirdiklerini hatırlatmak yeterli. 20. yüzyıl sonunda kömür stratejik önemini, madenciler de siyasi ağırlıklarını yavaş yavaş kaybetti. Ancak hâlâ birçok ülkede facialar ve kötü çalışma koşullarıyla kömür çıkarmaya devam ediyorlar.

    İnsanlığın bittiği yer
    19. yüzyılda Kanada Halifax’ta madenden kömür dolu arabaları yüzeye çıkaranlar kadın ve çocuklardan seçilir, kendilerine çekici denirdi.

    1769: Buhar makinesi çağ açıyor

    James Watt, buharla çalışan ilk makinenin patentini aldı. Kömürün tarihi bu andan sonra “Endüstri Devrimi” tarihinin, yani demir ve çelik üretiminin, demiryolları ve buharlı gemilerin parçası haline geldi.

    İnsanlığın bittiği yer

    18. Yüzyıl: İngiliz öncülüğü

    Kömür madenciliğinde atılım yapan İngilizler, Amerika Virginia’da da kömür buldu, Hindistan’da maden ocağı açtı. Avustralya Newcastle’da kömürü ilk bulanlarsa, İngiltere’den buraya gönderildikten sonra kaçan mahkumlardı.

    1757: Germinal’e ilham verdi

    İnsanlığın bittiği yer

    Fransa, endüstri devrimi ve madencilik konusunda İngiltere’den geri kalmadı. Ülkenin kuzeyinde 19 Kasım 1757’de Anzin Madenleri şirketi kuruldu. Bir aristokratın kurduğu şirket, Fransız Devrimi’nden (1789) az önce 4 bin işçi çalıştırıyordu. Yaklaşık 100 yıl sonra, yazar Emile Zola’ya Germinal romanı için ilham verecekti.

    1807 – 1815: Madencinin yeni dostları

    İnsanlığın bittiği yer

    Kömür madenlerindeki kazaları önlemek için bilimsel çalışmaların yapılmaya başlandığı İngiltere’de, John Buddle, madenler için bir hava pompası geliştirerek yangın ve patlama riskini kontrol altına alabilecek ilk adımı atmış oldu. 1807’deki bu başarıdan sekiz yıl sonra 1815’te Sir Humphry Davy, kıvılcımların çevreye yayılmasını önleyen ilk güvenlik lambasını geliştirdi. Bu alete “madencinin dostu” adı verildi. Çünkü o güne kadar madenciler çevreyi kandillerle aydınlatıyor, bu da yangın çıkmasına yol açıyordu.

    1842: İngiltere reform yapıyor

    1838’de Huskar madeninde 26 çocuğun ölmesi şok yaratmıştı. Kraliçe Victoria’nın emriyle kurulan komisyonun raporuna göre madenlerde 5 yaşından küçük erkek çocuklar havalandırma kapaklarını açıp kapatma işinde çalışıyordu. 11 yaşında bir kız, ağır bir vagonu çekerek çalıştığını, yavaşlarsa kamçılandığını söylemişti. Bir kadın işçi, doğum yaptığı günün akşamı işe çağırıldığını anlatmıştı. Komisyon başkanı Lord Ashley, kadınların pantolon giyerek çalıştırılması üzerinde durarak, dönemin ahlaki tutuculuğuna seslendi ve reform istedi. Sonunda kadınların ve 10 yaşından küçük erkek çocukların madenlerde çalışması yasaklandı.

    1850’ler: Ruhr havzasında göçmen işçiler

    Almanya’nın Ruhr Havzası’ndaki maden sayısı 1850’de 300’e ulaşmıştı. 3-5 bin olan bölge kentlerinin nüfusu, yüzyıl sonunda 100 bini aştı.

    1863: İlk sandık

    Madene 11 yaşında inen Fransız işçi önderi Eric Rondet, “La Fraternelle” adını verdiği ilk madenci sandığını kurdu. Ölen işçilerin aileleri için bir teminat olarak tasarladığı sandık, sendikalaşma yolunda önemli bir adımdı.

    1874: İlk madenci vekiller

    İngiltere’de Morpeth kentini temsilen iki maden işçisi Avam Kamarası’na seçildi. Thomas Burt, 10 yaşında madenci olmuştu; Alexander McDonald ise madene indiğinde 8 yaşındaydı.

    1876- 1878 Molly Maguires katliamları

    İnsanlığın bittiği yer

    ABD’de İrlanda asıllı maden işçileri “Molly Maguires” adlı gizli bir örgüt kurmuştu. 1876’da Philadelphia demiryolları şirketinin başkanı Franklin B. Gowen, hakkında çok az şey bilinen bu örgüte savaş ilan etti. “Kömür ve Demir Polisi” denilen özel ajansı kullanan vali, “Molly” olduğundan kuşkulanılan sayısız madenciyi cinayet, kundakçılık gibi suçlardan hapse attırdı, madencilere karşı linç eylemleri düzenledi.

    17 Eylül 1890: Sendikanın zaferi

    Bill Mitchell öncülüğünde kurulan Amerika Birleşik Maden İşçileri Derneği (United Mine Workers of America: UMWA), 9000 üyesini greve çağırdı. Bir hafta içinde 125 bin madenci iş bıraktı ve kömür üretimi durdu.

    1898: Galler kömür grevi

    Büyük Britanya’da Galler’deki madenciler, ücret hesaplanma yöntemini protesto için greve başladılar. 6 ay sonra pes ettiler ama ülkenin en güçlü sendikalarından Güney Galler Madencileri Federasyonu bu grevden sonra kuruldu.

    1906: Courrières felaketi

    İnsanlığın bittiği yer

    Avrupa tarihinin en büyük maden kazası 10 Mart 1906 cumartesi sabahı, Fransa’da Pas-de-Calais yakınlarında Courrières maden şirketinin Cécile adlı damarında yaşandı. Dört kuyu grizu patlamasıyla mahvoldu ve 1099 kişi öldü. Yirmi gün sonra 13 kişi yeraltından sağ çıktı; kömür taşıyan atı yiyerek hayatta kalmışlardı. Açılan dava, şirketin aklanmasıyla sonuçlandı.

    1912: Nihayet asgari ücret

    Britanya’da kömür işçilerinin ülke çapında düzenledikleri ilk ulusal grev 37 gün sürdü ve Nisan’da sona erdi. Sonuçta işçilerin istediği oldu: Madenciler aynı yıl çıkarılan bir yasayla asgari ücretten yararlanma hakkına kavuştu.

    14 Ekim 1913: 439 ölüye 24 sterlin ceza

    Kömür tozu tutuşması sonucu 439 kişi öldüğü zorunlu havalandırma sistemi olmayan madenin sahibine 24 sterlin ceza verildi.

    1921: Blair Dağı Savaşı ve Mother Jones efsanesi

    İnsanlığın bittiği yer

    Bu olayın, ABD’de İç Savaş’tan sonraki en kanlı iç çatışma olduğu söylenir. 25 Ağustos –2 Eylül arasında Virginia’da sendikalaşmak isteyen 10 bin maden işçisi, 3 bin grev kırıcıyla çatıştı. Olaylar, bir öğretmen ve terzi olan, kocası ve dört çocuğunu kaybettikten sonra işçi hareketine katılan kadın önder “Jones Ana”nın (Mary Harris Jones, 1837-1930) işçileri yürüyüşe çağırmasıyla başladı. Grev kırıcılar maden taşeronlarının kiraladığı bir dedektiflik ajansının üyeleriydi. Çatışmalarda en az 100 kişi öldü, 1000’e yakın işçi tutuklandı. 10 yıl sonra bölgedeki madenciler tamamen sendikalaşmıştı.

    1926: İngiltere’de hayatın durduğu 10 gün

    Büyük Britanya’da maden sahipleri, işçi ücretlerini azaltacaklarını açıklayınca, Maden İşçileri Ulusal Birliği “gündelikten bir peni bile inerse, günde bir dakika bile çalışmayız” sloganıyla harekete geçti. Sendikalar Kongresi de (TUC) onları desteklemek için genel grev ilan etti. 3-13 Mayıs arasında hayat durdu. Büyük grev, Rus Devrimi benzeri bir ayaklanmadan korkan ülke yönetimini telaşa düşürdü; orta ve üst sınıftan gönüllüler işçilerin işini üstlenmeye çalıştı. Grev, hükümetin zaferiyle bitti.

    1934: Asturias madenlerinde ayaklanma

    İnsanlığın bittiği yer

    İspanya’nın kuzeyindeki Asturias madenlerinde çalışan işçiler, sağcı CEDA adlı örgütün hükümete katılmasını protesto etmek için 6 Ekim’de ayaklandı. General Franco komutasındaki askerlerin bastırdığı ayaklanmada 1700 madenci öldürüldü, bölge savaş alanına döndü. Franco, madencileri “Bolşevik-Yahudi” komplosunun aleti olmakla suçladı.

    26 Nisan 1942 Çin’de büyük facia

    İnsanlığın bittiği yer

    Tarihin en büyük kömür madeni kazası Çin’in kuzeydoğusunda Honkeiko (Benxihu) madenlerinde meydana geldi. Maden, o sırada bölgeyi işgal etmiş olan Japonların yönetimindeydi. Kaza, kömür tozunun yanmasıyla başladı. Japonlar ocağın ağzını kapattı; içeride kalanlar karbon monoksit zehirlenmesinden öldü. 1549 kişi hayatını kaybetti. Japonların 2. Dünya Savaşı’nda yenilmesinden sonra bölgeye gelen Sovyet uzmanlar yaptıkları araştırmada, Japon işletmecilerin hatalı davrandığını belirtti. Olay Çin-Japon çatışma tarihinin bir parçası haline geldi. Çin, bugün dünyada en çok maden kazası yaşanan ülke.

    1946: Madenler devletleştiriliyor

    İnsanlığın bittiği yer

    1951: Kömür AB’nin temelini atıyor

    İnsanlığın bittiği yer

    Avrupa Kömür ve Demir Topluluğu kuruldu. Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Luxembourg ve Hollanda, kömür ve demir kaynaklarını birleştirdiler. İşte bu kurum, önce Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun, bugün de Avrupa Birliği’nin temeli oldu.

    21 Ocak 1960: Faciada ırk ayrımı

    İnsanlığın bittiği yer

    Güney Afrika’da Coalbrook madeninde 429’u siyah, 8’i beyaz olan 437 işçi zehirlenerek öldü. Irkçı apartheid rejimi tarafından beyazların eşlerine yılda 396 sterlin dul maaşı bağlanırken, siyahların eşlerine bir defalık 252 dolar tazminat ödendi.

    1984-85: İngiliz işçi sınıfının düşüşü

    İnsanlığın bittiği yer

    Mart 1984’te Margaret Thatcher hükümeti, yüksek maliyet ve düşük verimlilik nedeniyle 20 kömür madenini hemen, 70’ini de uzun vadede kapatacağını açıkladı. Bu açıklama, kitlesel protesto ve dayanışma grevleriyle ülkeyi ayağa kaldırdı. Orgreave Savaşı denilen olayda 5 bin polis, 5 bin madenciyle çatıştı. Ancak mücadele 3 Mart 1985’te işçilerin pes etmesiyle sonuçlandı. On yıl önce hükümeti devirecek güce sahip olan Maden İşçileri Ulusal Birliği (NUM) büyük bir yenilgiye uğramıştı. Bu olay, İngiliz işçi sınıfı tarihinin en önemli dönemeçlerinden biri oldu. Aralık 1994’te kömür madenleri yeniden özelleştirildi ve bugün UK Coal adıyla bilinen şirkete satıldı.

    İnsanlığın bittiği yer

    1994: Sendikalarla anlaşma

    Nükleer enerji üreten ve kömür üretimini kademe kademe durdurmaya karar veren Fransız hükümeti, uzun pazarlıklardan sonra 1994’te sendikalarla “Kömürcü Paktı” adını taşıyan bir anlaşma imzaladı.

    2000’ler: Üretimin sonu

    Fransa ve Almanya, kömür üretimini bitirmeye karar verdiler. 2004’te son madenin de üretimi kesmesiyle Fransa’nın kömür tarihi bitti. 1958’den beri madenleri destekleyen Almanya ise kömür madenlerini 2018’de kapatacak.