Etiket: manchester city

  • Devler ülkemize gelecek galip İstanbul’da taç giyecek

    Devler ülkemize gelecek galip İstanbul’da taç giyecek

    Şampiyonlar Ligi’nde finalin adı kondu: Inter-Manchester City. İtalyanlar 13 yıllık hasreti dindirmeyi, İngilizler ise ilk kupalarını almayı hedefleye dursun, devler arenasında perde 10 Haziran’da İstanbul’da iniyor. Şampiyon Kulüpler’den Şampiyonlar Ligi’ne, Kupa 1’in 68 yıllık öyküsü ve unutulmayan kahramanları…

    Milyarlarca futbolseveri ekran başına kilit­leyen Şampiyonlar Ligi’nde büyük final geldi (10 Haziran). Bir endüstrinin can damarı devler arenasında Inter ve Manchester City İstanbul’da, Atatürk Olimpiyat Stadyumu’n­da karşı karşıya geliyor. 1955’te Şampiyon Kulüpler Kupası adıyla başlayan organizasyon, 1992’den beri Şampiyonlar Ligi adıyla anılıyor. Statüsü değişse de, bu büyük heyecana litera­türde “Kupa 1” de deniyor.

    Aslında Avrupa’da farklı ülkelerin futbol temsilcileri ilk defa 1890’larda buluşmaya baş­lamıştı. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun takımlarını biraraya getiren Challenge Cup, 1897’den 1911’e kadar sürmüş; şinitzel diyarının temsilcileri turnuvayı tahakkümleri altına almıştı. Kimilerinin “ilk gayri­resmî Dünya Kupası” saydığı, çay imparatoru Sir Thomas Lipton’un adını taşıyan orga­nizasyonda ise 1909 ve 1911’de İngilizler, İtalyanlar ve İsviçre­liler kapışmıştı.

    Devler İstanbul
    İlk Şampiyon Kulüpler Kupası finali 1956’da Real Madrid’le Reims arasındaydı. İspanyollar kazanmıştı. 

    Orta Avrupa’nın şampiyo­nası Mitropa Kupası 1927’de başlamış; organizasyonun ilk yılında Avusturya, Macaris­tan, Yugoslavya ve Çekoslo­vakya’dan ikişer ekip rekabet etmişti. Bu ülkeleri, lig şam­piyonlarının yanında ya lig ikincileri ya da kupa sahipleri temsil etmişti. Zamanla katı­lımcı sayısı artmış, İtalyan ve İsviçre takımları da arenada yerini almıştı. Buradaki seviye olağanüstüydü. 1930’daki ilk Dünya Kupası’nın yarı finalisti Yugoslavya; 1934’ün şampiyonu İtalya, finalisti Çekoslovakya ve yarı finalisti Avusturya; 1938 şampiyonu İtalya’yla finalisti Macaristan kulüpler düzeyinde boy göstermişti.

    Şampiyon Kulüpler Kupası’nın 1955’teki doğumundan sonra gölgede kalan organizasyon, 1958’de Tuna Kupası adını almış, 1992’de sona ermişti. 6 defa mutlu sona ulaşan Macaristan temsilcisi Vasas, turnuvanın en başarılı takımıydı. 

    Yaşlı Kıta’da bunlar olurken, Güney Amerika’da da dünya futboluna ilham verecek gelişmeler yaşanıyordu. 1916’da bugün Copa América olarak bildiğimiz Güney Amerika Şampiyonası start almış ve 1927’de Fransız Futbol Federasyonu Başkanı Henri Delaunay bundan esinlenerek Avrupa kıtasının da kendisine ait bir turnuvası olması gerektiği fikrini ortaya atmıştı. O tarihte daha UEFA kurulmamış; Dünya Kupası’nın temeli atılmamıştı. FIFA, Delaunay’in teklifini elinin tersiyle iterek önce 1930’daki ilk Dünya Kupası’nın hazırlıklarına başlamıştı. İlk Avrupa Futbol Şampiyonası ise 30 yıl sonraya, 1960’a kalacaktı. 

    Devler ülkemize gelecek galip İstanbul’da taç giyecek
    1999 Şampiyonlar Ligi finalinin unutulmaz sonu… Normal sürenin sonunda önde olan Bayern Münih, uzatmalarda yediği iki golle kupayı Manchester’a kaptırmıştı. 

    Turnuvayı doğuran makale 

    Avrupa’da kulüpler düzeyinde bir turnuva fikrine ilham veren iki köşetaşından ilki yine Güney Amerika’dan gelmişti. 1948’de Güney Amerika şampiyonları bir turnuvada buluştular. Libertadores Kupası’nın öncülü olan bu organizasyonu yerinde takip eden L’Équipe muhabiri Jacques Ferran gördüklerini editörü Hanot’ya anlatmış ve kafalardaki ilk ışığı yakmıştı. 1954 Dünya Kupası finalisti Macaristan Millî Takımı’nın çoğunluğunu oluşturan Honved takımının aynı yılın sonunda Wolverhampton Wanderers (Wolves) tarafından devrilmesi ise ikinci köşetaşı olacaktı. İngiliz basınının kendi takımlarını “dünya şampiyonu” ilan etmesi üzerine, Hanot bir makale yazmıştı. Fransız gazeteci, “dünya şampiyonu” denebilmesi için Wolves’un deplasmanlara gitmesi gerektiğini, Milan veya Real Madrid gibi köklü ekiplerle de oynaması gerektiğini vurguluyordu. 

    Devler İstanbul
    Son şampiyon Real Madrid kupa kaldırırken

    UEFA’nın 1955’te nihayet, ısrarla Avrupa’nın en iyi kulübünün belirlenmesi gerektiğini söyleyen Hanot’ya kulak vermesiyle Şampiyon Kulüpler Kupası doğdu. Bu turnuvada lig şampiyonları sahne alacaktı. Tabii istisnalar da mevcuttu. Yeni organizasyonun muzafferleri, kendi liglerinde aldıkları sonuçtan bağımsız olarak bir sonraki sezona otomatik olarak katılabiliyordu. Bu şartlarda aynı ülkeden iki takım yarı finalde buluşsa da, finalde karşılaştıklarını görmek için 2000’deki Real Madrid-Valencia maçını beklemek gerekecekti. 

    İlk santra 

    Şampiyon Kulüpler Kupası’nda ilk düdük 4 Eylül 1955’te çalındı; Sporting Lizbon’la Partizan arasındaki mücadelede taraflar yenişememişti (Tesadüf bu ya, 3-3 biten karşılaşmada iki gol atan Milos Milutinovic’in yolu sonradan ülkemize de düşecek, usta futbolcu Beşiktaş ve Altay’da teknik direktörlük yapacaktı). İlk şampiyon ise Reims’i deviren Real Madrid olmuştu. Beyaz Şimşekler sonra da üstüste 5 defa taçlanarak organizasyona damgasını vurmuştu. Yaptıkları, adeta yapacaklarının ıspatıydı. 

    1960’lara Benfica fırtınası damgasını vurdu. Efsane hocaları Bela Guttmann’ın idaresindeki Kartallar, Real Madrid’den sonra Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kaldıran ilk takım olacaktı. Portekizlilerden bayrağı alan ise Milano’ydu. Milan’la Inter, tıpkı Benfica gibi 1960’larda ikişer defa taçlanmıştı. Milano’nun fiyakalı çocuklarından önce Milan kurulmuş, sonradan kulüpte İtalyanların tahakkümünden sıkılan 44 üye, “Internazionale” diyerek kapısı herkese açık yeni bir kulübe hayat vermişti. 

    Devler İstanbul
    Tarihin en sürpriz şampiyonlarından Celtic, 1967’de Lizbon’da sahaya çıkarken… Lizbon Aslanları olarak anılan 11 Glasgowludan oluşan takım, Inter’i devirmişti. 

    1966’da Real Madrid, tekrar mutlu sona ulaştı. İspanyol devi, Yugoslav ekibi Partizan’ı yenerken efsane 10 Numara Paco Gento da altıncı kupasını kaldırıyordu; unutulmaz solak geçen sene öldüğünde kulübün onursal başkanıydı. Tarihte ona yaklaşanlar olduysa da 57 yıldır unvanını koruyor; bir gün Kupa 1’i altıncı defa kazanacak ondan başka bir futbolcu olacak mı merak ediliyor. 

    1967’de Britanya ilk şampiyonuna kavuştu. Ancak bu onura ilk ulaşan İngilizler değil İskoçlardı. Sürpriz bir şekilde finale ulaşan Celtic, Portekiz’de Inter’i devirerek tarih yazmıştı. 11 Glasgowlu çocukla bunu başaran hocaları Jock Stein’ın yaptığı inanılmazdı. Evet, daha devir eskiydi, fakat Yaşlı Kıta’nın genç turnuvasında güçlü ekiplerde yabancı futbolcular çoktandır oynuyordu. 

    88-92 Devler İstanbulSPOR_dk-3
    Real Madridli Gento, Kupa 1’i 6 defa kazanan tek futbolcu unvanını 57 yıldır koruyor. 

    Ertesi yıl unvan İskoçya’nın güneyine gitmiş; Manchester United, Şampiyon Kulüpler’i kazanan ilk İngiliz ekibi olmuştu. 1958’de çeyrek final maçından dönerken Münih’te geçirdiği uçak kazasında yokolma tehlikesi atlatan kulüp, 10 yıl sonra aynı organizasyonda taçlanmıştı. 

    1970’lerin başında Hollanda ortasında ise Almanya fırtınası esmişti,.. Feyenoord’dan bayrağı alan Ajax, “Total Futbol” manifestosunu dünyaya ezberletecekti. Üstüste üç defa şampiyon olan Amsterdamlılara Bayern Münih nazire yaparken, iki ülke bir de 1974 Dünya Kupası finalinde kozlarını paylaşmış, Panzerler kendi evlerinde kazanmıştı. 

    1977’den itibaren Şampiyon Kulüpler, adeta İngiltere Federasyon Kupası’na dönüştü. Liverpool, Nottingham Forest ve Aston Villa, Yaşlı Kıta’nın en büyüğü olarak öne çıktılar. Kraliçe’nin çocuklarının 9 yılda 7 defa zafere ulaşması adeta şaka gibiydi. 29 Mayıs 1985’te Juventus ile Liverpool arasındaki final maçında Heysel Stadyumu’nda yaşanan facia, bu serinin sonu oldu. Final maçının başlamasından önce Liverpool taraftarlarının İtalyanlara saldırması, çıkan panik sonucu bir duvarın çökmesi ve taraftarların tel örgülere sıkışması sebebiyle 39 taraftar öldü. Bu trajedi İngilizleri uzun süre Avrupa’dan uzaklaştırdı; Ada’nın tahakkümü de böylece son buldu. 

    1986’da Steaua Bükreş, 1991’de de Kızılyıldız penaltılarla zirveye çıktı. Şampiyonanın mutlu sonla biten peri masallarına bu iki takımdan başka belki bir de 1990’larda altyapısıyla şaha kalkan Ajax eklenebilir. 1992’de statüyle oynayan UEFA, eleme usulüyle son 8’e kalan takımları iki gruba ayırmış, liderler finalde buluşmuştu. O yıl Barcelonalı Ronald Koeman’ın Sampdoria filelerini havalandıran unutulmaz frikiği, İspanya’ya 26 yıl aradan sonra kupayı getirmişti. 

    1992-93 sezonunda statü aynı kalsa da bir anda markanın ismi değişti: “Şampiyonlar Ligi”. Marsilya bu ligin ilk şampiyonuydu. UEFA, elindeki altın yumurtlayan tavuğun farkındaydı. 1997’de katılımcı sayısı artmış, ikinciler de organizasyonda boygösterebilmişti. İki yıl sonra ülkeler dörder takımla devler arenasında sahne alabildiler. 2003’te de ikinci grup aşaması terkedildi, son 16’dan itibaren eleme usulüne dönüldü.

    Devler İstanbul
    1985 Şampiyon Kulüpler finali futbol tarihinin en karanlık günlerinden biriydi. Heysel Stadyumu’nda oynanan maç öncesi Liverpoollu holiganlar Juventus taraftarına saldırmış, çıkan panikte bir duvarın çökmesiyle 39 kişi hayatını kaybetmişti. 

    Kupanın abonesi Real Madrid hesabı 1998’de açmış, sonrasında da dur-durak bilmemişti. 32 yıl beklemek belli ki onları iyice iştahlandırmıştı. Ertesi yıl Barcelona’nın mabedi Camp Nou’da oynanan final, bir Hollywood senaristinin kaleminden çıkmış gibiydi. Mario Basler’in attığı golle Bayern Münih, Manchester United karşısında öne geçmişti. Heyecan kasırgasında top sürekli direkten dönüyor, skor tablosu bir türlü değişmiyordu. Kızılca kıyamet, verilen üç dakikalık uzatmada kopmuştu: 

    Korner için kalesinden koşarak gelen Peter Schmeichel mucizenin başlangıcıydı. Ya atacaklar ya da ağlayacaklardı. David Beckham’ın ortasıyla çarşı-pazar karışmış, solak Ryan Giggs’in sevmediği sağ pabucuyla cılız vuruşu Teddy Sheringham’a asist olmuştu. Skor artık 1-1’di. Uzatmalara gidiliyor derken, 101 saniye sonra kullanılan ikinci bir köşe atışında tarih yazılmıştı. Sheringham’ın aşırdığı topu süper yedek Ole Gunnar Solskjaer’ın tamamlaması İngilizler için rüya, Almanlar için kabustu. Kırmızı Şeytanlar, Alman devine pabucunu ters giydirirken, futbolseverlere “yok artık” dedirtmişti. 

    Devler İstanbul
    Real Madrid başkanı Florentino Perez, kulübün Şampiyon Kulüpler ve Şampiyonlar Ligi’nde kazandığı 14 kupayla. 

    Devler arenasının kuruluşundan sonra Barcelona 4, Milan ve Bayern Münih 3’er kez mutlu sona ulaşsa da Şampiyonlar Ligi’nin de en başarılı ekibi Real Madrid olmaya devam ediyor. Beyaz Şimşekler, 1993’ten bu yana tam 8 defa kupayı kaldırdı. Son olarak 2022’de zafere ulaşan İspanyol ekibinin hocası Carlo Ancelotti de tam bir kupa koleksiyoneri. Oyunculuğunda 2, hocalığında ise 4 defa Kupa 1 şampiyonluğu yaşayan İtalyan çalıştırıcı, bu organizasyonun en başarılı teknik direktörü. 

    Kupa 1’de toplam 14 şampiyonluğu bulunan Real Madrid bir gün geçilir mi? İmkansıza yakın. 

    Devler İstanbul
    Şampiyonlar Ligi’nin en golcü oyuncusu Cristiano Ronaldo‘yu (solda), ezeli rakibi Lionel Messi (sağda) takip ediyor. 

    En golcüler 

    Cristiano Ronaldo – 140 gol (21 Manchester United, 105 Real Madrid, 14 Juventus)
    Lionel Messi – 129 gol (120 Barcelona, 9 PSG) 
    Robert Lewandowski – 91 gol (17 Dortmund, 69 Bayern Münih, 5 Barcelona) 
    Karim Benzema – 90 gol (12 Lyon, 78 Real Madrid) 
    Raul – 71 gol (66 Real Madrid, 5 Schalke) 

    En çok kazanan takımlar

    Real Madrid: 14 (1956, 1957, 1958, 1959, 1960, 1966, 1998, 2000, 2002, 2014, 2016, 2017, 2018, 2022) 
    Milan: 7 (1963, 1969, 1898, 1990, 1994, 2003, 2007) 
    Bayern Münih: 6 (1974, 1975, 1976, 2001, 2013, 2020) 
    Liverpool: 6 (1977, 1978, 1981, 1984, 2005, 2019) 
    Barcelona: 5 (1992, 2006, 2009, 2011, 2015) 

    Şampiyonlar Ligi’nde finaller kenti İstanbul 

    10 Haziran’da İstanbul, ikinci defa Şampiyonlar Ligi finaline evsahipliği yapacak, Manchester City ile Inter, kozlarını 74.753 kişi kapasiteli Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda paylaşacak. Aslında UEFA tarafından Türkiye’ye bu onur 2020 için bahşedilmişti. Ancak tüm dünyayı vuran COVID-19 pandemisi yüzünden final seyircisiz olarak Lizbon’da oynanmıştı. Kentin hakkı 2021’e kaydırılsa da salgın koşulları yüzünden yine İstanbul’da buluşulamamıştı. 

    Daha önce 2009 UEFA Kupası finali Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nda, 2019 Süper Kupa randevusu da Vodafone Park’taydı. Kadıköy’de Galatasaray ve Beşiktaş’ta bir dönem görev yapan Mircea Lucescu’nun çalıştırdığı Şahtar Donetsk gülerken; Dolmabahçe’de Liverpool penaltılarla kazanmıştı. 

    İstanbul, şüphesiz Liverpool tarihinde büyük öneme sahip. Kırmızılar 2005’ten bu yana ne zaman bir maçta geri dönse, İngiliz basınında bu şehir konuşuluyor, o ruhun altı çiziliyor. 

    25 Mayıs 2005’te Atatürk Olimpiyat Stadyumu’ndaki finale Milan, mutlak favori olarak çıkmıştı. En son 1990’da İngiltere’de şampiyon olabilen Liverpool için bu kadarı bile büyük başarıydı. Kaptan Paolo Maldini ateşi yakmış, Hernan Crespo’nun iki golüyle yarı sonunda tabelada 3-0 yazmıştı. İş bitti derken, devre arasında başlayan İngilizlerin kültleşmiş marşı “You’ll never walk alone” fitili ateşlemişti. Diğer kaptan Steven Gerrard’ın başlattığı geri dönüşte Vladimir Smicer farkı bire indirmiş, Xabi Alonso da skoru eşitlemişti. Kalesinde devleşen Jerzy Dudek, penaltılarda da sihrini konuşturunca işlem tamamdı. Tesadüf bu ya, Kırmızılar adına son atışı kullanmak da Smicer’e kalmıştı. Kulüpte son maçına çıkan Çek yıldız kupayla veda etmişti. 

    Şampiyonlar Ligi tarihinin en güzel maçı İstanbul’da oynanmıştı. Çimlerde yaşananlar tek kelimeyle destandı. O günkü mucize unutulmazdı! 

    Devler İstanbul
    2005’te Liverpool’un İstanbul’da taçlandığı an.
  • Harbin efkârını dağıtan oyun

    Harbin efkârını dağıtan oyun

    1. Dünya Savaşı’nın yan etkilerinden biri, Avrupa’da futbolun yayılmasına ve kitleselleşmesine ciddi bir katkıda bulunmak oldu. Çünkü futbol hem askerlere hem de sivillere savaşın yeisi içinde bir ferahlama molası, kitlesel bir eğlence imkânı sunuyordu. 

    TANIL BORA

    Büyük Savaş’ın başladığı 1914 yılında, Avrupa’da futbolun büyük güçleri Britanya ile Avusturya idi. Bu iki ülkede profesyonellik epey yol almıştı, düzenli ve iddialı ulusal lig organizasyonu bulunuyordu.

    Bu iki ligin savaştan etkilenmesi biraz farklı oldu. Avusturyalı futbolcuların takımına göre % 60 ilâ 80’i derhal silah altına alındı. Milli takımın ilk on birinden dördü savaşta, ikisi savaşta aldığı yaralarla ölecek, üçü savaştan sonra futbolu bırakacak, yalnızca ikisi kariyerini sürdürecekti. 1917’ye kadar genel seferberliğin ilan edilmediği Britanya’da ise savaşın ilk evresinde profesyonel futbolcular da askere alınmadılar. 1914 Aralık’ında Viyana’da çıkan Illustrierte Sportblatt, “İngiltere savaşı harp sahalarında değil Chelsea, Tottenham, Crystal Palace’ın sahalarında kaybedecek!” diye alay ediyordu bu ‘millî duyarsızlıkla’.

    Harbin efkârını dağıtan oyun
    Aralık 1915‘te Makedonya Cephesi’ndeki Britanyalı askerlerin bir bölümü maç yaparken bir bölümü de kale arkasında tribün oluşturmuş. Futbol, cephedeki askerlerin kafa dağıtmak için en fazla iltifat ettiği meşgalelerden biriydi. Askerler ailelerine çaputları bağlayarak top yapmaktan yıldıklarını yazıp futbol topu gönderilmesini istiyorlardı.

    Avusturya ligi, askere alınmayan oyuncularla, amatör ve acemilerle devam etti. Bu yoklukta, 1918’deki son sezonu, mütevazı Floridsdorfer AC şampiyon bitirmiştir – tarihi boyunca kazandığı tek 1. Lig şampiyonluğu olacaktır, bu Viyana semt takımının.

    Savaşa rağmen futbola ilgi- de azalma olmaması Britanya kamuoyunda da çok tepki gördü. Savaş başladıktan on gün sonra, 15 Ağustos’ta İskoçya liginin ilk maçına 200 bin seyircinin gelmesi, infialle değilse de küçük çaplı bir ayıplamayla karşılandı. London Times, “gücü kuvveti yerinde 200 bin reşit erkeğin yapacak daha iyi bir iş bulamamasının” “şaşırtıcı” olduğunu yazdı.

    Britanya ordusu, futbol maçlarını hamasi bildirilerle “askere yazılın” çağrısında bulunmak için bir fırsat olarak değerlendiriyordu bu arada. Ancak Arsenal’in bir maçında sadece tek bir başvuru alabilmişlerdi! Futbol cemaatini hedef alan başka bir taktik, askere beraber başvuranları beraberce aynı yere sevketme uygulamasıydı. Bu kampanyaya icabet eden İskoçya’nın Hibernians, Heath ve Raith Rovers kulüplerinin futbolcu ve taraftarları, beraberce askere yazıldılar.

    Harbin efkârını dağıtan oyun
    Şehre utanç getiren kupa Sheffield United 1915‘te Federasyon Kupası finalini kazandığında kimse tezahürat yapmadı. Zira aynı gün Ypres savaşında üç bin askerin öldüğü haberi alınmıştı. Yerel bir gazete, takımın bu finali oynamakla “şehre utanç getirdiğini” yazdı. Sheffield United da bu kupasından neredeyse mahcubiyet duyacak, kulübün tarih anlatısında bu final hep ‘geçiştirilecekti’.

    1914 Aralık’ında İngiltere Futbol Federasyonu, bir Futbolcu Taburu kurmak için girişimde bulundu. Futbolcu Taburu, 17. Middlesex Alayı bünyesinde 35 futbolcuyla kuruldu, bir ay içinde mevcudu 600’e ulaştı. Batı cephesinde çarpışan futbolcu-askerler, savaş boyunca bin civarında kayıp verdiler. Tabura yine bir futbolcu, Bradford City oyuncusu Frank Buckley komuta ediyordu. Buckley savaştan sonra başladığı teknik direktör kariyerinde hep “Binbaşı” lâkabıyla anılacaktı.

    1914/15 sezonu sonunda, 1888/89’dan beri kesintisiz yapılan İngiltere ligi, durduruldu. Bu arada zaten Everton’un Goodison Park stadı talimgâh, Manchester City’nin stadı askerî ahır yapılmıştı. 1915’te oynanan son Federasyon Kupası finalini kazanan Sheffield United’ın kaptanı kupayı kaldırdığında kimse tezahüratta bulunmadı. Zira aynı gün Ypres savaşında üç bin askerin öldüğü haberi alınmıştı. Hatta yerel bir gazete, takımın bu finali oynamakla “şehre utanç getirdiğini” yazdı. Sheffield United da bu kupasından neredeyse mahçubiyet duyacak, kulübün tarih anlatısında bu final hep ‘geçiştirilecekti’.

    Futbolun askeri faydaları

    İngiliz piyadesi, birçok cephede, önüne bir futbol topu katıp, onun peşinden hücuma kalkıyordu. 1916 Somme muharebesinde bir İngiliz komutan, topu Alman siperlerine “sokmayı” başaracak erata ödül vaad etmişti. Hasım ordu komutanlarının, futbolun sembolik ve manevî potansiyelini idrak etmelerini sağlayan bir ritüeldi bu. Bazı Avusturya ve Alman generalleri, İngiliz ordusunun bedenî ve manevî terbiyesinde spor ve futbol alışkanlığının payını fark edecek, hatta “hanım evladı” gözüyle gördükleri İngiliz erkeklerinin savaşta gördükleri bu “sportmen” çehrelerini takdirle anacaklardı.

    Harbin efkârını dağıtan oyun
    Futbol fena halde savaşa benzer Britanya hükümeti savaş boyunca hem propaganda afişlerinde hem de askere çağrı afişlerinde futbolu başarıyla kullandı. Zaten futbol, savaştan önce de askerî mecazlarla dolu (top, kale, hücum) ‘kozmolojisi’ ve millî harp kuvvetini artırmadaki faydalılığıyla milliyetçi bir ilgiye mazhar olmaktaydı.

    Zaten savaştan önce de, futbol, askerî mecazlarla dolu (top, kale, hücum) ‘kozmolojisi’ ile ve millî harp kuvvetini artırmadaki faydalılığıyla milliyetçi bir ilgiye mazhar olmaktaydı. Bu sporun “İngiliz hastalığı” denerek küçümsendiği Almanya’da futbolu meşrulaştırmaya çalışan yöneticiler, stratejilerini bu yararlılık ölçütüne dayandırmışlardı.

    Savaş süresince askeriye bünyesinde kurulan takımlar arasında turnuvalar, birçok yerde kışla düzeninin bir parçası oldu: Denizaltıcılar-süvari maçı, topçular-levazımcılar vs.

    1. Dünya Savaşı, bütün sporların ama özellikle futbolun millî mukavemet ve dinçliği artırmadaki etkisinin yaygın kabul görmesine vesile oldu. 1916’da Avusturya Ordusunun bir generali: “Fubol sadece kasları değil görüşü, çabuk karar verme kabiliyetini ve eylem iradesini de güçlendirir. Erkekliği kavileştirir, ortaklık ve işbirliği hissini tahkim eder” diye yazıyordu. Bir Alman spor dergisinde de futbolun “dayanışmayı” ve “tehlikeden ve zaferden alınan erkekçe sevinci” teşvik eden ruhu övülüyordu. Nitekim savaştan sonra hem ordular, hem de eğitim bürokrasileri, talim-terbiye programlarına futbolu entegre etmeye yöneleceklerdi.

    Kafa dağıtmak

    Birinci Dünya Savaşı sırasında, Avrupa’da futbol oynanan hemen hiçbir yerde seyirci sayıları azalmadı, hatta arttı. Futbol, savaşın yeisi içinde bir ferahlama molası, kitlesel bir eğlence imkânı sunuyordu. “Nicedir kil, çamur, toz duman, tel örgü ve kamuflajın renksizleşmiş karmaşasına alışmış gözler, formaların rengârenk cıvıltısıyla parıldılıyor,” diye yazar, bir Alman beden eğitimi dergisi.

    Cephede de askerlerin vakit geçirmek, kafa dağıtmak için en fazla iltifat ettiği meşgalelerden biriydi futbol. Britanyalı, Avusturyalı, Alman askerler, ailelerine yazdıkları mektuplarda, çaputları bağlayarak top yapmaktan yıldıklarını bildirip cepheye futbol topu gönderilmesini istiyorlardı. Rakip siperler ‘basıldığında’, mühimmatın yanı sıra orada bulunan futbol toplarının da ganimet olarak alındığını aktaran tanıklıklar vardır.

    Futbol sadece cephede değil, esir kamplarında da oynanmış ve başlıbaşına bir yayılma mecrası olmuştur. O zamana kadar sadece Saint Petersburg’da bilinen futbolun Rusya’da yayılmasında esir kamplarının katkısına dikkat çekenler vardır. Birçok esir kampında askerler ‘kulüpler’ kuruyor, kâh aralarına kâh ‘düşman’ asker takımlarıyla turnuvalar düzenliyorlardı. 1918’deki ateşkesten sonra Kuzey Galler’deki Frangoch askerî esir kampının gardiyan askerleri, Alman “rakipleriyle” maç yapmayı sürdürebilmek için izin başvurusunda bulunmuşlardı.

    Harbin efkârını dağıtan oyun
    Yaralı askerlerin futbol maçı 1.Dünya Savaşı’nda yaralanan Britanyalı askerler, Blenheim Sarayı’nın yanındaki alanda top peşinde koşuyorlar. Yıl 1916.

    Futbol patlaması

    Dünya Savaşı sırasında gerek cephede gerek cephe gerisinde gördüğü teveccüh, savaştan sonra futbolun kıta çapında yaygınlaşmasına ve ‘meşrulaşmasına’ katkıda bulundu. Popüler bir konu olarak basında kapladığı yer arttı. Giderek daha fazla itibar gören “topyekûn savaş” doktrini çerçevesinde milliyetçi bir halk eğitimi misyonu edindi. Böylelikle büyüyen kitlesel ilgi, “oyunun” kurumlaşmasına ve profesyonelleşmesine katkıda bulundu.

    Bu gelişme bilhassa Almanya’da belirgindir. Savaştan önce üye sayısı 200 binin altında olan Almanya Futbol Federasyonu, 1920’de 500 bin üyeye ulaşmıştır, bir milyonu bulması da fazla zaman almayacaktır. Bunda, Versailles Antlaşması’yla zorunlu askerliğin men edildiği Almanya’nın spor ve özellikle futbolu askerî talim ikamesi olarak ‘kullanma’ niyetinin de payı vardı kuşkusuz.

    Fransa’da 1. Dünya Savaşının futbolun yaygınlaşmasına katkısı çok açıktır. Bu ilgi artışında, savaş boyunca ülkede bulunan dört milyon civarındaki müttefik İngiliz askerinin futbol tutkusunun bulaşıcı etkisi büyüktü. İngiliz futbolcu tipolojisi, Parislileri bile etkileyen yeni sağlam sportmen erkek ideali haline gelmişti.

    Futbolda Fransa Kupası halen “Charles Simon Kupası” adını taşır; kupanın üzerinde “Charles Simon: 1915’te şeref meydanında öldü” yazar. Charles Simon, Fransa’da Jimnastik ve Spor Federasyonu’nun genel sekreteri olarak futbolu yaygınlaştırmak üzere didinen bir spor adamıdır, 1. Dünya Savaşında cephede ölmüştür.

    İtalya’nın yeni bir futbol gücü olarak yükselişi de 1. Dünya Savaşının arttırdığı alaka ve hevesle başlar. 1918’de bütün ülkede 57 olan kulüp sayısı, iki yılda 88’e yükselecek, gizli profesyonellik başlayacaktır. Faşist iktidar, bu gelişmeyi gönülden teşvik edecektir.

    O esnada Türkiye’de

    Batış sürecindeki Osmanlı ülkesinde de futbolun gelişmesinde 1. Dünya Savaşı’nın önemli bir katkısı görülür. Türkiye futbol tarihinin usta araştırıcısı Mehmet Yüce, Osmanlı Melekleri kitabında (İletişim Yayınları, İstanbul 2014) bu dönemi tafsilatıyla hikâye ediyor. İstanbul Ligi, savaşa rağmen, gecikmeli ve tek devreli de olsa, oynanmıştır. İşgal kuvvetleri takımlarıyla Türk takımlarının oynadığı maçlar, futbol ortamındaki milliyetçi havayı koyulturken futbolun popülerleşmesine katkıda bulunmuştur.

    Savaş, memleket futbolunun köklü kulüplerinden birinin kaderinde dönüm noktası rolü oynamıştır. 1910’da İstanbul’da silah sanayi işçileri ve meslek okulu talebelerinin kurduğu, Turan Sanatkâran İdman Yurdu ve Turan Sanatkârangücü’nün birleşmesine dayanan futbol kulübüdür bu. Dünya Savaşı’nın Osmanlılar için yenilgiyle sona ermesi ve İstanbul’un işgaliyle beraber kulüplerin sporcu yöneticileri faaliyetlerine ara vererek Ankara’ya göç edeceklerdir. 1920’de Ankara’ya yerleşen, 1922’de yeniden faaliyete geçen iki kulüp, 1926’da İmalat-ı Harbiye adıyla birleşir. Doğumundaki çizgisi içinde askerî sanayinin kurumsal desteğine dayanan kulüp, 1933’te ise bugünkü adını alır: Ankaragücü.

    ‘KORSAN’ BARIŞ

    Düşmanların Noel maçını dostluk kazandı

    Harbin efkârını dağıtan oyun
    24 Aralık 1914’te bir asker iki siper arasındaki araziye bir futbol topu fırlattı ve karşılıklı siperlerden çıkan Britanyalı ve Alman askerler maça tutuştu. Futbol heyecanı savaşı askıya almıştı.

    Belçika’nın Ypres kasabası yakınlarında bir yer, 1914 Noel gecesi. Bugünkü nüfusu 35 bin olan Ypres Birinci Dünya Savaşı’nın en korkunç mahallerinden birisi. Yarım milyon insan ölecek burada, Alman ordusu ilk defa burada klor ve hardal gazı kullanacak (1917’de). 1914 Aralık’ı, henüz savaşın ilk ayları. Britanya ve Almanya orduları aradaki mesafe 100 hatta 50 metreye kadar düşen karşılıklı siperlerde oturuyor, ara ara hücumlar ve bombalarla birbirlerini yokluyorlar. Gerçek anlamıyla bir yıpratma savaşı…

    O gece, 24 Aralık 1914’te, İskoç bir asker iki siper arasındaki araziye bir futbol topu fırlatıyor. Kısa bir tereddüt anından sonra karşılıklı siperlerden askerler çıkıyorlar ve Britanyalı askerlerle Alman askerler maça ‘tutuşuyorlar’. Kale falan hak getire. Kara düzen bir futbol curcunası. Futbol heyecanı, savaşı askıya alıyor.

    Harbin efkârını dağıtan oyun
    Harbin efkârını dağıtan oyun

    24 Aralık 1914 Noel gecesi, Flandre cephesinde, fiilî bir ateşkes yapılıvermiş, geçici, birkaç gün süren bir barış fasılası yaşanmıştı. Herhangi bir antlaşma veya emirle değil, askerlerin kendiliğinden hareketiyle ortaya çıkmıştı bu durum. Askerlerin siperlere uyduruk yılbaşı ağaçları dikip Noel şarkıları söylemeleriyle başlamıştı. Karşılıklı seslenerek Noellerini kutlayan askerler sonra siperlerden çıkıp kucaklaşmış, birbirlerine derme çatma hediyeler vermiş, çat pat iki lafın belini kırmışlardı.

    İşte, Noel Maçı da bu ‘korsan barışın’ efsanelerindendir. ‘Gerçek’ bir efsane; zira bu cepheden gönderilen asker mektuplarından, vuku bulduğu anlaşılıyor. Zaten savaş sırasında siperler arasında buna benzer daha birçok maç oynandığı biliniyor. Miğferlerin kale direği işlevi gördüğü, barış ümidine ve insaniyete soluk aldıran maçlar.

    Özellikle İngiltere ve Fransa’da, Noel Maçı mitosu epeyce meşhur. Birçok filmde, edebî anlatıda, çizgi romanda bahsi geçmiş. Hatta BBC’nin, kafa vuruşu yapmak isteyen bir Alman erin kafasındaki miğferin sivri ucuyla topu patlattığı bir televizyon parodisi var.

    Bu Noel günü, 24 Aralık 2014’te, Ypres kırsalında, Mesen beldesinde, Noel Maçının 100. Yıldönümü anılacak. Avrupa Birliği’nin desteklediği bir organizasyon bu: Flanders Peace Field, Flandre Barış Sahası. Saha kelimesinin “futbol sahası” anlamına da pas atarak… 12 yaş altı kategorisinin yanı sıra farklı ülkelerden taraftar takımlarının katılacağı bir turnuvanın düzenleneceği organizasyona devlet temsilcileri yanında İngiltere ve Almanya’dan bazı eski futbol yıldızlarının da katılması bekleniyor.

    KADIN FUTBOLUNUN YÜKSELİŞİ

    Erkekler cepheye kadınlar sahaya

    Harbin efkârını dağıtan oyun
    Futbol oynar fabrika kızı Kadın futbolunun büyük çıkışının timsali, bir cephane fabrikasının kadın işçilerinin oluşturduğu, 1917‘de fabrikanın erkek işçilerinden oluşan bir takımla maç yapıp kazanan Dick Kerr’s Ladies takımıdır.

    Kadın futbolunun huruç harekâtına da 1. Dünya Savaşı vesile oldu. Futbol tarihinin ilk kadın maçı 1895’te tabii İngiltere’de oynanmıştı. 1902’de İngiliz Futbol Federasyonu bütün kulüplere “leydi takımlarıyla müsabaka yapmayı” yasakladı. Kadınların kamusal alana çıkışından rahatsız olan patriyarkal muhafazakârlığın bir hamlesiydi bu.

    İngiliz kadın futbolcular, yaklaşık on yıllık bir aradan sonra yeniden top başı yapma fırsatını dünya savaşı sayesinde buldular. Erkeklerin askere gitmesi, birçok “erkek işinin” kadınların sırtına kalmasına yol açmıştı. Futbola olan “ihtiyacı” karşılamak da kadınlara kaldı! Özellikle kırda, taşrada kadın futbolu hızla yaygınlaştı. Savaş sırasında hemen her köyde bir kadın futbol takımının kurulduğundan söz edilir.

    Kadın futbolunun büyük çıkışının timsali, Dick Kerr ve Ortakları adlı cephane fabrikasının kadın işçilerinin oluşturduğu futbol takımıdır: Dick Kerr’s Ladies, Dick Kerr Hanımları. Çay ve yemek molalarında fabrika avlusunda kendi aralarında oynayarak başladılar. 1917 Ekim’inde takımlarını oluşturup fabrikanın erkek işçilerinden oluşan bir takımla maç yaptılar ve onları yendiler. 1917 Noel’inde, bir başka fabrikanın kadın takımıyla maça çıktılar. Harp malûllerine ve muhtaç ailelere yardım için düzenlenen bu maçı 10 bin seyirci izledi. Fabrika kızları, on binlerce seyircinin izlediği bu yardım maçlarına savaş sonuna kadar devam ettiler.

    Kadın futboluna ilgi, savaştan sonra da devam etti. Savaş sırasında Fransa’da da ilk kadın futbol takımları kurulmuştu. 1920’de Liverpool’da Dick Kerr Hanımları’nın Fransa’dan “Femina Paris” takımıyla oynadıkları maçı 53 bin seyirci izledi, 10 bin kişi kapıdan döndü. Ancak İngiltere Futbol Federasyonu muhafazakâr reaksiyonunu gösterdi, 1921’de nizamî sahalarda kadın maçı oynanmasına yasak getirdi. Gerekçe: kadınların futbola uygun olmadığı ve bu oyunun onların doğurganlıklarına zararlı olduğu idi. Fakat “Hanımlar” evlerine dönmediler. Savaşın yokluk ve zaruret ortamı, kadınlara futbol sahalarını açmıştı ve onları bundan men etmek mümkün değildi artık.