Cumhuriyetin ilanına doğru yaşanan gelişmeler, ileride yaşanacak devrimlerin habercisiydi. Ancak kadınlara verilecek haklardaki devrimci yaklaşım, o yıl henüz herkes tarafından benimsenmiş değildi. Kadınların seçme ve seçilme hakkına giden yol sancılı geçmiş, bu modern yaklaşıma kimi “erkek”ler şiddetle karşı çıkmıştı…
Cumhuriyet’in ilanına doğru yaşanan bazı gelişmeler ülkede köklü bir dizi değişikliğin gerçekleşeceğine ilişkin beklentiler yaratmıştı. Kasım ayı başında saltanatın kaldırılması, Aralık ayında da Mustafa Kemal Paşa’nın “Halk Fırkası” adında bir siyasal parti kurma niyetinde olduğunu açıklaması, bu beklentileri dile getiren tanınmış İstanbul gazetecilerinin Paşa’yla ayrıntılı görüşmeler yapma arzularını kamçılamıştı. Paşa bu istekleri Ocak ayında çıktığı Marmara ve Ege gezisinin başlangıcında, İzmit’te yaptığı bir basın toplantısıyla karşıladı. 16 Ocak 1923 akşamı İzmit Kasrı’nda yapılan toplantı, Mustafa Kemal Paşa’nın gazetecilere “Hangi noktaları öğrenmek istiyorsunuz?” sorusuyla başlamış ve saatler sürmüştü. Halk Partisi, gelecek milletvekili seçimleri, yapılması beklenen yeni anayasa, halifeliğin geleceği, Lausanne’da sürmekte olan görüşmeler ve daha başka birçok konuda sorulan sorular arasında bizi burada ilgilendireni, Vakit gazetesi başyazarı Ahmet Emin (Yalman) Bey’den geldi. Ahmet Emin Bey, kendisi de toplantıda bulunan Halide Edip (Adıvar) Hanım’ı kastederek, “Halide Hanımefendi’yi mebus görebilecek miyiz?” diye sormuştu. Mustafa Kemal Paşa’nın, bunun seçim kanununda yapılacak ufak bir değişiklikle mümkün olabileceğini söylemesi üzerine Halide Edip Hanım söz aldı ve “Paşam, bu kararı bu meclis verir mi? Yoksa ikinci bir meclis mi verir?” sorularıyla nazik bir konuya değindi. Gazi Paşa’nın buna verdiği yanıt hem yakın bir geleceğin hem de henüz o kadar yakın olmayan bir geleceğin habercisi gibiydi: “Bu noktayı ben bazılarıyla konuştum. Buna henüz itiraz edenler vardır. Fakat evvel ü âhir olacaktır.”
16 Ocak 1923’te İzmit Kasrı’nda yapılan basın toplantısında Mustafa Kemal ve Halide Edip.
Halide Edip Hanım bu çıkışında gayet haklıydı, zira 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımayacağı kesin gibiydi. Ancak, 1 Nisan 1923 günü seçime gitme kararı alan TBMM, 3 Nisan 1923’te seçim kanununda bazı değişiklikler yaparken kadınların seçme hakkından kısaca söz edildi. İlk kanun değişikliği teklifinde bulunanlar arasında olan Erzurum Mebusu Hüseyin Avni (Ulaş) Bey, nedense kadınların henüz yeterince aydınlanmamış oldukları için seçmen olmalarının teklif edilmediğini söyleme ihtiyacı duydu. 2. Grup’un önde gelen üyelerinden olan Hüseyin Avni Bey, ayrıca kadınların görüşlerini ailelerinin reisi olan erkeklerin temsil edeceğini söyledi. Mecliste bu yaklaşıma pek itiraz eden olmadığı tutanaklarda görülüyor. Yalnız Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey, kadınların aşağılandığını söyledi, ama seçmen olmalarını önermediğini de ekledi. İlginç olan şu ki, Haziran sonunda yapılan seçimler sırasında şaşırtıcı bir gelişme yaşandı. Belki biraz bu tartışmalar nedeniyle, belki de 15 Haziran 1923’te Nezihe Muhittin (Tepedelengil) Hanım’ın başkanlığında kurulan ama varlığı iktidarca henüz onaylanmamış olan Kadınlar Halk Fırkası’nın etkisiyle, Halide Edip ve Lâtife Hanım’a ikinci seçmenlerden oy verenler oldu. Milletvekilliğine aday gösterilmemiş olmalarına karşın Mustafa Kemal Paşa’nın eşi Lâtife Hanım’a memleketi İzmir’den bir oy, Halide Edip Hanım’a ise İzmir’den bir, Şebinkarahisar’dan da iki oy çıkmıştı. Üzerine daha fazla gidilmeyen konu böylece kapanmış oldu.
Ertesi yılın Mart ayında, yeni anayasa maddelerinin Meclis’te görüşüldüğü sırada kadınların seçme ve seçilme konusu bir kez daha gündeme geldi. Gazi Paşa’nın devrim programını destekleyenlerin çoğunlukta olduğu anayasa komisyonu, Meclis genel kuruluna sunduğu taslak maddelerinde seçmenleri “on sekiz yaşını ikmal eden her Türk” (Madde 10), milletvekili seçilebilecekleri de “otuz yaşını ikmal eden her Türk” (Madde 11) biçiminde tanımlamıştı. Yani kadınlar da milletvekili seçecek ve seçilebilecekti. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Gerçi 16 Mart 1924 günlü birleşimin birinci celsesinde görüşülmeye başlayan maddelerin ilki oybirliğiyle kabul edildi. Ama 11. madde görüşülmeye başladığında “her Türk” sözcüğünün kadınları da kapsadığına ilişkin hatırlatmalar yapılınca tartışma da başladı.
1923-1927 arasında görev yapan 2. TBMM’de bazı vekiller, seçim kanunundaki “her Türk” ibaresinin kadınları da kapsayacağı gerekçesiyle itiraz etmişti.
Gelen itirazlardan öyle anlaşılıyor ki, 10. maddenin oybirliğiyle kabul edilmesini, seçim kanununun seçmenliği yalnızca erkeklere tanıyor olması sağlamıştı. Konya Mebusu Refik (Koraltan) ve Dersim Mebusu Feridun Fikri (Düşünsel) Beyler “her Türk” ibaresiyle kadınların da kastedildiğini söyleyince gürültüler duyulmaya başladı. Kütahya Mebusu Recep (Peker) Bey, bu görüşe katıldığını, “erkek” ibaresi olmazsa maddenin kadınları da kapsayacak biçimde okunması gerektiğini söyledi, ama çoğunluğu ikna edemedi. Bunun üzerine önce Afyon Mebusu İzzet Ulvi (Aykurt) Bey, sonra da Urfa Mebusu Yahya Kemal (Beyatlı) Bey, maddeye “kadın erkek her Türk” ibaresinin konması için birer önerge verdilerse de bunlar da kabul görmedi. Sonuçta maddedeki ibarenin “her erkek Türk” olarak değiştirilmesine karar verildi ve celse sona erdi. 2. celsenin hemen başında 11. madde, “Otuz yaşını ikmal eden her erkek Türk mebus intihâb edilmek salâhiyetini haizdir” biçiminde çoğunluk oyunu aldı. Bu değişiklik daha sonra 10. maddeye de uygulandı ve kadınların seçme ve seçilme hakları başka bir bahara kalmış oldu.
Cumhuriyetin ilk kadın gazetecisi ve yayıncısı Sabiha Sertel’in, eşi Zekeriya Sertel’le birlikte 1924’te çıkarmaya başladığı Resimli Ay dergisi, yeni dönemin ilim-irfan belgesi, kültür lokomotifi oldu. Cumhuriyetin, aydınlanmanın ve eleştirel düşüncenin ilk ve en parlak işlerine imza attı. Dergiler, gazeteler, kitaplar, ansiklopedilerle dolu bir külliyat.
RESİMLİ AY / 1924-1931
Yeni Türkiye ve Sabiha Sertel’in müthiş mücadelesi
Sabiha Sertel, Zekeriya Sertel ve kızları Sevim 1919’da New York’ta.
Sabiha Sertel (1895-1968) ile gazetecilik okuyan eşi Zekeriya Sertel (1890-1980), Halide Edip Adıvar’ın umut vadeden 6 Türk öğrenciye referans olduğu Charles R. Crane bursuyla Columbia Üniversitesi’nde eğitim gördükten sonra 1923’te Türkiye’ye döner. ABD’deyken Millî Mücadele’ye destek vermişlerdir; şimdi de cumhuriyet için çalışma vaktidir.
Sertel’ler 1924’ün 1 Şubat’ında Resimli Ay’ın ilk sayısını çıkarır. Bu ilk sayı 3 baskı birden yapar. Sabiha Sertel o sayının 15 bin adet gibi, zamanı için çok ciddi bir net satışa ulaştığını yazacaktır.
Genç ve yeni Türkiye’nin belli ki Resimli Ay gibi bir dergiye ihtiyacı vardır. Sabiha Sertel, anılarını yazdığı Roman Gibi’de o günleri şöyle anlatır: “Resimli Ay basın hayatına halkın kültür seviyesini yükseltmek amacıyla atılmıştır. O vakit %80’i okuma-yazma bilmeyen memleketimizde yarım bir eğitimle kalmış, aydınlar tarafından ihmal edilmiş insanları aydınlatmak; onlara demokrasinin ne olduğunu anlatmak ilk hedefti. Bundan başka Resimli Ay millî kurtuluş savaşından sonra kurulması tasarlanan ‘Yeni Türkiye’de sosyal problemleri ele almak, saltanat devrinin cumhuriyete miras bıraktığı ekonomik, sosyal, kültürel bozuklukları su üstüne çıkarmak, bunlara çare aramak amacıyla ortaya çıkmıştı. Davaların akademik, teorik bakımdan incelenmesini değil, bu teorileri halkın anlayabileceği bir dille halkın önüne sermeyi hedef tutmuştu. Bir bakıma Resimli Ay bir magazindi; fakat halkın kültür seviyesini yükseltmeye yarayacak bir magazin.”
Resimli Ay’ın 1 Şubat 1924 tarihli ilk sayısı. Kapak: Cevad Şakir
Resimli Ay’ın Kasım 1925 sayısında Mustafa Kemal.
3 renkli trikromi baskı tekniği, ülkemizde ilk defa Resimli Ay’ın kapaklarında kullanılır. Şık kadın portrelerinin bulunduğu kapaklarda döneminin Vogue ve American Magazine dergilerinden izler vardır ama bizim değerlerimizle harmanlanmıştır. İlk sayının İstanbul siluetli, minyatürlü, kenarları altınla süslenmiş tezhipli kapağı, ressam Cevat Şakir Kabaağaçlı imzalıdır. Cevat Şakir, bu kapakları yapmak için nasıl çalıştığını şöyle anlatacaktır: “Eski Türk minyatürlerinin renklerine daldım. Orası da bir âlemdi, bir meçhul diyardı. Altın ezmesini öğrenmek için Medreset-ül Hattatin’e gittim. Oradaki tezhip, yani altınlı minyatür hocası ‘morun yanına mutlak lal konacak’ diye renklerle beni kıskıvrak bağlamaya çalıştı.”
1924-1931 arasında yayın hayatını sürdürecek renkli, resimli güncel aktüalite ve edebiyat dergisi Resimli Ay’ın kadrosunda Mehmet Rauf, İbnürrefik Ahmet Nuri, Ahmet Nuri, Reşat Nuri, Yusuf Ziya, Hakkı Sûha, Ercüment Ekrem, Hıfzı Tevfik, Sadri Ertem, Selim Sırrı, Mahmut Yesari, Yakup Kadri vardır.
1927 Mart sayısında “Öpüşmenin eşkali” başlıklı fotoyazıda, “artist öpüşü”, “karı-koca öpüşü”, “veda öpüşü” ve diğerleri tanıtılıyor.
Derginin Kasım 1925 ve Ağustos 1927 tarihli sayılarının kapağında Atatürk fotoğrafı yer alır. 1925’te Resimli Yıl ismiyle bir almanak, 1927’de ise Resimli Ay Almanağı adında ikinci bir yayın çıkar. Ağustos 1925 sayısında “İnsan maymundan mı gelmiştir, Allah tarafından mı yaratılmıştır?” başlığıyla Darwin’in fotoğrafının da yer aldığı evrim konusu işlenir. Mart 1927 tarihli sayının kapağında da “Ahirete inanır mısınız” sorusu vardır. Aynı sayı içerisindeki “Öpüşmenin eşkali” başlıklı fotoyazı da ilgi çekiciydir. Okurlara “artist öpüşü”, “karıkoca öpüşü”, “veda öpüşü” gibi çeşitli öpüşme tarzları tanıtılır. Resimli Ay’ın 1927’deki İhap Hulusi çizimli Ekim sayısının kapağında ise cumhuriyetin ilk nüfus sayımı için yurttaşlar sayıma davet edilir: “Tahrir-i nüfusa yardım her vatandaşın borcudur.” Resimli Ay Harf Devrimi’ne de öncü olacak, okurları yeni harflere özendirecektir.
Derginin yayıncılık başarısı, Resimli Ay Matbaası Türk Limited Şirketi’ne öncülük eder; yeni dergilerin, kitapların, ansiklopedilerin lokomotifi olur.
Sabiha Sertel
RESİMLİ HAFTA / 1924-1925
Ve Cevat Şakir Bodrum’a sürgüne gönderilir
Resimli Hafta’nın 13 Nisan 1925 tarihli 35. sayısında Cevad Şakir’in yazısı.
Serteller, cumhuriyet döneminin ilk haftalık magazin dergilerinden biri olan gazete formatındaki Resimli Hafta’yı 4 Eylül 1924 tarihinde yayımlamaya başlar; dergi toplam 38 sayı çıkar; hikaye, karikatür, din, bilim, kadın konularında çok genel kapsamda içerikler sunan popüler bir haftalık dergidir bu.
1925’te Şeyh Said isyanının ardından, TBMM 4 Mart’ta Takrir-i Sükûn Kanunu’nu kabul ederek hükümete olağanüstü yetkiler tanır. Cevad Şakir, Resimli Hafta’nın 3 Nisan 1925 tarihli 32. sayısında “Hüseyin Kenan” takma ismiyle 4 asker kaçağının hazin hikayesini konu aldığı “Hapishanelerde Neler Gördüm?” yazısı ve 13 Nisan 1925 tarihli 35. sayıda “Hapishanelerde İdama Mahkum Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler?” başlıklı yazı dizisi nedeniyle İstiklal Mahkemesi’nce “memlekette isyan bulunduğu sırada askeri isyana teşvik edici yazı yazmak”tan suçlu bulunarak 3 yıl kalebentliğe, Bodrum’a gönderilir. Resimli Hafta, bu hadisenin ardından 23 Nisan 1925 tarihli 38. sayısıyla yayınına son verir.
ZOR ZAMANLARDA İNATLA ÇIKAN HAFTALIK GAZETE / 1925-1929
Resimli Ay yoksa Resimli Perşembe var
Resimli Ay’ın kapandığı sırada Serteller, Resimli Perşembe adında tamamen siyasetdışı, aktüel, bol fotoğraflı ve resimli bir haftalık gazete çıkarmaya başlar. Resimli Perşembe’nin ilk sayısı 28 Mayıs 1925 tarihinde çıkar; yazar kadrosunda; Abdullah Cevdet, Ahmed Rasim, Ercümend Ekrem, Kemalettin Şükrü, Nâhid Sırrı, Sâlih Münir, Münire Handan, Vâlâ Nurettin yer alır.
Resimli Perşembe’nin 28 Mayıs 1925 tarihli ilk sayısı.
Zekeriya Sertel’in Sinop’a sürgün gönderilmesiyle, Resimli Perşembe de yine Sabiha Sertel’in omuzlarında yükselecektir. Sabiha Sertel, o zor günleri şöyle anlatır: “Zekeriya’yı ertesi gün Sinop’a sevk ettiler. Kütüphaneye geliyorum. Resimli Ay ortağı Suudi Bey dergilerin çıkmayacağını söylüyor ve ekliyordu: ‘Mahkûm bir adam dergi çıkaramaz…’. Zekeriya’nın yokluğundan faydalanarak dergileri kapatmak, sermayenin üzerine konmak istiyordu… Bu konuşmadan sonra Resimli Ay imtiyazını Nebizade Hamdi Bey üzerine aldı. Resimli Ay ve Resimli Perşembe’ye ait paranın doğrudan doğruya Sinop’a, Zekeriya Bey’e gönderilmesini rica ettim”.
Sabiha Sertel, Resimli Perşembe’yi ayakta tutar; 14 Mart 1929 tarihine kadar 199 sayının başmimarı olur.
Resimli Perşembe 184. sayısından itibaren tamamıyla Latin karakterlerine geçer. Zekeriya Sertel bu durumu dergide büyük bir heyecanla okurlara şöyle duyurur: “Mecmuamız, harf inkılâbının mecmuacılıkta yapacağı inkılâba bir numune olmaya çalışmıştır. Bu nüshamızı karilerimizin dikkatle tetkik etmelerini rica ederiz. Bütün münderecâtımız o sûretle tasnif ve tertip edilmiştir ki Resimli Perşembe’ye büsbütün yeni bir şekil vermiştir.”
RESİMLİ AY’IN KAPANMASI ÜZERİNE SEVİMLİ AY / 1925
Önce resimliydi ama sonra ‘Sevim’li oldu
Sevimli Ay’ın 1926 tarihli ilk sayısı.
Takrir-i Sükûn Kanunu çıktıktan sonra, Bakanlar Kurulu kararıyla İstanbul’da ve Anadolu’da yayımlanan birçok gazete kapatılır. Bundan Resimli Ay da nasibini alacaktır. Derginin kapatılması noktasında literatüre (ve wikipedia’ya) hatalı olarak girilmiş ve kullanılmaya devam edilen bir bilgiyi düzeltelim: Resimli Ay’ın 1925’te Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın “Asker Kaçakları Nasıl Asılır?” başlıklı yazısından dolayı kapatıldığı ve Zekeriya Sertel’in bundan dolayı Sinop’a sürgün edildiği bilgisi doğru değildir. Resimli Ay dergisi hakkında, 1925 Nisan tarihli 3. sayıda çıkan Safaeddin Rıza imzalı “Mekteb mi, Kışla mı?” yazısı dolayısıyla İstiklal Mahkemesi’nce dava açılır ve Zekeriya Sertel bu yazı dolayısıyla sürgüne gönderilir.
Kapatılan derginin ve matbaanın yayın hayatına devam etmesi için, isimler “Sevimli Ay” olarak değiştirilir. Sevim, Sertel’lerin 1917’de doğan ilk çocuklarının da adıdır. Zekeriya Sertel’in sürgünden dönmesiyle birlikte, Sevimli Ay dergisi (ve matbaası) tekrar Resimli Ay ismiyle yayınına devam eder.
‘ON KURUŞA BİR KİTAP’ SERİSİ / 1926-1927
10 kuruşa 1001 Gece Masalları
1926’da Resimli Ay Matbaası’nda “On Kuruşa Bir Kitap” adı altında, fiyatı ucuz ama içeriği kıymetli cep kitapları serisi yayımlanmaya başlar. Sloganı “Beherinin fiyatı 10 kuruştur, her yerde satılır”dır.
Bin Bir Gece Masalları fasiküllerinin kapakları.
İlki 1926’da yayımlanan bu kitaplar, dinî, öğretici, ahlaki ve gündelik bilgilerin yanısıra, Robinson Crusoe, Vatansız Adam, Aya Seyahat ve Cüceler Memleketinde gibi klasikleri de sunan bir seridir. Bu seride, fasiküller halinde yayımlanan Bin Bir Gece Masalları müstesna bir yere sahip olur. Hem kapakları hem içsayfa çizimleriyle 62 sayfalık formatta sunulan bu kitapçıklar büyük ilgi görür. Doğu mistisizminin harika siyah-beyaz çizimlerle çocuklara ve gençlere ilgi çekici şekilde yansıtılması, okuma-yazma öğreniminde büyük fayda sağlar. 1926-1927 arasında yayımlanan “On Kuruşa Bir Kitap” serisinde 25 kitapçık yer alır.
ÇOCUK ANSİKLOPEDİSİ / 1927-1928
İlk Türkçe çocuk ansiklopedisi
Çocuk Ansiklopedisi’nin İhap Hulusi imzalı kapağı.
Türkçe ilk çocuk ansiklopedisini yayımlayan yine Resimli Ay ekibi oldu. İhap Hulusi’nin yaptığı nefis renkli kapakları, içsayfa çizimleri ve fotoğraflarıyla, 1927-1928 arasında 4 cilt olarak yayımlanan Çocuk Ansiklopedisi; Sabiha Sertel, Zekeriya Sertel ve Faik Sabri Duran tarafından hazırlanıyordu. Toplam 1518 sayfalık ansiklopedi, o tarihe kadar ülkemizde çocuklar için hazırlanmış ilk ansiklopediydi. Ansiklopedinin 4. cildinde meşhur Alice Harikalar Diyarında, üç bölüm hâlinde ve kısaltılarak “Alis Tuhaflıklar Memleketinde” ismiyle ilk defa tercüme edilmiş, çocuklara sunulmuştu.
HİMAYE-İ ETFAL CEMİYETİ ÇOCUK KÜLLİYATI / 1927
İsviçre’den Heidi geldi
Türkçede ilk defa yayımlanan Heidi’nin kapağı.
Sabiha Sertel çocuklara ve gençlere çok önem veriyordu. Onların ufkunu açacak ve Batı’daki yaşıtlarıyla aralarındaki farkı kapatacak bir literatür sunmayı kendisine misyon edinmişti. Çocuk Esirgeme Kurumu’yla işbirliği yaparak ve çevirilerini Zekeriya Sertel’le birlikte üstlenerek bastığı 10 kitaplık “Himaye-i Etfal Cemiyeti Çocuk Külliyatı” serisi, bu girişimin en somut örneğidir. Bu külliyatla beraber, İsviçreli yazar Johanna Spyri’nin meşhur Heidi ve KeçiÇobanı kitapları ilk defa Türkçeye tercüme edilir.
1927-1928 arasında Resimli Ay Yayınları tarafından bu seride, sert kapağa renkli çizimlerle yayımlanan 10 kitap şunlardır: “1. Evde Mekteb: Annelerle Hasbihal 2. Evde Mekteb: Çocuklara Masal 3. Evde Mekteb: Oyuncaklar 4. Sara 5. Haydi (Heidi) 6. Keçi Çobanı 7. Ali’nin Düğmesi 8. Bir Yaramazın Hikâyesi 9. Peri Masalları 10. Hollandalı İkizler.
Resimli Hikaye’nin 1 Eylül 1927 tarihli ilk sayısının kapağı.
RESİMLİ HİKAYE / 1927-1930
İlk Türkçe hikaye dergisi
Resimli Ay Yayınları tarafından gerçekleştirilen diğer bir “ilk” de, hikaye mecmuasıydı. İlk sayısı 1 Eylül 1927’de basılan Resimli Hikaye 1927-28 arasında 14 sayı, 1930’da ise 8 sayı olarak, iki dönemde toplam 22 sayı çıktı. Derginin ilk döneminde yazar kadrosunda Yakup Kadri, Mehmet Rauf, Ercüment Ekrem, Mahmut Yesari, Reşat Nuri, Yusuf Ziya, Sadri Ertem, Selim Sırrı, Osman Cemal, İbnürrefik Ahmet Nuri isimleri vardı: ikinci dönemde ise Nâzım Hikmet’in katılımıyla derginin yazar kadrosuna 4 önemli isim daha girecekti: Suat Derviş, Vâlâ Nurettin, Sadri Ertem, Sabahattin Ali.
RESİMLİ AY KAPANIYOR / OCAK 1931
Ne sermaye denen ejder, ne de daha kuvvetlileri bizi durduramaz!
Resimli Ay’ın yayın hayatı, Sabiha Sertel’e göre iki döneme ayrılır. Derginin 1924- 1928 arasında yayımlanan eski harfli Türkçe sayılarında, demokrasiyi kurmak ve toplumsal problemleri ele almak ön plandadır; 1928’den itibaren ise Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Suat Derviş, Sadri Ertem, Nail Vahdeti Çakırhan gibi sosyalist politik idealleri savunan kalemler ağır basar. Hoş-güzel kadın kapaklarının yerini, emekçi kadınları ve emek mücadelesinin sembollerini gösteren kapaklar alır.
Resimli Ay’ın 1 Ocak 1931 tarihli 9 numaralı sayısı (solda). Derginin 15 Ocak 1931 tarihli 10 numaralı son sayısı.
1928’den itibaren başlayan bu ikinci dönemin ikinci yılında Nâzım Hikmet’in “Putları Yıkıyoruz” başlığıyla Abdülhak Hâmit ve Mehmet Emin’i hedef alan yazıları Sağ-Sol kavgasının fitilini ateşler. Sabiha Sertel’in 1929’da Resimli Ay’ın 10. sayısında yayımladığı “Savulun Geliyorum” başlıklı yazısı ise “Türklüğü tahkir (aşağılama) mahiyetinde” görülür. Sabiha Sertel, mecmuanın sorumlu müdürü Behçet Bey’le birlikte mahkemeye sevkedilerek, neşriyat yüzünden hakkında dava açılan ilk Türk kadın gazeteci olur.
Resimli Ay’ın ikinci dönemi Mart 1929’da başlar; Ocak 1931’e kadar 21 sayı yayımlanır. 1931’in Ocak ayında 15 gün arayla çıkan 9 ve 10 numaralı son iki sayısı; kütüphanelerde yer almayan, tezlerde, araştırmalarda değinilemeyen, şimdiye kadar kapağı ve içeriği yayımlanmamış iki nadir sayıdır. Bu son iki sayı, Resimli Ay’ın kapanışı ve veda edişinin asıl nedenini de açıkça gözönüne seren önemli belgelerdir.
Sabiha Sertel, Roman Gibi’de, Babıâli’de küçük bir odada bu son iki sayıyı nasıl çıkardığını yazmıştır. Bu sayılar diğer Resimli Ay’lara nazaran daha büyük formatta, ucuzca bir saman kağıdına, Marifet Matbaası’nda ve 24’er sayfa olarak basılmıştır.
Resimli Ay’ın 1 Ocak 1931 tarihli 9 numaralı sayısının başyazısı, Sabiha Sertel imzalı “Resimli Ay’ın Hikâyesi”dir. Sabiha Sertel, Resimli Ay Türk Limited Şirketi’nin diğer ortaklarıyla yaşadıkları fikir problemini, diğer ortakların yazıları ve yazarları tasvip etmeyişini açıkça gözler önüne serer.
Sabiha Sertel’in yazının sonundaki cümleleri, dergiye bir veda niteliğindedir: “Şimdi, küçük ve mütevazı odasında yine parasız ve yalnız çıkıyor. Resimli Ay yedi senelik mücadele hayatında, mahkemeden mahkemeye gitti, iki defa sermayenin tokadını yedi. Ne çıkar? Azimle yola çıkanları, sermaye denen ejder değil, ondan daha kuvvetlileri de korkutamaz ve durduramaz.” 15 Ocak 1931 tarihli 10. ve son sayının başyazısı Sabiha Sertel’in “İrticaın Sebepleri” yazısıdır. 15 Ocak 1931 tarihli bu 10. sayıyla, 1924’te başlayan uzun ve benzersiz Resimli Ay serüveni sona erer.