Etiket: göbeklitepe

  • Göbeklitepe

    Göbeklitepe


    göbeklitepe’yi ilk kez 1963’te sistematik bir şekilde kazan istanbul üniversitesi ve chicago üniversitesi’nin çalışmalarından bu yana bile çok şey değişti ve her yaz ekipler o bölgeye gittiklerinde değişmeye devam ediyor. dünya tarihini değiştiren göbeklitepe’den ziyade urfa’da aynı anda dokuz ayrı kazıyla neolitik çağ’ın arkeolojisini yapan kıymetli arkeologların keşifleri sayesinde insanlık tarihini farklı okumamızı sağlayan karahantepe gibi diğer kazılarla arkeoloji dünyasında bir devrim yaşanıyor.

    Göbeklitepe’ye UNESCO Sonrası İlgi Giderek Artıyor
    Göbeklitepe’deki kazılar bize 11500 yıl önce orada bir kült merkezi inşa etmiş topluluğun olduğunu gösteriyor.
    KAYNAK: DEPO PHOTOS

    Arkeolojinin kalbi Urfa ve civarında atıyor. Bundan binlerce yıl önce bu bölgede yaşamış insanların ne kadar kompleks bir yaşamları olduğu, dinsel törenlerinden sanat anlayışlarına, ölüm ritüellerinden yeme içme alışkanlıklarına kadar pek çok bulgu ile medeniyet tarihini ne kadar geriye çektiklerine tanıklık etmek muhteşem bir şey. Bu bulguların ışığında dünyadaki tüm tarih kitaplarının yeniden yazılması icap ediyor.

    Göbeklitepe’nin Anlattıkları…
    Göbeklitepe’deki son kazılar bize ilk kültür katmanının MÖ 9600-8800 yılları arasında tarihlendirildiğini velhasıl 11500 yıl önce orada bir kült merkezi inşa etmiş topluluğun olduğunu gösteriyor. Bu zaman diliminde insanlık tarihinde hem toplumsal hem kültürel anlamda öyle devasa değişiklikler oluyor ki bu döneme “Neolitik Devrim” denilmesi şaşırtıcı değil. Aslında arkeoloji biliminde neolitik kavramı bile “dünün çocuğu:” John Lub-Bock 1865 yılında “neo” (yeni) ve “lithic” (taş) kelimelerinden mürekkep Neolitik Çağ’ını Cilalı Taş gibi daha sofistike aletlerin kullanıldığı, avcı toplayıcılıktan yerleşik düzene geçişin yaşandığı bir zaman dilimi olarak tarif etmişti.1 Son yıllarda dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan arkeolojik kazılar sayesinde yerleşik düzene geçişin Levant bölgesinden Irak’a, Çin’den Amerikalara kadar aşağı yukarı eş zamanlı bir şekilde gerçekleştiğini ama yerleşik düzene geçmenin tarıma geçişle eş anlamlı olmadığını anlıyoruz. İsrail ve çevresindeki ülkelerde yapılan kazılar bunu kanıtlıyor. Göbeklitepe’yi farklı kılan ise sadece insanlığın temel yaşama ve barınma alışkanlıklarının değişmiş olması değil; insan beyninde de bir evrimin yaşanmış olması, bunu bize oradaki yapılar ve bulunan objeler söylüyor. Göbeklitepe’de Neolitik insanın uzaklardan taşıyıp yonttuğu T şeklindeki monolitik taşlar ve dikili taşlardaki kabartmalardan yola çıkarak Göbeklitepe’yi inşa eden insanlarda bir metafizik görüş oluştuğunu ve dünyaya bakışlarında büyük atlayışın yaşandığını varsayabiliyoruz. Yani bir düşünce evriminden bahsetmek mümkün. Son birkaç yıldır özellikle Göbeklitepe ve 40-50 km çevresinde keşfedilen diğer höyükler sayesinde sanılanın aksine Neolitik insanların çok daha kompleks bir zihniyete sahip olduklarını, büyük ihtimalle ilk ritüelistik şölenlerin ve ziyafetlerin, kurban verme ve göksel cenaze anlayışının buralarda başladığını öne sürmek mümkün.


    “göbeklitepe’de neolitik insanın uzaklardan taşıyıp yonttuğu t şeklindeki monolitik taşlar ve dikili taşlardaki kabartmalardan yola çıkarak göbeklitepe’yi inşa eden insanlarda bir metafizik görüş oluştuğunu ve dünyaya bakışlarında büyük atlayışın yaşandığını varsayabiliyoruz.”

    Göbeklitepe_2) Klaus Schmidt
    UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Göbeklitepe’yi yaptığı çalışmalarla gün yüzüne çıkaran Prof. Dr. Klaus Schmidt (1953-2014).

    Göbeklitepe’yi Kazan Klaus Schmidt’in Teorisi
    1994 yılından itibaren Heidelberg Üniversitesi bünyesinde Göbeklitepe’yi kazan Klaus Schmidt, ortaya çıkarttığı hayvan kabartmalı taşların dinî bir sembol olabileceğini iddia etmişti. Onun teorisine göre bu dev taşları mevsimsel olarak buraya gelen farklı topluluklar inşa etmiş, taşların üzerindeki kimi hayvanların bu farklı kabile ya da toplulukları sembolize edebileceğini yazmıştı. Ona göre Göbeklitepe dünyanın en eski tapınağıydı, o yüzden de kaleme aldığı kitap Göbekli Tepe: En Eski Tapınağı Yapanlar’da bizlere her hayvanın farklı bir halkı temsil ettiğini söylemişti. Örneğin A yapısında öne çıkan yılan figürleri, B’deki tilki, C yapısındaki domuz tasvirleri, D’deki turna gibi kuş figürleri o bölgeye periyodik olarak gelen belirli insan gruplarının simgesi, bir nevi klanların hayvan totemi olabileceğini düşünüyordu. Fakat Schmidt’in vefatından sonra Alman Arkeoloji Enstitüsü ile beraber kazılara devam eden Prof. Dr. Necmi Karul yönetimindeki ekip, anıtsal yapıların birkaç metre altında sabit yerleşim alanları olduğunu tespit edince Schmidt’in teorisi sekteye uğradı. Bu keşiflerin ışığında Göbeklitepe’nin salt bir tapınak merkezi değil insanların yaşadığı bir yer olduğuna inanılıyor son yıllarda. Bu teoriyi destekleyecek şeyler arasında bira yapımı ve yulaf lapası yapmak için kullanılan binlerce öğütme aletinden tepede tespit edilen büyük bir su sarnıcına kadar pek çok bulgu var.2 Ortaya çıkartılan basit araç gereçlerden buranın ritüel merkeziyle birlikte bir yerleşim alanı olduğu öne sürülünce Göbeklitepe’yi gelişen bir yerleşke olarak algılıyoruz. Schmidt’in farklı topluluk teorisini de maalesef DNA testleri yaparak kanıtlayamıyoruz çünkü şimdiye kadar oradan çıkarılmış insan kemikleri DNA’ları saptanabilecek kondisyonda değil. Belki ileriki yıllarda Göbeklitepe’nin yakınlarında bulunan köylülerin DNA’sı 12.000 küsur yıl önceki atalarıyla eşleştirilecek ama şimdilik yazı öncesi çanak-çömleksiz Neolitik Çağ’dan bahsettiğimiz için bu halkların nereden gelip hangi dili konuştuklarına dair bir ipucumuz yok.

    Bayramda Göbeklitepeye Ziyaretçi Akını
    Yapılan son kazılar ışığında Göbeklitepe’nin salt bir tapınak merkezi değil insanların yaşadığı bir yer olduğuna inanılıyor.
    KAYNAK: DEPO PHOTOS

    Göbeklitepe Sakinlerinin Ritüelleri
    Belki bu insanların nereden geldiğini bilmiyoruz fakat saptanan bazı kemikler bize başka başka hikâyeler açıyor. Kemikler bu insanların nasıl yaşadığına, ne gibi yeme içme alışkanlıklarına sahip olduğuna dair fikir veriyor. Mesela 2017 yılında yapılan kazılarda üç farklı insandan çıkartılmış kafatası kemiklerinde boyama, delik açma ve kesme yapıldığı tespit edilince, bunların dinî bir ritüel için bu şekilde asılabileceği teorize edildi. Modifiye edilmiş insan kafataslarından yola çıkarak Anadolu neolitiğinde bir ata kültünün öncüsü olabileceğini; Nevali Çori, Tell Qaramel, Jerf-el Ahmar ve Çayönü’ndeki yerleşmelerinden önce ölüm ritüelleri yapıldığını düşünebiliriz. Keza III. tabakada keşfedilen 100.000’e yakın hayvan kemiği bizlere Göbeklitepe sakinlerinin sadece sıkı etobur olduklarına değil aynı zamanda kurban ritüellerine de işaret ediyor. Hayvanların bazıları adak için kullanılmış olabilir ama bu kadar çok hayvan kemiği diyetlerinde et olduğunu gösteriyor. Bununla beraber yabani bir buğday türü olan Einkorn gibi tahıllar da bulunanların arasında ama Göbeklitepe’de henüz evcilleştirilmiş buğdaya rastlanmadığından tarıma geçişin burada gerçekleşmediği düşünülüyor. Bunun için Göbeklitepe’nin yaklaşık 50 km ötesine gitmemiz gerekiyor. O yüzden de Stanford Üniversiteli Ian Hodder gibi arkeologların iddia ettiği şekilde daha tarım toplumuna geçmemiş olan avcı-toplayıcı Neolitik insanların burada ya bir süreliğine kalmış ya da yaşamış olduklarını, Neolitik Devrim’in ise eskiden varsayıldığı üzere Lübnan ve İsrail gibi Levant coğrafyasından değil buradan başlatılması gerektiğinin altı çizilmektedir.3

    Göbeklitepe_4) Göbeklitepe1
    Göbeklitepe’de hayvan kabartmalı taşlar…

    Göbeklitepe Mimarisi ve Yaşam
    Göbeklitepe’nin mimarisi göz önünde bulundurulduğunda bilim insanları buranın çok sayıda insanın girip çıkabilmesi için tasarlandığı, dolayısıyla ayinsel bir yapı olduğunu öne sürüyor. Kimisi 5,5 metre yüksekliğindeki sütunların pozisyonundan bir zamanlar burada bir çatı olduğu, oraya gelen topluluğun dinî bir ritüel yapmak için müşterek bir şekilde kullandığı, kimileri girerken diğerlerinin çıkması üzerine pratik bir plan yapıldığı anlaşılıyor. Yarım kilometre uzaklıktan taşınan ve kimileri 20 ton ağırlıktaki devasa taşları buraya getirip dikmek için en az 500 kişinin çalışmış olduğunu saptamış Klaus Schmidt. Sütunların üzerine işlenmiş hayvan rölyeflerine dair pek çok hipotez var. Göbeklitepe’deki pek çok tasvirin erkek hayvana ait olması ilginç. Bu hayvanların çoğunun bölgede bulunan hayvanlar olduğunu hatırlatalım. Fakat turna gibi bazı kuşların insan dizine sahip olması Neolitik insanın sadece gördüğünü betimlediği değil, sembolik olarak bir gönderme yapmaya çalıştığı izlenimi uyandırmaktadır.4 Arkeolojik kazılarda sadece bir kadın figürüne rastlanmış vaziyette. Buna mukabil Karahantepe gibi yerlerdeyse insan figürleri ön plana çıkıyor. Göbeklitepe’deki hayvanların çoğunun ya saldırma ya da koruma pozisyonunda olduğu göz önünde bulundurularak kimileri bu totemlerin koruyucu rolde olduğunu iddia ediyor. Kimileri benzer topluluklarda olduğu gibi bu hayvanların animistik bir işlevi olduğunu, insanlar ve hayvanlar âleminde bir tür elçi görevini sembolize ettiğini söylüyor. Göbeklitepe’deki hayvanların daha sonra Gılgamış Destanı’nda karşımıza çıkan “Göklerin Boğası” gibi astrofizikte “Boğa” çağından bir sonraki çağa geçişi temsil eden mitoslara gönderme yapan, Mezopotamya’da sıkça gördüğümüz mitolojik varlıklar olabileceğine dair de bir söylence var.5 Bu anlamda başka medeniyetlerle paralellik kurmak tehlikeli ama cezbedici. Bir Yezd kentindeki Sessizlik Kulesi’ne ya da çok daha yeni olan İnkaların Machu Picchu’suna gidenler oradaki yerel halkın tıpkı Göbeklitepe’deki gibi göksel cenaze yaptıklarını öğrenir. Göksel cenaze dediğimiz, naaşların yüksek bir tepeye akbabaların temizlemesi için bırakılmasından ibarettir. Akbabalar ise pek çok toplumda olduğu gibi kuvvetle muhtemel ki Göbeklitepe’de de bir tür “psychopomp” ya da ruhsal rehber olarak ruhu bir boyuttan diğerine taşıyan hayvan niteliğindedir. İşin bir başka ilginç boyutu, yapılan bilimsel deneyler, akbabanın sindirim sisteminde her tür hastalık ve vebanın yok olup akbaba leşinde kalmaması, o yüzden de vebalı birini yiyen akbaba ölse bile hastalıkların toprak ve su yoluyla devamının sağlanmadığı kanıtlanmış. Eskilerin bir bildiği varmış demek! Pek çok kadim toplumda olduğu gibi Göbeklitepe ve Urfa’daki diğer kazılarda akbabaların bu kadar ön plana çıkması manidar. Bu kuşların ölüm kültüyle ve ölümden sonra yaşamla alakadar olduğu ilk akla gelen varsayım. Fakat bir teoriye göre Göbeklitepe’de bulunan “Akbaba Sütunu”nun göksel bir olaya gönderme yaptığı söyleniyor. Bugün biliniyor ki MÖ 10950 yıllarında dünyamıza çarpan bir kuyruklu yıldızdan dolayı gezegenin iklimsel koşulu kötüleşmiş; bundan dolayı hem yaşamsal hem kültürel anlamda büyük değişiklikler yaşanmış. Hâliyle Göbeklitepe de nasibini almış, Neolitik insanların bilerek isteyerek Göbeklitepe’yi kapatıp terk ettiğini iddia edenler bu iklimsel felaketlerle ilişkilendiriyor.6 Yeni kazılarla açılan farklı katmanlar bizlere sürekli yeni bulgular sundukça bu hipotezler yasaya dönüşecek ama o ana kadar dedektiflik yapıp spekülatif teoriler öne sürmek zorunda kalınıyor.

    Göbeklitepe_5) Göbeklitepe2
    Sütunların üzerine işlenmiş hayvan rölyefleri…

    Her Kazıyla Yeni Bilgiler Ortaya Çıkıyor
    Konu Göbeklitepe olunca en basit bulgu bile onlarca yeni soruyu beraberinde getiriyor. Ama her sene ortalama iki ay yapılabilen kazılar yepyeni bilgileri de doğuruyor. Tarım toplumuna geçmeden önce avcı toplayıcı grupların tonlarca ağırlıktaki yekpare kayaları çıkartıp, taşıyıp, dizme yetisiyle birlikte müthiş bir sanatsal anlatım kapasitesine sahip olduklarını görüyoruz. Önümüzdeki yıllarda Urfa’daki diğer kazılardaki keşifler puzzle’ın diğer parçalarını birleştirdiğinde Neolitik Anadolu’ya dair çok daha net bir resim oluşacağına inanıyorum. Tarih Göbeklitepe ile değişti, sıfır noktasına inildi. Bundan sonrası medeniyet tarihinde insaniyetin hikâyesini daha da netleştirecek. Toplum, sanat ve ruhani meselelerin arasındaki noktaların nasıl birleştirildiğini belgeleriyle konuşuyor olacağız. Arkeoloji biliminin en heyecan verici bulgularının memleketimizde ortaya çıkarılıyor olması büyük bir şans, bunu destekleyen ve yakinen izleyen herkes bu devrimin parçası olabilir. Hâlâ gitmeyenleriniz varsa da hadi Urfa’ya! #

    DİPNOTLAR
    1 Ali Akdamar, Göbeklitepe: İnsanlık Tarihinin en Önemli Arkeolojik Keşiflerinden Biri, Anadolu Kültürel Girişimcilik.
    2 Andrew Curry, “Göbeklitepe’deki son keşifler ne anlama geliyor?,” BBC Travel, 20 Ağustos 2020, Güncelleme 20 Temmuz 2023.
    3 Andrew Curry, “Seeking the Roots of Ritual,” Science, 18 Ocak 2008, Vol. 319, Issue 5861, s. 278-280.
    4 Göktuğ Halis, Göbeklitepe Sembolizmi: Taş Çağı’ndan Bugüne Uzanan Anlamların Analizi, A7 Kitap, 2022, s. 59.
    5 Klaus Schmidt, Göbekli Tepe: En Eski Tapınağı Yapanlar, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2007, s. 223.
    6 Bob Yirka, “Ancient stone pillars offer clues of comet strike that changed human history,” Phys.org, April 24, 2017.
  • Paha biçilmez Anadolu mirası Türk arkeologlarca yaşatılıyor

    Arkeoloji, artık Türkiye’nin Batı’yla rekabete girdiği bilim dallarından biri. Ülkemizin arkeoloji ve eski eser politikasını belirleyen Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Türk Tarih Kurumu’nun destekleri sonucunda, arkeologlar 2023’te çok önemli keşiflere imza attılar.

    Gundem_Arkeoloji_1

    ŞANLIURFA – KARAHANTEPE / MÖ 10.000

    ‘Hassas içerikli’ erkek heykeli

    İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Necmi Karul tarafından yürütülen ve Anado­lu anıt sanatının başlangıcını oluşturan Göbeklitepe kültürüne ait bir yerleşme olan Karahantepe’de 2.3 m. yüksekli­ğinde bir erkek heykeli bulundu. Elleri ile penisini tutmuş olan figürün benzerleri, yakın çevredeki Sayburç ve Balıklı­göl’de de ortaya çıkarılmıştı. Haber Tür­kiye medyasında çoğunlukla heykelin penis bölümü olmadan paylaşıldı.

    Gundem_Arkeoloji_2

    İSTANBUL – BEŞİKTAŞ / MÖ 7.000

    Şehrin göbeğinde Neolitik dönem kalıntıları

    İstanbul Arkeoloji Müzeleri başkanlığında Beşiktaş Mey­danı Metro İstasyonu ana girişi kazılarında Neolitik Dönem’e ait olduğu düşünülen işlenmiş ahşap kalıntıları bulundu. Erken Tunç Çağı kromlekli mezarlarının altında saptanan ahşap kalıntı­ları, Yenikapı kazılarından sonra İstanbul’da keşfedilen en önemli organik bulguları oluşturuyor.

    VAN – KANİYA BEKAN / MÖ 1200

    Nekropolde ameliyatlı kafatasları

    Van’ın Çatak ilçesindeki Kaniya Bekan Nekropolü’nde, Van Müzesi başkan­lığında yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan 400 iskeletten 30’unun kafatasında ameliyat izleri (trepanas­yon) saptandı. Anadolu’da Neolitik Dö­nem’den itibaren görülen trepanasyon uygulamasının nedeni hakkında görüş­birliği bulunmuyor. Bir grup biliminsanı bunu tıbbi sebeplerle ilişkili görürken, kimi uzmanlar trepanasyonun dinsel temelli bir pratik olduğunu savunuyor.

    Gundem_Arkeoloji_3

    VAN – KÖRZÜT KALESİ / MÖ 900

    Erken Urartu döneminden izler

    Van Müzesi başkanlığında Muradiye yakınlarındaki Körzüt Kalesi’nde gerçekleştirilen kazı­larda Urartu yazıtları keşfedildi. Urartu Kralı Menua dönemine ait olduğu düşünülen yazıtlar, iki taş blok üzerine 6 sıra çivi yazı­sıyla yazılmış. Sözkonusu yazıt­lar, Erken Urartu Dönemi’ne ait olmaları nedeniyle son derece önemli bulgular kategorisinde değerlendiriliyor.

    Gundem_Arkeoloji_4

    ÇORUM – BOĞAZKÖY / MÖ 800

    Demir Çağı’ndan eşsiz bir parça

    Hattuşa Antik Kenti’nde Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Andreas Scha­chner başkanlığındaki kazılarda fildişi bir süsleme parçası bulundu. Yaklaşık 30 cm. uzunluğunda, 10 cm. genişliğindeki fildişi parçada, parlak zemin üzerine kazınmış sfenks ve aslan figürleri ile iki hayat ağacı motifi yer alıyor. Demir Çağı için eşsiz bir eser olan fildişi parçanın mobilya aksamı olduğu düşünülüyor.

    Gundem_Arkeoloji_5

    AMASYA – OLUZ HÖYÜK / MÖ 700

    Kare planlı yeni sunak ve ateş ocağı

    İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevket Dönmez başkanlığında de­vam eden Oluz Höyük kazılarında Med Dönemi’ne ait sunak keşfedildi. Sunak, Kubaba Kutsal Alanı’nda ortaya çıkarıl­dı. Geç Frig Dönemi’nde inşa edilen an­cak Med Dönemi’nde “kutsal ateş ocağı” ve platform gibi eklentilerle müdahale gören sunağın kare planlı tapınakların en erken örneği olduğu düşünülüyor.

    Anafi 1.8.2

    KAHRAMANMARAŞ – TANIR YASSI HÖYÜK / MÖ 600

    Anadolu’da nadir bir Pers yapısı

    Ahi Evran Üniversitesi’nden Dr. Elif Baştürk başkanlığında yürütülen Tanır Yassı Höyük kazılarında, Akha­imenid (Pers) Dönemi’ne tarihlenen mimari kalıntılar saptandı. Avlulu bir komplekse ait olduğu gözlenen yapı, nitelikli taş döşemeleriyle dikkati çeki­yor. Anadolu’da nadir olarak görülen Akhaimenid yerleşmeleri, Perslerin Anadolu’yu işgali sırasında ve sonra­sında kültürel bir değişim gerçekleş­tirmediklerine işaret ediyor.

    Gundem_Arkeoloji_7

    BARTIN – AMASTRİS / 200

    Afrodit ama su perisi

    Amasra Müzesi başkan­lığında modern Amasra içinde yer alan Amastris Antik Kenti’nde yapılan kazılarda Afrodit heyke­li bulundu. Figürün aynı zamanda su perisi Nym­phe özellikleri taşıması­nın Anadolu arkeoloji­sinde ilk defa gözlendiği ifade ediliyor.

    Gundem_Arkeoloji_9
    Gundem_Arkeoloji_8

    MUĞLA – STRATONİKEİA / MÖ 152

    ‘Dans eden Mousa’ heykeli

    Pamukkale Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bilal Söğüt başkanlığında yürütülen Stratonikea Antik Kenti kazılarında, antik dönem mitolojisinin ilham perilerinden olan “Dans eden Mousa” heykeli ortaya çıkarıldı. MÖ 2. yüzyılın meşhur heykelt­raşlarından Philiscus’un yaptığı bilinen ve Zeus ile Mnemosyne’nin kızları olan ilham perilerinden “Dans eden Mousa”nın, Anadolu ve Yunanistan’da sadece Roma dönemi kopyaları biliniyor.

    ADIYAMAN – PERRE / 100-300

    Sabbion ve Maxiadas burada yatıyor

    Adıyaman Müzesi başkanlığında Perre Antik Kenti’nde Roma Dönemi’ne ait 17 Khamosorion tipi lahit içeren bir mezar odası bulundu. Lahitlerden birinin üzerin­de, kazıma tekniğiyle yapılmış Sabbion ve Maxiadas isimli erkek ve kadın adları tespit edildi. Sözkonusu yazıt, Anadolu’da bir Kha­mosorion lahit üzerindeki ilk örnek.

    Gundem_Arkeoloji_10