Etiket: hukuk reformu

  • Sultan Abdülaziz’in Saltanat Kayığıyla Ölüm Yolculuğu

    Sultan Abdülaziz’in Saltanat Kayığıyla Ölüm Yolculuğu


    sultan ıı. mahmud ve pertevniyal valide sultan’ın oğlu sultan abdülaziz 25 haziran 1861’de tahta çıktı. 30 mayıs 1876’da ise bir darbeyle tahttan indirildi. sultan abdülaziz ve ailesini çırağan sarayı’na götüren görkemli saltanat kayığı marmara’da hızla yol alırken sultan abdülaziz karmaşık duygular içindeydi; acı, öfke, korku, pişmanlık… düşünceleri onu tahta çıktığı ilk günlere götürdü.

    Abdulaziz_1) Abdulaziz
    Sultan Abdülaziz

    Padişah Abdülmecid 22 yıllık saltanattan (1839-1861) sonra 1861’de ölünce yerine 32. Osmanlı padişahı olarak Sultan Abdülaziz tahta çıktı. Tahta çıktığı sırada Osmanlı Devleti’nin durumu, ekonomik güçlüklerin yanı sıra sınırları içindeki devletlerin ayaklanmaları nedeniyle de çok karışıktı. Sultan Abdülaziz, imparatorluğu içine düştüğü olumsuz durumdan kurtaracak kişi olarak karşılandı. II. Mahmud ve Pertevniyal Valide Sultan’ın oğlu olan Padişah, iyi bir eğitim görmüştü. Arap dili ve edebiyatını öğrenmişti. Müzikle ilgileniyor, ney ve lavta çalıyordu. Güreş, yüzme, cirit atma gibi spor dallarıyla ilgileniyor ve ava gitmekten hoşlanıyordu. İçkili eğlenceler pek ilgisini çekmiyor, sade bir yaşam sürüyordu. Abdülmecid’i Batı taklitçisi olarak gören ve sarayın israfından bunalmış olan halk onun tahta çıkmasına sevinmişti. Sultan Abdülaziz, ilk zamanlarında ödeneğinin ve saray masraflarının azaltılmasını kabul etti. Rüşvet alanlar cezalandırıldı, siyasi mahkûmlar için genel af çıkarıldı. Tahta çıktıktan birkaç gün sonra bir ferman yayımlayarak Avrupa devletlerinin, Tanzimat Fermanı’yla getirilen yenilik ve düzenlemelerden vazgeçeceği konusundaki kaygılarını ortadan kaldırdı. 1862’deki II. Karadağ Harekâtı’nın Osmanlı zaferiyle sonuçlanması da Padişah’a olan güveni artırdı. 

    İlkleri Gerçekleştiren Padişah
    Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk denilebilecek pek çok çalışma onun padişahlığı döneminde yapıldı. 1863 yılında ilk posta pulu basıldı ve Osmanlı Bankası açıldı. 1864’te yayımlanan Vilayet Nizamnamesi ile yeni idari yapı ve bunun uygulanmasıyla Vilayet Meclisleri oluşturuldu. 1868’de (Bugünün Yargıtay’ı anlamına gelen) Divan-ı Ahkâm-ı Adliyye ve (Danıştay anlamına gelen) Şûra-yı Devlet kuruldu. 1869’da hukuk alanında önemli bir gelişme olan İslami özel hukuk kuralları anlamına gelen Mecelle yayımlandı. 1871’de belediyeye bağlı ilk modern itfaiye kuruldu. 1867’de Avrupa’ya giden Sultan Abdülaziz, seyahat amacıyla Avrupa’ya giden ve Mısır’ı ziyaret eden ilk Osmanlı padişahıydı. Eğitime büyük önem veren Sultan Abdülaziz’in döneminde Mekteb-i Sanayi (Sanayi Okulu-1865), Darülfünun (İstanbul Üniversitesi-1868), Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi-1868), Dârülmuallimât (Kız Öğretmen Okulu-1870), Darüşşafaka-1873 ve Mekteb-i Maadin (Maden Mektebi-1874) açıldı.

    Abdulaziz_2.1) Sultan Abdülaziz’in Paris’te III. Napolyon’u ziyareti (1867)
    Sultan Abdülaziz’in Paris’te III. Napolyon’u ziyareti, 1867.

    Hüseyin Avni Paşa’yla Ordunun Modernizasyonu
    Sultan Abdülaziz’in en çok önemsediği şey Osmanlı ordusunun ve donanmasının güçlendirilmesi ve modernleştirilmesiydi. Bunu, tahta çıktığı dönemde ordudaki yükselişi süren Hüseyin Avni Paşa’yla birlikte gerçekleştirdi. 1862’de Askerî Şûra reisliğine, 1863’te müşir rütbesiyle Birinci Ordu Kumandanlığı’na ve kaymakamlığa, 1864’te Bahriye Nazırlığı’na atanan Hüseyin Avni Paşa, orduyu yeniden düzenledi. Var olan ordulara Yemen Ordusu’nu ekleyerek ordu sayısını yediye çıkardı. Silah teknolojisindeki gelişmeleri yakından izleyerek ordunun silahlandırılması konusunda da ilk sayılabilecek çalışmalar yaptı. Donanmanın güçlendirilmesi için yeni gemiler alındı. Osmanlı donanmasına ilk zırhlı savaş gemisi Sultan Abdülaziz’in padişahlığı döneminde katıldı. Bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu’nun deniz gücü gözle görülecek ve Avrupa ülkelerini ürkütecek kadar büyümüştü.

    Abdulaziz_3) Abdullah Biraderler'in objektifinden Hüseyin Avni Paşa
    Abdullah Biraderler’in objektifinden Hüseyin Avni Paşa.
    Abdulaziz_4) Sultan Abdülaziz (TSM, nr. 17_943)
    Sultan Abdülaziz

    Darbeyi Hazırlayan Nedenler
    Sultan Abdülaziz’in tahta çıkarken saraydaki israfı önleyeceği konusunda verdiği sözlerin gereği yapılamadı. Saray ve çevresinin önlenemeyen israfına ordu ve donanmanın güçlendirilmesi için alınan dış borçlar da eklenince ekonomik durum iyice bozuldu. Veliaht sistemini değiştirip saltanatı kendi oğullarına bırakmak istediği söylentileri hoşnutsuzluğu iyice artırdı. Halkın desteğini yitirmekte olduğunu fark eden Sultan Abdülaziz, orduda ve devlet yönetiminde değişiklikler yaparak bu durumun önüne geçmeye çalıştı. İlk kez 1869’da, ikinci kez 1873’te serasker olan Hüseyin Avni Paşa, 1874’te seraskerlik de uhdesinde kalmak koşuluyla sadrazamlığa getirildi.

    Her iki görevi elinde tutması, Hüseyin Avni Paşa’ya, padişah ve devlet yönetimindeki karşıtları üzerinde büyük bir güç vermişti. Ancak Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu kötü ekonomik koşulları düzeltememesi, Hüseyin Avni Paşa’nın yakınlarına çıkar sağlaması ve rüşvet dedikoduları padişahın kulağına kadar gelince, 26 Nisan 1875’te Hüseyin Avni Paşa sadrazamlıktan alındı. Azledilen Hüseyin Avni Paşa, daha önce kendisini birkaç kez seraskerlikten alıp sürgüne gönderen Padişah’a iyice kinlendi. Devletin kötü yönetiminden Sultan Abdülaziz’in sorumlu olduğunu düşünüyor, yeni bir padişahın tahta geçmesinin durumu düzelteceğini ifade ediyordu. İntikam almak için fırsat bekliyordu. İmparatorluk sınırları içinde yaşanan ayaklanmalar (Bulgar Ayaklanması, Hersek İsyanı, Selanik Olayı) ve Avrupa ülkelerinden gelen baskı ve müdahalelerle Osmanlı yönetiminin baskıcı, otoriter tutumu birleşince Sultan Abdülaziz halkın desteğini yitirdi ve böylece bu fırsat kapısı da aralanmış oldu. 

    Şehzade V. Murat ve annesinin Sultan Abdülaziz’in aleyhindeki çalışmaları, meşrutiyet yanlısı Genç (Yeni) Osmanlılar’ın ona karşıt olması da darbeyi hazırlayan etkenler arasında sayılabilir. Hüseyin Avni Paşa, Yeni Osmanlılar’ın meşrutiyet fikrine sıcak bakmıyor, meşrutiyet için çalışan Mithat Paşa’yla da aynı düşünceleri paylaşmıyordu. Buna karşın, kendisi gibi Abdülaziz’e karşı olan Yeni Osmanlılar’la iş birliği yapmaya karar verdi.

    Sultan Abdülaziz’in “Hal” Edilmesi
    Artık sıra Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesine gelmişti. Hüseyin Avni Paşa aracılığıyla Askerî Şûra reisi Redif Paşa, Harb Okulu Komutanı Süleyman Paşa ve Bahriye Nazırı Ahmet Paşa ikna edildi. Şeyhülislamdan “hal” için fetva alındı ve durum şehzade Murat’a bildirildi. Mithat Paşa, yaptıkları anlaşma uyarınca, Sadrazam Mahmud Nedim Paşa ve Padişah’a bağlı kişileri iktidardan düşürmek için çalışmaya başladı. Buna bağlı olarak İstanbul’daki Süleymaniye, Fatih ve Bayezid medreselerinde okuyan öğrenciler 10 Mayıs 1876’da dersleri boykot ederek ayaklandı. Üç gün süren eylemler, Sadrazam Mahmud Nedim Paşa’nın azledilmesi ve hükümet değişikliğiyle sona erdi. Mütercim Rüştü Paşa sadrazam olunca Hüseyin Avni Paşa dördüncü kez seraskerliğe getirildi. Mithat Paşa yeni mecliste görev aldı. İmâm-ı Sultânî Hayrullah Efendi de Şeyhülislam oldu. Padişah yeni hükümete güvenmiyordu. İlk hükümet toplantısında güvensizliğini açıkça belirterek onları kendi isteğiyle değil, halkın isteğiyle göreve getirdiğini söyledi.

    Abdulaziz_5)  V Murat
    V. Murad
    Abdulaziz_6) Dolmabahçe Sarayı 73 Numaralı Sultan Abdülaziz Odası
    Dolmabahçe Sarayı, 73 numaralı Sultan Abdülaziz odası.

    Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi konusundaki en önemli adımlar, Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından atıldı. Padişah’a bağlı kumandanları İstanbul dışında görevlendirerek saraydan uzaklaştırdı. Kendisine bağlı kumandanlarla hükümet üyelerinin “hal” fikrini kabul etmelerini sağladı. Padişah’ın tahttan indirilmesi için yapılan gizli toplantılar Paşalimanı’ndaki yalıda yapılıyordu. 26 Mayıs 1876’da yapılan toplantıda darbe için 31 Mayıs tarihi belirlendi. “Hal” planından habersiz olan Sultan Abdülaziz, 29 Mayıs Pazartesi günü Hüseyin Avni Paşa’yı görüşmek için saraya çağırdı. Hüseyin Avni Paşa telaşlandı ve bahaneler öne sürerek saraya gitmedi. Önlem olarak “hal” planı bir gün önceye alındı.

    30 Mayıs 1876 günü, sözde, İstanbul’da çıkan olayları bastırmak ve Padişah’ı korumak bahanesiyle Dolmabahçe Sarayı karadan ve denizden kuşatıldı. Hüseyin Avni Paşa kendi arabasıyla Veliaht V. Murat’ı Topkapı Sarayı’ndan alarak Serasker Kapısı’na getirdi. V. Murat kendisini karşılayan Sadrazam, Şeyhülislam ve Mithat Paşa tarafından Dolmabahçe Sarayı’na götürülerek “padişah” ilan edildi. Saltanat değişimi cülus toplarıyla halka duyuruldu. Kısa süre sonra Sultan Abdülaziz’in yanına gelen Darüssaade Ağası Cevher Ağa durumu ona bildirdi. Abdülaziz’in tahttan indirilmesi halka, “Millet Abdülaziz Han Hazretlerini ‘hal’ etti.” biçiminde duyuruldu.

    Abdulaziz_7) Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesinden sonra çekilmiş fotoğrafı, Haziran 1876
    Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra çekilmiş fotoğrafı, 1876.
    Abdulaziz_8) saltanat kayığı
    Sultan Abdülaziz, Çırağan Sarayı’na saltanat kayığıyla getirildi.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun 33. padişahı olarak tahta geçen V. Murat, Sultan Abdülaziz’in Topkapı Sarayı’na götürülmesini emretti. Sultan Abdülaziz ve oğulları Yusuf İzzeddin ile Mahmud Celaleddin, Hüseyin Avni Paşa’nın adamları tarafından Topkapı Sarayı’na götürülerek hapsedildi. Daha önce harem ağalarının kullandığı daireye yerleştirilen Sultan Abdülaziz, tahttan indirildikten sonra burada öldürülen III. Selim gibi öldürüleceğini düşünerek korkuya kapıldı. V. Murat’a mektup yazarak onu kutladıktan sonra daha uygun bir yere taşınmasını rica etti. Sultan Murat, onu hemen yanıtlayarak Çırağan Sarayı’ndaki dairelerden birinde yaşayabileceğini belirtti. Ancak bu durumu sakıncalı bulan Hüseyin Avni Paşa tarafından, “koşulların uygun olmadığı gerekçesiyle” Abdülaziz’in Çırağan Sarayı’na nakli birkaç gün geciktirildi.

    İntihar mı Cinayet mi?
    Abdülaziz beş gün Topkapı Sarayı’nda hapsedildikten sonra Çırağan Sarayı’na götürüldü. Padişah’ın Çırağan Sarayı’na götürülüş biçimi, Hüseyin Avni Paşa’nın intikamcı kişiliğinin ve kindarlığının somut bir yansımasıydı. Tahttan indirilen Padişah’ı Sarayburnu’ndan Ortaköy’deki Çırağan Sarayı’na Sultan Abdülaziz’in kendi parasıyla yaptırıp sadrazamlığı döneminde ona armağan ettiği saltanat kayığıyla getirtmişti. On kürekçinin çektiği saltanat kayığı Dolmabahçe Sarayı’nın önünden geçerken “hal” edilen padişah acı acı düşündü. Kendisine yapılan hareketi kabullenmekte zorlanıyordu.

    Abdülaziz ve ailesi Çırağan Sarayı’nda hazırlanan daireye yerleştirildi ancak Abdülaziz burada fazla kalamadı. 4 Haziran 1876 sabahı hapsedildiği odada bilekleri kesilmiş olarak bulundu. Kapının kilitli olduğunu görüp içeriden ses gelmediğini fark eden bir cariye durumu Valide Sultan’a bildirdi. Kapıyı zorla açan harem ağaları Abdülaziz’in cansız bedeniyle karşılaştı. Ölüm haberini alan Hüseyin Avni Paşa, hemen Çırağan Sarayı’na gitti. Abdülaziz’in hizmetkârlarının, “Sultan Abdülaziz’in sabahleyin sakalını düzeltmek için bir aynayla makas istedikten sonra odasına kapandığı” biçiminde ifade vermeleri sağlandı. Abdülaziz’in ölü bedeni Feriye Karakolu’nun kahve ocağına taşınarak bir ot yatağın üzerine yatırıldı. Üstünkörü bir muayeneden sonra göstermelik bir doktor raporu düzenlenerek olay halka, tahttan indirilen padişahın son günlerde akli dengesinin bozulduğu ve makasla bileklerini keserek intihar ettiği biçiminde duyuruldu. Abdülaziz’in cenazesi, Topkapı Sarayı’nda yıkandıktan sonra Cağaloğlu’nda toprağa verildi.

    Hüseyin Avni Paşa’nın, Abdülaziz’in ölüm nedenini belirlemek isteyen doktorların ayrıntılı muayene isteğine izin vermemesi, hakkında kuşku uyandırdı. Söylentilere göre, tahttan indirilen Padişah intihar etmemiş, darbecilerin saraya gizlice soktukları suikastçılar tarafından öldürülmüştü. Kız kardeşi Adile Sultan’ın Sultan Abdülaziz’in ardından yazdığı ağıtta da onun katledildiğinden söz eden dizeler vardı. Bu olaylar nedeniyle Abdülaziz’in kayınbiraderi olduğu söylenen Kolağası Çerkez Hasan Bey, Hüseyin Avni Paşa’ya kinlenmişti. Sultan Abdülaziz’in toprağa verilmesinden kısa süre sonra 16 Haziran 1876 günü Hüseyin Avni Paşa’nın, Mithat Paşa’nın konağındaki bir toplantıya katıldığını öğrenince oraya baskın düzenleyerek onu öldürdü. Darbeyle Padişah olan Sultan V. Murat tahtta çok kalamadı. Akli dengesini yitirdiği gerekçesiyle 31 Ağustos 1876’da tahttan indirilerek II. Abdülhamid tahta çıkarıldı.#

  • Şerri ve Hayrıyla Şeyh Sait

    Şerri ve Hayrıyla Şeyh Sait


    yüz yıl önceki şubat ayının ortasında diyarbakır’ın piran (dicle) köyündeki mahkûmları teslim almaya gelen jandarmaya açılan ateşle başlayıp haberleşme hatları kesilerek çevre yerleşimlerdeki resmî makamların işgaliyle muş ve genç’e (bingöl) yayılan şeyh sait liderliğindeki ayaklanma, iki haftada tüm doğu anadolu’yu kapsayan bir tehdide dönüşmüş, kısmi seferberlik ve sıkıyönetim kararı alınmıştı. halk “din elden gidiyor!” diye isyana çağrılıyor, yeni rejim ilk kez kitlesel ve silahlı hilafet ve şeriat talebiyle karşılaşıyordu. ankara yüz yıl önceki mart ayına doğuya bakarak ve kaşlarını çatarak girmişti.

    Seyh_Sait_2.
    Şeyh Sait’in tutuklandıktan sonra basına vermek için çekilen fotoğrafı.

    Şeyh Sait Ayaklanması’na karşı ilk önlem, dinen kutsal sayılan kavramları kullanarak örgütlenme eyleminin vatana ihanet suçu kapsamına alınması oldu ama ay başında isyan
    bölgesi genişlemeyi sürdürdü. 2 Mart 1925 günü Halk Fırkası’nın grup toplantısındaki güven oylaması sonucunda Ali Fethi (Okyar) hükümeti istifa etti ve ertesi gün İsmet (İnönü) Paşa kabinesi göreve geldi. Yeni hükümetin ilk önlemi ise TBMM’ye getirilen Takriri Sükûn Kanunu oldu: “Hükümet cumhurbaşkanı onayıyla irtica ve isyana ve ülkenin sosyal düzen, huzur, güvenlik ve asayişine karşı her tür teşkilat, tahrik, teşvik, kalkışma ve yayını iki yıl boyunca yasaklamaya yetkilidir ve bu yetkiyi İstiklal Mahkemesi’ne aktarabilir.” Yasa yaşanan ve yaşanacak gelişmelerin yayılmasını sansürle önlemeyi, Ankara ve Diyarbakır’da kurulacak İstiklal Mahkemeleriyle de devletin yargı gücünü kullanmayı öngörüyordu.

    7 Mart 1925 günü TBMM’de İstiklal Mahkemesi yargıç ve savcıları seçilirken ayaklanma iyice iç savaş görünümü alıyordu. O gün beş bin silahlı aşiret üyesi Diyarbakır’a üç koldan saldırmış, 3. Kafkas Tümeni Kumandanı Tümgeneral Kazım (Orbay) Paşa, şehrin valisi Cemal (Bardakçı) ve Kolordu Komutanı Mürsel (Bakü) Paşa kenti savunurken halktan yardım istemek zorunda kalmıştı. Kente girenler püskürtüldüyse de hareket Varto, Bulanık ve Malazgirt’e de yayılarak 12 Mart’ta en geniş sınırlarına ulaştı. Bu yüzden ordunun kesin sonuç alacağı geniş çaplı bir hazırlık yapması gerekti ve operasyon ancak 24 Mart’ta başlayabildi. Temizlik harekâtı 15 Nisan’a kadar sürecek, isyanın elebaşları Hasenalı Halit ve Şeyh Sait’in oğlu Ali Rıza İran’a kaçmayı başarsa da Şeyh Şerif ve Şeyh Sait yakalanacaktı.

    Seyh_Sait_1
    Kapak konusu Şeyh Sait İsyanı olan, “Millete hücum ederken başları ezilen cehalet ve ihtiras yılanları” başlıklı Resimli Gazete.

    İsyanın bastırılmasının ardından bu bölge için kurulan İstiklal Mahkemesi sadece isyancıları değil, ayaklanmayı destekleyen İngiliz yetkililerle bağlantısını saptadığı Kürdistan Teali Cemiyeti’nin İstanbul’daki üyeleri de dâhil olmak üzere 5.110 kişiyi yargıladı ve 420 idam kararı verdi. 1.911 kişi hapis cezasına çarptırılırken 2.779 kişi ise beraat etti.

    Yüz Yıllık Travmanın Sonuçları
    Yeni cumhuriyet rejiminin yüz yıl önce yaşadığı bu travma çok boyutlu sonuçlar doğurdu. Bunların ilki bir yıl önce yapılan anayasa değişikliğiyle vurgulanan yargı bağımsızlığından verilen ödün oldu. Diğer bir sonuç, dinî duyguların siyasete alet edilmesinde payı olduğu gerekçesiyle bölgedeki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası şubelerinin, yaza doğru da partinin tamamen kapatılmasıydı. Bu da altı buçuk aylık çok partili demokrasi deneyiminin sona ermesi demek olacaktı. Ardından kışa doğru tekke ve zaviyeler de benzer gerekçelerle kapatılacaktı.


    “yeni cumhuriyet rejiminin yüz yıl önce yaşadığı bu travma çok boyutlu sonuçlar doğurdu. bunların ilki bir yıl önce yapılan anayasa değişikliğiyle vurgulanan yargı bağımsızlığından verilen ödün oldu.”

    Bir başka sonuç ise Takriri Sükûn Kanunu’na dayanarak muhalif gazete ve dergilerin kapatılmasıydı. Tasviri Efkâr’dan Velid Ebuzziya, Vatan’dan Ahmet Emin (Yalman), Tanin’den Hüseyin Cahit (Yalçın) gibi ünlü gazeteciler, neredeyse isyancılara denk tutulup yargılandı. Oysa tam bir yıl önce TBMM’nin 2’nci dönemini açarken rejimin ilk altı ayındaki başarılarını sayan Gazi Mustafa Kemal Paşa, gelecek tasavvurunda basına da değinmiş, şöyle demişti: “Basının toplumun genel hayatında, siyasi hayatta ve cumhuriyetin olgunlaşıp ilerlemesinde üstlendiği yüksek görevleri anmak isterim. Basının tam ve geniş özgürlük kullanmasının ne kadar ince bir durum olduğunu açıklamaya gerek görmem. (…) Kalem sahipleri, kendi siyasi eğilimleri kadar vatandaşların haklarına ve her özel ihtiyacın ötesindeki ülke çıkarlarına dikkat ve saygı göstermek zorunda olduğunu kabul etmelidir. (…) Bu yolda hata ve kusur olsa bile, bunu düzeltecek en etkili araç asla eskiden olduğu gibi basın özgürlüğünü kısıtlama yöntemleri değildir. Aksine, basın özgürlüğünden doğacak sakıncaları ortadan kaldırma yolunun yine basın özgürlüğü olduğu kanaatindeyiz.”

    Seyh_Sait_3.
    İsyana karşı hükümeti destekleyen 15 Mart 1925 tarihli Le Petit Journal Illustré’nin kapağı.

    Basından Bir Ses
    Romen asıllı Mehmet Zeki (Waldberg J. Nelken), diğer girişimlerinin yanında savaş öncesinde basında sahip olduğu yeri geri kazanmak için çıkardığı çift dilli gazete Le Petit Journal Illustré’de (Musavver Küçük Gazete) ayaklanma sırasında şunları yazıyordu: “Mustafa Kemal ve İsmet paşaların çevresindekilerle birlikte liberal temeller üzerine bir Türk Cumhuriyeti inşa ettiği artık görülür oldu. Başlangıç ​​çok zordu ve bu girişimin başarıyla taçlanabileceğine çok az kişi inanıyordu; ancak az sayıdaki vatanseverler, vatanı için büyük acı ve fedakârlıkları göze alamayan karamsarların sözlerinden hiç etkilenmedi. Hedeflerine çabalayarak ulaşanlar güçlü ve sağlam temeller üzerine yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Herkesin iradesinin gerçekleşmesi mümkün değildir ve her şeyden önce vatanın çıkarlarının korunması gerekir. Bunca fedakârlıkla inşa edilen bu yapıyı yıkmaya çalışan hoşnutsuz ve isyankâr unsurlar da vardır ve ülkemizin bir kısmında zararlı bir isyan patlak vermesine sebep olabilmişlerdir. Bugün her vatandaşın seçilmiş temsilcileri aracılığıyla hükümete şikâyette bulunma hakkı var. Bu şikâyetler parlamentoda yasaların öngördüğü yöntemlerle ele alınıyor. Hiç kimsenin genel çıkarlara zarar vermesi kabul edilemez. Bugün Türkiye’de -Allah’a şükür- güçlü ve sağlam bir hükümet var ve ülkenin güvenliğine karşı her tür iç ve dış saldırıyı bastırma kapasitesine sahip. Şimdi istisnasız her Türk vatandaşı hükümetine yardım etmekle görevlidir. Kamu yararına zarar vermediği sürece muhalefete izin verilmektedir. Yıkıcı unsurları bastırmak için en acımasız önlemleri alan hükümet ancak tebrik edilebilir. Kişisel anlaşmazlıklar bırakılmalı, halkın huzurunun bozulmasına izin verilmemelidir. Karşı propaganda yapan herkes açıkça vatan düşmanıdır ve en ufak hoşgörü bile gösterilemez. Vatanı için çalışan tüm bakan, vali veya emniyet müdürlerine saldıran bu içler acısı sistem karşıtlarını bir kerede ve tamamen durdurmalıyız. Türkiye ancak uzun süre barış içinde yaşayıp varlığını geliştirebilirse güçlü olur. Her halükârda hükümetimize engel olanlara karşı hepimiz sorumluluk almalıyız. Mevcut sistemden hoşlanmayanlar olduğunu söylemeye gerek yok; ama emin olmalıyız ki, eski rejimin yeniden kurulması ülkenin tamamen yıkılması demektir. Bu nedenle hükümet için çalışıp onunla birlikte ve tam anlamıyla güvende olacağız.”

    Seyh_Sait_4
    Tutuklananlar arasında Şeyh Sait (en solda oturan) ve 12’nci Tümen subayları.

    Şeyh Sait Ayaklanması ülkenin iktisadi kaderini etkileyecek bir sonuç daha doğurdu. Lozan’da çözümü ertelenen Musul sorunu, Milletler Cemiyeti’nin görevlendirdiği komisyon tarafından incelenmeye başlanmıştı. Ankara’nın tezi ise bölge halklarının Türkiye Cumhuriyeti’yle birleşme arzusu üzerine kuruluydu. Komisyon çalışmaları sırasında yaşanan bu ayaklanma uluslararası petrol lobisi ve İngiltere’nin ekmeğine yağ sürüyor, bölgedeki istikrarın ancak İngiliz mandası altında sağlanabileceği görüşünü güçlendiriyordu.

    Ataturkun Hayati

    Her Şerde Bir Hayır Vardır
    Şeyh Sait İsyanı gerek yaşanırken gerekse sonrasında sadece Cumhuriyet rejimine karşı gerici bir ayaklanma olarak görülmedi. Doğruluk payı sonradan ortaya çıkan birçok belgeyle kanıtlanan İngiliz kışkırtması, önceleri bir komplo teorisinden ibaretti. Örneğin Fransa’nın Bağdat’taki yüksek komiserliğinin bir raporu, ayaklanmanın kendiliğinden çıkmadığını, ilk işaretin İstanbul’daki Kürt yanlısı çevrelerden geldiğini ve İngilizlerin yenilgiye uğradıktan sonra Mustafa Kemal ve TBMM’ye karşı yürüttüğü Musul siyasetine bağlı olduğunu bildirmişti. İngiltere’nin Irak Yüksek Komiseri Henri Conway Dobbs da Londra’ya gönderdiği raporlarda bölgede geniş kapsamlı bir Kürt isyanı çıkma olasılığından bahsetmişti. Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı Seyit Abdülkadir’in İstanbul’daki İngiliz Büyükelçiliği’yle temasları, Azadi örgütündeki Kürt kökenli subaylar, ordudan kaçıp İngilizlere sığınan 24 subay ve asker gibi veriler birlikte değerlendirildiğinde isyandan birkaç ay önce Hakkâri’de yaşanan Nasturi Ayaklanması’ndaki gibi bir kışkırtma olasılığını öne çıkarıyordu.

    Seyh_Sait_5
    5 Mart 1925 tarihli Pravda’da yayımlanan karikatürde isyanın İstanbul ve İngiltere’yle bağlantısına SSCB yorumu.

    İsyanı Cumhuriyet’e yönelik bir karşı devrim hareketi olarak görenler olduğu gibi, ayrılıkçı Kürt hareketinin miladı olarak tanımlayanlar da oldu. Devletin merkeziyetçi ve laik anlayışla yapılanmasına karşı tepki olduğunu ileri sürenler ise düzenleyiciler arasında bağımsız Kürdistan taraftarlarının da bulunmasını ve Nakşibendi Şeyhi olan Şeyh Sait’in tarikatındaki Kürtleri ve Zazaları kanıt gösterdi.


    “yüz yıl önce bu ay yaşananlar nedeniyle yapılan yasal düzenlemeler, erken cumhuriyet yönetiminin hızlı çağdaşlaşma hedefli köklü reformları hayata geçirmesine zemin hazırladı ve ihtiyaç duyacağı hukuki ve siyasi altyapıyı oluşturdu.”

    Bu tezlere bakarak Türkiye’nin irtica ve Kürt sorunu gibi iki güncel meselesinin bu ay bir asrı doldurduğu söylenebilir. Ne var ki bunların hiçbiri kesinliği tartışılmaz bir gerçeği gölgelememeli. İsyan Cumhuriyet’in kurucu kadrosu için “Her şerde bir hayır vardır” deyişini anımsatan bir sonuç da doğurdu. Yüz yıl önce bu ay yaşananlar nedeniyle yapılan yasal düzenlemeler, erken Cumhuriyet yönetiminin hızlı çağdaşlaşma hedefli köklü reformları hayata geçirmesine zemin hazırladı ve ihtiyaç duyacağı hukuki ve siyasi altyapıyı oluşturdu. Sadece basının muhalefetten arındırılması bile tek parti ve kurtarıcı lider kültünün doğmasına yol açtı. Bir bakıma devrimlere giden yoldaki dikenler temizlendi. 4 Mart günü İkdam gazetesini alanlar şu manşeti okumuştu: “Gazi Paşa: İnkılaba başlayan, inkılabı tamamlayacaktır.” #

    KAYNAKÇA
    Asker, Ahmet, “Erken Cumhuriyet Döneminde Siyaset-Ticaret-Medya Üçgeninde Bir Gazeteci: Mehmed Zeki Bey”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, sayı 32, 2016.
    Eroğlu, Hamza, “Milli Egemenlik İlkesi ve Anayasalarımız”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Kasım 1984.
    “Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 1 Mart 1924’te TBMM’nin 2. Dönem 1. Toplanma Yılı Açılış Konuşması”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Şubat 2001.
    Hanioğlu, M. Şükrü, Atatürk: Entelektüel Biyografi, Bağlam Yayınları, 2023.
    Kaymaz, İhsan Şerif, “Şeyh Sait Ayaklanması”, ataturkansiklopedisi.gov.tr.
    Mehmet Zeki, “La Situation”, Le Petit Journal Illustré, sayı 56, 15 Mart 1925.
    Meydan, Sinan, Cumhuriyet Tarihi Yalanları (2. Kitap), İnkılâp Kitabevi, 2016.
    Turgut, Hulûsi, Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, İş Bankası Kültür Yayınları, 2025.