Etiket: kapalıçarşı

  • Huzur’un kahramanlarıyla eski İstanbul’a bir yolculuk

    Huzur’un kahramanlarıyla eski İstanbul’a bir yolculuk

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ın meşhur romanı Huzur’un okur karşısına çıkışının 75. yılında eleştirel basımı yayımlandı. Metinlerin daha iyi anlaşılabilmesi için sayfa kenarlarına açıklamaların eklendiği kitaptaki fotoğraflar, çizimler ve katlanabilir harita, okurları Huzur’un yaşandığı zamanların İstanbul’unda bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.

    Ahmet Hamdi Tanpı­nar’ın Huzur romanı 4 bölümden oluşur; 2. Dünya Savaşı’nın ilanından 1 gün önce başlar ve ertesi gün savaş ilan edilirken biter. 2. ve 3. bölümlerde geriye gidilerek son 1 yıl anlatılır. Her okunuşunda insanı başka türlü etkileyen Huzur, kimilerine göre “Türk romanının ihtişamı”dır.

    Kitap_2

    Romanın bölümleri temel karakterlerin adını taşır: İhsan, Nuran, Suat, Mümtaz. Roma­nın merkezinde ise Mümtaz karakteri vardır. Eserin bir başka önemli “karakteri” ise İstanbul’dur. Öyle ki, Tanpınar eserini “esas kahramanları İstanbul ve musikidir” diye tanımlamıştır.

    Huzur ilk defa 22 Şubat-2 Haziran 1948 tarihleri arasında Cumhuriyet gazetesinde tefrika edildi; ertesi yıl kitap olarak piyasaya çıktı. Dergâh Yayınla­rı, Huzur’un okur karşısına ilk çıkışının 75. yılında romanın eleştirel basımını yayımlayarak önemli bir işe imza attı. Kitap, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde yer alan Tanpınar Arşivi üzerindeki 2 yıllık çalışma sonucunda orta­ya çıkmış. Geniş bir ekibin dahil olduğu çalışmayı Prof. Dr. İnci Enginün’ün danışmanlığında Sakine Korkmaz yönetmiş.

    Eleştirel basımın en önemli özelliği Huzur’un gazete tefrika­sı ile ilk basımı arasındaki fark­lara yer veriyor olması. Metinde altı çizili bölümler, Tanpınar’ın Huzur’un ilk basımında tefrika üzerinde yaptığı değişikliklere ve eklemelere işaret ediyor. Böylece iki metnin akışı da ra­hatlıkla takip edilebiliyor.

    Okuyucuların, Huzur’un zengin arka planını daha iyi anlaması için Tanpınar’ın yoğun göndermeli metinlerine açıklamalı notlar ve sözlük de eklenmiş. Notların ve sözlük maddelerinin kitabın sonunda değil, metnin ilgili yerlerinde verilmesinin epey kolaylaştırıcı olduğunu da söylemek gerekir.

    Kitap_1
    Huzur’un yeni basımının sayfasında Kapalıçarşı fotoğrafı (Cengiz Kahraman arşivi)

    Huzur’un geçtiği dönem İstanbul’unun fotoğrafları ve mekânlarının çizimleri de eser­de yer alıyor. Fotoğraflar #tarih Yayın Kurulu Üyesi Cengiz Kah­raman’ın arşivinden alınmış; çizimlerde ise Hakan Sümer imzası var.

    Kitabın en güzel sürprizi ise sonuna iliştirilen katlanabilir harita. 1922-45 tarihli Pervitit­ch Haritaları ile Osman Nuri Ergin’in 1934 tarihli İstanbul Şehir Rehberi referans alınarak hazırlanan harita kimi zaman Mümtaz’ın yürüyüşlerine; kimi zaman da Nuran’la Mümtaz’ın Suriçi, Pera’ve Boğaziçi gezi­lerindeki semt ve mekânların toplu görünüşüne yer veriyor. İsteyenler, haritanın dış yü­zündeki karekodlarla Nuran ve Mümtaz’ın geçtiği yolları ve mekânları izlerken Huzur’un müziklerini de dinleyebilir.

  • Hilton’un görkemli açılışı fotoğrafın fırçayla kapatılışı

    Hilton’un görkemli açılışı fotoğrafın fırçayla kapatılışı

    İstanbul Hilton Oteli’nin 1955’te açılması Türk turizminde önemli bir aşama olmasının yanısıra basın ve magazin tarihimiz açısından da bazı ilklere sahne olmuştu. Hollywood yıldızlarının katıldığı açılış etkinliklerine ünlü oyuncu Terry Moore’un Milliyet gazetesinde yayımlanan ve tartışma yaratan bir fotoğrafı damga vurmuştu. Olaylar ve ayrıntılar…

    İstanbul’un en iyi otelleri 50’li yıllarda Park Otel, Konak Oteli, Tarabya Konak Oteli, Pera Palas, Yeşilköy Deniz Park Palas ve Büyükada’daki Splandit Palas’tı. Tüm dünyada turizmin önem kazandığı bu yıllarda, İstanbul turizmini de geliştirmenin yolları aranıyor­du. Lüks sınıfında sayılan ama donanımları eskimiş otellerin turistlerin ihtiyacını karşılaya­mayacağı düşünülerek dünya standartlarında bir otel yapımı öncelikli ihtiyaç olarak belir­lenmişti. 1955’te Hilton Ote­li’nin (bugünkü Hilton İstanbul Bosphorus) Harbiye’de hizmete girmesi, turizm ve otelcilik ala­nında yeni bir dönemin başlan­gıcı olacaktı.

    Hilton
    Hilton otellerinin sahibi Conrad Hilton, İstanbul Hilton Oteli’nin maketiyle. Yıl 1953.

    Amerikalı mimarlık grubu SOM ile Gordon Bunshoft ve Se­dad Hakkı Eldem’in tasarladığı otelin inşaat masrafları Emekli Sandığı tarafından, Marshall Yardım Programı’yla sağlanan krediyle karşılanmıştı. Mimar Sedad Hakkı Eldem Cumhuriyet gazetesine yaptığı açıklamada, Hilton’u kâgir olarak yapılmış bir transatlantiğe benzetiyor, “bugüne kadar yaptığım Yalova Termal Otel, İstanbul Adalet Sarayı ve İstanbul Üniversitesi gibi binalar Hilton Oteli’nin ya­nında basit kalırlar” diyordu.

    Otel, 1952’de inşaatına baş­landığı günden itibaren hep ga­zetelerin gündemindeydi. Dün­yadaki diğer Hilton otellerinden fotoğraflar, “hiçbirinde muhte­şem Boğaz manzarası bulun­madığı için en iyi Hilton hiç şüphesiz İstanbul’daki olacak” yorumları eşliğinde yayımla­nıyordu. 1954’te, otelin ertesi yılın yaz sezonunda hizmete gireceği kesinleşti. Açılış töre­nine Hollywood yıldızlarının ve Amerikalı ünlü müzisyenlerin katılacağının açıklanması da büyük bir heyecan ve beklenti yaratmıştı. Vatan gazetesi, 27 Mayıs 1954 tarihli haberinde Gary Cooper, Marilyn Monroe, Clark Gable, Gregory Peck, Ava Gardner, Betty Grable, Bing Crosby, Robert Taylor ve Frank Sinatra’nın açılışa katılacağını duyuruyordu.

    Hilton Oteli’nin resmî açılışı 10 Haziran 1955’te yapılacaktı ama personelin önden hazır­lanması için 278 odalı otelin 100 odasına 20 Mayıs’tan itibaren konuk kabul edilmeye başlandı. İlk müşteri, sabah 09.40’ta kapıdan giren Ame­rikalı Thomas Marby olmuştu. Oteldeki ilk hırsızlık vakası da ilk hizmet gününde yaşandı. Boya ekibinde çalışan Şevki adlı işçi mutfaktan aldığı 30 gümüş kaşık ve 12 bıçağı dışarı çıkarır­ken yakalanmıştı. İki gün sonra bu defa otelin 23 konuğu ve bazı yöneticileri akşam yemeğinden zehirlendi. Hilton mutfağı iki gün kapalı kaldı, zehirlenmenin bozuk sütten kaynaklandığı açıklandı.

    resim_2024-08-25_021405933
    Milliyet, Terry Moore’un fotoğrafını sonradan eklendiği çok belli olan beyaz bir külot çizerek yayımlayabildi.

    Talihsiz başlangıca rağmen Hilton ekibi çabuk toparlandı ve resmî açılış hazırlıklarını tamamladı. 9 Haziran 1955’te Yeşilköy’e 1 saat arayla inen iki Pan-Am uçağı, Hilton otelleri­nin sahibi Conrad Hilton ve 115 konuğunu taşıyordu. Gelenler arasında önemli siyasetçiler, iş insanları, sporcular ve gaze­teciler de vardı ama herkesin gözü sinema yıldızlarındaydı. İsmi önceden duyurulanların hiçbiri gelmese de daha az ünlü diye nitelendirilebilecek şu isimler de büyük bir heyecan­la karşılandılar: Terry Moore, Merle Oberon, Irene Dunne, Diana Lynn, Mona Freeman, William Eythe, Elaine Shepard, Leo Carrillo ve “bacakları 1 mil­yon dolara sigortalı” Ann Miller. 4 gün boyunca hem açılış etkinliklerine katılacak hem de İstanbul’u gezecek 115 konuğun 1.200 valizi vardı!

    10 Haziran’daki açılış töre­ninde ilk konuşmayı İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay yaptı. “Bugün Türkiye’nin ayı ve gü­neşiyle Amerika’nın yıldızları birarada bulunuyor. Eski dünya yeni dünyayı kucaklıyor” diyen Gökay, Conrad Hilton’a fahri hemşerilik unvanı da vermiş­ti. Ardından söz alan Hilton ise İstanbul’dan sonra Roma, Berlin, Londra, Paris, Kahire ve Havana’da birer otel müjdesi verdikten sonra, otelin kristal camlı giriş kapısını altın bir anahtarla açmaya çalıştı. Ancak gazeteler altın anahtarın kilide uymadığını ve Conrad Hilton’ın fotoğrafçılara kapıyı açıyormuş gibi poz vermekle yetindiğini yazıyordu.

    Günün asıl merak edilen etkinliği olan akşamki balo, iki defa elektrik kesilmesine ve havalandırma sistemi arızalan­masına karşın çok iyi geçecekti. Baloda Conrad Hilton’ın oğlu Nicky Hilton’la yakınlığı dikkat çeken Terry Moore, ilişkileri olup olmadığını soran gazeteci­lere yakın arkadaş olduklarını söyleyip “Lütfen sevgili olduğu­muzu yazmayın” demişti.

    resim_2024-08-25_021410643
    Terry Moore 4 sene önce 90. yaş gününü kutladı.

    Ertesi gün konuklar Kapa­lıçarşı turuna çıkmaya ha­zırlanırken, gazeteleri gören Terry Moore hayatının en kötü sürprizlerinden biriyle karşıla­şacak ve kendi tabiriyle öfke­den deliye dönecekti. Apaçık aksini söylemesine rağmen bazı gazetelerin “Nicky Hilton’la sevişiyorlar” yazmasına değil, Milliyet gazetesinin birinci sayfasında basılan fotoğrafına öfkelenmişti. Bir gün önce foto muhabiri İlhan Demirel’in oda­sında çektiği karelerden biriydi bu. Babıali’de “Piç İlhan” olarak tanınan Demirel bir masanın üzerinde kısa eteğiyle oturan genç kadının öyle bir karesini yakalamıştı ki; Milliyet gazetesi iç çamaşırı giymeden poz veren Terry Moore’un fotoğrafını, sonradan eklendiği çok belli olan beyaz bir külot çizerek yayımlayabilmişti. Gazete yok satarken, fotoğrafı yayımlanan genç oyuncu odasında ağlama krizleri geçiriyordu.

    Diğer konuklarsa önceden planlandığı gibi Kapalıçarşı’da alışverişteydi. Cumhuriyet gazetesine göre “günde binlerce Dolar kazanırken alışverişte sineğin yağını hesaplayan” ünlü yıldızlar topu topu 15 lira harcamıştı. Son Posta muhabiri ise özellikle kuyumculardan ve bakırcılardan epey alışveriş yapıldığını yazarken, ismini vermediği bir sinema oyuncusunun nasıl kandırıldığını da şöyle aktarıyordu: “Bir yıldız gördüğü güzel bir bakır ibriği fazla yeni bulmuş ve daha eskisi olup olmadığını sormuştur. Bunun üzerine dükkâncı ibriği götürmüş, ezip sapını kopara­rak tekrar getirmiştir. Artist bu sefer gördüğü ibriği çok orijinal bularak derhal satın almıştır”.

    resim_2024-08-25_021425451
    Conrad Hilton ve Ann Miller, Vali Gökay’ın daveti için geldikleri Beylerbeyi Sarayı’nda.

    Kapalıçarşı turundan son­raki defile, kokteyl ve Kızılay balosuna da katılmayan Terry Moore, üçüncü gün Topkapı Sarayı turunda ortaya çıkacak ve etrafını kuşatan muhabirlere “Dünyanın hiçbir yerinde hatta Paris’te bile böyle adi bir fotoğ­raf çekilemez. Ben içki-sigara bile içmem. Pazar günleri kili­seye giderim. Annem bu fotoğ­rafı görse yüreğine iner. Conrad Hilton’dan fotoğrafın ABD’ye gönderilmesinin engellenme­sini istedim. Hile ile çekilen bu fotoğraf Türkiye’ye, Müslüman Türklere ve bir Türk fotoğrafçı­sına yakışmıyor” diyecekti.

    Milliyet, Moore’un sözlerine ertesi gün birinci sayfadan cevap verdi. Geri adım atma­yan gazetenin açıklamasında “Müstehcen yayın yapmak gibi bir amacımız olsa fotoğrafı orijinal halinde kullanabilirdik, o zaman adi bir fotoğraf olduğu söylenebilirdi ama bu durumda söylenemez. Üstelik Amerikalı­lar fotoğrafı satın almak istedi, kötü niyetli olsak satabilirdik” deniliyordu. Milliyet’in yaşlı kurdu Refi Cevad Ulunay da tartışmaya katılmış ve köşesin­de şunları yazmıştı: “Eğer İlhan Demirel bir su borusundan tırmanıp yıldızın odasına girse ve bir yere gizlenip yıldızın don değiştirirken resmini alarak gazetede neşretseydi pek fena hareket etmiş olurdu. Bu vaka­da ise yıldız hanım foto mu­habirini odasına davet ediyor, k..ını başını açıp resim çekti­riyor. Ondan sonra da ağlıyor. Haydi efendim, haydi… Hem resim gazetede çıkıp da ne ola­cak? Ana-baba baskısı altında yetişmiş kızcağızın adı çıkacak da evde mi kalacak?”

    Cumhuriyet gazetesinde ise konuklar arasındaki oyuncu Elaine Shepard’ın ucuz atlattığı kazanın haberi vardı. Hazır gel­mişken Türkiye ile ilgili bir tele­vizyon programı da hazırlayan Shepard, İstanbul’dan sonra çekim yapmaya gittiği Efes’te deveden düşüp yaralanmıştı. Gazetenin konuştuğu deveciler “Sıkı tutunmasını söyledik ama dinlemedi” derken, Shepard kazalara engel olmak için de­velerin hamutlarına uçaklarda olduğu gibi emniyet kemeri takılmasını önermişti.

    resim_2024-08-25_021415182
    Muhabirler açılış etkinlikleri boyunca Terry Moore ve Conrad Hilton’ın oğlu Nicky Hilton’ı birlikte görüntülemek için çaba gösterdi.

    İstanbul’da ise Terry Moo­re dışındaki konukların keyfi yerindeydi. 12 Haziran’da Boğaz turuna çıkan Amerikalı misa­firler Tarabya’daki bir lokan­tada ilk defa yedikleri dönere bayılacak, Conrad Hilton bu özel Türk yemeğini mutlaka Hilton mutfağında da görmek istedi­ğini söyleyince o zamana kadar halk tipi yemek olan döner, turistik yemek sınıfına yükse­lecekti. Aynı gün Vali Gökay’ın Beylerbeyi Sarayı’nda verdiği davetin gündem konusu da yine meşhur fotoğraftı. Son Posta gazetesinin yazdığına göre Vali Gökay, Terry Moore’u “Üzülme kızım, benim de her çeşit fotoğ­rafımı basıyorlar ama yine de neşeliyim” diye teselli etmeye çalışmıştı.

    Diğer gazeteler genç yıldızın fotoğraf yüzünden çok üzgün olduğunu ve ağladığını yazdık­ça Milliyet’e yönelik tepkiler de artıyordu. Bir okuyucu gönder­diği mektupta foto muhabiri İlhan Demirel’e düello dahi teklif etmişti! Belki tepkiler yüzünden belki de araya hatırlı kişiler girdiği için Milliyet so­nunda geri adım attı. 13 Haziran tarihli gazetede “Neşrettiğimiz fotoğraf çok fazla saldırıya ve tepkiye uğradı. Esasında ortada büyütülecek bir hadise yoktur. Gazetemiz fotoğrafın negati­fini Moore’a hediye edecek ve sevimli yıldızın memleketimiz­den gözyaşlarıyla ayrılmasını önleyecektir” açıklaması yer alıyordu.

    resim_2024-08-25_021419276
    Açılış balosunun en neşeli ismi “Oteller Kralı” Conrad Hilton’dı.

    Konukların İstanbul’dan ayrılacağı gün Milliyet’in sa­hibi Ercüment Karacan, yayın yönetmeni Abdi İpekçi, muha­bir Halit Talayer ve fotoğrafı çeken İlhan Demirel, Hilton’a giderek Moore’u ziyaret ettiler. Fotoğrafı yayımladıkları için değil ama “hanımefendinin üzülmesine vesile oldukları” için özür dilemelerinden sonra, fotoğrafın negatifi genç oyuncu tarafından alkışlar eşliğinde yakıldı.

    Bu küçük merasimin ardın­dan tüm konuklar geldikleri gibi iki uçakla İstanbul’dan ay­rıldılar. Gazeteler, uçağa biner­ken Türkçe “Allahaısmarladık, yaşasın Türkiye” diyen Conrad Hilton’ın 4 günlük açılış için 500 bin lira harcadığını hesap­lamıştı. Bu rakam otelin 460 çalışanının bir yıllık ücretinin beşte birine, tüm inşaat ve dekorasyon masrafınınsa 40’ta birine eşitti. Bu kadar masraf yapılmış, çok sayıda davet, balo, defile ve ziyafet düzenlenmişti ama İstanbul Hilton Oteli’nin açılışı hafızalarda İlhan Demi­rel’in Türk basın ve magazin tarihine geçen fotoğrafıyla yer etmişti.