istanbul, pagan dönemde “byzantion” adını taşıyan trak-helen karışımı bir kültüre sahip, helen inanç yapısını benimsemiş bir kentti. hristiyanlığın kabul edildiği 379 yılına kadar varlığı faal olarak devam eden tapınaklardan belki de en önemlileri (helios, artemis ve aphrodite) imparator ı. theodosius tarafından kapatıldı ve farklı işlevler verildi. 5 ve 6. yüzyıllarsa kentteki tüm tapınakların aşamalı olarak yok edildiği bir yüzyıl oldu. ancak ne bu tapınakların hatıraları ne de pagan inancın izleri belleklerden silinmedi.
Günümüz İstanbul sınırlarının içinde Paleolitik dönemden başlanarak çok sayıda yaşam alanı oluşmuştur. Demir Çağı’ndan itibaren ekonomik, askerî ve sosyal alanlardaki kırılmayla birlikte yeni ve daha düzenli kentler ortaya çıkmaya başlamıştır. Haliç’in bitiminde, Alibeyköy-Kâğıthane arasındaki Semystra (Eyüp) yerleşimi bunlardan biriydi. Diğer yandan Plinius, Naturalis Historia’sında Byzantion’un eski adının “Lygos” olduğunu yazarken, bu adın Byzantion’un yerinde kurulmuş bir yerleşim olup olmadığını ya da konumunu paylaşmamıştır.
Byzantion’un Kuruluş Efsanesi
Üzerini Topkapı Sarayı’na ait kompleksin kapladığı ve “Sur-u Sultani” denilen duvarlarla çevrili Sarayburnu ile yakın çevresi, MÖ 7. yüzyılın ortalarından itibaren Byzantion kentinin iç-dış kalesini, yani yerleşim-yaşam alanını oluşturmuştu. Peki, bu kent ne zaman ve kim ya da kimler tarafından kurulmuştu? Hikâye şöyle: Delphoi’deki Apollon Bilicilik Merkezi’ne danışan Megaralı göçmenler, yeni kuracakları kentin yerinin körlerin ülkesinin karşısı olduğu cevabını alırlar ve deniz yoluyla Semystra’ya gelirler. Yeni kenti buraya kurmak için kurban adadıkları sırada bir kartal, kurbanın parçasını alarak havalanır ve Sarayburnu sırtlarına getirir. Bunu işaret olarak algılayan Megaralılar Byzas önderliğinde yeni kentlerini kurar. Kurucusundan dolayı da kent “Byzantion/Bizantion” olarak anılır ve 4. yüzyıla kadar da resmî olarak bu ad kullanılır.
Byzantion’un İnanç Dünyası
Tanrı ve tanrıçalar, insanlar için birer rehberdi. Olympos Dağı’ndaki panteonları, onların yaşam sürdüğü, eğlendiği, kararlar aldığı ihtişamlı, ulaşılmaz bir güç odağıydı. Tüm panteonun başında Zeus veya Roma dönemindeki adıyla en büyük gezegene de ad olarak konan Jüpiter bulunuyordu. Zeus “kurtarıcı”, “her şeye hâkim” bir Tanrı olarak kabul edilirdi. Olympos tanrıları ve tanrıçaları, olmuş olayları yorumlama ve olacaklardan haber verme, esinlenme sağlayan varlıklardı. Sonsuz suların tanrısı Poseidon (Neptün), üç dişli yabasını yere vurduğunda depremler yaratan bir kudrete sahipti. Evin ve ocağın koruyucusu Hera (Juno), sadakatin sembolüydü. Ekinlerin yeşermesi, tabiatın doğuşu, canlanması ve ölümü Demeter ile (Ceres) sembolize edilirdi. Kızı Kore’yi yeraltı ülkesine kaçıran ve yılda bir kez Demeter’in görmesine izin veren ve aslında “On İkiler”de adı sayılmayan Hades ise tüm yeraltı olaylarından sorumluydu. Güneş Tanrısı Apollon hem biliciydi hem de güzel sanatlara hükmederdi. Kardeşi Artemis (Diana) ise tabiat ve hayvanlardan sorumluydu. Zeus’un beyninden doğan Athena (Minerva) zekânın timsaliydi ve haksız savaşlarda haklıların tarafını desteklerdi. Karşıtı olan Ares (Mars) ise doğrudan savaş tanrısıydı. Ticaret, Hermes’ten (Merkür) sorulurdu. Eğlence denince akla hiç kuşkusuz üzümle sembolize edilen Dionysos (Baküs) gelirdi. Aşkın olduğu kadar sevgi ve güzelliğin tanrıçası ise Aphrodite (Venüs) idi.
“haliç boyunca yüksekteki burunlarda bazı kutsal alanlar ve tapınaklar sıralanıyordu. hera’ya adanan tapınağı, 512 yılında darius önderliğinde kenti kuşatan persler yıkmıştı. yakınlardaki pluton tapınağı’nı ise büyük iskender’in babası ıı. philippos yine byzantion’u 340 yılında kuşattığında yıktırmıştı.”
Belli Başlı Tapınaklar ve Kutsal Yerler
Akropol (Yüksekteki Kent) içinde önemli tanrı ve tanrıçalar için inşa edilen tapınaklar sıralanıyordu: Artemis, Apollon, Aphrodite… Sarayburnu’nun kuzeydoğusunda, Boğaz’ın girişinde, Sarayburnu’nun uç kısmında Poseidon Tapınağı ve Athena Ekbasia’ya (karaya adım atan) adanan kutsal alan uzanıyordu. 2. yüzyılda yaşayan Byzantionlu Dionysos’un yazdıklarına göre Poseidon Tapınağı deniz kıyısındaydı. Günümüzde üzerini Hippodrom’un (At Meydanı/Sultanahmet Meydanı) kapladığı yer ile bitişiğinde, yani Ayasofya Meydanı’na doğru Zeus Hippios’a adanan kutsal alan ile Herakles Koruluğu bulunmaktaydı.
Haliç boyunca yüksekteki burunlarda da bazı kutsal alanlar ve tapınaklar sıralanıyordu. Hera’ya adanan tapınağı, 512 yılında Darius önderliğinde kenti kuşatan Persler yıkmıştı. Yakınlardaki Pluton Tapınağı’nı ise Büyük İskender’in babası II. Philippos yine Byzantion’u 340 yılında kuşattığında yıktırmıştı. Hatta kentin Philippos’un elinden kurtuluşu Tanrıça Artemis veya Hekate Phosphoros’a bağlanıyordu. Kimi anlatı da Artemis’in de adının geçtiği öyküye göre Philippos, Byzantion’a gece tünel kazıp surlardan içeri girerek saldırmak ister. Ancak gece tam saldırı başlayacakken dolunay olunca Makedonların emeli ortaya çıkar ve Byzantionlular bu saldırıya engel olur. Olayın anısına Byzantionlular, Hekate için “Phosporion/aydınlatan” adıyla bir tapınak inşa eder. Günümüzdeki Sirkeci Marmaray İstasyonu’nun bulunduğu yer, Antik dönemin “Phosphorios Limanı” idi. Ancak tapınağın konumu bilinmemektedir. Hatta bir Hekate tapınağının Hippodrom civarında olduğu da belirtilmektedir.
Tapınaklardan ikisinin yaklaşık olarak yapım dönemini, Herodotos’un anlatımından biliyoruz. Buna göre Persler, İskit seferine katılan devletlerin adlarının yazılı olduğu biri Asurca diğeri Helence olan iki sütunu (MÖ 514-512) Boğaz’a dikti. Bir süre sonra Byzantionlular bu sütunları kente getirerek Koruyucu Artemis’e yaptıkları tapınakta (Olasılıkla günümüzde Topkapı Sarayı sınırlarındaki) kullandılar. Asur yazılı sütunun kaidesini de yerini kestiremediğimiz Dionysos’a adadıkları tapınağın yanına koydular.
Günümüzün Mercan Yokuşu’nun yukarısında ve belki de Büyük Valide Hanı’nın alanında tüm tanrı ve tanrıçaların anası Ge’ye (Gaia: Yeryüzünün Anatanrıçası) adanan ve üzeri özellikle açık bırakılan tapınak ve Demeter ile kızı Kore’ye ait tapınaklar yer alıyordu. Gaia Tapınağı’nın üzerinin açık oluşu, gökyüzü ile birleşerek dünyayı meydana getirdiğine inanılmasının sonucuydu. Yağmurların da yeryüzünü dölleyerek tabiatın oluşmasını sağladığına kanaat edilirdi. Her ne kadar Byzantion’un sur haricinde kalsa da günümüzün Altımermer semtinde Zeus kutsal alanı ile Haseki’de Apollon Tapınağı bulunmaktaydı. Apollon’un bilicilik yerlerinden olan Kalkhedon’da da bir tapınağı yer alıyordu.
Günümüzün Unkapanı bölgesinde yine Zeus’a adanan bir kutsal alan mevcuttu. Haliç’e bakan burunlarda Pluton ve Hera’ya adanmış kutsal yerler uzanmaktaydı. Hera Tapınağı ve Pluton Tapınağı yıktırılsa da geriye sadece bulundukları burunlara verilen adları kalmıştı. Bu iki tapınak, Mercan-Küçükpazar arasındaki burunlarda olmalıdır.
Romalılar Gelince
Rakibi Pescennius Niger’i destekleyen Byzantion’u kuşatarak yerle bir eden İmparator Septimius Severus, oğlu Caracalla’nın isteğiyle Byzantion’un imar edilmesine izin verir ve 197 yılında başlayan çalışmalar yaklaşık 20 yıl sürer. Byzantion artık tam bir Roma kenti olur. Hatta Caracalla’nın adına izafeten kente verilen “Antoninia” adı halk arasında tutunamaz. İşte bu imar sırasında Apollon Tapınağı (büyük olasılıkla yenilenerek) inşa edilir. Ve yine büyük olasılıkla bu kez “Helios/Güneş Tanrı” adına onurlandırılır. Kentin güneyine doğru yamaçta bulunan tiyatro yenilenir. Aphrodite’ye adanan tapınağın da bu bölgede olduğu bilinmektedir.
“4. yüzyıl kaynaklarının belirttiğine göre günümüzün ayasofya meydanı’nın bir köşesinde tanrıların anası rhea, diğer köşesinde ise şans tanrıçası tykhe’ye adanan birer tapınak bulunmaktaydı. bu tapınaklar, byzantion’u ‘yeni roma’ adıyla kuran constantinus tarafından yenilenmiş veya yaptırılmıştı.”
Roma döneminde günümüz Galata’sında Mısır Tanrısı Serapis ve İsis adlarına tapınaklar yapılır. En önemli tapınaklardan ikisi ise Aksaray yakınlarındaki Forum Amastrianon’a komşu olan Helios (Güneş) ve karşısındaki Selene (Ay) tapınaklarıydı. 4. yüzyıl kaynaklarının belirttiğine göre günümüzün Ayasofya Meydanı’nın bir köşesinde tanrıların anası Rhea, diğer köşesinde ise şans tanrıçası Tykhe’ye adanan birer tapınak bulunmaktaydı. Bu tapınaklar, Byzantion’u “Yeni Roma” adıyla kuran Constantinus tarafından yenilenmiş veya yaptırılmıştı.
Kentin Diğer Yerleri ve Anadolu Yakası
MÖ 3. yüzyılda Serapis ve İsis adlı Mısır kökenli iki tanrı için Salıpazarı-Fındıklı arasında iki tapınak inşa edilmiştir. Hatta Galata-Salıpazarı arasında bir zamanlar Aphrodite, Artemis ve Apollon adına yapılmış bir kutsal alan uzanmaktaydı. Tanrılaştırılan yöneticilerden Ptolemaios II. Philedelphos’un Byzantion’a yaptığı askerî yardım sonrası Byzantionlular onun adına günümüz Fındıklı-Kabataş civarında bir tapınak inşa etmiştir. Ayrıca Beşiktaş yakınlarında da bir Apollon Sunağı bulunuyordu.
Kitabı Geographika’yı MS 1. yüzyılda yazan Amasralı Strabon’un değindiği üzere İstanbul Boğazı’nda Kalkhedonlar Tapınağı bulunuyordu. Ama Strabon tapınağın yerini tanımlamamaktadır. Strabon’dan yaklaşık 400 yıl kadar önce Perslerin İskit seferini anlatırken Herodotos, Pers Kralı Darius’un Boğaz’ın üzerinde yapılmış tapınakta oturup Karadeniz’e baktığını yazarken akla, bir zamanlar Yoros Kalesi’nin yerinde olduğu sanılan Zeus Orios Tapınağı gelmektedir. Rumelikavağı’nda Serapis (Serapeion) kutsal alanının yanı sıra yakınlarda bir de Artemis Tapınağı bulunuyordu. Kalkhedon içinde Apollon Bilicilik Merkezi, Aphrodite ve İsis kutsal alanı ve tapınakları ile Herakles kutsal alanı önde gelen inanç noktalarıydı.
Tapınak Törenleri
Her tanrı veya tanrıçanın yıllık tören günleri vardı ve tümü birbirinden farklıydı. Tanrı veya tanrıçanın temsil ettiği içeriğe göre adaklar veya sunular yapılırdı. Bu nedenle her tapınağın birer adak yeri bulunuyordu. Genellikle sunaklarda kurban kanı akıtılmaktaydı. Bazı ritüeller kent dışındaki kutsal alanlarda yapılırdı. En belirginlerden biri, Dionysos için yapılanıydı. Byzantion’da mevcudiyetini bildiğimiz ancak yerini bilmediğimiz Dionysos Tapınağı’ndan ilk söz eden kişi, “Tarihin Babası” sıfatıyla tanınan Herodotos’tan başkası değildir. Büyük bir eğlenceye dönüşen törenlerin asıl icra yeri Trakya topraklarıydı. Demeter ve Kore’ye adanan tapınaklarda ölüm-yeniden doğuş seremonisi yılda birer kez canlandırılır, törenler sırasında ilahiler okunurdu.
“Dioskurların Hakkı İçin”
Pagan dönemin insanları, tıpkı günümüzde sürdürüldüğü gibi yemin ve güvenirlik göstergesi olarak bazı tamlamalar kullanırdı. Hiç kuşkusuz bu sözlerin dayandığı kimlikler, o dönemki inanç sisteminin temeli olan varlıklardı; tanrı, tanrıçalar veya ilişkili varlıklar. Örneğin, bir ünlem olarak kullanılan “Tanrılar aşkına!” sözü günümüzde “Tanrı veya Allah aşkına” tamlamasıyla devam etmektedir. Belki de en büyük yeminlerden biri olarak, “Bütün tanrı ve tanrıçalara yemin ederim ki!” sözünün benzerleri yine günümüzde kullanılmaya devam etmektedir. Farklı bir söz olarak “Dioskurların hakkı için”, anlamı derin bir cümleydi. Dioskurlar, biri Zeus’tan olan ikizlerdi ve dostluğun simgeleriydi. Ölümsüz olan Polydeukes bir kavgada yaralanıp Kastor öldüğünde, Zeus kardeşleri ayırmamak için her ikisini de göğe yükselterek ikizler burcuna çevirmişti. #









