Etiket: florence nightingale

  • Teşhis-ameliyat hekimde bakım-iyileştirme hemşirede

    Teşhis-ameliyat hekimde bakım-iyileştirme hemşirede

    Modern hemşireliğin kurucusu Florence Nightingale’in (1820-1910) doğduğu gün olan 12 Mayıs, dünyada ve Türkiye’de Uluslararası Hemşireler Günü olarak kutlanıyor. Kırım Savaşı (1853-56) sırasında Selimiye Kışlası’nda hasta ve yaralı askerlerin bakımını sağlayan Nightingale’den bugüne, Türkiye’de hemşireliğin gelişimi ve profesyonelleşmesi.

    Hemşirelik, çağlar boyun­ca bilim ve teknolojideki ilerlemelerin yanısıra toplumun değişen sağlık ihtiyaç­larına göre gelişti, evrildi. Ne var ki hemşireliğin öteden beri esas olarak kadınlar tarafından üstle­nilmesi ve evlerde gerçekleşmesi sebebiyle; bu mesleğin köklerini saptamak pek kolay değil. Tarih yazıldığından beri insanlar hasta ve yaralılarla ilgilenmişler ve bakım eylemi hep olagelmiş. Bakıcı rolü geleneksel olarak kadınlara, şifacılara, şamanlara düşmüş; doğrudan gözlem ve de­neme-yanılma yoluyla öğrenilen bilgi ve tecrübe nesiller boyunca hem birikmiş hem de ustalardan çıraklara aktarılmış.

    19. yüzyılın ortalarına kadar, bir meslek olarak görülmeyen hemşireliğin kurumlaşmasıda mümkün olmamıştı. Kırım Savaşı (1853-56) sırasında Seli­miye Kışlası’nda beraberindeki bir grup gönüllü kadın ile hasta ve yaralı askerlerin bakımını sağlayan Florence Nightingale, bu faaliyetler sayesinde ölüm oranının ciddi biçimde düştü­ğünü rakamlarla ortaya koydu. Nightingale, hemşirelikte ilk defa epidemiyolojik çalışmaları ve istatistiksel yöntemleri haya­ta geçirdi, hastane kurallarını düzenledi. Bir meslek olarak hemşireliğin ilk tanımını da 1859’da Florence Nightingale yaptı; 1860’ta Londra’da ilk sekü­ler hemşire eğitim kurumu olan St. Thomas Hemşirelik Okulu’nu açarak hemşireliğin saygın bir meslek olarak hayata geçmesini sağladı (Florence Nightingale: Hemşireliğin Ötesinde, #tarih, s: 62, Temmuz 2019).

    Tip-Tarihi-1
    Amiral Bristol Hemşirelik Okulu 1929 mezunları (Nuran Yıldırım, Türkiye’de Hemşirelik Tarihi, 2014).

    Bizde ise 14 Mart 1827’de Tıbhane-i Amire’nin kurulması bir milat olmuş ve tıbbın yönü artık eski usullerden çağın bilimsel yöntemlerine doğru çevrilmişti. Dönemin normlarına uygun hekimler ye­tişmeye başlamış olsa da, yardımcı sağlık personeli geleneksel usta-çırak usulüyle çalışıyordu. Osmanlı toplumunda çocuk ölümlerinin sık olması ebelerin eğitimsizliğine bağlanı­yor; 1842’de çıkarılan bir fer­manla, ebelere eğitim verileceği ve diplomasız ebelere çalışma ruhsatı verilmeyeceği ilan edi­liyordu. 1842-43 eğitim yılında Tıbbiye-i Şahane’de 2 yıllık ebe sınıfı açıldı. Ebe sınıfı yalnızca eğitimli ebeler değil hastabakıcı­lar da yetiştirecek ve hemşirelik eğitiminin de yolunu açacaktı. 1889’dan itibaren ebe sınıfı programına teorik ve uygulamalı “hastabakıcılık usulü” dersleri de eklendi.

    1898’de açılan Gülhane Seriri­yat Hastanesi’nde ilk defa hasta­bakıcı eğitiminin yanısıra düzen­li hastane hemşireliği de başladı. Dr. Robert Rieder’in yönetimin­deki hastanede Almanya’dan gelen rahibe hastabakıcılar çalışıyordu; “şvester” (schwes­ter- kız kardeş) diye hitap edilen bu kadınlara, zamanla “hemşire” diye hitap edilir olmuştu. Farsça kökenli hemşire (hem-şîre, aynı sütten) sözcüğü, kız kardeş anla­mında kullanılıyordu. Türkiye’de hemşirelik hizmetlerinde ilk örnekleri oluşturan bu kadınlar, mesleklerinin farkına varıl­masında ve benimsenmesinde büyük rol oynadılar. 1907’de Londra’da yapılan Kızılhaç Kongresi’ne katılan ve Florence Nightingale ile tanış­ma fırsatı bulan Dr. Besim Ömer Paşa, hemşireliğin bir meslek ol­duğuna ve eğitim gerektirdiğine kanaat getirmişti. Yurda döndü­ğünde hemşirelere olan ihtiyacı ve bir hemşire okulunun açılması gerektiğini Hilal-i Ahmer Cemi­yeti’ne bildirdi. 1912’de Washin­gton’da yapılan Kızılhaç Kongre­si’ne de katılan Dr. Besim Ömer Paşa, “Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ne Tekliflerim” başlığı ile kaleme aldığı raporda hemşire okulları açılmasının zarureti­ni yineleyecekti. Bu haklı istek ancak cumhuriyet döneminde gerçekleşecek ve Dr. Besim Ömer Paşa, Türkiye’de modern hemşi­reliğin kurucusu olacaktı.

    Trablusgarp Savaşı’nda yaşa­nan ağır kayıplar sağlık hizmet­lerinin yetersizliğini meydana çıkardı ve Hilal-i Ahmer Cemiyeti 1912’de İstanbul-Kadırga’daki hastanede ilk defa gönüllü ka­dınlar için 6 aylık bir hemşirelik kursu açtı. Bu kursu bitirenler, Balkan Savaşları ve 1. Dünya Savaşı cephelerinde gönüllü hemşirelik yapanlar olacaktı.

    Tip-Tarihi-2
    Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nde yapılan hemşirelik derslerinde Besim Ömer Paşa ve öğrencileri (Nuran Yıldırım, Türkiye’de Hemşirelik Tarihi, 2014).

    Amiral Bristol Hemşirelik Okulu, Türkiye’de hemşirelik alanında formel eğitim veren ilk kurum oldu. 1920’de İstanbul’da Amiral Bristol Amerikan Has­tanesi’ne bağlı “Hasta Bakıcılık Dershanesi” olarak kuruldu; cumhuriyetin ilanından sonra yabancı okul statüsünde öğre­nimini sürdürdü; eğitim süresi 1931’e kadar 2 yıl 6 ay iken daha sonra 3 yıla çıkarıldı. 1957’de eği­tim süresi 4 yıla çıkarılan kuru­mun diplomaları Millî Eğitim Ba­kanlığı tarafından onaylanarak, okula “Amiral Bristol Hastanesi Özel Hemşire Sağlık Koleji” adı verildi. Okulun adı 1976’da “Ami­ral Bristol Hemşirelik Lisesi”, 1981’de de “Amiral Bristol Sağlık Meslek Lisesi” olarak değiştirildi. 1991’de kapatılma kararı alınan okul, 1992-1993 eğitim yılında Millî Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı onayı ile lise sonrası 2 yıllık bir programla eğitime devam etti. 1998-1999 eğitim yılında bu program kaldırılarak yüksek okula dönüştürüldü. Günümüzde “Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu” olarak eğitime devam etmektedir.

    Kızılay Özel Hemşirelik Lisesi ise Türkiye’nin ilk ulusal hemşi­relik okuludur. 1. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında eğitimli hemşireliğin önemi anlaşılmış, 1924’te İstanbul’da yapılan Hilal-i Ahmer Kongresi’nde Aksaray Sinekli Bakkal Kazasker Ali Bey Konağı’nda hemşirelik okulu açılmasına karar verilmişti. Bu konak Halide Edip Adıvar’ın gelin gittiği, içinde yaşadığı yıllarda Sinekli Bakkal romanını yazdığı konaktı ve hemşire mektebi yapılmak üzere Kızılay’a bağış­lanmıştı.

    Tip-Tarihi-4
    Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin yardım çalışmalarına gelir toplamak amacıyla bastırdığı kartpostallarda hemşireler (üstte). 23 Haziran 1941 tarihli Vakit gazetesi haberi.
    Tip-Tarihi-3

    Böylece cumhuri­yetin ilk hemşire okulu 1925’te Hilal-i Ahmer Cemiyeti tarafından “Hilal-i Ahmer Has­tabakıcı Mektebi” adı ile İstanbul’da 16 öğrenciyle eğitime başladı. İlk 10 yılında ka­bul şartları “okur-yazar, iyi ahlak sahibi ve vücutça sağlam olmak” diye belirlenmişti. 1936’dan itibaren ortaokul mezunu kız öğ­rencileri kabul eden parasız yatılı okulun öğrenim süresi 2 yıl 3 ay­dan 3 yıla çıkarıldı. 1958’den iti­baren 4 yıllık ebelik ve hemşire­lik programına geçen okul, 1974 sonrası giriş sınavı ile öğrenci kabul etmeye başladı. 1995-1996 Yüksek Sağlık Şurası’nda alınan “temel hemşirelik eğitiminin üniversite düzeyinde verilmesi” kararı gereğince, sağlık meslek liselerinde hemşirelik eğitimine son verildi ve okul da 2000’de son mezunlarını verdi.

    Kızılay Özel Hemşirelik Lisesi, kurulduğu 1925’ten 2000’e kadar 2.718 hemşire mezun vermişti. 2000-2004 arasında “Kızılay Özel Sağlık Meslek Lisesi” olarak acil tıp teknisyenliği ve laboratu­var teknisyenliği bölümlerinde eğitime devam eden okul, 2004’te Türkiye Kızılay Derneği’nin aldığı kararla eğitim faaliyetine son verdi.

    Askerî Hemşirelik Okulu 1939’da Ankara’da Millî Savun­ma Bakanlığı’na bağlı olarak açıldı. 1947’de kapatılan okulun öğrencileri Kızılay Özel Hemşire Okulu’na devredildi. Okul, 1972- 73 ders yılında Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde yeniden sağlık meslek lisesi olarak açıldı.

    Tevfik Sağlam Hemşirelik Lisesi, 1943’te Verem Savaş Der­neği İstanbul Erenköy Sanator­yumu’nda tüberküloz hemşiresi yetiştirmek üzere 2 yıllık bir okul açtı; daha sonra Sosyal Sigortalar Kurumu’na bağlanarak öğretim süresi 4 yıla çıkarılan okul, SSK Sağlık Meslek Lisesi adını aldı.

    1946’dan itibaren Türkiye’nin pek çok şehrinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na bağlı hemşi­re, laborant, ebe yetiştiren “Sağlık Kolejleri” açıldı. 1946’da ilk olarak Haydarpaşa Numune ve 1947’de Şişli Çocuk Hastanesi’nde açılan hemşire-laborant okullarını; 1949’da Ankara; 1952’de Erzu­rum, Trabzon, Sivas ve İzmir; 1953’te Diyarbakır ve diğer illerde açılan okullar izledi. Açılış amacına göre hemşire, laborant ve ebe yetiştirilen bu okullarda 1958’e kadar ortaokuldan sonra 3 yıl olan eğitim süresi 4 yıla çıka­rıldı. Sağlık Kolejleri adıyla anılan bu okullar 1976’da Sağlık Meslek Liseleri oldu. 1955’te açılan Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, Avrupa ve Türkiye’de üniversite düze­yinde eğitim veren ilk hemşirelik okulu oldu. 1961’de Hacettepe Üniversitesi, İstanbul’da Floren­ce Nightingale, 1982’de Atatürk ve Cumhuriyet Üniversiteleri, 1985’te Gülhane Askerî Tıp Akademisi; daha sonraki yıllarda Marmara, Dokuz Eylül, Gazi Üni­versiteleri’ne bağlı Hemşirelik Yüksek Okulları açıldı.

    1985’te meslek yüksek okullarının 2 yıllık hemşirelik programları ve 1991’de Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fa­kültesi’nin Hemşirelik Önlisans Programı açıldı. 1996’da Ba­kanlar Kurulu kararıyla sağlık meslek liseleri, sağlık hizmetleri meslek yüksekokulları, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakül­tesi hemşirelik, ebelik ve sağlık memurluğu programına öğrenci alınmasına son verildi. Bugün birçok üniversitede yer alan hemşirelik fakültelerinde eğitim süresi 4 yıldır ve lisans diploması verilmektedir.

    Hemşirelik alanında ilk defa Hacettepe Üniversitesi’nde 1968’de yüksek lisans ve 1972’de doktora programları açıldı. Günümüzde birçok üniversitenin yüksek lisans ve doktora prog­ramları vardır.

    Tip-Tarihi-5
    Hilal-i Ahmer Cemiyeti, Cağaloğlu Hastanesi sağlık heyeti, 1915.

    1933’te İstanbul’da gönüllü hemşireler tarafından kurulan Türk Hastabakıcılar Cemiyeti, 1943’te yeniden düzenlenerek Türk Hemşireler Derneği adını aldı. Günümüzde birçok ilde şubesi olan Türk Hemşireler Der­neği, 13 Haziran 1949’da Ulusla­rarası Hemşireler Konseyi (ICN-International Council of Nurses) üyesi oldu. 1954’te “6283 Sayılı Hemşirelik Kanunu” yürürlüğe girerken, mesleğin statüsünü koruyucu yasal önlemler geti­rildi. 2007’de yenilenen kanunla erkekler de mesleğe girerken, hemşire unvanını almak için fakülte ve yüksekokul mezunu olma şartı getirildi.

    Hemşireliğin profesyonel bir meslek olduğu, Uluslara­rası Hemşirelik Konseyi (ICN) tarafından 1975’te Singapur’da onaylandı. Bu tanıma göre hem­şire, temel hemşirelik öğretim programını tamamlayarak ülkesinde bu mesleği uygulamak üzere nitelik ve yetki kazanmış, yetkisi onaylanmış profesyonel kişidir.

    Tip-Tarihi-Kutu-Nesime
    Nesime Dölen

    BALKAN VE ÇANAKKALE SAVAŞI

    İlkler: Nesime Dölen ve Safiye Hüseyin Elbi

    Tip-Tarihi-Kutu-Safiye
    Safiye Hüseyin Elbi

    İlk Türk hemşirelerden Safiye Hüseyin (Elbi) ve kardeşi Nesime (Dölen) Ha­nım, Balkan Savaşı’nda İngiliz Kızılhaç Cemiyeti’nin kurduğu Asâr-ı Atika Müzesi Hastanesi’nde görevlendiril­di. Burada hasta ve yaralı askerlere bakan, ayrıca ameliyat hemşireliği de yapan iki kardeşe, İngiliz Kızılhaç ve Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyetleri tarafından madalya verildi. Balkan Savaşı’nın ardından Nesime Hanım hemşirelikten ayrıldı; ablası Safiye Hüseyin Çanakkale’den İstanbul’a ağır yaralıları taşıyan Reşit Paşa gemi­sinde görev yaptı. 1925’te açılan Kızılay Hemşirelik Okulu kurucularından oldu; Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin 1921’de verdiği Florence Nightingale Madalyası’nı aldı. 1933’te kurulan Türk Hasta Bakıcılar Cemiye­ti’nin kurucu üyesi Safiye Hüseyin Elbi, cemiyetin başkanlığını da üstlendi. Safiye Hüseyin Elbi 1964’te, Nesime Dölen 1976’da vefat etti.

    (Türkiye’nin Florence Nightingale’i: Safiye Hüseyin Elbi. Muzaffer Albayrak; #tarih: s. 70, 2020)

    ÜNİVERSİTELİ UZMAN

    Esma Deniz: Türkiye’nin ilk ‘yüksek’ hemşiresi…

    Tip-Tarihi-Kutu-Esma

    Kavala 1902 doğumlu Esma (Deniz) Ha­nım, Çamlıca İnas Sultanisi’ni 1922’de bitirdi ve aynı yıl Amiral Bristol Hemşire­lik Okuluna girdi; 2 yıl 3 ay süren eğitimin ardından 1924’te mezun oldu. Okulda öğretmen ve uygulama hemşiresi olarak çalışan Esma Hanım; ardından yüksek öğrenim için Columbia Üni­versitesi’ne gitti ve 1929’da hemşirelik lisans, 1930’da yüksek lisans diploması alarak yurda döndü. 1931’den itibaren önce Hıfzıssıhha Enstitüsü’nde çalıştı. 1937-1943 arasında Kızılay Hemşirelik Okulu’nda öğretmenlik, 1945’e kadar ise yöneticilik yaptı. Amiral Bristrol Hemşirelik Okulu’nda, Şişli Hemşire Ebe ve Laborant Okulu’nda müdür olarak hizmet veren Esma Deniz, sonraki yıllar­da Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’n­da, Hacettepe Hemşirelik Yüksekoku­lu’nda, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Enstitüsü’nde de çalıştı; 1972’de emekli oldu.

    1985’te yapılan bir röportajda “hemşirelik mesleğine ilgi duymamın kökenleri savaşlardan, özellikle Millî Mücadele’den kaynaklanıyor. Ülke­mizin işgal edildiğini görmek üzüntü vericiydi hatta daha doğrusu kabul edilemez bir şeydi… Ülkeme hizmet et­mek istedim. Hemşirelere ihtiyaç oldu­ğu aşikardı…” diyordu. 1933’te gönüllü hemşireler tarafından İstanbul’da kurulan Türk Hastabakıcılar Cemiyeti, 1943’te yeniden düzenle­nerek Türk Hemşireler Derneği adını aldı ve Esma Deniz derneğin ilk başkanı seçildi. 1954’teki 6283 Sayılı Hemşirelik Kanunu’nun hazırlanma aşmasında da aktif olarak çalışan Esman Deniz, 21 Temmuz 1997’de hayata veda etti.

    Tip-Tarihi-Kutu-Fahrunnisa

    VAKIF-OKUL-FAKÜLTE

    Fahrünnisa Seden: Nightingale’in izinde

    1907 İstanbul doğumlu, 1926 Arnavutköy Ame­rikan Kız Koleji mezunu Fahrünnisa Hanım, aynı yıl ABD-Detroit’te başladığı Henry Ford Hemşirelik Okulu’ndan 1929’da mezun oldu. 1947’de Atlantic City’de yapılan 9. Uluslararası Hemşirelik Konseyi’ne katılan Fahrünnisa Seden; burada edindiği izlenimlerinden yola çıkarak Florence Nightin­gale’in hemşireliğin temellerini attığı Türkiye’de onun adı ile anılan bir eğitim kurumu meydana getirme fikrini geliştirdi. Bu doğrultuda 22 Mart 1956 Florence Nightingale Hemşire Mekteple­ri ve Hastaneleri Vakfı’nı kuracak; 1961’de ise Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na bağlı olarak Florence Nightingale Hemşirelik Yüksek Okulu’nu öğretime açacaktı (1975’te İstanbul Tıp Fakülte­si’ne, 1982’de İstanbul Üniversitesi’ne bağlanan okul, günümüzde Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi olarak İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa çatısı altındadır). Halk Sağlığı Niçin? Nasıl? (İtimat Kitabevi, İstanbul 1968) kitabının yazarı olan Fah­rünnisa Seden, 1984’te vefat etti.

  • Florence Nightingale: Hemşireliğin ötesinde

    Florence Nightingale: Hemşireliğin ötesinde

    Dünya, Florence Nightingale’i hemşireliğin saygın bir kariyere evrilmesinde başrolü oynayan cesur ve fedakâr bir kadın olarak tanıdı. Oysa o insanlık için bundan çok daha fazlasını yapmıştı. Mükemmel bir matematikçi, Virginia Woolf’u da etkileyen kuvvetli bir feminist kalem, istatistik bilimine öncülük eden parlak bir zeka… Olağanüstü bir kadının, sıradışı portresi. 

    Dünya, Florence Nightingale’i hemşireliğin saygın bir kariyere evrilmesinde başrolü oynayan cesur ve fedakâr bir kadın olarak tanıdı. Oysa o insanlık için bundan çok daha fazlasını yapmıştı. Mükemmel bir matematikçi, Virginia Woolf’u da etkileyen kuvvetli bir feminist kalem, istatistik bilimine öncülük eden parlak bir zeka… Olağanüstü bir kadının, sıradışı portresi. 

    florance
    Florence Nightingale’in 1858’de çekilen fotoğrafı. 

    İngiliz yüksek sınıfına mensup, varlıklı ve eğitimli bir ailenin ikinci kızı, 12 Mayıs 1820 tarihinde İtalya’nın Floransa şehrinde doğduğunda, ona hayata gözlerini açtığı şehrin adı verildi: Florence. Baba William Edward Nightingale ve anne Frances Smith bir yıl önce Napoli’de doğan ilk kızlarına da bu şehrin eski Yunanca adını -Parthenope- vermişlerdi. 

    Florence ve ablası Parthenope, eve gelen özel öğretmenlerden aritmetik, botanik, Fransızca, coğrafya, resim, piyano dersleri aldılar. Babaları Cambridge Trinity Koleji’nden mezundu ve kızlarına evde matematik, Latince ve Yunanca dersleri veriyordu. Florence da matematiği çok seviyordu. 

    Aileye büyük bir miras kalmıştı; kışları Hampshire’da 100 dönüm arazi içinde bir malikanede, yazları ise Derbyshire’da 14 odalı bir diğer malikanede yaşıyorlardı. Kıta Avrupası’na seyahatlere çıkıyorlar; İtalya’nın ve Paris’in sanat dünyasını yakından takip ediyorlardı. 

    e6ce9fd7485ed5e64c70e04204a70e90
    Kırım Savaşı’nda Florence Nightingale’i Kırım Savaşı sırasında Selimiye Kışlası’nda kurulan Üsküdar Hastanesi’nde bir İngiliz hastayla ilgilenirken gösteren yağlıboya tablo. Henrietta Rae, 1891. 

    Bu bilim ve sanat ortamında tanıma fırsatını buldukları insanlardan biri de matematikçi Charles Babbage idi. 1840’ta Florence artık 20’sindeydi ve el işlemelerinde değil çocuk yaşlarından beri büyülendiği matematikte ilerlemek istemesine ailesi şiddetle karşı çıkıyordu. Uzun süren bir duygusal mücadeleden sonra ebeveynlerinden nihayet izin alan Florence, matematik üzerine çalışma fırsatı yakaladı. 

    1844’e gelindiğinde, ilk yedi yılını geride bırakan Victoria Devri’nin keskin sınıfsal kalıpları Florence’a dar gelmeye başladı. Hemşirelikle ilgileniyordu; fakat bu hevesi ailesi tarafından hiç hoş karşılanmıyordu. Çünkü 19. yüzyılın ortalarında, hemşirelik sadece yoksul alt sınıfların yapacağı bir işti ve Florence’ın bu hevesi, ailenin ait olduğu sosyal seviyeyle hiç bağdaşmıyordu. Fakat Florence ısrarlıydı; artık geri dönüşü olmayan bir yol ayrımına gelmişti. Ait olduğu sosyal sınıfta bir kadından beklenen standart mecburiyetler vardı; piyano çalmak, nakış işlemek, davetlere katılmak, evlenmek, anne olmak, eşini ve çocuklarını mutlu etmek gibi… O bütün bunlarla uzlaşamıyordu. Ancak zekasını kullanarak kendini ifade edebileceği işlerle tatmin olabileceğinin farkındaydı. 

    3
    Nightingale, feminist külliyatın ilham verici eserlerinden Cassandra’yı 1852’de tamamlamıştı.

    Aile dostlarıyla birlikte 1849’da çıkılan ve birkaç yıl süren bir Avrupa ve Mısır seyahati sırasında Florence, farklı hastaneleri gözlemleme fırsatı bulmuş; 1850’nin başlarında Mısır’ın İskenderiye şehrinde Katolik Kilisesi’ne ait bir hastanede kısa süreli bir hemşirelik eğitimi almış; bunun üzerine, artık kızının evlenmekte gözü olmadığına ikna olan babası da hemşire olmak üzere eğitim almasına razı gelmişti. Nihayet Florence, 1851’de Almanya’nın Düsseldorf kenti yakınlarındaki Kaiserswerth’e giderek üç ay süren bir eğitim aldı. Daha sonra bir süre de Paris’te bir hastanede bulunduktan sonra 1853’te Londra’ya dönerek bir hasta bakımevinde gönüllü hemşire olarak çalışmaya başladı. 

    Feminist düşünce ve Cassandra 

    Yüksek sınıfın tüm zenginliğine karşın kadınlar için belirlediği sosyal rol, Florence için yaşayan bir ölü olmak anlamına geliyordu. Evliliği reddedebilmesi, ailesi ile yıllarca süren bir mücadelenin sonunda kazandığı bir zaferdi. Bu zaferin anlamı büyüktü; babası tarafından ona yıllık 500 pound bir gelir bağlanmış ve bu şekilde ekonomik bağımsızlığını kazanmıştı. Bu aynı zamanda, uzun yıllardır içinde yaşadığı çaresizlik duygusunun bir isyana evrilmesinin sonucuydu. Yunan mitolojisinde Apollo’nun aşkını reddettiği için lanetlenen Cassandra’nın kimliğinde 1850 yılının başlarında yazdığı makalede bu isyanı dillendiriyor ve bir kadın olarak tutsak edildiği geleneksel değer yargılarına başkaldırıyordu. Cassandra’yı 1852’de Kırım’a gitmeden önce tamamlamıştı; ancak Suggestions for Thought adlı kitabın içinde 1860’ta yayımlayabildi. Cassandra daha sonra Ray Strachey ile Virginia Woolf’u da etkileyerek kadın yazarlığın evriminde bir dönüm noktası olacaktı. Florence böylece ilk feministlerden biri kabul edilecek, tarihte hemşirelikten ayrı bir yere daha sahip olacaktı. 

    Üsküdar’daki iyilik meleği Florence Nightingale (ortada) ve İngiliz subaylar ile hastane yöneticileri Selimiye Kışlası’na getirilen yaralı bir askeri karşılıyor. C. Barrett, Bakır Klişe Baskı, 1855.  

    Kırım Savaşı ve İstanbul 

    19. yüzyılın ortasında Rusya ile Avrupa ülkeleri ittifakı (İngiltere, Fransa ve sonradan dahil olan Sardunya) arasında, Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki çatışmalar Kırım’da bir savaşa dönüşmüştü. Avrupa halkı bu ilk modern savaşla ilgili gelişmeleri anbean takip edebiliyordu; çünkü telgraf icat edilmişti. Fotoğraf makinesinin ilk kez kullanıldığı bu savaşta, savaş muhabirliği de başlamıştı. 

    1854’ün 20 Eylül tarihli The Times gazetesinde, savaştaki İngiliz sağlık tesislerine dair ağır bir eleştiri yazısı yayımlanması üzerine, İngiltere Savaş Bakanı Sidney Herbert, ahbabı olan Florence Nightingale’e bir mektup yazdı. Bu mektupta Nightingale’e, Kırım Savaşı’na katılan İngiliz birlikleri için Türkiye’deki İngiliz hastanesinde hemşirelik hizmetlerini kurmasını teklif etti. Bu ricayı tereddütsüz kabul eden Nightingale, kendisine eşlik eden 38 kişilik gönüllü hemşire grubu ile 4 Kasım 1854 tarihinde Üsküdar’a ulaştı. Bu bir ilkti: Tarihte ilk defa kadınlar resmî olarak ordu hizmetine alınıyordu. İstanbul’a geldiğinde, Florence Nightingale kendisini büyük bir kaosun içinde bulmuştu. Kışla hastanesi çok kirliydi; ne yeterli besin vardı ne de yatak-yorgan. Her yer fare ve pire kaynıyordu. Hemşireler etrafı temizlemekle işe başladılar. Sonra askerlerin karınları düzenli doyurulmaya, kıyafetleri temizlenmeye başlandı. Tıbbi kayıtlar acınacak haldeydi; doğru düzgün hiç kayıt yoktu. Hastaneler arasında koordinasyon da sağlanamıyordu; her bir hastanenin kendine göre yöntemleri vardı. Ölüm kayıtları bile düzenli değildi; ortada ölümleri kaydedilmemiş yüzlerce ceset vardı. Öncelikle bir kayıt sistemi geliştirildi. Bütün veriler biriktirilecek, organize edilecek ve saklanacaktı. Bu sistem daha sonra sivil ve askerî hastanelerde de kullanıldı. 

    Bir kadın olarak askerî otoriteyle de mücadele etmek zorundaydı ama her şeye rağmen hastane sisteminde bir reform yapmalıydı. Üsküdar’a ilk geldiğinde gördüğü manzara nedeniyle, kolera ve tifüs gibi bulaşıcı hastalıkların niçin bu kadar yaygın olduğuna artık hiç şaşırmıyordu. Yaralı askerlerin hastanede hastalıktan ölme olasılığı, savaş alanındakilerden yedi kat fazlaydı. Bu izah edilmesi çok zor bir çelişkiydi. 

    crimeanwar
    William Simpson’un Nightingale’i hastanenin bir koğuşunu denetlerken gösteren resmi, 1856.

    Gönüllü hemşirelerin gayretiyle kısa bir zaman içinde çok bariz bir temizlik ve düzen sağlanmıştı ama bütün mücadeleye rağmen askerler ölmeye devam ediyordu. Tek bir kış boyunca dört bini geçen ölüm sayısı, görünüşte çok büyük değişiklikler olsa da aslında pek bir şeyin değişmediğini gösteriyordu. 

    1855 ilkbaharında İngiliz hükümeti tarafından görevlendirilen bir sıhhi komisyon Üsküdar’a geldi. Araştırmalarında suya lağım karıştığını farkettiler. Hastanelerin kanalizasyonlarının onarılması, dezenfeksiyonun sağlanması ve havalandırmanın düzeltilmesiyle birlikte, ölüm oranları da nihayet düşmeye başlamıştı. 

    Biriktirdiği verileri hastanedeki ölüm oranını hesaplamakta kullanırken, Nightingale’in yüksek matematik bilgisi de ortaya çıkıyordu. Hesaplar şunu gösteriyordu: Hastane hijyen şartlarının düzeltilmesi, ölüm sayısında bariz bir azalmaya yol açmıştı. Şubat 1855’ten itibaren mortalite oranı %60’dan %42.7’ye, baharla birlikte ise %2.2’ye kadar düşmüştü! Nightingale bu istatistik verileri kullanarak daha sonra “kutup dairesi” ismi verilecek olan grafiklerini oluşturdu. Bu grafikler Kırım Savaşı boyunca mortalitenin zamana göre seyrinin görsel olarak ifade edilmesini sağlayacaktı. 

    6
    Florence Nightingale’in Kırım dönüşü çekilen bir fotoğrafı, 1856.

    ‘Kutup dairesi grafikleri’ 

    Yerkürenin kutup dairelerine benzeyen bu grafiklerde, merkezdeki ortak noktadan ölçülen her bir renkli kama alanı istatistiksel bir oranı temsil ediyordu. Dış kısımdaki mavi alanlar kolera ve tifüs gibi bulaşıcı hastalıklardan ölümleri, merkezdeki kırmızı kamalar savaş yaralanmalarının sebep olduğu ölümleri, aradaki siyah kamalar ise diğer sebeplerden kaynaklanan ölümleri gösteriyordu. 

    Bölgedeki İngiliz hastanelerinde ölümler, 1855 Ocak ayında zirve yapmıştı; 2.761 asker bulaşıcı hastalıktan, 83 asker yaralanmadan, 324 asker de sair sebeplerden olmak üzere toplam 3.168 asker ölmüştü. Ordunun ortalama insan gücü, o ay için 32.393 idi. Bu bilgiyi kullanarak Nightingale, mortalite oranını her 10.000 kişi için 1.174 ve bulaşıcı hastalıktan her 10.000 için 1.023 olarak hesapladı. Bu mortalite oranı aynı şekilde devam etmiş ve birlikler sık sık değiştirilmemiş olsaydı, Kırım’da sadece hastalıklar tüm İngiliz ordusunu yokedebilirdi. Ancak bu sağlıksız koşullar sadece askerî hastanelerle de sınırlı değildi… 

    54cde687-cc44-4e35-8b85-2617db420be3
    Rakamları görselleştiren öncü istatistikçilerden olan Nightingale’in Nisan 1854-Mart 1855 dönemini kapsayan “Doğu’daki Orduda Ölüm Nedenleri Diyagramı” başlıklı grafiği . 

    İngiltere’ye dönüş 

    30 Mart 1856’da imzalanan barış antlaşmasından dört ay sonra, Ağustos 1856’da Florence Nightingale Londra’ya döndüğünde bir kahraman gibi karşılanmıştı. Çünkü Kırım’da, modern zamanların bu ilk savaşında telgraf kullanılmaya başlanmış; cepheden ve cephe gerisinden tüm Avrupa’ya eşzamanlı haber akışı sağlanmıştı. Savaş muhabirliği de –yukarıda belirttiğimiz gibi– ilk defa Kırım’da başlıyordu. Savaş devam ederken İngiliz gazetelerinde Florence Nightingale’in fotoğrafları ve haberleri yayımlanmış; böylelikle büyük bir hayran kitlesi oluşmuştu. 

    8
    Öğrencileriyle birlikte Florence Nightingale, kurucusu olduğu ve adını taşıyan hemşirelik okulunun mezunlarıyla, 1886 (üstte). Vefatından dört yıl önce, Saint Secret’deki evinde, 1906 (altta). 
    10

    Bu kahramanlık hikâyeleri kendisini kişisel olarak hiç cezbetmiyor; tam tersine o gölgede kalmayı tercih ediyordu. Ancak derdini anlatabilmek için de bu popülerliği kullanmaktan çekinmiyordu. İstatistik sonuçlar ışığında, bütün askerî hastanelerde sıhhi yönden bir reformun gerektiğini düşünüyordu. Başbakan Lord Palmerston dışında Kraliçe Victoria ve Prens Albert’ın da hemen dikkatini çekmiş; Kırım dönüşünün haftasında Kraliçe Victoria tarafından huzura çağrılmıştı. İşine olan tutkusu ve hâkimiyeti ile onları etkilemesi ve desteklerini kazanması zor olmadı; Kraliçe’nin mâli desteği ile bir fon oluşturularak Kraliyet Askerî Sıhhiye Komisyonu kurulacak ve kendisi dışında İngiltere’nin en önemli istatistikçisi William Farr ve ordu doktoru Thomas Graham Balfour da bu komisyonda yer alacaktı. 

    11
    90 yaşında hayata veda Florence Nightingale’in vefat haberini duyuran İngiliz gazetelerinin kupürleri.

    Farr, Nightingale’in fikirlerini destekliyordu ve karşılıklı mektuplarla başlayıp 20 yıl sürecek bir dostluk bu şekilde başladı. Florence Nightingale’in Kırım Savaşı’nın ilk yedi ayı boyunca biriktirdiği istatistik veriler William Farr tarafından da ayrıca analiz edildi. Bu kayıtlar daha sonra modern istatistiğin bilimsel bir disiplin olarak kurulmasında, halk sağlığının ve refahının belirlenmesi için istatistiğin kullanılmasında yol gösterici olacaktı. Nightingale, istatistik konusunda uzmanlaşmış olsa da Farr’ın analizleri son derece önemliydi. Birlikte tüm hastane istatistiklerini çıkardılar ve bu işbirliğinin ürünü olan Hastaneler Üzerine Notlar 1859’da yayımlandı. 

    İstatistik ve tıbbın işbirliği 

    Nightingale ve Farr rakamların resmedilmesinde dairesel diyagramları kullanan ilk istatistikçilerdi. İstatistik verilere bakmaya alışkın olmayanlar için grafiklerin ve görsel yöntemlerin kullanılmasını gerekli görüyorlardı. Florence Nightingale’in grafikleri sadece Kırım Savaşı sırasında askerler arasındaki beyhude ölümleri gözler önüne sermekle kalmadı; askerî ve sivil hastanelerdeki sağlık koşullarının düzeltilmesiyle ölümlerin önlenebileceği konusunda yetkilileri ikna etmeyi de başardı. 

    Florence Nightingale yalnızca askerlerle değil sivillerle de ilgileniyordu. 1858’de Londra hastanelerindeki kayıtları inceledi ve kayıt tutma yöntemlerinin revize edilmesi gerektiğini gördü. Hastalıkların sınıflandırılmasında standart sistem yoktu. Hastane istatistiklerini standart hale getirmek için kampanya başlatıldı; böylece karşılaştırmalı çalışmalara imkân olacaktı. Florence Nightingale tüm hastanelerde kullanılacak standart bir kayıt formu geliştirdi; bunu 1860’ta Londra’da düzenlenen Uluslararası İstatistik Kongresi’ne sundu ve bunların sonuçlarını 1862’de Journal of the Statistical Society of London dergisinde yayımladı. 

    Florence Nightingale’in istatistik yeteneği, askerî ve sivil hastanelerde gerçek bir sıhhi reforma neden olmuştu. 1858’de William Farr tarafından aday gösterilen Nightingale, Londra İstatistik Cemiyeti’ne seçilen ilk kadın üye oldu; 1874’te ise Amerikan İstatistik Cemiyeti tarafından kendisine onur üyeliği verildi. 

    Okulu, ödülleri ve nişanları 

    Kırım dönüşünde eklem sorunlarına yol açan kronik bir rahatsızlıktan muzdarip olan ve bu sebeple fiziksel bakımdan aktif bir hayat süremeyen Nightingale, her şeye rağmen ömrünün sonuna kadar çalışmayı sürdürdü ve sağlık standartlarının düzeltilmesine dair pek çok kitap yayımladı. İlk kitabı Hemşirelik Üstüne Notlar’ın 1860’ta yayımlanmasının ardından onu diğerleri takip etti. Yine o yıl kazandığı para ödüllerini bağışladığı bir fon ile Londra’da St. Thomas Hastanesi bünyesinde Nightingale Hemşire Eğitim Okulu’nu açtı ve böylece hemşirelik mesleği saygıdeğer bir kariyere dönüştü. 

    1883’te Kraliçe Victoria tarafından Florence Nightingale’e “Kraliyet Kızıl Haç Ödülü” verildi. 1907’de ise İngiliz liyakat nişanı “Order of Merit” sahibi ilk kadın oldu. 

    13 Ağustos 1910’da, 90 yaşında hayata veda etti. Hiç evlenmemiş, Tanrı’nın öyle istediğine inanmıştı. Oxford Üniversitesi’nde bir istatistik bölümü kurulmasını hayal etmişti ve bu hayali ölümünden bir yıl sonra Londra Üniversitesi’nde gerçekleşmişti. 1915’te Londra Waterloo Meydanı’nda orduya yaptığı katkılardan ötürü, hatırasına Kırım Anıtı dikildi. 

    Tarihin en çarpıcı kadın karakterlerinden biri olduğu şüphe götürmeyen Florence Nightingale, Victoria çağından günümüze hâlâ parlamaya devam eden bir yıldız. Hepimiz onu modern hemşireliğin kurucusu olarak tanıdık. Oysa o elinde feneriyle yalnızca hemşireliğin değil insanlığa dair iyiliğin, merhametin ve fedakarlığın sembolü oldu. 

    Sadece bir hemşire değildi Florence Nightingale; fenerin parlak ışığının arkasındaki bir biliminsanıydı aynı zamanda. 

    5ba82968-d191-490b-b367-b8bcb61c135b
    1855’te Florence Nightingale’in isteği üzerine Türk hükümeti tarafından İngilizlere verilen arazide Kırım Savaşı’nda yaralanıp ölen İngilizler de yatıyor: CWGC Haidarpasha Cemetery.