Etiket: işgal dönemi

  • Bahri Ersöz


    1918’de başlayan, cumhuriyet tarihimizin tümüne tanıklık etmiş bir ömür. atatürk’ün talimatıyla burs verilerek üniversite eğitimi için yurt dışına gönderilen gençlerden biri olan bahri ersöz’ün yaşamı, harpte yakılıp yıkılmış anadolu’dan ikinci dünya savaşı almanya ve amerika’sına, ardından da türkiye’nin ilk ağır sanayi kuruluşlarının yöneticiliğine uzanıyor. cumhuriyet’in nazilli’sinde başlayıp karabük demir ve çelik fabrikası’nın (kardemir) kuruculuğuna giden meşakkatli yolun hikâyesi.

    Nazilli’de Hayat
    İşgalden önce Nazilli, İzmir-Aydın-Burdur demir yolu üzerinde, İzmir’den 170, Aydın’dan 40 km mesafede güzel bir kasabaydı. Demir yolu kasabayı ikiye bölüyor, kuzeyde bulunan kısma Yukarı Nazilli, güneyde bulunan kısma Aşağı Nazilli deniyordu. Kasabanın olduğu yerde, göz alabildiğine yakılmış ve yıkılmış bina kalıntılarından, molozlardan, şurada burada ayakta kalabilmiş harap birkaç bina ve duvardan başka bir şey yoktu.

    Küçük Bahri’nin eğitim hayatı işte böyle bir ortamda 1924-1925 döneminde Nazilli Beş Eylül İlkokulu’nda başladı. Gittiği ilk yer pamuk ıslah istasyonuydu. Burada tarım mühendisleri değişik pamuk tiplerini yapay dölleyerek çeşitli pamuk cinsi tohumlarını nasıl elde ettiklerini, bunlardan pamuk yetiştirerek memleketin şartlarına en uygun ve en iyi özellikte pamuk veren tohumu nasıl bulduklarını, eski ile yeni tarım usullerini gösteriyorlardı. O yıllarda bazı dersler kırlarda ve açık havada yapılmaktaydı. Nazilli artık normal yaşanır bir kasaba hâlini almıştı. Devletin bütün kurumları gelmiş, çalışıyordu.

    İşgal dolayısıyla Nazilli’yi terk etmiş aileler dönmeye başlamıştı. Nazilli’nin köylerinden, Orta Anadolu’dan, Güney illerinden Nazilli’ye göç edenler oluyor, kasaba hızla kalabalıklaşıyordu. Ruslardan krediyle satın alınan tekstil fabrikalarının ilki, Kayseri Bez Fabrikası’ydı. İkinci olarak Nazilli Basma Fabrikası’nın inşaatına 1931 yılında başlanmış, 1932 yılında binalarının büyük kısmı ile lojmanlarının tamamı bitmişti. Fabrika makineleri de gelmeye başlamıştı. Nazilli Basma Fabrikası açıldıktan sonra üç vardiya tam kapasite çalışıyordu. Fabrika binlerce insana iş imkânı sağlamış, pek çok yeni iş sahasının açılmasına yaramış, Nazilli’ye büyük canlılık getirmişti.

    Çocukluğunu Nazilli’de yaşayan Bahri Ersöz, liseyi İzmir Erkek Lisesi’nde okudu. İzmir Erkek Lisesi, Cumhuriyet’in eğitim devriminin heyecanını yaşayan okullarımızdan biriydi. Lisede birçok yakın arkadaşlıklar edindi, dostluklar kurdu. 1937’de ders yılı sonunda lise bitirme imtihanlarına girdi. Mezun oldukları gün, arkadaşlarıyla beraber hep bir ağızdan “İzmir Erkek Lisesi Marşı”nı söylediler:

    “Bize iman veriyor hür vatanın hür sesi, ebediyen var olsun İzmir Erkek Lisesi.”

    Devlet Avrupa’ya Öğrenci Gönderiyor
    Bahri Ersöz, Nazilli’ye döndüğü zaman beklenmedik bir şey oldu. Gazetelerde ilanlar veriliyordu. Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü, Sümerbank, Etibank ve Maarif Vekâleti çeşitli dallarda mühendis, uzman ve eğitimci yetiştirmek üzere Avrupa’ya ve Amerika’ya eleme imtihanlarıyla seçilerek öğrenci gönderileceğine dair ilanlar vermişti. Makine mühendisliği için Almanya’ya gönderen kurumlarsa Sümerbank ve Etibank’tı. Buna mukabil; Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA), bir misli mecburi hizmet istiyor ve az maddeli basit bir sözleşme teklif ediyordu ancak makine mühendisliği için değil, metalurji mühendisliği için Almanya’ya gönderiyordu. Metalurji mühendisliği nasıl bir mühendislikti? Nazilli’de kimse bilmiyordu. MTA, imtihanı kazanan talebeleri Ankara’da anlaştığı uzman doktorlara muayeneye gönderiyordu. Sağlamlığı tescillendikten sonra Almanya’da gideceği Bergakademie Freiberg’in Sakson profesörlerinden Bay Schumacher’e iletmek üzere mektup veriliyordu. Prof. Schumacher, MTA namına uzun yıllar Türkiye’de çalışan önemli bir bilim insanıydı. Türkleri çok seven biriydi. Aynı zamanda Freiberg’de okuyan Türk talebelerine bir nevi velilik yapıyordu.

    Bahri Ersöz, yurt dışına çıkmadan önce İstanbul’da Suraski’den İngiliz kumaşı güzel bir elbiselik alır. 8 Kasım 1938 tarihinde Sirkeci’den trene biner. Belgrad’a geldiği zaman, istasyonda anormal bir hava sezer. Bağıra bağıra gazeteler satılmaktadır. Hepsinin üzerinde Atatürk’ün resmi vardır. Bahri Ersöz, Atatürk’ün ölmüş olmasından korkmuş bir vaziyette, bir türlü bu habere inanmak istemez. Büyük Dâhi’nin vefat haberini okuduktan sonra Münih’e kadar ağzını bıçak açmaz. Eğitim göreceği Freiberg’e doğru hareket eder. Prof. Schumacher’i bularak MTA genel müdürünün mektubunu kendisine iletir. Bahri Ersöz, öğretmenler ve öğrenciler tarafından çok iyi karşılanır. O tarihlerde Almanya’da Türkler çok iyi karşılanıyordu.

    Birinci Cihan Harbi’nde Türklerle Almanlar aynı cephelerde İtilaf Devletleri’ne karşı beraber çarpışmıştı. Birçok Alman, babasından veya dedesinden, Türklerin nasıl kahramanca ve fedakârca çarpıştıklarını ve Almanları nasıl koruduklarını işitmişti.

    Almanya’daki öğrencilik günlerinde Nazi Almanya’sının lideri Hitler’i sık sık görmüştür. Hitler, büyük meydanlarda, binlerce asker veya parti polisinin askerî nizamda dizilmiş olarak resmigeçit yapmasından ve meydanda hazır ol vaziyette dururlarken saatlerce nutuk çekmekten çok hoşlanırdı. Hitler, bazen Berlin’de bazen Münih’te bu gösterileri yapmıştır. Halk bu nutukları dinlerken âdeta hipnotize oluyordu.

    Münih’teyken büyük bir kütüphanenin zaman zaman yaptığı indirimlerden faydalanarak Goethe, Schiller gibi büyük şair ve yazarların maroken kaplı, yaldızlı serilerini almaya özen göstermiştir. Ancak kendine güzel bir hayat tarzı kurmuşken Türk elçiliğinden bir mektup alır. Birçok eşyasını bırakarak ilk trene binerek Türkiye’ye hareket eder. Ülkesine dönerken trendeki birçok yolcunun Türk talebelerden oluştuğunu görür. Belgrad’a geldiği zaman, Alman ordusunun Polonya’ya girmiş olduğunu öğrenir. Dünya haritası bundan sonra hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktır. Trende bütün konuşulanlar; öğrencilerin tahsil durumlarının, Türkiye’nin ne olacağıyla ilgilidir. Harbe girer miyiz? Dışarıda kalabilir miyiz? Bahri Ersöz bu düşüncelerle ve sorularla Türkiye’ye gelir.

    Nazilli’ye döndükten sonra durumu MTA’ya bildirir. MTA’dan gelen yazı üzerine programı yeniden belli olur. Avrupa’dan dönen elli kişilik bir talebe grubu, tahsillerine devam etmeleri için Amerika Birleşik Devletleri’nde muhtelif eyalet ve üniversitelere gönderilir. Dokuz arkadaşıyla birlikte Montana School of Mines’ta okuyacaktır. ABD’de geçen eğitim yılları ona büyük bir tecrübe kazandırmıştır. Talebe müfettişliği kanalıyla MTA’dan doktora yapmak için müsaade istese de bu durum kabul görmemiştir.

    “Memleketin size çok ihtiyacı var. Master diplomasını alır almaz hemen dönün.” cevabını alır. Hâlbuki Bahri Ersöz, Amerika’da dört yıl iki ay içinde İngilizce öğrenmiş, konularında en sıkı, en ciddi iki üniversiteden lisans ve lisansüstü diplomalarını almıştı. Aynı şeyi altı yedi yılda yapanlar vardı. Mustafa Kemal Atatürk’ün daha Cumhuriyet’in ilk yıllarında söylemiş olduğu, “Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, bir alev olarak geri dönmelisiniz!” ifadesinin tam olarak karşılığını ülkesine yapacağı hizmetlerle hızlı bir şekilde gösterecektir.


    “bahri ersöz, amerika’da dört yıl iki ay içinde ingilizce öğrenmiş, konularında en sıkı, en ciddi iki üniversiteden lisans ve lisansüstü diplomalarını almıştı. mustafa kemal atatürk’ün daha cumhuriyet’in ilk yıllarında söylemiş olduğu, ‘sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, bir alev olarak geri dönmelisiniz!’ ifadesinin tam olarak karşılığını ülkesine yapacağı hizmetlerle hızlı bir şekilde gösterecektir.”

    Metalürji Mühendisi Bahri Ersöz, Kardemir’de
    Atatürk, daha işgalci devletlerle Lozan Antlaşması imzalanmadan ve Cumhuriyet ilan edilmeden evvel, Anadolu’da bir demir ve çelik fabrikasının kurulmasını tasarlamıştı; ancak kaynak yokluğu ve çok daha kritik ihtiyaçların çokluğu, demir ve çelik fabrikalarının kuruluşunu geciktirmişti. İç Anadolu’da yeni demir yolları hatları yapılırken Divriği civarında yüksek kalitede demir cevheri yataklarına rastlanmış ve MTA’nın araştırmalarında kırk milyon ton civarında rezerv tespit edilmişti. Karabük tesislerinin temeli 3 Nisan 1937 tarihinde atılmış, montajına 1938’de başlanmış, 10 Eylül 1939’da birinci yüksek fırından ilk ham demir alınmıştır. Karabük Demir ve Çelik Fabrikası (Kardemir), Türkiye’nin en büyük sanayi tesisiydi. 17 fabrikadan oluşan bütünleşmiş bir kuruluştu. Böyle muazzam bir tesisin, yirmi dokuz ay gibi kısa bir zamanda Türk mühendis, teknisyen ve işçileri tarafından inşa edilerek işletmeye alınması âdeta bir mucizedir.

    Karabük Demir ve Çelik Fabrikası o tarihte memleketin en büyük ekonomik tesislerinden biriydi. İşte Atatürk’ün evladı Bahri Ersöz, bu fabrikanın kuruluşunda çok büyük emek sarf etmiş ve katkılar sunmuştur. Diğer arkadaşlarıyla ve teknik elemanlarla çelikhanede iyileştirmeler yapmaya çalışmışlardır. Örneğin bir taraftan silika tuğlalı fırınların ömrünü uzatmaya, döküm müddetlerini kısaltmaya çalışırken dünyadaki gelişmeleri takip ederek fırının tavanlarında ve diğer kritik yerlerinde krom magnezit tuğlalarını denemişlerdir.
    Bahri Ersöz’ün öncülüğünde Karabük Demir ve Çelik Fabrikası, idari kadroları ve mühendis, teknisyen, usta, memur, işçilerden oluşan çalışanları ile her ferdin daha fazla ve daha kaliteli üretim yapabilmek için gece gündüz, uyum içinde canla başla çalıştığı, örnek bir müesseseydi.

    TÜSİAD’ın Kuruluşu
    Karabük Demir ve Çelik Fabrikası’nda uzun yıllar büyük hizmetler yapıp Türkiye’nin kalkınmasında önemli rol oynayan Bahri Ersöz, sanayici ve iş insanlarını temsil edecek, onların haklarını koruyacak ve gelişmelerine hizmet edecek özel bir kuruluşun oluşması adına faaliyetlere başlar. Kanunlara göre kurulmuş olan ticaret, sanayi, mühendis, tabip ve ziraat odaları kendilerine devlet tarafından verilen görevleri yapıyor, onun dışına çıkmıyordu. Özel sektörü savunacak, gelişmesine ve ilerlemesine yardımcı olacak bir dernek kurulmasına karar verir.


    “arkadaşlarıyla 1971 yılında türkiye sanayicileri ve işadamları derneği’ni (tüsiad) kurar. 1971 eylül’ünde cumhurbaşkanı cevdet sunay’ın davetlisi olarak ingiltere kraliçesi ıı. elizabeth türkiye’ye gelir. ağırlama programında emirgan’daki abdullah efendi lokantası’nda iş insanlarıyla bir yemek de vardır. bu yemeğe bahri ersöz de tüsiad adına davet edilir.”

    Arkadaşlarıyla 1971 yılında Türkiye Sanayicileri ve İşadamları Derneği’ni (TÜSİAD) kurar. 1971 Eylül’ünde Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın davetlisi olarak İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth Türkiye’ye gelir. Ağırlama programında Emirgan’daki Abdullah Efendi Lokantası’nda iş insanlarıyla bir yemek de vardır. Bu yemeğe Bahri Ersöz de TÜSİAD adına davet edilir. Bu önemli davette TÜSİAD adına konuşma yapar. TÜSİAD ile yapılan İran ziyareti ve NATO karargâhı gezisi birbirini izler. Türk sanayisini ilerletmek adına önemli hamlelerde bulunur ve öncülüğünü yapar.

    “Atatürk’ün Çocukları”
    Başarılı iş insanı, 2002 yılında emekliliğinin ardından Atatürk’ün talimatıyla Batı memleketlerinin en prestijli üniversitelerinde okuyarak mezun olmuş arkadaşlarıyla “Atatürk’ün Çocukları” toplantılarına katıldı. “Atatürk’ün Çocukları” toplantılarında bir araya gelen insanlar; Sümerbank, Etibank, Devlet Demir Yolları, Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları gibi kurumların genel müdürlüğünü yapmış önemli insanlardı. Doğduğu kasabayı vefat etmeden önce son defa görmek isteyen Bahri Ersöz, okuduğu Nazilli Beş Eylül İlkokulu’na giderek ziyarette bulundu.

    İlklerin adamı, başarılı iş insanı Bahri Ersöz 2016 tarihinde 98 yaşındayken aramızdan ayrıldı. #

    KAYNAKÇA
    Ersöz, Bahri, Bir Cumhuriyet Çocuğunun Yaşam Öyküsü, Ofis Yayın Matbaa, 2012.
    Kal, Nazmi, Atatürk’ün Diktiği Ağaçlar-Cumhuriyetin Kalkınma Mucizesi 1923-1939, Atay Yayınları, 2014.
  • Topçu Kışlası Nasıl Taksim Stadı Oldu?

    Topçu Kışlası Nasıl Taksim Stadı Oldu?


    istanbul’da beş yıl süren işgal dönemi (13 kasım 1918-6 ekim 1923), paradoksal bir şekilde henüz emekleme döneminde olan futbolun büyümesine ve halkın spora ilgisinin artmasına neden oldu. bunun esas nedeni ise işgal günlerinde şehrin merkezinde, beyoğlu’nda yepyeni bir futbol stadının ortaya çıkmasıydı. yaklaşık 20 yıl boyunca türkiye’de futbola damgasını vuran taksim stadı’nın ortaya çıkma süreci, yakından bakıldığında, bu dönemde işgalci güçler ile şehrin futbol dünyası arasındaki karmaşık ilişkilerin de ortaya çıktığı bir örnek olay olmuştur.

    İstanbul’da işgalin başladığı Kasım 1918’de derme çatma da olsa bir stat vardı. On yıl önce Moda’da oturan İngilizler, İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla güçlenen İttihat ve Terakki’nin güçlü isimleriyle Union Club şirketini kurmuştu. Bedava maç seyredilen Kadıköy’deki Papazın Çayırı’nı önce ahşap perdelerle çevirmiş, ardından içinde locası bile olan ahşap bir tribün inşa ederek tıpkı İngiltere’deki gibi biletle girilebilen bir stat hâline getirmişlerdi. 

    Şirketin adını taşıyan Union Club Stadı’nın yönetimi, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının ardından İngilizlerin şehri terk etmek zorunda kalmasıyla tamamen İttihatçıların eline geçti. Adı da İttihat Sahasıoldu. 

    Kisla_1) kışla ve talmhane
    1806’da inşa edilen Topçu Kışlası, anıtsal giriş kapılarıyla Osmanlı ordusunun modernleşmesinin simgelerindendi. 1913’te zor günler yaşayan hükümet tarafından yanındaki talim alanıyla birlikte Fransızlara satılmıştı.

    İşgal başladığında bu saha bir süre İngiliz askerler tarafından kullanılmış, daha sonra da bakımsız hâliyle âdeta terk edilmişti. Ancak binlerce işgalci askerin bir sosyal etkinlik olarak kendi aralarında ve hatta şehrin diğer kulüpleriyle futbol oynayabilmesi için özellikle Avrupa Yakası’nda sahaya ihtiyaç olduğu açıktı. İşgal kuvvetleri kumandanları futbolu şehir halkıyla iyi ilişkiler kurmak ve sempati toplamak için de kullanmak istiyordu. Bu da Beyoğlu’ndaki boş ve açık alan olan Topçu Kışlası’nın, Avrupa Yakası’nın ilk stadyumuna dönüşmesinin yolunu açtı. 

    Deniz Gören Lüks Apartmanlar
    Aslında Topçu Kışlası ve karşısındaki talim yeri bir şirkete aitti. Ortaklarının çoğunluğu yabancılardan oluşan Ticaret ve Ziraat Sanayi Şirket-i Osmaniyesi, 1913’te yapılan bir sözleşmeyle 400.000 lira ödeyerek tüm bölgeyi almıştı. Hazırladıkları projeye göre kışla yıkılacak, yerine “deniz gören lüks apartmanlar” yapılacaktı. Ancak savaş ve devleti yönetenlerin aralarındaki bitmek bilmeyen paylaşım kavgası, projenin hayata geçmesine engel olmuştu. İşgal başladığında ne kışla yıkılabilmiş ne de apartmanların yapımına başlanabilmişti. Şirket, Malta kökenli bir Rum olan, Galatasaray Sultanisi’nin eski etüt muallimlerinden Joseph Borg’u kışlanın kiracısı yapmış, geçici kiralamalardan elde edilen gelirlerle inşaata başlayacağı günü beklemişti. Kışla binalarını Fransa işgal kuvvetlerinin Senegalli askerleri de bir süre kullanmış, ortadaki geniş avlu için başka kiracılar da bulunmuştu. Kışla, Bolşevik Devrimi’nden kaçan Beyaz Ruslar’ın başlattığı tombaladan at yarışlarına hatta böcek yarışlarına dek yepyeni merakların da merkezi olmuştu.

    Kisla_2) apartman projesi
    Fransız bankacılarının kurduğu İstanbul Emlak Şirket-i Osmaniyesi’nin satın aldığı Topçu Kışlası ve talim yeri arazisi için geliştirdiği “deniz gören lüks apartmanlar” projesi.
    Kisla_4) sait çelebi
    Topçu Kışlası avlusunun Taksim Stadı’na dönüştürülmesinde Fenerbahçeli Çelebizâde Said Tevfik öncü rol oynadı.

    “Mini Olimpiyatlar” İçin Yer Arayışı
    Kışla avlusunun stada dönüştürülmesi, 1921 yılı sonunda başlayan bir dizi çok ilginç olayın ardından gerçekleşti. Bu süreç, Millî Mücadele’nin hızlandığı bir dönemde yaşandı ve âdeta şehirde yaşanan “ikili hayat”ın, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın deyimiyle “derbeder” hayatın bir simgesi oldu. Bir yanda Anadolu’da devam eden mücadeleyle yükselen milliyetçilik bayrağına sıkı sıkıya bağlanan futbol camiasının Türk grupları, diğer yanda şehirde bu sporu başlatan, o günlere taşıyan ve şimdi işgalle yeniden güç kazanan şehirdeki İngilizler ve diğer azınlıklar… Ve elbette bu gerilimin içinde bir “ticari potansiyel” gören, bunu kullanmak isteyen zeki, yine futboldan gelme isimler…

    Kisla_3) mini olimpiyat
    İşgal kuvvetlerinin şehir halkı nezdinde sempati kazanmak için düzenlediği “Mini Olimpiyatlar”ın oynanacağı uygun saha arayışı, Taksim Stadı’nın ortaya çıkmasına sebep oldu.

    Süreç, varlığını sempati ağıyla güçlendirmek isteyen işgal yönetiminin İstanbul’daki bütün spor kulüplerinin davet edileceği bir “olimpiyat oyunları” düzenleme kararıyla başladı. Kurulan hazırlık komitesinde İstanbul futbolunun iki etkili ismi, aynı zamanda yakın arkadaş olan Galatasaraylı Ahmet Robenson ile Fenerbahçeli eski sporcu ve yönetici, dönemin en etkili spor mecmuası Spor Âlemi’nin sahibi Çelebizâde Said Tevfik de vardı. Peki, Said Tevfik Bey neden bu komiteye davet edilmişti?

    Talimhane Meydanı’nda art arda oynanan açık hava maçlarının gördüğü büyük ilgideki potansiyel ticari değerin farkına varan ilk isim, Said Tevfik olmuştu. Avrupa Yakası’ndaki bu ilgi, Beyoğlu gibi herkesin gelip geçtiği bir yerde iyi bir gelir kapısı olabilirdi. 

    Said Bey, aslında Avrupa Yakası’nda stat fikrini ortaya atan ilk isimdi. Dergisinin daha ilk sayısında İstanbul Şehremini Cemil (Topuzlu) Paşa’ya açık bir dilekçe yazıp yeni bir stadyum yapma çağrısında bulunmuştu. Bir zamanlar Kadıköy’deki İngilizlerin Union Club şirketine ortak olan ancak “para getirmeyince” ayrılan Cemil Paşa’dan çağrısına yanıt alamamıştı ama bu fikri ilk kez ortaya atmasının faydasını şimdi komiteye davet edilerek görüyordu. Nitekim komite, planladığı “Atletizm ve Futbol Şampiyonası”nın yapılacağı yeri bulma görevini Said Bey’e vermişti.

    Said Bey’in görünürdeki tek alternatifi, Kadıköy’deki İttihat Sahası’ydı ancak saha, futbol camiasının büyük ittihatçısı, Altınordu’nun kurucusu Aydınoğlu Raşit Bey’in elindeydi. Raşit Bey, sahayı İngilizlerle “iş tutan”, üstelik kendi kulübünün son yıllarda çok didiştiği en büyük rakibi olan Fenerbahçe’nin yöneticisi Said Tevfik’e kiralar mıydı? Her ne kadar savaşı kaybetmiş olsa da İttihat Terakki ruhu şehirde varlığını sürdürüyordu. Sessiz direniş şehrin her yerindeydi. Said Tevfik Bey, Aydınoğlu Raşit Bey’i ikna edebilmek için her ne kadar “Memleketimizde futbol şampiyonu diye geçinen bazı Hristiyan takımlarına haddini her vakit bildirebilecek bir Türk takımı” kurup oynatmayı, hatta ortaya “Üç yüz lira tutan büyük ve muazzam bir şilt” koymayı vadetse de Raşit Bey’i ikna edemedi. Raşit Bey, “O tarihlerde biz de spor bayramı düzenleyeceğiz.” diyerek Said Tevfik’i başından savdı. Said Bey, büyük hayal kırıklığı yaşamıştı ama vazgeçmesi artık mümkün değildi. Avrupa Yakası’ndaki diğer çayırları araştırmaya başladı ancak önerdiği hiçbir çayır, komite tarafından yeterli bulunmuyordu. 

    Ve Karar Veriliyor
    Yer meselesine nihayet komitenin beşinci toplantısında karar verildi. Said Tevfik Bey, komite üyesi Ahmet Robenson’un tavsiyesiyle Topçu Kışlası’nı şirket adına işleten Mister Borg’la görüşüp anlaştı. Kışla avlusunun yeniden düzenlenmesi hâlinde oyunlar için en ideal yer olacağını kabul ettirmeyi başardı. Said Bey’in önerisine göre, “Meydanın ortasındaki betondan çeşme sökülüp üzerine hafif bir toprak örtülerek futbol sahası hazırlanacak, kenardaki pist, koşular için daha müsait şekle sokulacak. Cadde tarafında birkaç basamak ile çıkılan merdivenlerse aynı şekilde bırakılacak”tı. Epey masraflı olacaktı ama İstanbul da bir saha kazanacaktı. Çıkan masraf 3.700 liraydı. Bunun 2.000 lirası sahanın yapılması için kullanılacaktı. 

    Kisla_5) CÖ_1922 İşgal Dönemi.İstanbul Taksim stadı önünde tanklar
    İstanbul Taksim Stadı önünde işgal kuvvetleri tankları. 1922 işgal dönemi. 

    İşgal güçleri bu masrafı karşılamayı kabul etti. Oyunları iyi bir ticari yatırım olarak gören Said Bey’in de kalan masrafları üstlenmesiyle kollar sıvandı. Said Tevfik Bey’in bu yükün altına girmesinin bir nedeni de yeni kurulan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı’nın da oyunların hazırlıklarında yer almayı kabul etmesiydi. Hatta yeni teşkilatın başkan yardımcısı Burhan Felek de komite çalışmalarına katılmaya başlamıştı. Said Bey, Türk kulüplerinin de düzenlenecek oyunlara katılacağından artık emindi.

    Tanıtım ve Reklam Faaliyetleri Başlıyor
    Said Bey, oyunların tanıtımı, madalya ve şiltlerin yaptırılması, afişlerin hazırlanması, gazetelere haberlerin yaptırılması ve bilet gelirleri için organizasyonun teşkil edilmesini üstlenmişti. Maddi yükünü karşılamak için bir arkadaşından ve Spor Âlemi’ni basan matbaanın sahibinden borç almış, yetmeyince annesinin mücevherlerini Emniyet Sandığı’na yatırarak para bulmuştu. Bunlar da yetmeyince kredi almış ama artık alacaklılarla da “kovalamaca” oynamaya başlamıştı.

    Yeni stadın hazırlanması çalışmaları 1922 yılı başında böyle başladı. Bir yandan kışlanın içine sokulan amelelerle inşaat çalışmaları yapılırken diğer yandan tanıtım seferberliği başlatıldı. Said Tevfik Bey, darphane müdürü Niyazi Bey’in yardımıyla yaptırdığı madalyaları, İttihat Kulübü Reisi Raşit Bey’i etkilemek için bahsettiği o büyük şilti Cadde-i Kebir’deki bir mağazanın vitrinine sergilemek için koymuştu bile. O zamana kadar asılan afişlerin dört katı büyüklüğünde renkli afişler hazırlamış, bastırmış, civardaki bütün sokaklara astırmıştı.

    Kisla_6) taksim stadyumu tabelası
    Topçu Kışlası’nın ortasındaki eğitim avlusu futbol ve atletizm sahası hâline getirildikten sonra anıtsal giriş kapılarına “Taksim Stadyumu” tabelası asıldı.

    Türk Birliği Komiteden Çekiliyor
    Ancak bütün bu hazırlıklar yapılırken, şehirde giderek yükselen tansiyon hiç hesaba katılmamıştı. 1922’nin ilk yarısında, Millî Mücadele’nin en kritik günleri yaşanıyordu. Ankara Hükümeti orduyu nihai savaşa hazırlıyordu. Komitedeki hazırlık çalışmalarına sonradan katılan Türk Birliği komiteden çekildiğini açıkladı. Sebep çok açıktı: “Toplantılar Amerikan kulübünde yapılıyor, temas etmek istemediğimiz milletler esas olarak oyunlara katılıyor…”İttihat Sahası’nı oyunlara vermeyen, onu “Türklerin stadı” olarak görmeye ve göstermeye devam eden Aydınoğlu Raşit Bey, yeni ittifakı da yanına çekmişti. Elbette açıkça ortaya atılmayan bir başka neden daha vardı: Yeni statla ileride büyüyecek yeni bir pasta da ortaya çıkıyordu ve bundan Türk kulüplerinin değil, yabancıların ve onlarla birlikte çalışanların faydalanması istenmiyordu.

    Nihayet Stat Açılıyor!
    Açılışı gecikse de kışlanın stadyuma dönüştürülmesi çalışmaları sonunda tamamlandı. Tarihler 9 Haziran 1922’yi gösterirken İstanbul Mini Olimpiyatları başladı. Birkaç Türk sporcu dışında İstanbul’un gayrimüslim okullarındaki amatör sporcuların kurduğu, 12’si Ermeni, 11’i Rum, 2’si Musevi, toplam 44 kulüpten tam 1.447 sporcu günlerce şehrin yeni stadında atletizmden futbola değişik dallarda yarıştı. Kışlanın meydana bakan girişine asılan “Taksim Stadyumu” levhası, ülkenin spor tarihinde büyük bir dönüm noktasıydı. Bu levha, İstanbul’un Avrupa Yakası’ndaki ilk stadı gösteriyordu. 

    Kisla_7) img113
    Kisla_7.1) img115
    Kisla_7.2) img120
    Taksim Stadı, bütün saha zorluklarına rağmen yıllarca Türk futbolunun gelişmesine hizmet etti. 1930’lu yıllarda futbol müsabakaları. 

    Taksim Stadı, Cumhuriyet’in ilanından sonra da hizmet vermeye devam etti. Futbola ilgi arttıkça stat da büyüdü; büyük giriş kapısının yer aldığı binanın avlu duvarlarına iki ahşap tribün eklendi, diğer tarafı da zemini meyilli olarak yükseltilerek açık tribün hâline getirildi. Hatta iki ahşap tribün arasına bir de “şeref balkonu” sıkıştırıldı. Sert toprak zemini sürekli sakatlanmalara hatta birçok futbolcunun futbol hayatının bitmesine sebep olsa da stat artık ülke futbolunun merkezi olmuştu. 

    Taksim Stadı, 1941’de Henri Prost’un şehir planı doğrultusunda yıkılana kadar İstanbul takımlarının hep gözbebeği oldu. Burada yıllarca oynayan futbolculardan Galatasaraylı Aslan Nihat (Bekdik) stadı şöyle anlatıyordu:

    “Taksim sahası belki medeni memleketlerdeki futbol sahalarının en iptidaisi [ilkeli], en berbatı idi. Muhtelif zamanlarda yerden küflenmiş çatal, bıçak, kaşık, kocaman temel çivileri çıkarmışımdır. Bu derece feci bir yerdi. Fakat buna rağmen Türkiye’de futbolun inkişafına [gelişmesine], büyük bir alaka uyandırmasına amil olmuştu.”

    Fenerbahçe kaptanı Zeki Rıza (Sporel) da stadın “ruhu”nu şu cümlelerle vurgulamıştı: 

    “O toprak sahada her maçtan yara bere içinde çıkardık. Bizi görenler sanki maçtan değil, harpten çıkmış sanırdı. Lakin şimdi o demler ne kadar tatlı geliyor. Keşke gene genç olsaydım. Gene toz toprak, yara bere içinde futbol oynamağa razıyım…” #