Etiket: ilahi komedya

  • Yaşarken yazılan cehennem: Dante’nin 551 yıllık şaheseri

    Başı elinde dimdik dikilen bir gövdeden, Açlık Kulesi’nde çocuklarını yemek zorunda kalan babaya uzanan dehşet verici dizeler… Ölmüş ama ölememişlerin çektiği azaplar… Günahkarlık tipolojisinin iz bırakan tariflerini veren Dante’nin dizeleri, “Cehennem Kapısı”nın arkasına geçmeden önü güç okunur cinsten. Acılarla yoğrulmuş bir kültür tarihi.

    Rehberi Vergilius’la cehennemde yılgı verici görüntülerle karşılaşan Dante, İlâhi Komedya’nın 28. Şarkı’sında (118 →) bunlar­dan birini betimliyor:

    “Bu acıklı kalabalığın içinde,

    ötekiler gibi yürüyen başsız bir gövde

    gördüm, hâlâ da görür gibiyim gerçekten.

    Kesik başını saçlarından tutuyordu,

    bir fener gibi elinde sallıyordu:

    bize bakıyor ‘yazıklar olsun!’ diyordu.

    Kendi kendini aydınlatıyordu;

    bir bedende iki, iki bedende tekti,

    nasıl olabildiğini ancak yaradan bilirdi.

    Köprünün tam ayağına geldiğinde

    eliyle başı havaya kaldırdı

    sözleri daha iyi duyulsun diye

    dedi ki: “Sen ki ölüleri görmeye

    gelmişsin canlı canlı;

    bak bakalım benden çok acı çeken var mı”.

    Kagit_Uzerinde_1

    Başı elinde dimdik dikilen göv­denin, şanlı trubadur Bertran de Born’a ait olduğunu söyler Alieghieri, ki kaynaklarda böyle bir vakaya rastlanmıyor; tersine yaşlılığında keşiş hayatını seç­tiği belirtiliyor. Ortaçağ kültür tarihçilerinden Gérard Goiran, “Bertran de Born-Şiddetin Tru­baduru” başlıklı incelemesinde, beyimizin savaşırken gözünü kırpmadan kelle alan cinsinden bir kahraman olmasının, bu şekilde algılanmasına yolaçtığı görüşünü savunuyor.

    Kagit_Uzerinde_2
    Doré’nin 1890’da yaptığı gravür: Bertran de Born kendi kesik başını gösteriyor.

    Trubadurun hikayesi, genç Ezra Pound’un iki ayrı şiirinde kar­şımıza çıkıyor; “Na Audiart”ta ozanın bir aşk şarkısından yola çıkıyor; ama asıl rolü ona “Sesti­na: Altaforte”de veriyor. İçinden kılıç sesleri fışkıran bir şiir! Bu ilgide şaşırtıcı bir yan yok: Ezra Pound o dönemde kafayı Oksitanya dili, şiiri, kültürüyle bozmuş, trubadurların evrenine nüfuz etmişti.

    Bertran de Born, dolaylı yoldan, Paul Auster’in romanı Görün­meyen’de de dolaşır.

    Dante’nin etkisi hangi ölçüde belirgindir üzerilerinde?

    Gustave Doré’nin ürpertici gravürünü görmemiş olabilirler mi?

    Bir yamyamlık hikayesi…

    Dante’nin Cehennem’inde iyice dehşet verici bir sahne 33. Şarkı’da belirir: Kont Ugolino bir düşmanıyla “ilgi”lenmektedir:

    “Günahkâr, o iğrenç yemekten başı

    kaldırdı, ensesinden kemirdiği

    kellenin saçlarıyla sildi ağzını”.

    Şarkı, bu şamar etkisi doğuran parçayla açılır; kontun ve çocuklarının kapatıldıkları Açlık Kulesi’nde aç bırakılmalarının öyküsüyle devam eder: Sonunda, çocukları babalarına kendilerini yiyerek hayatta kalmasını istemeye vardırırlar işi; kont çocuklarını yemek için ölmelerini bekleyecektir!

    “Baba bizi yersen, acımız azalır,

    bu bedeni sen vermiştin bize,

    geri al şimdi” dediler.

    (…)

    tanık oldum üçünün de peşpeşe ölümüne,

    beşinci günle altıncı gün içinde;

    körelmişti gözlerim, her birini elledim,

    ölümlerinin ardından iki gün onlara seslendim.

    Acının yapamadığını açlık başardı sonunda”

    diyen Ugolino Kontu kelleyi kemirmeyi sürdürür -mitolog­yanın Satürn’üne komşu bir gotik yazgıyı taşımıştır Dante İlâhi Komedya’sına.

    … ve bir kaşıntı hikayesi

    Okuma ediminin en dramatik özelliği, okuduklarımızın bir bölüğünü aradan zaman geçin­ce unutuyor olmamızdır. Bel­leğimiz kendi kendine siliyor mu içinde birikenleri? Onları erişilmesi güç derin tabaka­larına doğru mu itiyor? Kadim çağlarda işi bitti (?!) diye bakıla­rak papirüsten silinerek yerine yeni metin yazılan (palimpsest) elyazmalarının tekniğini mi benimsiyor zihnimiz?

    Kagit_Uzerinde_3
    Çocuklarıyla birlikte kapatıldığı Açlık Kulesi’nde ölümü bekleyen baba. Gustave Doré.

    Ugolino Kontu’yla ilgili bölüme “Açlık” temalı bir yazı yazma amacıyla dönmüştüm Commedia’da; ancak birkaç yıl önce kağıda düştüğüm “Kaşıntı” başlıklı denememde Dante’nin üzerinde durduğu cehennemî bir ayrıntıdan, varlığını anım­sayamadığım (sildiğim?) için sözetmediğimi şaşkınlık, üzün­tü ve -kendime yönelik- kızgın­lıkla farkettim:

    “Oturan iki kişi gördüm, ısınsın diye yanyana

    konan iki kap gibi birbirlerine yaslanmışlardı,

    tepeden tırnağa kabuk bağlamışlardı;

    efendi bekleyen hiçbir uşak,

    ya da uykusu kaçan hiç kimse kaşağıyı,

    büyük bir öfkeyle kendilerini kaşıyan

    ama kaşıntılarını yatıştıramayan

    bu iki ruhtan

    daha hızlı kollamazdı;

    sazanın yada daha büyük bir balığın pullarını

    nasıl kazırsa bıçak, onlar da yaraların kabuklarını

    tırnaklarıyla öyle kopartıyorlardı”.

    Commedia’nın “Cehennem” kitabının 29. Şarkı’sından yaptığım bu alıntı (73-84), Dan­te’nin hayalgücünün acımasız cephesine ışık tutuyor. “Günah­kar” tipolojisinin uç örnekleri arasında yeralıyor “kaşıntının yatıştırılamaması”.

    Kaşı(n)mak fiil(ler)i üzerinde düşünürken, yalnızca zevk/ keyif tarafına yoğunlaşmak güdük yaklaşım. Kaşıntı, kimi deri hastalıklarında, zıt kutupta bir acı kaynağı olur. Zambaco Paşa İstanbul cüzzamlıları ara­sında kaşınma dinmediği için elleri bağlananlardan sözeder, Voyage chez Les Lépreux başlıklı kitabında. Gerçekten de cehen­nem azabıdır ölesiye kaşınmak.

    Bütün bir yılı Dante okuyarak geçirmiş Rodin. “Cehennem Ka­pısı”nın arkasına geçmeden önü güç okunur.

    Kagit_Uzerinde_4
    Acı içinde tırnaklarıyla kendilerini kaşıyıp yaralarının kabuklarını koparan ruhlar, Gustave Doré gravürü.

  • İlâhi Komedya ve Dante’de İslâm nuru

    İlâhi Komedya ve Dante’de İslâm nuru

    750 yıl önce doğan ünlü İtalyan şairin ve dünya edebiyatının başyapıtı İlâhi Komedya, son yüz yıldır içerdiği İslami motifler bakımından da tartışılıyor. Kur’an’daki Cennet-Cehennem tasvirlerini, Mi’rac, nur gibi kavramları, Arap şairlerinin üslubunu, spekülasyon yapmadan ele almak önemli.

    Madrid’de 1919’da bir İspanyol yazarının yankı uyandıracak bir kitabı yayımlandı: İlâhi Ko­medya’daki Müslüman Bâtıni Bilgiler. Miguel Asin Palacios, Dante’nin bu dev klasiği ile İs­lâm’ın bâtıni (içrek, ezoterik)) perspektifi arasında, “öteki dünya” açısından önemli bağ­lar bulunduğu görüşündeydi. Asin’den çok daha önce, başka yazarlar Dante ve döneminin Latin edebiyatı üzerinde Müs­lümanlığın etkilerinden söz açmışlardı, ancak bu çalışma­lar kısıtlı bir uzman çevresin­de ilgi uyandırabilmişti.

    Asin’in kitabı büyük yankı doğurdu ve bilim-kültür çev­relerinde genellikle olumsuz bakışlar getiren polemiklerin doğmasına yolaçtı. O sıralar­da, büyük İtalyan şairinin 600. doğum yılı nedeniyle çeşitli anma törenleri düzenlenmiş­ti ve bu kadar tepki oluşması­na yol açan da, yanlış anlama­lardan kaynaklanan bir ulusal gurur sorunuydu: Nasıl olurdu da, İtalya’nın ‘medar-ı iftiha­rı’ Dante, yabancı kaynaklar­dan, üstelik yabancı bir dinin verilerinden yararlanmış ola­bilirdi? Temelde, en fazla karşı çıkılanın, Dante’nin İslâm kül­türünden yararlanmış olduğu­nun söylenmesi olduğu çabuk anlaşıldı: Karşı çıkanlar, bu te­zi çürütmek için olmadık baş­ka yabancı kaynaklar göster­me yolunu seçtiler.

    Asin, inanılmaz miktarda belgeyi ve öteki dünya kavra­mıyla ilgili tüm İslâmi kay­nakları incelemiş, İlâhi Ko­medya’nın yazarını etkilemiş olabilecek dolaylı-dolaysız her tür yazılı metne ve görsel mal­zemeye başvurmuştu. Şairin cehennemi kafasında kurma biçimi, cennete değgin efsane­ler, olağanüstü deniz yolculu­ğu öyküleri… Bütün bunlarda az ya da çok Müslüman dün­yanın bir damgası vardı. Özel­likle de “Dante’nin dünyasının ahlâksal yapısı” sayılan İlâhi Komedya’da bu motiflerin ağırlığı göze çarpıyordu. Haz­reti Muhammed’in Mir’ac’ı ve gece yolculuğu ile ilgili İslâ­mi anlatılarla Dante’nin yapıtı arasında şaşırtıcı ölçüde ortak öğeler bulmuştu Asin. Cehen­nemin tasarımlanma biçimi buna iyi bir örnekti: Herbiri ayrı bir günâh kategorisine gi­ren cezaların içiçe geçen çem­berlerinden oluşan o dev huni iki tarafta da hemen hemen aynıydı. İki tarafta da Cehen­nem, Kudüs’ün altında göste­riliyordu, bazı ceza biçimleri tıpatıp benziyordu, Müslüman kişiye Cebrail, Dante’ye Ver­gilius eşlik ediyordu, her iki tarafta da yolcuların karşısına vahşi hayvanlar çıkıyordu.

    Kur’an’da yeralan cennet tasvirleriyle Dante’nin İlâhi Komedya’da yaptığı tasvir­ler arasında da büyük benzer­likler ortaya çıkarmıştı Asin. Müminlerin içinde yaşadı­ğı yuvalarla Dante’nin gökleri arasında da anlatım paralellik­leri az değildi. Dante’nin final için seçtiği tema da İslâm kay­naklıdır: Nur karşısında yolcu benliğini ve belleğini yitirir.

    İlâhi Komedya
    Dante’nin şiirlerindeki İslâm motifleri, son 100 yıldır Batı’daki edebiyat çevrelerinde tartışılıyor.

    Şüphe yok ki, benzerlikler küçümsenecek gibi değildir. Ancak, Asin’in bütün “buluş sahipleri” gibi biraz işi abart­tığı ve Dante’nin doğrudan doğruya, kendinden bir şey katmaksızın İslâmi metinleri kullandığını varsaydığı görül­müştür. Öte yandan, yazarın asıl eleştiriye hedef olmasına neden olan tavrı, bu etkilen­menin nasıl gerçekleştiğine ilişkin inandırıcı bir yorum getirmemesi olmuştur. Alber­to Ventura, bu konuda yaza­rın yalnızca İspanya yoluyla gelmiş olabilecek bir etki dal­gasını ciddiye almış olması­nı sağlıklı bulmuyor. Hazreti Muhammed’in Mi’rac yolcu­luğunu konu edinen Arapça elyazmasından Latinceye ya­pılmış bir çeviri metnin varlı­ğı biliniyor ve Levi della Vida gibi yorumcular Dante’nin ke­sinkes bu çeviri metnini gör­müş olduğunu belirtiyorlar.

    Benzeri zorluklar yalnızca Dante’nin yapıtıyla ilgili olarak değil, dönemin Latin köken­li tüm edebiyat ürünleriyle de ilgili bir dizi soru doğurmakta­dır. Arap edebiyatının ve şiiri­nin doğrudan etkisinden söze­dilebilir mi? Yalnızca biçim­sel alanda mı görülür bu etki, yoksa tema seçimine kadar derinlere inmiş midir? Hem biçimsel, hem de kavramsal düzeyde Arap şiirinin etki­li olduğu açıktır aslında, ama temalar sözkonusu olduğunda aynı kesinlikten hareket etmek mümkün değildir. Kadının ide­alleştirilmesi örneğin, yalnız­ca Arap metinlerine özgü bir tema değildir, Avrupalı gezgin şair için de vazgeçilmez bir ko­nu olmuştur.

    ***

    Bizim edebiyat dünyamızı kurcalamış konular arasında sayılamaz Dante’nin başya­pıtında İslâmi motiflerin ye­ri. Bilebildiğim görebildiğim tek istisnayı Sezai Karakoç’un ilgisi oluşturuyor: Rimba­ud’nun Harrar’da Müslüman­lığa yaklaşmasına olduğu gibi, Dante’deki “olası” karşılıkla­ra da sokulan Karakoç doğru­dan bu bağlamda sözalmamış, Louis Gillet’nin Dante üzerine kitabındaki İslâm’la bağlantı­ları işleyen bölümü çevirerek önce Diriliş dergisinde yayım­lamış, sonra da metni bir kita­bına almıştı.

    Gerçi Louis Gillet “esas­lı” bir uzmandan çok “amatör” bir yorumcu olarak değerlen­dirilmiştir; Asin sonrası Dan­te-İslâm ilişkisine yakıcı ekler getiren Maxime Rodinson da onu “outsider” nitelemesiy­le safdışı bırakır. Rodinson’un 1951’de şanlı Dinler Tarihi Dergisi’nde (cilt 140, sayı 2-in­ternetten indirilebiliyor!) çı­kan soluklu incelemesi dilimi­ze çevrilmemiştir. Orada, İtal­yan şairinin İslâm ile bağının hayli spekülatif bir perspek­tiften verimsiz ve dayanak­tan yoksun atışmalara yolaç­tığını belirtir, Mi’rac olgusuna yoğunlaşır, ardından da asıl odaklanılması gereken ortak zeminin İbn’ül Arabî’nin yapı­tı olduğunu ileri sürer.

    Bütün boyutlarıyla hâlâ di­diklenme süreci tamamlan­mamış bir araştırma alanı bu. Bizim, öncelikle Asin Palaci­os’un çalışmalarının eleşti­rel basımını Türkçede sağlıklı biçimde ağırlamamız önemli. Yeni basımlara Carlo Ossa­la’nın sunuşunun eklenmiş ol­ması ayrı bir heyecan kaynağı; çağdaş yorumbilim açısından bakarsak.

    Yedi yüzyıl sonra “bura­dan” da konuya ışık tutacak birilerinin çıkmasını bekle­mek safdillik mi?