Etiket: ekonomik kriz

  • 1929 Ekonomik Krizi ve Kuraklık Güncesi


    amerikan tarihinin en yıkıcı ekonomik ve sosyal çöküşü olarak kabul edilen 1929 ekonomik krizi, dünya genelinde de büyük bir durgunluğa yol açtı. krizin ardından gelen ve 10 yıl süren kuraklık ise abd tarım sektörünü derinden sarstı. krediyle bankalara borçlanan çiftçiler borçlarını ödeyemeyince topraklarını kaybedip kaliforniya yollarına düştü. bankalar ise çiftliklerin sahibi oldu.

    ABD için 1920’li yıllar, ekonomik büyümenin, tüketim artışının ve sosyal değişimlerin dengesizlikleri de beraberinde getirdiği yıllardır. Sanayi üretimi hızla artarken otomobil, elektrikli aletler gibi yeni teknolojiler yaygınlaşarak tüketim toplumunun temelleri atılır. Daha fazla mal ve hizmet talebi eğilimindeki orta gelir sınıfı, kısa yoldan zengin olma hayali ile borsaya yönelir.

    24 Ekim 1929: Kara Perşembe
    1920’li yıllarda spekülatif işlemlere açık olan New York Borsası’nda (Wall Street) sürekli yükselen hisse senetlerine aşırı güven duyulmaktadır. 24 Ekim 1929 Perşembe günü borsada endeksin düşmesiyle büyük panik yaşanır. Kriz önce bankalara sonra da reel sektöre yansır; iflaslar başlarken işsizlik de peşinden gelir. Artık Amerika’da her dört kişiden biri işsizdir.

    ABD bankalarının I. Dünya Savaşı’nın tahribatını sarmaya çalışan Avrupa ülkelerine verdiği kredileri geri istemesiyle kriz Avrupa’ya sıçrar. Dünyada hammadde ve tarım ürünlerinde dramatik düşüşlere neden olan kriz, ihracatı tarım ürünlerine dayanan Türkiye’yi de etkiler. Türk lirası da değer kaybeder.

    Krizin Ardından Gelen Kuraklık
    Kriz tüm yıkıcı etkilerini sürdürürken ABD’nin Orta Batı bölgesinde kuraklık başlar. Kuru tarım yapılan arazilerde korozyona (aşındırma) neden olan toz fırtınaları dinmek bilmez. Kredi borçlu çiftçilerin toprakları bankaların eline geçer. Tarımda traktör ve modern tarım aletlerinin kullanılması işsizliği daha da artırır. Çaresiz çiftçiler iş bulma umuduyla Kaliforniya’ya doğru göç etmeye başlar.

    Stanford Üniversitesi’ndeki öğrenimini yarıda bırakıp New York’a giden genç John Steinbeck kriz çıkınca orada da tutunamaz. Kaliforniya’daki Pacific Grove kasabasına döner. Steinbeck o dönemi şöyle anlatır:


    “küçük kasabamızın banka müdürleri ve demir yolu işçileri postaneye üşüşüp simsarları arıyorlardı. herkes, az ya da çok, bir simsar olup çıkmıştı. öğle paydosunda tezgâhtarlar ve stenograflar gözleri borsa tablosunda sandviçlerini atıştırırken bir yandan da yığılan servetlerinin hesabını yapıyorlardı. sonra zemin çöktü ve ben bunu da tüm çıplaklığıyla görüyordum.”

    1930’lar İçin Bir Kılavuz
    “1929’u çok iyi hatırlıyorum. Onu biz yarattık (Şahsen ben değil ama çoğu insan yarattı). Borsada muhtemelen karşılığını ödeyemeyecekleri kâğıttan büyük servetler kazanmış insanların sarhoşluğunu ve mutluluğunu hatırlıyorum. ‘Bugün on dakikada on bin yaptım. Bak bakalım, bu hafta seksen bin eder.’

    Küçük kasabamızın banka müdürleri ve demir yolu işçileri postaneye üşüşüp simsarları arıyorlardı. Herkes, az ya da çok, bir simsar olup çıkmıştı. Öğle paydosunda tezgâhtarlar ve stenograflar gözleri borsa tablosunda sandviçlerini atıştırırken bir yandan da yığılan servetlerinin hesabını yapıyorlardı. Sonra zemin çöktü ve ben bunu da tüm çıplaklığıyla görüyordum.

    Big Boys, meşhur şahsiyetler, mülakat üstüne mülakat veriyordu. Bazıları müflis milyonerleri temin etmek için zaman çalıyordu. ‘Bu sadece doğal bir geriye yaslanma. Korkmayın alın, satın alın, durmayın.’ Bu arada Big Boys satış yapıyordu ve borsa yüzükoyun kapaklandı. Ardından panik başladı. Paniğin ardından şok. Piyasalar düşerken fabrikalar, madenler ve çelik işletmeleri kapandı. Ve sonra kimse hiçbir şey, yiyecek bile alamaz hâle geldi.

    Sonra insanlar küçük banka hesaplarını, bu hain dünyadaki tek kesin olan şeylerini hatırladı. Paralarını çekmek için bankalara koşuştular. Banka önlerinde kavgalar oluyor, kargaşa çıkıyor ve polis barikatları kuruluyordu.”

    Krizde Gündelik Yaşam
    “Büyük Buhran benim için mali bir şok değildi. Kaybedecek param yoktu ama milyonlar gibi ben de açlıktan ve soğuktan hoşlanmıyordum. İki şeyim vardı. Babamın Kaliforniya, Pacific Grove’da üç odalı küçük bir evi vardı. Oturmam için onu bana bırakmıştı. Bu birinci güvencemdi. Pacific Grove deniz kenarındadır. Bu da ikincisi.

    İhtiyacım olan proteinin büyük kısmını okyanustan aldım. Yakacak odunum her gün plaja geliyordu zaten. İhtiyacım olan tek şey bir el testeresi ve baltaydı. Evin bir de kara topraklı küçük bir bahçesi vardı. Yerine bir yenisini dikmeden hiçbir zaman bir patates sökmedim. Küçük bahçemde lahana, marul, pazı, turp, havuç ve soğanlar sürekli yer değiştiriyordu. Koyda suların çekildiği zamanlar istiridye, yengeç ve çeşitli kabuklularla deniz börülcesi denen otlar hazırdı.

    Çok nadir olarak bir işimiz olurdu demek garip geliyor bana şimdi. Zaten ortada iş diye bir şey yoktu. Grubumuzdan bir kızın Woman’s Exchange’de bir işi vardı. Para ödenmiyordu ama para yerine pasta veriyorlardı.

    Bir işim olmadığı için kendimi yazmaya verdim. Hikâyeler, küçük denemeler yazıyordum ama bunları hiç kimse satın alıp basmıyordu. En büyük darbeyi yayıncılar yemişti. İnsanlar bu gibi kriz anlarında en kolay, kitaplardan vazgeçiyorlar.


    “temizlik bir sorundu çünkü sabun para demekti. bir süre çamaşırlarımızı domuz yağından yapılmış sabunlarla, kül ve tuzla yıkadık. işe yaradı ama çarşaflardan kokunun gitmesi için uzun süre güneşte kurutulmaları gerekiyordu. kızlar kırlarda yetişen soğan şeklinde sabun kökleriyle saçlarını yıkıyorlardı.”

    Temizlik bir sorundu çünkü sabun para demekti. Bir süre çamaşırlarımızı domuz yağından yapılmış sabunlarla, kül ve tuzla yıkadık. İşe yaradı ama çarşaflardan kokunun gitmesi için uzun süre güneşte kurutulmaları gerekiyordu. Kızlar kırlarda yetişen soğan şeklinde sabun kökleriyle saçlarını yıkıyorlardı.

    Nihayet WPA [İş Geliştirme İdaresi] geldi, sevindik çünkü iş imkânı sağlıyordu. Yazarlar için bile fırsatlar vardı. Benden Monterey Peninsula’daki bütün köpeklerin cinslerinin, ağırlıklarının ve karakterlerinin dökümü istendi. Ben de kapsamlı bir araştırma yaptım ve raporumun büyük bir ihtimalle yüksek makamlara erişmeyeceğini bilmeme rağmen, tazıların, kanişlerin, av köpeklerinin karakter özelliklerine ilişkin oldukça ayrıntılı bir rapor hazırladım.”

    Yağmurlar Şıp Diye Kesildi
    “Fabrikalar yavaş yavaş tekrar eski canlı, hareketli günlerine dönüyordu ve çiftçiler, bir çiftçi ne kadar olursa işte, iyimserdi. Ve ardından hava tanrıları geldi ve biz de nasibimizi almış olduk. Yağmurlar şıp diye kesildi. 1934’ün hava durumu haritası uğursuz bir hikâyedir. Ülkenin tahıl ve sebze ambarı battı, Middle West [Amerika’da Orta Batı] ve güneybatı toprakları kurudu, çatlayıp buruştu. İnekler bir deri ve kemik kaldı. Domuzlar karınları acıktığında halsizlikten bağıramaz oldu. Ekinler daha boy veremeden sararıp soldu.
    Geniş ovaları halı gibi kaplayan bufalo çimenleri biçileli çok olmuştu, toprak güneşin altında çıplak ve çaresiz kavruluyordu. Kuvvetli bir rüzgâr estiğinde, toprak yüzeyi toz bulutları hâlinde göğe yükseliyor, güneşi kapatıyor ve sonra evlerin ve bahçelerin üzerine kar gibi yağıyordu. O tarihte çekilen fotoğraflarda, ülkenin en zengin toprakları ay yüzeyi gibi çorak ve korkunç görünüyordu. Sığırlar öldü ya da vurulup öldürüldü ve insanlar taşıyabildikleri ne varsa yanlarına alarak, canlarını kurtarmak için yollara düştü. Nemli bölgelere -Kaliforniya, Oregon ve Washington- akın vardı; oralarda kışın soğuğu fazla bir sorun olmayacaktı.

    Kaliforniya, King’s County’de kamp yapan yaklaşık üç bin kişi sele yakalandı. San Fransisco News’tan George West adlı bir arkadaşım vardı, benden oraya gidip bir haber yapmamı istedi; hatırladığım kadarıyla, bu benim ilk özel işim olacaktı. Gördüklerimden dehşete kapıldım. Biz yoksulduk ama bu insanlar tam anlamıyla açlık çekiyordu, yani açlıktan ölüyordu. Çamura bulanmış, ıslak, aç ve sefildiler. Yürekli ve iyi insanlardı. Onlarla yaşamaya karar verdim. Elimden geldiğince onlara yiyecek temin etmeye çalıştım. Onlarla ilgili altı, yedi haber yaptım.”

    Kaliforniya’da Bitmeyen Kavga
    “Middle West’te geçtiğimiz yıllarda meydana gelen kuraklık muazzam bir ucuz emek gücünün bölgeye akın etmesine neden oldu. İnsanlar tarif edilmesi imkânsız araçlarla Oklahoma, Nebraska, Teksas ve kuraklık yüzünden bazıları yaşanmaz hâle gelmiş diğer eyaletlerden Kaliforniya’ya geliyordu. Çiftliklerinin mahvolması sonucunda yoksulluğun pençesine düşen ve ellerinde kalan ne varsa onu da bu yolculukta tüketen insanlar bölgeye o kadar bitap ve çaresiz geldiler ki koşullar ne olursa olsun, ne ücret teklif edilirse edilsin çalışmaya gönüllüydüler.”

    Portakal Ağaçlarının Altında Açlıktan Ölmek1
    “Kucağında bebeği olan bir kızla konuştum, bir sigara tuttum ona. İki nefes aldı ve sokağın ortasına kustu. Utandı bundan. Çünkü iki gündür bir şey yememişti. Bebeğin emdiğini ama annenin memesinden süt gelmediğini gözleri dolarak anlatan adamı dinledim. Utana sıkıla küçük kızının okula halsizlikten gidemediğini, öteki çocukların beslenme saatlerinin çocuğunu mutsuz ettiğini anlattı.”

    “Al Midilli” Adlı Öyküme 90 Dolar Ödediler de İnanamadım
    “Otuzların başında edebiyat deneyimim talihsizliklerle doluydu ama bu bir tek benim başıma gelmiyordu. Kitaplarımdan birini basmayı kabul eden her yayıncı iflas etti. Bir kitabımı biri kabul ediyor, ikincisi basıyordu, yayımlamak ancak üçüncüye nasip oluyordu. Ama zaten satmıyordu. Kendimi edebiyat dünyasının Tifüslü Mary’si gibi hissediyordum. Ama otuzların ortasında, cebime biraz para girmeye başladı. Hatırlıyorum The Red Pony [Al Midilli] adlı bir öykümü şimdi kapanmış olan North American Review satın almıştı. 90 dolar ödediler de inanamadım. Dünyada bu kadar para var mıydı?

    1936 yılında, belli ki ülke bir yükselişe geçmişti. Bir yazarın hâli fena değilse ülkenin geri kalanı oldukça iyi demektir. Yayıncı yayıncı sürünen bir kitabım nihayet alıcı bulmuş ve Pat Covici tarafından basılmıştı. İyi de sattı, ayrıca 3.000 dolara film hakkını da sattık. Bu kadar para benim aklımın alacağı bir şey değildi. Işık yılı kadar uzaktı bana. Erişilmez… Paranın çoğunu bağışladım çünkü bana göre çok fazlaydı.”

    Gazeteci John Steinbeck, tuttuğu notlardan yola çıkarak Gazap Üzümleri, Bitmeyen Kavga, Fareler ve İnsanlar gibi çok satan kitaplar yazdı. Yayımlandığı yıl 500.000 satan Gazap Üzümleri 1940 yılında yönetmen John Ford tarafından sinemaya aktarıldı. Steinbeck 1939’da Pulitzer, 1962’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. 1967’de Vietnam’a savaş muhabiri olarak giden Steinbeck, 1968 yılının Aralık ayında kalp yetmezliği nedeniyle öldü. #

    DİPNOT
    1 Fotoğrafçı Horace Bristol’ün çektiği fotoğrafların alt metni olarak yazılan bu yazıyı Life dergisi basmayı reddeder. Nisan 1938’de Monterey Trader’de yayımlanır.
    KAYNAKÇA
    Galbraith, John Kenneth, Büyük Kriz 1929, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2013.
    Steinbeck, John, Amerika ve Amerikalılar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2003.
  • Sultan Abdülaziz’in Saltanat Kayığıyla Ölüm Yolculuğu

    Sultan Abdülaziz’in Saltanat Kayığıyla Ölüm Yolculuğu


    sultan ıı. mahmud ve pertevniyal valide sultan’ın oğlu sultan abdülaziz 25 haziran 1861’de tahta çıktı. 30 mayıs 1876’da ise bir darbeyle tahttan indirildi. sultan abdülaziz ve ailesini çırağan sarayı’na götüren görkemli saltanat kayığı marmara’da hızla yol alırken sultan abdülaziz karmaşık duygular içindeydi; acı, öfke, korku, pişmanlık… düşünceleri onu tahta çıktığı ilk günlere götürdü.

    Abdulaziz_1) Abdulaziz
    Sultan Abdülaziz

    Padişah Abdülmecid 22 yıllık saltanattan (1839-1861) sonra 1861’de ölünce yerine 32. Osmanlı padişahı olarak Sultan Abdülaziz tahta çıktı. Tahta çıktığı sırada Osmanlı Devleti’nin durumu, ekonomik güçlüklerin yanı sıra sınırları içindeki devletlerin ayaklanmaları nedeniyle de çok karışıktı. Sultan Abdülaziz, imparatorluğu içine düştüğü olumsuz durumdan kurtaracak kişi olarak karşılandı. II. Mahmud ve Pertevniyal Valide Sultan’ın oğlu olan Padişah, iyi bir eğitim görmüştü. Arap dili ve edebiyatını öğrenmişti. Müzikle ilgileniyor, ney ve lavta çalıyordu. Güreş, yüzme, cirit atma gibi spor dallarıyla ilgileniyor ve ava gitmekten hoşlanıyordu. İçkili eğlenceler pek ilgisini çekmiyor, sade bir yaşam sürüyordu. Abdülmecid’i Batı taklitçisi olarak gören ve sarayın israfından bunalmış olan halk onun tahta çıkmasına sevinmişti. Sultan Abdülaziz, ilk zamanlarında ödeneğinin ve saray masraflarının azaltılmasını kabul etti. Rüşvet alanlar cezalandırıldı, siyasi mahkûmlar için genel af çıkarıldı. Tahta çıktıktan birkaç gün sonra bir ferman yayımlayarak Avrupa devletlerinin, Tanzimat Fermanı’yla getirilen yenilik ve düzenlemelerden vazgeçeceği konusundaki kaygılarını ortadan kaldırdı. 1862’deki II. Karadağ Harekâtı’nın Osmanlı zaferiyle sonuçlanması da Padişah’a olan güveni artırdı. 

    İlkleri Gerçekleştiren Padişah
    Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk denilebilecek pek çok çalışma onun padişahlığı döneminde yapıldı. 1863 yılında ilk posta pulu basıldı ve Osmanlı Bankası açıldı. 1864’te yayımlanan Vilayet Nizamnamesi ile yeni idari yapı ve bunun uygulanmasıyla Vilayet Meclisleri oluşturuldu. 1868’de (Bugünün Yargıtay’ı anlamına gelen) Divan-ı Ahkâm-ı Adliyye ve (Danıştay anlamına gelen) Şûra-yı Devlet kuruldu. 1869’da hukuk alanında önemli bir gelişme olan İslami özel hukuk kuralları anlamına gelen Mecelle yayımlandı. 1871’de belediyeye bağlı ilk modern itfaiye kuruldu. 1867’de Avrupa’ya giden Sultan Abdülaziz, seyahat amacıyla Avrupa’ya giden ve Mısır’ı ziyaret eden ilk Osmanlı padişahıydı. Eğitime büyük önem veren Sultan Abdülaziz’in döneminde Mekteb-i Sanayi (Sanayi Okulu-1865), Darülfünun (İstanbul Üniversitesi-1868), Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi-1868), Dârülmuallimât (Kız Öğretmen Okulu-1870), Darüşşafaka-1873 ve Mekteb-i Maadin (Maden Mektebi-1874) açıldı.

    Abdulaziz_2.1) Sultan Abdülaziz’in Paris’te III. Napolyon’u ziyareti (1867)
    Sultan Abdülaziz’in Paris’te III. Napolyon’u ziyareti, 1867.

    Hüseyin Avni Paşa’yla Ordunun Modernizasyonu
    Sultan Abdülaziz’in en çok önemsediği şey Osmanlı ordusunun ve donanmasının güçlendirilmesi ve modernleştirilmesiydi. Bunu, tahta çıktığı dönemde ordudaki yükselişi süren Hüseyin Avni Paşa’yla birlikte gerçekleştirdi. 1862’de Askerî Şûra reisliğine, 1863’te müşir rütbesiyle Birinci Ordu Kumandanlığı’na ve kaymakamlığa, 1864’te Bahriye Nazırlığı’na atanan Hüseyin Avni Paşa, orduyu yeniden düzenledi. Var olan ordulara Yemen Ordusu’nu ekleyerek ordu sayısını yediye çıkardı. Silah teknolojisindeki gelişmeleri yakından izleyerek ordunun silahlandırılması konusunda da ilk sayılabilecek çalışmalar yaptı. Donanmanın güçlendirilmesi için yeni gemiler alındı. Osmanlı donanmasına ilk zırhlı savaş gemisi Sultan Abdülaziz’in padişahlığı döneminde katıldı. Bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu’nun deniz gücü gözle görülecek ve Avrupa ülkelerini ürkütecek kadar büyümüştü.

    Abdulaziz_3) Abdullah Biraderler'in objektifinden Hüseyin Avni Paşa
    Abdullah Biraderler’in objektifinden Hüseyin Avni Paşa.
    Abdulaziz_4) Sultan Abdülaziz (TSM, nr. 17_943)
    Sultan Abdülaziz

    Darbeyi Hazırlayan Nedenler
    Sultan Abdülaziz’in tahta çıkarken saraydaki israfı önleyeceği konusunda verdiği sözlerin gereği yapılamadı. Saray ve çevresinin önlenemeyen israfına ordu ve donanmanın güçlendirilmesi için alınan dış borçlar da eklenince ekonomik durum iyice bozuldu. Veliaht sistemini değiştirip saltanatı kendi oğullarına bırakmak istediği söylentileri hoşnutsuzluğu iyice artırdı. Halkın desteğini yitirmekte olduğunu fark eden Sultan Abdülaziz, orduda ve devlet yönetiminde değişiklikler yaparak bu durumun önüne geçmeye çalıştı. İlk kez 1869’da, ikinci kez 1873’te serasker olan Hüseyin Avni Paşa, 1874’te seraskerlik de uhdesinde kalmak koşuluyla sadrazamlığa getirildi.

    Her iki görevi elinde tutması, Hüseyin Avni Paşa’ya, padişah ve devlet yönetimindeki karşıtları üzerinde büyük bir güç vermişti. Ancak Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu kötü ekonomik koşulları düzeltememesi, Hüseyin Avni Paşa’nın yakınlarına çıkar sağlaması ve rüşvet dedikoduları padişahın kulağına kadar gelince, 26 Nisan 1875’te Hüseyin Avni Paşa sadrazamlıktan alındı. Azledilen Hüseyin Avni Paşa, daha önce kendisini birkaç kez seraskerlikten alıp sürgüne gönderen Padişah’a iyice kinlendi. Devletin kötü yönetiminden Sultan Abdülaziz’in sorumlu olduğunu düşünüyor, yeni bir padişahın tahta geçmesinin durumu düzelteceğini ifade ediyordu. İntikam almak için fırsat bekliyordu. İmparatorluk sınırları içinde yaşanan ayaklanmalar (Bulgar Ayaklanması, Hersek İsyanı, Selanik Olayı) ve Avrupa ülkelerinden gelen baskı ve müdahalelerle Osmanlı yönetiminin baskıcı, otoriter tutumu birleşince Sultan Abdülaziz halkın desteğini yitirdi ve böylece bu fırsat kapısı da aralanmış oldu. 

    Şehzade V. Murat ve annesinin Sultan Abdülaziz’in aleyhindeki çalışmaları, meşrutiyet yanlısı Genç (Yeni) Osmanlılar’ın ona karşıt olması da darbeyi hazırlayan etkenler arasında sayılabilir. Hüseyin Avni Paşa, Yeni Osmanlılar’ın meşrutiyet fikrine sıcak bakmıyor, meşrutiyet için çalışan Mithat Paşa’yla da aynı düşünceleri paylaşmıyordu. Buna karşın, kendisi gibi Abdülaziz’e karşı olan Yeni Osmanlılar’la iş birliği yapmaya karar verdi.

    Sultan Abdülaziz’in “Hal” Edilmesi
    Artık sıra Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesine gelmişti. Hüseyin Avni Paşa aracılığıyla Askerî Şûra reisi Redif Paşa, Harb Okulu Komutanı Süleyman Paşa ve Bahriye Nazırı Ahmet Paşa ikna edildi. Şeyhülislamdan “hal” için fetva alındı ve durum şehzade Murat’a bildirildi. Mithat Paşa, yaptıkları anlaşma uyarınca, Sadrazam Mahmud Nedim Paşa ve Padişah’a bağlı kişileri iktidardan düşürmek için çalışmaya başladı. Buna bağlı olarak İstanbul’daki Süleymaniye, Fatih ve Bayezid medreselerinde okuyan öğrenciler 10 Mayıs 1876’da dersleri boykot ederek ayaklandı. Üç gün süren eylemler, Sadrazam Mahmud Nedim Paşa’nın azledilmesi ve hükümet değişikliğiyle sona erdi. Mütercim Rüştü Paşa sadrazam olunca Hüseyin Avni Paşa dördüncü kez seraskerliğe getirildi. Mithat Paşa yeni mecliste görev aldı. İmâm-ı Sultânî Hayrullah Efendi de Şeyhülislam oldu. Padişah yeni hükümete güvenmiyordu. İlk hükümet toplantısında güvensizliğini açıkça belirterek onları kendi isteğiyle değil, halkın isteğiyle göreve getirdiğini söyledi.

    Abdulaziz_5)  V Murat
    V. Murad
    Abdulaziz_6) Dolmabahçe Sarayı 73 Numaralı Sultan Abdülaziz Odası
    Dolmabahçe Sarayı, 73 numaralı Sultan Abdülaziz odası.

    Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi konusundaki en önemli adımlar, Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından atıldı. Padişah’a bağlı kumandanları İstanbul dışında görevlendirerek saraydan uzaklaştırdı. Kendisine bağlı kumandanlarla hükümet üyelerinin “hal” fikrini kabul etmelerini sağladı. Padişah’ın tahttan indirilmesi için yapılan gizli toplantılar Paşalimanı’ndaki yalıda yapılıyordu. 26 Mayıs 1876’da yapılan toplantıda darbe için 31 Mayıs tarihi belirlendi. “Hal” planından habersiz olan Sultan Abdülaziz, 29 Mayıs Pazartesi günü Hüseyin Avni Paşa’yı görüşmek için saraya çağırdı. Hüseyin Avni Paşa telaşlandı ve bahaneler öne sürerek saraya gitmedi. Önlem olarak “hal” planı bir gün önceye alındı.

    30 Mayıs 1876 günü, sözde, İstanbul’da çıkan olayları bastırmak ve Padişah’ı korumak bahanesiyle Dolmabahçe Sarayı karadan ve denizden kuşatıldı. Hüseyin Avni Paşa kendi arabasıyla Veliaht V. Murat’ı Topkapı Sarayı’ndan alarak Serasker Kapısı’na getirdi. V. Murat kendisini karşılayan Sadrazam, Şeyhülislam ve Mithat Paşa tarafından Dolmabahçe Sarayı’na götürülerek “padişah” ilan edildi. Saltanat değişimi cülus toplarıyla halka duyuruldu. Kısa süre sonra Sultan Abdülaziz’in yanına gelen Darüssaade Ağası Cevher Ağa durumu ona bildirdi. Abdülaziz’in tahttan indirilmesi halka, “Millet Abdülaziz Han Hazretlerini ‘hal’ etti.” biçiminde duyuruldu.

    Abdulaziz_7) Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesinden sonra çekilmiş fotoğrafı, Haziran 1876
    Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra çekilmiş fotoğrafı, 1876.
    Abdulaziz_8) saltanat kayığı
    Sultan Abdülaziz, Çırağan Sarayı’na saltanat kayığıyla getirildi.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun 33. padişahı olarak tahta geçen V. Murat, Sultan Abdülaziz’in Topkapı Sarayı’na götürülmesini emretti. Sultan Abdülaziz ve oğulları Yusuf İzzeddin ile Mahmud Celaleddin, Hüseyin Avni Paşa’nın adamları tarafından Topkapı Sarayı’na götürülerek hapsedildi. Daha önce harem ağalarının kullandığı daireye yerleştirilen Sultan Abdülaziz, tahttan indirildikten sonra burada öldürülen III. Selim gibi öldürüleceğini düşünerek korkuya kapıldı. V. Murat’a mektup yazarak onu kutladıktan sonra daha uygun bir yere taşınmasını rica etti. Sultan Murat, onu hemen yanıtlayarak Çırağan Sarayı’ndaki dairelerden birinde yaşayabileceğini belirtti. Ancak bu durumu sakıncalı bulan Hüseyin Avni Paşa tarafından, “koşulların uygun olmadığı gerekçesiyle” Abdülaziz’in Çırağan Sarayı’na nakli birkaç gün geciktirildi.

    İntihar mı Cinayet mi?
    Abdülaziz beş gün Topkapı Sarayı’nda hapsedildikten sonra Çırağan Sarayı’na götürüldü. Padişah’ın Çırağan Sarayı’na götürülüş biçimi, Hüseyin Avni Paşa’nın intikamcı kişiliğinin ve kindarlığının somut bir yansımasıydı. Tahttan indirilen Padişah’ı Sarayburnu’ndan Ortaköy’deki Çırağan Sarayı’na Sultan Abdülaziz’in kendi parasıyla yaptırıp sadrazamlığı döneminde ona armağan ettiği saltanat kayığıyla getirtmişti. On kürekçinin çektiği saltanat kayığı Dolmabahçe Sarayı’nın önünden geçerken “hal” edilen padişah acı acı düşündü. Kendisine yapılan hareketi kabullenmekte zorlanıyordu.

    Abdülaziz ve ailesi Çırağan Sarayı’nda hazırlanan daireye yerleştirildi ancak Abdülaziz burada fazla kalamadı. 4 Haziran 1876 sabahı hapsedildiği odada bilekleri kesilmiş olarak bulundu. Kapının kilitli olduğunu görüp içeriden ses gelmediğini fark eden bir cariye durumu Valide Sultan’a bildirdi. Kapıyı zorla açan harem ağaları Abdülaziz’in cansız bedeniyle karşılaştı. Ölüm haberini alan Hüseyin Avni Paşa, hemen Çırağan Sarayı’na gitti. Abdülaziz’in hizmetkârlarının, “Sultan Abdülaziz’in sabahleyin sakalını düzeltmek için bir aynayla makas istedikten sonra odasına kapandığı” biçiminde ifade vermeleri sağlandı. Abdülaziz’in ölü bedeni Feriye Karakolu’nun kahve ocağına taşınarak bir ot yatağın üzerine yatırıldı. Üstünkörü bir muayeneden sonra göstermelik bir doktor raporu düzenlenerek olay halka, tahttan indirilen padişahın son günlerde akli dengesinin bozulduğu ve makasla bileklerini keserek intihar ettiği biçiminde duyuruldu. Abdülaziz’in cenazesi, Topkapı Sarayı’nda yıkandıktan sonra Cağaloğlu’nda toprağa verildi.

    Hüseyin Avni Paşa’nın, Abdülaziz’in ölüm nedenini belirlemek isteyen doktorların ayrıntılı muayene isteğine izin vermemesi, hakkında kuşku uyandırdı. Söylentilere göre, tahttan indirilen Padişah intihar etmemiş, darbecilerin saraya gizlice soktukları suikastçılar tarafından öldürülmüştü. Kız kardeşi Adile Sultan’ın Sultan Abdülaziz’in ardından yazdığı ağıtta da onun katledildiğinden söz eden dizeler vardı. Bu olaylar nedeniyle Abdülaziz’in kayınbiraderi olduğu söylenen Kolağası Çerkez Hasan Bey, Hüseyin Avni Paşa’ya kinlenmişti. Sultan Abdülaziz’in toprağa verilmesinden kısa süre sonra 16 Haziran 1876 günü Hüseyin Avni Paşa’nın, Mithat Paşa’nın konağındaki bir toplantıya katıldığını öğrenince oraya baskın düzenleyerek onu öldürdü. Darbeyle Padişah olan Sultan V. Murat tahtta çok kalamadı. Akli dengesini yitirdiği gerekçesiyle 31 Ağustos 1876’da tahttan indirilerek II. Abdülhamid tahta çıkarıldı.#