Etiket: lev troçki

  • Moskova Mahkelemeri: Stalin’in Kızıl Terörü

    Moskova Mahkelemeri: Stalin’in Kızıl Terörü

    Bundan 80 yıl önce Sovyetler Birliği’nde başlatılan büyük siyasi- etnik tasfiye sırasında, yaklaşık 1 milyon kişi öldürüldü, milyonlarca Rus toplama kamplarına gönderildi. 1938’e varıldığında, 1917 Devrimi sırasındaki Bolşevik merkez komitesinden neredeyse sadece Stalin sağ kalmıştı. “Büyük Terör” adını alan temizlik hareketiyle, yeni egemenlerin bürokratik rejimi ülkeye hakim oldu.

    ACILIS

    Ağustos 1936 ila Mart 1938 arasında Stalin’in eski muhaliflerini, hasımlarını ve gözden düşmüş veya kazaya uğramış parti- devlet yöneticilerini tasfiye ettiği üç mahkemeye Moskova Mahkemeleri adı verildi. Kızıl Ordu mensupları için ayrıca kapalı bir mahkeme daha vardı. Bu göstermelik siyasi mahkemelerin yanısıra, bölgelerde ve özellikle sınır boylarında etnik temelde bir dizi yargılama da yapılmıştı. Bir bütün olarak “Büyük Terör” adını alan bu temizlik hareketi Rusya’nın köklü bir dönüşüm geçirmesinin bir göstergesiydi.

    Moskova Mahkemeleri, 1930’lu yıllarda yeniden şekillenen rejimin tabiatı ve yeni egemen seçkinlerin toplumsal mücadelesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak belirmiştir. Parti ve devlet bürokrasisinde 1920’li yılların ortalarından itibaren başlayan dönüşüm, çalkantılı ve baskıcı bir toplumsal modernleşmeyle atbaşı giderek on yıl sonra yeni bir rejimin kurulmasına varmıştır.

    Tasfiyeler sonucunda başta siyaseten bir kıymet-i harbiyesi kalmayan 1917 Ekim Devrimi’nin hayattaki Bolşevik Partisi önder kadroları olmak üzere, Kızıl Ordu’nun önde gelen kadroları idamlar dahil çeşitli cezalara çarpılarak SSCB’nin yönetici elitinde radikal bir değişikliğe yol açıldı; böylelikle Stalin’in mutlak egemenliğinde, varoluşlarını devrime değil “yeni rejim”e ve elbette onun şefine borçlu olan yönetici kesimin iktidarı perçinlendi.

    Gelişmelerin en simgesel belirtisi, 1917 Ekim’indeki merkez komitesinden Stalin dışında kimsenin neredeyse sağ kalmamış olmasıydı. Daha kesin bir ifadeyle, Lenin dönemindeki Politbüro’dan sadece Stalin, Kalinin ve Molotov sağ kalacaktı. Artık “1937 Kuşağı” denen ve varlıklarını Stalin’e borçlu olan Hruşçov (Kruşçev), Beria, Malenkov, Jdanov, Brejnev gibi isimler sahnedeydi.

    Moskova Mahkemeleri aslında hiçbir gücü olmayan siyaseten birçok kez Stalin’e teslim olmuş, pişmanlıklarını dile getirmiş “eski Bolşevikler” veya yine herhangi bir siyasal gücü olmayan (dünyanın birkaç ülkesinde küçük çevreler hariç), kendisine vize verilmediği için Türkiye’den Fransa’ya oradan Norveç’e ve son olarak da Meksika’ya gitmek zorunda kalan Troçki ve yandaşlarına karşı gibi gösterilmişse de, bütün bu temizlikler parti- devlet aygıtının tepeden tırnağa yenilenmesi için uydurulmuştu.

    cc-1917
    1917 Devrimi’nin merkez komite üyeleri Bolşeviklerin devrim sırasındaki yönetici kadrosu, çok büyük oranda Moskova Mahkemeleri sürecinde idam edildi.

    Eskilerin mahkûm edilmeleri yetmezdi; Stalin yeni bir tarih yazmak için onların itibarlarını da yok etmeliydi.

    Stalin’in yönetiminde Moskova Mahkemeleri, 1919’da “Dünya Devriminin merkezi” olarak kurulmuş olan Komünist Enternasyonal’in de köklü dönüşümler geçirdiği bir evrede gerçekleşti. Almanya’da Hitler’in iktidara yürüyüşünü, Hitler’e karşı sosyal demokratlarla işbirliğini reddederek kolay­laştıran Stalin yönetimi; Fran­sa’da ise sosyal demokrasinin yanı sıra kimi burjuva partile­rini de müttefik edinmiş, İs­panyol Devrimi’nde ise ben­zer bir politikayla Barcelona komününü boğaz­layarak yoluna de­vam etmişti. 1935’te yapılan Komintern (Komü­nist Enternasyonal) kongresi fiilen son kongre (1943’te fesih edildi) olarak tescil edildi ve SSCB’nin dünya politikasında kesin bir ters dönüş yapıldı.

    Büyük Terör’ün temeli

    SSCB’de cebri kolektifleştir­menin ürünü olan kıtlık, nü­fusun yarısını oluşturan 70 milyon insanı vurmuştu. Kıt­lıktan ve hastalıktan 1930-33 arasında 4,6 ila 8,5 milyon insan öldüğü tahmin ediliyor. Bütün engellemelere rağmen milyonlarca insan kıtlık böl­gelerinden kaçarak kentlere yığıldı. Moskova’nın nüfusu 1928’den 1933’e 2 milyondan 3,4 milyona çıktı. 1926-30 ara­sı kentlerin nüfusu 30 mil­yona kadar yükseldi. Birinci beş yıllık plan çerçevesinde büyüme oranı yüzde 44’tü ve bu oran neredeyse 1897-1926 arasındaki toplam büyüme ka­dardı. Ücretli emek gücü 10 milyondan 22 milyona yük­seldi. Sonuçta, iş disiplininin zorla dayatıldığı, milliyetçili­ğin coşkulu şekilde yükseldiği, kariyerizmin ödüllendirildiği ve yeni bir bürokratik konfor­mizmin belirginleştiği kentler, kitlesel biçimde kırsallaştı.

    Moshe Lewin’in ironik bi­çimde işaret ettiği gibi, bu bü­yük karmaşıklık içinde toplum, sınıfsal ilişkiler yok olduğu için değil, tüm sınıflar “şekilsiz ve kaynaşma içinde” bulunduğu için, neredeyse meşhur “sınıf­sız toplum” haline geldi.

    Hızlı sanayileşme yeni kadrolara ihtiyaç duydu ve bunlar ortalama yedi yıllık bir eğitimle devlet kadrolarında yer alırken “eski”leri gölgede bırakmaya başladılar. Bunla­rın siyasal eğitimi de üstünkö­rüydü; ikinci elden veya tahrif edilmiş metinlerden öğreni­yorlardı. Parti tarihi 1927’den itibaren çarpıtılmaya başlan­mış; Marx’ın Paris Komünü derslerinden çıkardığı sosya­list işleyişin (demokrasi) te­mel özellikleri çiğnenmişti.

    Maddi teşviklerle bu yeni elit beslendi ve toplumsal hiye­rarşide yeni bir yer edindi. En üstte Nomenklatura yer alıyor­du. 1939 başında Nomenkla­tura’da yer alan 32,899 kişinin 15,485’i, 1937-38’de atanmıştı.

    Cebri kolektivizasyon ve hızlandırılmış sanayileşme an­cak şiddet yoluyla sürdürülebi­lirdi. Buna uygun olarak yöne­tici aygıtta bir patlama yaşandı. Moshe Lewin tarafından ana­liz edilen arşivlere göre, 1928- 1939 arasındaki 10 yıllık za­man diliminde yönetici perso­nel sayısı 1 milyon 450 binden 7,5 milyona, beyaz yakalı işçi sayısı ise 3,9 milyondan 13 mil­yon 800 bine yükseldi. Böylece bürokrasi, kendi çıkarları olan, gerçek ve belirgin bir toplum­sal güç haline geldi.

    Temizliğin ayak sesleri

    1933’den 1935’e kadar partiye yeni üye kabul edilmediği gibi 340 bin üyenin elendiği bir te­mizlik yapılmıştı. Bu dönem­de, sonradan Büyük Terör’ün bütün aksaklıkları sırtına yük­lenecek olan Yejov en üst ka­demelere doğru tırmanmaya başladı.

    1934’teki parti kongresin­de (Muzafferler Kongresi) Bu­harin, Kamanev, Zinoviev, Ri­kov, Tomski, Piyatakov ve di­ğer eski Bolşeviklerin, Stalin’e övgüler düzerek hatalarını ka­bul etmelerine izin verilmiş­ti. Bütün zamanların ve bütün halkların en büyük şefi oydu.

    Aralık 1934’te Leningrad örgütü başkanı Kirov’un bir cinayete kurban gitmesi üzeri­ne Stalin durumdan vazife çı­karacak ve kimi yazarlara göre Almanya’daki “Uzun Bıçaklar Gecesi”ne benzer bir hareket başlayacaktır. Birkaç ay önce gizli polis teşkilatı GPU, ye­niden yapılandırılarak NKVD adını almıştı.

    1934 kongresinde seçilen 139 merkez komite üyesin­den 102’si kurşuna dizildi, 5’i intihar etti. Delegelerin yüzde 54,6’sı hapse atıldı. 1934 parti kongresinin 1966 delegesin­den 1108’i tutuklandı, 848’i kurşuna dizildi.

    Gerçek nedenler

    Mahkemelerde avukat, kanıt vs. gerekmiyordu. İşkenceyle ve­ya itirafları karşılığında serbest bırakılacakları vaatleri ile sa­nıklar verdikleri ifadelerle ken­dilerini ve birbirlerini suçlamış oluyordu ve bu da idam edilme­leri için yeterli bulunuyordu!

    Başta Ekim Devrimi’nde önemli rolleri olan eski Bol­şeviklere yönelik düzmece, göstermelik davalar, siyasal yöneticilerin önemli oranda tasfiyesi, orduda neredeyse bütün tecrübeli içsavaş yaşa­mış kadroların temizlenmesi kentlerde çok farklı nedenler­le geniş tutuklamalar, kolektif­leştirmeden kalma bir hesap­laşma sevdasıyla “Kulak”lara yönelik operasyon, etnik-ulu­sal temizlikler bir anda üs üste binercesine patlak vermiş gibi gösterildi. Stalin’in doğrudan denetimi ve yönetimi altında­ki Büyük Terör’ün göstermelik değil de gerçek nedenleri hak­kında ne söylenirse söylensin, sonuçta parti-devletin büyük bir tasfiye hareketi ile yeni­lendiği gerçektir.

    Parti içinde temizlik devam ederken, Ağustos 1936’da (daha sonra 1. Moskova Mahkemesi olarak anılacak olan) Zinovyev ve Kamenev’in dahil olduğu bir grubun yargılanmasıyla parti içi terör zembereğinden bo­şalmaya başladı. Savcı 1920’de Bolşeviklere katılan eski Men­şevik Vişinski’ydi. Stalin, “Troçkist-Zinovyeci Merkez” adında bir davanın üretilme­sinde ısrar etti. 1932’de söz­de böyle bir blok kurulmuştu. Ağustos ayında beş gün içinde bitirilen davaların ardından Zi­noviev, Kamanev ve 14 sanık idam edildiler.

    Ağustos 1936’daki ilk du­ruşmada rejimin en tehlike­li düşmanı olarak “Troçkizm” gösterilmiş, Kasım ayına doğ­ru hedef genişlemiş ve ulusal ekonomideki “sabotajcılar” ve “halk düşmanları” kategorisi de eklenmiştir.

    Büyük Terör’ün zirvesi olan 1937’de Stalin, halkı da kad­rolara karşı çıkmaya ve onla­rı ihbar etmeye davet etmiş­tir. Zaten birkaç yıldır NKVD her okulda her devlet dairesin­de ve her fabrikada kendisine muhbirlik yapanlardan oluşan devasa bir ağ kurmuştu (Ek ge­lir sağlamak için tamir işleriy­le uğraşan bir işçi, 1935’te fazla para istediği için komşuları ta­rafından “bodrumda Troçki’yi saklıyor” diye ihbar edildi ve bir çalışma kampında üç yıl ce­zaya çarptırıldı. Asılsızlığı bi­linse de kaynağı kurutmamak için ihbarlar değerlendirilme­liydi! Aslolan ihbar mekaniz­masının iyi işlemesiydi.)

    Yejov, İçişleri Halk Komi­seri oldu. Aralık ayında “Para­lel Anti-Sovyet Merkez” diye­rek, Radek, Piyatakov gibi “es­kiler”in üzerine gidildi. Ocak 1937’te yine birkaç gün içinde yargılama ve infazlar yapıldı.

    Kızıl Ordu’da tasfiye

    Mayıs 1937’de, sekiz üst düzey Sovyet generali vatana ihanet, casusluk ve askerî darbeyle hükümeti devirme suçlama­sıyla tutuklandı ve iki hafta sonra yapılan kapalı bir duruş­manın ardından idam edildi­ler. Stalin’in ordu içinde baş­lattığı bu tasfiyeler 35 bin kişi­ye kadar ulaştı.

    Savunma Halk Komiseri yardımcısı ve bir efsane olan Mareşal Tuhaçevskiy, Troç­kistler, sağ muhalefet ve Al­man gizli servisiyle birlikte komplo hazırlamakla itham edilerek tutuklandı. İşkencey­le sorgulandı, kan revan içinde Stalin’in önüne çıkarıldı. Bu ordudaki temizliğin tepedeki görünümüydü. Savunma Halk Komiseri Voroşilov, 1937-38 yıllarında ordudan 40 bin ki­şinin tasfiye edildiğini belirtti (bunların dörtte biri zamanla görevlerine döndüler).

    Kızıl Ordu’daki temizlik sı­rasında yüksek komuta kade­mesindeki 767 subaydan 412’si kurşuna dizildi, 29’u hapishane öldü, 3’ü intihar eti ve 59’u zin­danlarda çürüdü. 1941 yazın­da yarbay ya da albay rütbesin­deki subayların %75’i ve siyasi komiserlerin %70’i bir yıldan kısa bir süredir görevdeydi… 1940’daki Finlandiya savaşı, Kızıl Ordu’nun savaşa hazır ol­madığını gösterecekti

    ‘Gizli blok’

    Mart 1937’de Stalin, “Zinov­yevci-Troçkist blok Alman gizli polisinin bir casusluk ve sabo­tajcı-terörist acentasına dö­nüşmüş” dedi ve bu örgütün SSCB’yi yıkmak isteyen Fransa ve İngiltere tarafından destek­lenen Finlandiya, Baltık ülkele­ri, Polonya, Romanya, Türki­ye ve Japonya gibi ülkelerle de ittifak içinde olduklarını ifade etti. Aynı toplantıda Yejov, “Ja­pon-Alman-Troçkist ajanların yıkıcı, sabotajcı ve casusluk fa­aliyetlerinden çıkarılacak ders­ler” adıyla bir sunum yaptı. Te­mizlik NKVD’nin bölüm şefleri ve yardımcılarının tutuklanma­sıyla başladı. Sonradan verile­cek resmî rakam, 7298 NKVD mensubunun tasfiye edildiğiy­di. Önce temizliği derinleşti­recek kadroları terfi ettirmek gerekiyordu. NKVD memurla­rının maaşları yükseltildi. Orta­lama işçi ücreti 250 ruble iken NKVD’lilerinki 3500’e çıktı.

    2 Temmuz 1937’de Polit­büro’nun idama kadar karar verme yetkisi tanıdığı üç kişi­lik heyetler için kotalar tespit edildi ve bölgelere gönderil­di. Kotalar, idam edilecekler ve kamplara gönderilecekler olmak üzere iki kategoriden oluşuyordu. Belirlenen kotalar becerikli yerel NKVD yöne­ticileri tarafından rahatlık­la aşılabiliyordu. Yani suçlu­lar isim isim değil, “sayı ile” belirlendiler hemen ardından 00447 sayılı karar uyarınca “hainler”in eşlerinin de 5-8 yıl kamplara kapatılmaları ka­bul edildi. Çocuklar da devlete kaldı. Bu süreçte 18 bin eş ve 25 bin çocuk kayboldu.

    Sonuçta kabaca şöyle bir tablo ortaya çıktı:

    Kuzeydoğu’daki ünlü Koli­ma kampında 1934’te 350 bin kişi varken 1941’de bu rakam 3 milyona çıkmıştı!

              Yıl    Tutuklanan  
    kişi sayısı
    Çalışma kaplarına    
    gönderilenler
    1937      820.881 
    1938      96.3679        539.923
    1938     1.317.195       600.724

    Etnik tasfiyeler

    Ocak 1938’den itibaren terö­rün ağırlık merkezi etnik ope­rasyonlara yöneldi. 1937’de­ki “Kulak” operasyonları artık geride kalmıştı. Etnik operas­yon için kota sistemi uygu­lanmadı. Bu operasyonlarda 350 bin kişi tezgahtan geç­ti, bunların 247.000’ine ölüm, 88.000’ine çalışma kampı ya da hapis cezası verildi.

    1937’de Alman asıllı yurttaş­lar da dahil olmak üzere Alman­ya ile herhangi bir şekilde bağ­lantısı olanlar tutuklanıyordu. 65 bin kişiden 55 bini mahkûm oldu, 4 bini idam edildi! Arala­rında birçok siyasi mültecinin de bulunduğu sürgün Polonyalı­ların sayısı, esas olarak Ukray­na ve Beyaz Rusya sınırında ol­mak üzere 1,5 milyondu. 170 bin Koreli sürgün edildi. Komintern içinde de bir temizlik yürütül­dü; SSCB’de bulunan yabancı komünist partilerin önemli bir kısmı yok edildi.

    Terör zıvanadan çıkıyor

    1938 Mart ayında ise 3. Mos­kova Mahkemesi olarak anı­lan ve Buharin, Piyatakov gibi Lenin’in vasiyetnamesinde (partiye mektup) partinin en parlak gençleri olarak belirti­len “eski Bolşevik”ler tekrar hedefe alındı. İspanya İçsava­şı’nda “Troçkist” avına çıkan generaller, casuslar, Stalin’in Madrid elçisi eski Troçkist Antonov-Ovseenko da (ihtilal­de Kışlık Sarayı ele geçirmiş­ti) temizlenenler arasındaydı.

    Ağustos 1938’de Gürcistan parti lideri Beria, içişleri bi­rinci yardımcılığına ve kısa bir süre sonra NKVD başkanlığı­na getirildi; böylelikle Yejov’un kuyusu kazılmaya başlandı.

    Kasım 1938’de temizlik durduruldu. Stalin, temizlik ameliyesinin kendisine elbette karşı değildi. Ancak ortaya çı­kan huzursuzlukları da bir aşı­rılık diye nitelendirdi ve bun­ların sorumlusu olarak NKVD ve Yejov’u gösterdi. Yejov önce içişleri halk komiserliğinden istifa ettirildi, ardından 10 Ni­san 1939’da tutuklandı. Oda­sında yapılan aramada bol içki şişesinin yanısıra, Kamanev, Zinoviev ve diğer önde gelen isimlerin idam edildiği kurşun­lar, üzerinde adları yazılı bir kağıda sarılı olarak bulundu. Haziran 1939’da, uzun yıllar boyunca Almanya, Polonya, İn­giltere ve Japonya’ya casusluk yapmakla suçlandı. Savcı, avu­kat ve tanık olmadan yargılan­dı. Kendi talimatıyla yapılan bir NKVD infaz yerinde kurşu­na dizildi. İktidardayken somut deliller yerine sözde itiraflar peşindeydi; kendisi yargılanır­ken itirafa gerek bile yoktu.

    İHANETE UĞRAYAN DEVRİM

    Troçki’nin önce ailesi sonra kendisi öldürüldü

    Troçki’nin yakın uzak akraba­ları da 1936-38 temizliğinde NKVD tarafından öldürüldü: Erkek kardeşi Aleksandr, kız kardeşi Olga, ilk karısı Aleksan­dra Sokolovskaya, Rusya’da kalan oğlu Sergey ve intihar etmiş olan kızı Zinaida’nın her iki kocası. Troçki’nin diğer oğlu Lev Sedov da Paris’te bir klinikte 1938’de öldü.

    Moskova Mahkemeleri başlarken Norveç’te sürgün olan Troçki, eşi Natalya ile birlikte, devlet başkanı Cardenas’dan alınan bir vizeyle 1937 başında Meksika’ya vardı. Mahkemelerin suçlamalarına karşı zamanın ünlü pedagog ve filozofu profe­sör John Dewey başkanlığında Moskova Mahkemelerini soruş­turma komisyonu oluşturuldu.

    Troçki kendisine yönel­tilen suçlamaları maddi ve siyasi olarak çürüttü. Kısa bir süre önce bitirdiği Sovyetler Birliği üzeri­ne çalışmasının (İhanete Uğrayan Devrim) bir devamı olarak Stalin’in Cinayetleri başlıklı kitabında hem bu komisyona verdiği ifadeleri derledi hem de Mahkemelerin Rusya’nın siyasal ve toplumsal tarihindeki yerini değerlendir­di. Bugün arşivler açıldıktan sonra bu komisyona verilen ifadelerle arşiv belgelerini karşılaştırmak ibret verici.

    Herkesin bunca insanın “itirafları” karşısında şaşkın­lığına dair şöyle diyordu: “Söz konusu ‘itiraf’ kâbuslarını açık­lamanın tek yolu, bu sanıkların inançlarından geçmiş yıllar boyunca pek çok kez döndük­lerini bir an için bile gözden kaçırmamak olacaktır”.

    Mahkemedeki bütün iddia­ları kılı kırk yararak incelerken, ağırlığı Rusya’daki toplumsal ve siyasal dönüşüme vermişti. Ki­tabın son bölüm başlığı “Sonun Başlangı­cı”ydı.

    STALİN TERÖRÜ VE TÜRKİYE

    Ali Cevdet idam edildi, Nâzım ucuz atlattı

    Türkiye Komünist Partisi (TKP) Dış Bürosu, 1933’te çıkarılan 10. yıl affıyla parti yöneticilerinin özgürlüklerine kavuşmasının ardından, 1934 içinde genişletilmiş toplantılar yaptı ve bu toplantılarda bir “Kara Liste” de oluşturuldu; bu listede Nâzım Hikmet’in de aralarında bulunduğu “Troçkist-polisçi muhalefet” de yer aldı. Nâzım Hikmet’in Moskova Mahkemeleri sırasında Türkiye’de olması, muhtemel bir felâkete uğramasını engellemiştir. Türkiye Komünist Partisi’nin KUTV’daki (Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi) temsilcisi Ali Cevdet, Türkiye’de 1925 TKP davasında gıyabında mahkûm oldu, Berlin’de Tıp tahsili sırasında “Berlin Türk Talebe Cemiyeti” başkanlığı yaptı; 1926’dan itibaren TKP Dış Büro üyesi olarak Moskova’da yaşadı. 1929-1930 yıllarında Türkiye’de gizli siyasal faaliyet yürütüp yakalanmayan tek MK üyesi olarak Moskova’ya döndü. 8 Ekim 1937’de tutuklandı ve 19 Şubat 1938’de idama mahkûm edilerek hemen kurşuna dizildi. Yirmi yıl sonra itibarı iade edildi. Adı bulunan listenin altında Stalin, Molotov ve Kaganoviç’in imzaları bulunuyor. Listeyi hazırlayan NKVD görevlisi ise Aralık 1938’de tutuklanıp Ocak 1940’da kurşuna dizildi. İtibarı da iade edilmedi.

  • “Bizler devrimin kirli emekçileriydik”

    “Bizler devrimin kirli emekçileriydik”

    Sovyetler Birliği’nin en korkunç yılları Stalin döneminde, istihbaratın en acımasız servislerinden biri olan Özel Görevler Dairesi’nde çalışan Pavel Sudoplatov’un anıları birçok karanlık olaya ışık tutuyor.

    Pavel Sudoplatov (1907- 1996), 1930’lu ve 40’lı yıllarda Sovyetler Birliği istihbaratında çalışmış önemli bir NKVD subayı. Önemli biri çünkü, sonradan KGB’ye dönüşecek NKVD’nin adı kanla, zehirle, infazlarla, provokasyonla ve terörle anılan Özel Görevler Dairesi’nde çalışmış, 1941’de bu karanlık dairenin başına geçmiş.

    'Bizler devrimin kirli emekçileriydik'
    Joseph Stalin

    En bilineni Troçki’nin öldürülmesi olan sayısız suikasti örgütleyen, Nazilere karşı birçok farklı bölgede gerilla savaşı planlayan, Soğuk Savaş’la birlikte ABD ve İngiltere’ye karşı nükleer casusluk faaliyetini başarıyla sürdüren Sudoplatov, Stalin’in gözüne girmeyi de başarmış bir isim. Bir bölümü doğrudan Stalin’in emriyle gerçekleştirilen bazı infazlarda bulunmuş, bazen emir vermiş, bazen organize etmiş, bazen de kendi ifadesiyle “infazların doğal ölümler gibi görünmesini sağlamış”.

    Sudoplatov’un Türkçesi geçen ay Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ve “Adım Pavel Anatoliyeviç Sudoplatov. Muhtemelen bu adı daha önce hiç duymadınız. Gerçek kimliğim 58 sene boyunca Sovyetler Birliği’nin en iyi saklanan sırlarından biri olduğundan, okuyucularımdan böyle bir şey beklemiyorum” diye başlayan anılarını farklı kılan, yaşadıklarını serinkanlı biçimde yazıya dökebilmiş olması. Birkaç yerde -doğrusu o da yarım ağızla- pişman olduğunu söylüyor ama bu pişmanlık geçmişi mahkum etmek ya da kendini temize çıkarmak için değil. Birçok yerde “Bizimkisi farklı bir zaman, bambaşka bir tarihsel dönemdi” ya da “Bizler devrimin kirli emekçileriydik” deyip çıkıyor işin içinden. Yani bu bir pişmanlık ya da itiraf kitabı değil kesinlikle. “Düşman olarak gördüğüm insanlara yönelik en ufak bir merhamet hissi duymuyordum” diyen Sudoplatov kendini Ukraynalı faşistlere, “Sovyet devriminin düşmanı” Troçki ve Troçkistlere, halk düşmanlarına, Alman işgalcilere, NATO ve Amerikan emperyalistlerine karşı savaşan bir nefer olarak görüyor.

    'Bizler devrimin kirli emekçileriydik'
    Pavel Sudoplatov

    Sudoplatov, 1907’de Rus bir anne ile Ukraynalı bir babanın beş çocuğundan biri olarak Ukrayna’da doğmuş. 12 yaşında evden kaçıp Kızıl Ordu saflarına katılan Sudoplatov’un istihbarat kariyeri, okuma yazma bildiği için görevlendirildiği muharebe bölüğünde 14 yaşında telefon operatörü ve şifre memuru olmasıyla başlıyor. 1933’te Ukrayna’daki Sovyet istihbaratının başındaki yönetici Moskova’ya, “merkez”e atanınca kendisini de yanında götürüyor.

    'Bizler devrimin kirli emekçileriydik'
    ÖZEL GÖREVLER SOVYET İSTİHBARAT ŞEFİNİN ANILARI Pavel Sudoplatov Çeviren: Emrah Arıcılar Ayrıntı Yayınları 560 sayfa, 50TL

    Ukrayna milliyetçileri arasında faaliyetler yürüten Sudoplatov’un ilk büyük “icraatı”, yıllar içinde güvenini kazandığı Ukraynalı milliyetçilerin lideri Konovalets’i öldürmesi. Hitler tarafından desteklenen Konovalets’in çikolataya düşkünlüğünü yakından bilen Sudoplatov, 23 Mayıs 1938’de Rotterdam’da buluştuğu Konovalets’i içine bomba yerleştirilmiş çikolata kutusuyla öldürüyor. Kendisine Kızıl Bayrak Nişanı getiren bu ilk büyük eyleminden sonra önlenemez yükselişi başlıyor.

    Sudoplatov kariyer basamaklarını hızla tırmanırken neredeyse bütün mesai arkadaşları tasfiye ediliyor. Kendisi gibi istihbaratçı olan karısı Emma ile birlikte tasfiye edilmekten ve öldürülmekten korkuyorlar, ancak devlete hizmetleri karşılığında aldıkları, çocuklarının sınavlardan muaf tutulup yüksek öğrenim görmeleri, çeşitli gıda maddelerine ulaşabilme ve iyi evlerde, yazlıklarda yaşayabilme hakkından da vazgeçmek istemiyor. Stalin döneminde başlarına ciddi bir iş gelmiyor.

    'Bizler devrimin kirli emekçileriydik'
    Polonyalıların infazı Beria, Stalin’e yazdığı 5 Mart 1940 tarihli mektubunda Polonyalı tutukluların infazını öneriyor. Sayfayı kaplayan imza Stalin’e ait. Aynı yıl, yaklaşık 22 bini subay olan 25 bin 700 Polonyalı mahkumun öldürülmesi Kathyn katliamı olarak bilinir.

    Stalin ölüp başa Kruşçev geçince her şey bir anda tepetaklak oluyor. 1953’te tutuklandığı zaman, patronu Lavrenti Beria’nın talimatıyla Moskova, Ulyanovsk, Saratov ve Ukrayna Karpatyası’ndaki güvenli evlerde tuzağa düşürülen yüzlerce insanı zehirlemekle suçlanıyor. Uzun süre, birçok meslektaşı gibi öldürülme endişesi yaşasa da 15 yıl boyunca tek kişilik bir hücreye kapatılma cezasıyla kurtuluyor. 1968’de cezaevinden çıktıktan sonra çocuk kitapları çevirerek edebiyat dünyasına adım atan Sudoplatov, itibarını geri kazanmak için ise 1991’de Sovyetler Birliği’nin yıkılmasını beklemek zorunda kalıyor.

    Özel Görevler, gerçekten çok ilginç bir kitap. Kitabın önsözünde belirtildiği gibi, Stalin döneminin önemli meselelerini ele alan en değerli ulaşılır kaynaklardan biri. Türkiye’de bu hacimde bir kitabı basmak yayıncılar açısından riskli bir iş olarak görülür.

    'Bizler devrimin kirli emekçileriydik'
    Lavrenti Beria

    Ayrıntı Yayınları’nı bu riske girdiği için kutlamak gerekir.

    Yüzlerce cinayet ve provokasyona karışmış Sudoplatov’un şu sözleri ise, bugün de diktatörlerin ve karanlık adamlarının kulaklarına küpe olması gereken türden: “Tarih hiçbir kararın, hiçbir suçun
    ya da terör planının sonsuza kadar gizlenemeyeceğini göstermiştir. SSCB ve Komünist Parti iktidarının çöküşünden çıkarılacak büyük derslerden biri budur. Baraj bir kez yıkıldıktan sonra, gizli saklı ne varsa, önü alınamaz bir sel olup karşınıza dikilir”.

    KÜRTLER VE SOVYET İSTİHBARATI

    Barzani’nin çevresine sızmaya çalışan ajan

    Sudoplatov, anılarında Kürtlerle ilgili notlarına da yer veriyor. “Kürdistan’ın kaderi ne Kremlin ne Londra ne de Washington’da insani bir mesele olarak ele alındı. 1950’lerde Kürt meselesi ile ilgilenmemin sebebi Soğuk Savaş’ın yarattığı çatışma ortamında Kürt hareketinden faydalanmaktı” diyen Sudoplatov’un 1947-1958 yılları arasında Sovyetler Birliği’nde yaşayan, bugünkü Kürdistan Demokrasi Partisi lideri Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani ile ilgili ilginç bir “anısı” da var: “Barzani Nisan 1952’de ailesi ve yurttaşlarıyla birlikte Taşkent yakınlarındaki büyük bir kollektif çiftliğe yerleşti. Ajanlarımızın Barzani’nin ekibine sızarak bazı Kürtleri servise kazandırma çabaları, Barzani’nin güvenlik servisleri tarafından etkili bir şekilde önlenmişti. İran’daki Kürtlerle çalışmak konusunda deneyim sahibi bir ajan olan Zemskov, ikinci dereceden bir Kürt askeri yetkiliyi akademimizde eğitim gördüğü sırada servise çekmeyi başarmıştı, ancak bu çiçeği burnunda ajanımız Taşkent’e döndüğünde hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolacaktı. Ona hiçbir şekilde ulaşamadık. Ortadan kaldırıldığını düşünüyorduk”.

    kurdistan029
    Molla Mustafa Barzani, oturanlar arasında soldan üçüncü.

    VON PAPEN SUİKASTI – 1942

    Ankara’da patlayan Sovyet bombası

    Sudoplatov kitabının birçok yerinde Türkiye’den ve Türlerden de çeşitli sebeplerle söz ediyor. 1930’lu ve 40’lı yıllardaki çeşitli infazlarda Sovyet istihbaratının tetikçisi olarak kullanılan ve adı verilmeyen bir Türk var örneğin. Bu “Türk” eski bir Türk ordusu subayıymış. Ama Osmanlı döneminde mi Cumhuriyet döneminde mi yoksa her ikisinde birden mi görev aldığı belirsiz. “Türk”, 1940’ların sonunda casus olarak Ankara’ya gönderiliyor. İngilizlerin ve Amerikalıların, Bulgaristan’daki ajanlarını Türk azınlık arasından seçtiklerini söyleyen Sudoplatov, 1940’ların sonunda bu ajanlar aracılığıyla Bulgaristan’daki uranyum madeni ile ilgili ABD ve İngiltere’ye yanlış veriler ilettiklerini, bu sayede Batı’da Sovyetler’in atom bombası üretmeye daha uzak olduğu izlenimi uyandırdıklarını anlatmış.

    'Bizler devrimin kirli emekçileriydik'
    Leon Troçki

    Ve tabii 24 Şubat 1942’de Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Franz von Papen’e Ankara’da düzenlenen ve başarısızlıkla sonuçlanan suikast de kitapta epey yer tutuyor. Papa XII. Pius’un girişimiyle Vatikan’ın Ankara temsilcisi ile Von Papen arasında 1942 yazında gerçekleşen görüşmede, Vatikan temsilcisinin Von Papen’e İngiltere, ABD ve Almanya arasında Sovyetleri dışlayan bir anlaşma imzalaması için nüfuzunu kullanmasını istediğini yazan Sudoplatov, “Böylesi bir ittifak komünizmin Avrupa’daki nüfuz alanını daraltarak Sovyetler Birliği’ni ileride kurulacak Avrupa ekonomik birliğinin dışında bırakacaktı. (…) Stalin o kadar öfkelenmişti ki Von Papen’e suikast düzenlenmesini emretti. Ama Bulgar suikastçı işi eline yüzüne bulaştırınca başarısız oldu. Von Papen yaralı kurtulurken suikastçi kendini öldürdüğüyle kaldı” diyor.

    'Bizler devrimin kirli emekçileriydik'
    Nikita Kruşçev ve Joseph Stalin.
    'Bizler devrimin kirli emekçileriydik'
    Franz von Papen
    7 Nisan'Bizler devrimin kirli emekçileriydik' 1942 Von Papen Suikasti-1
    25 Suba'Bizler devrimin kirli emekçileriydik't 1942 Von Papen Suikasti