Etiket: donald trump

  • Filistin ABD’yi sarsıyor: 68 ruhu yine üniversitede…

    Filistin ABD’yi sarsıyor: 68 ruhu yine üniversitede…

    Batılı yönetimler İsrail’in Filistinlilere yönelik terörüne açık destek veriyor. Ancak Batı toplumunun ciddi bir bölümü, soykırıma varan saldırılardan rahatsız. Özellikle ABD’nin seçkin üniversitelerinde, Filistin’e destek eylemleri yayılıyor. 25 eyalette 43 üniversiteye yayılan eylemler 68 direnişiyle paralellikler taşıyor.

    Dünyanın dört bucağında üniversite yerleşke­leri, İsrail ordusunun Gazze’deki katliamına karşı seferber olmuş durumda. Filistin topraklarında soykırım sürerken, güvenlik güçleri san­ki savaşı kampüslere taşıyor. 7 Ekim sonrası her gösteri, her savaş ve soykırım karşıtı söz ya da protesto, anti-semitist olarak damgalanıyor. Kampüs protestoları ile böylesi bir “şey­tanlaştırma” da izleniyor.

    GundeminTarihi-ABD-2
    ABD’de 1925’te yayın hayatına başlayan ve yaklaşık 1 milyon tiraja sahip The New Yorker 20 Mayıs 2024 tarihli sayısının kapağına karikatürist Barry Blitt’ın çizimiyle, mezunları ve protestoları durdurmak, kampları dağıtmak için çağrılan polisleri taşıdı.

    ABD’den başlayan ve bel­leklerden silindiği sanılan 68’in Vietnam Savaşı’na karşı gösterileri akla getiren gösteri­ler, ağır baskılara rağmen Paris, Lausanne, Montréal, Mexico, Sydney’e yayılmış durumda.

    17 Nisan’dan başlayarak Amerikan üniversite yerleşke­lerinde Gazze için seferberlik, 40’ı aşkın okul ve kampüste, Atlantik’ten Kaliforniya’ya kadar geniş bir coğrafyada şiddetli çatışmalara yol açtı. Yaklaşık 2.500 kişi gözaltına alındı. Ülkenin ve dün­yanın en prestijli üniversitelerinden olan Columbia, bu seferberliğin ağırlık merkezini oluşturdu. Ardın­dan Los Angeles’ta (University of California – UCLA) olaylar patlak ver­di. Brown Üniversi­tesi (Rhode Island) ise polis çağırıp öğ­rencileri şiddetle bastırmak yerine, göstericilerin kampı dağıtmaları karşılığında Gaz­ze’deki soykırımda rolü olan şirketlerle ilişkilerin oylanmasını kabul etti.

    Durum ABD’nin bir iç mese­lesi olmaktan çıktı ve Birleşmiş Milletler sıralarına yansıdı; üniversitelerdeki polis baskısın­dan endişe duyulduğu bildirildi. İnsan Hakları Yüksek Komiseri ve hukukçu Volker Türk, “göste­rileri dağıtmak ve sona erdirmek için alınan bir dizi sert tedbir”den rahatsız olduğunu belirterek “ifade özgürlüğü ve barışçıl top­lanma hakkının temel olduğunu” vurguladı.

    Öğrenci hareketleri temelde anti-siyonist bir nitelik taşırken, yönetimler tarafından anti-semitik olarak itham ediliyor. Bu arada ABD Temsilciler Meclisi de, İsrail Devleti’ne yönelik eleştirileri anti-semitizm olarak tescilleyen bir yasayı 5 Mayıs’ta onayladı. Bundan sonra artık araştırmalarda, gazetelerde, ko­nuşmalarda “Yahudi aleyhtarlığı” suç sayılacak (Senato’dan henüz geçmiş değil). ABD’deki muha­fazakarların temel taktiği, doğal olarak İsrail aleyhtarı gösterileri bu şekilde kriminalize etmek.

    GundeminTarihi-ABD-1
    ABD’nin seçkin üniversitelerinden Columbia’da başlayan İsrail protestoları ve Filistin’e destek, yönetimleri kızdırdı. Polisin üniversiteye girişi, gösterileri ve tepkiyi dindirmeye yetmedi.

    60’lı yıllardan bu yana ABD’de üniversite gençliğinin, sivil haklardan başlayarak Vietnam Savaşı’na karşı eylemleriyle devam eden; 1985’te Güney Afrika’daki apartheid rejimine karşı gösterileriyle ve son olarak “Siyah Hayatlar Değerlidir” eylemleriyle öne çıkan toplumsal olaylarda, alarm zillerini çalma gibi bir hassasiyeti var. Filistin meselesi, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinden önce de bu has­sasiyetin bir parçasıydı. Dolayı­sıyla 7 Ekim’den sonra üniversite kampüsleri barışçıl gösterilere sahne olurken, dünyadaki haber kaynakları için bir haber değeri taşımıyordu. Ta ki toplumsal hareketlerin patlak vermesinde simgesel bir önemi olan yüksek prestijli Columbia Üniversitesi’n­deki gelişmelere kadar.

    3 Nisan’da Columbia Üniversi­tesi, Tel Aviv’de bir proje üzerin­de çalıştığını duyurdu. Bunun üzerine 93 öğretim görevlisi, bu çalışmaların İsrail’in mevcut politikasını onaylamakla eşde­ğer olduğunu açıkladı. Filistin yanlısı öğrenciler de bu durumu protesto etti. Üniversite rektörü Minouche Shafik’in Kongre hu­zuruna çağrıldığı 17 Nisan günü, öğrenciler Hamilton Hall’u işgal etmeye başladı. Devlet ricali ise, Columbia gibi seçkin bir üniver­sitede öğrencilerin kefiye takıp haftalarca Filistin yanlısı gösteri­ler yapmasına öfkeliydi.

    GundeminTarihi-ABD-3
    Columbia Üniversitesi’ne giren polis sadece öğrencileri değil, öğretim görevlilerini de gözaltına aldı.

    Rejimin tüm kurumları, üniversite yetkilileri, medya, De­mokratlar, Cumhuriyetçiler İsra­il’i kayıtsız-şartsız desteklerken; öğrencilerin Filistin’i destekle­mesi hesapta olmayan bir şekilde Biden yönetiminin siyonist eğilimlerini de deşifre eden bir boyuta taşındı. Protestocular, ku­rumlarının akademik-ekonomik bağımsızlığını ve üniversitenin Gazze’deki savaştan kâr sağlayan fon ve şirketlerdeki hisselerini elden çıkarmasını talep ettiler. İşgal 3. haftaya girdiğinde, rektör Minouche Shafik kampüsün bo­şaltılması için New York polisini çağırdı (18 Nisan). Mezuniyet törenine 1 aydan az bir süre kala göstericilere idari yaptırım uygu­landı. 22 Nisan’da tüm yüzyüze dersler iptal edildi. Ancak tüm bunlar protestoları yatıştıramadı. Polis bir defa daha müdahale ede­rek göstericileri dağıttı ve bu defa 300’e yakın öğrenci tutuklandı. Politikacılar da devreye girdi. De­mokrat Alexandria Ocasio-Cor­tez, “kampüsteki genç öğrencile­rin şiddet içermeyen gösterileri sırasında polisi aramak, gerilimi tırmandıran, pervasız ve tehli­keli bir eylemdir” diyerek polisin üniversiteye girmesini protesto etti. Başkan Biden ise Yahudi karşıtı protestoları ve “Filistinli­lere ne olduğunu anlamayanları” kınayarak uzlaşmacı bir duruş sergilemeye çalıştı.

    ABD’de üniversiteler için en önemli kaynağı/desteği sağlayan bağışçıların ve politikacıların baskısı altında kurum yöneti­cileri, sert önlemler için polise başvurdular. Bugüne kadar hocalar dahil 2.500 dolayında tutuklamaya yol açan bu baskı­nın yanısıra, öğrenciler Beyaz ırkın üstünlüğünü savunan ve siyonistlerin güdümündeki örgütlerin de saldırılarına maruz kaldılar. Yönetimlerin gösterici­lere karşı şiddete başvurulmasını istemesinin temel nedeni, tabii fon verenlerin sözsahibi oluşu ve bunu bir tehdit aracı olarak kullanabilmeleri. Fon verenlerin “fonumu geri çekerim” tehdidi, üniversite yönetimleri için çok daha ciddi.

    GundeminTarihi-ABD-4
    Başkent Washington’da yapılan ‘Özgür Filistin’ mitingine binlerce kişi katıldı.

    Bununla birlikte ABD’de üniversite yöneticilerinin hepsi polisle işbirliğine gitmedi. Özel­likle Vassar (New York), Brown Üniversitesi (Rhode Island), Nort­hwestern Üniversitesi (Illinois) ve Evergreen State College’daki (Illinois) yöneticiler, öğrenci taleplerinin yönetim kuruluna sunulması konusunda anlaştılar.

    Üniversitelerdeki hareketlilik, New York Times’ın “1968’in savaş karşıtı heyulasının geri dönüşü” başlıklı bir makale yayımlama­sına da yol açtı. 1968 her ne kadar öğrenci gençlikle sınırlı olmayan, çok daha geniş kapsamlı bir top­lumsal hareket idiyse de; yeni bir dünya tahayyülü ile donanmıştı ve özellikle ırkçılığa karşı duruşu, “Siyah Hayatları Değerlidir” gibi mottolarıyla tarihe geçmişti.

    GundeminTarihi-ABD-5
    Polis, Virginia Üniversitesi’ndeki gösteriye de saldırdı. Göstericilere destek veren bir avukat, gözaltına alınan protestocuya iletişim bilgilerini verirken böyle görüntülendi.

    ABD’deki öğrenci hareketi, gençliğin büyük çoğunluğunun hislerine tercüman olduğu için de meşru bir zemine oturuyor. Öte yandan Amerikan nüfusu­nun ancak üçte birinin İsrail’e sempati duyduğu belirtiliyor. 700 bin üyesi olan Otomobil İşçileri Sendikası (UAW), Kasım’daki başkanlık seçimi için Biden’dan yana tutum alıyor ve Filistin yan­lısı harekete açık destek veriyor. Sendikanın yeni başkanı radikal Shawn Fain, Filistin ile dayanış­masını net şekilde dile getiriyor. Daha ziyade Solcu sendikacıların oluşturduğu ve geleneksel yıllık toplantılarını sadece birkaç yüz katılımcıyla yapan Labor No­tes’un bu yılki toplantısına 4.700 kişi katıldı ve çoğunluk Filistin kefiyesi taktı.

    Filistin meselesi, ABD’deki iki partili sistem için de bir problem. Hem Demokratlar hem Cumhu­riyetçiler İsrail’i koşulsuz destek­liyor ama, üniversite gençliğinin Filistin yanlısı eylemleriyle denge bozulmak üzere. Geçmişte sivil haklar hareketi ve yakın geçmişteki “Black Lives Matter” gibi büyük kitle eylemleriyle öne çıkan toplumsal hareketlerden Demokratlar nemalanmışlar­dı. Ancak her iki partinin de siyonizme arka çıkması, özellikle Demokratlara oy veren kesimle­rin önümüzdeki seçimlerde Bi­den için ciddi bir sorun olacağını göstermekte. Daha düne kadar Trump karşıtlığı üzerinden bir anlatı inşa eden Demokratlar, son hadiselerle birlikte puan kaybet­miş görünüyor.

    GundeminTarihi-ABD-6
    Filistin yanlısı gösteriler tutuculuğuyla bilinen Texas eyaletine de sıçradı. Texsas Üniversitesi’ndeki gösteriye de polis müdahale etti.

    Biden 2 Mayıs’taki konuşma­sında tıpkı Cumhuriyetçiler gibi anti-siyonizmle anti-semitizmi harmanladı. 7 Mayıs’ta Holokost anısına düzenlenen toplantı­da ise “anti-semitizm ABD’de yoktur” demekle kalmadı, Filistin ile dayanışma içinde bulunan öğ­rencilere yönelik olarak “7 Ekim saldırısının unutulduğundan” dem vurdu. 7 Ekim saldırısında ölenlerle Holokost arasında bir bağ kurarken, Gazze’de öldürülen çoluk-çocuk savunmasız 35 bin insandan hiç sözetmedi.

    Donald Trump ise göstericileri “ücretli ajitatörler” diye niteledi. Biden’ın önlemlerini destekler­ken onları yetersiz bulan Trump, doğal olarak Demokratların siyo­nist tabanının da yanına çekme­ye çalışıyor. 60’lı-70’li yıllardaki anti-komünizm histerisi gibi, bugün de Filistin yanlısı hareketi şeytanlaştırmak için Yahudi düş­manlığı çığlıkları atmak doğal!

    Öte yandan İsrail’in Gazze’de­ki cinayetleri, ABD’nin Ortado­ğu’daki Arap müttefikleriyle ilişkilerini de zedeledi. Her ne kadar bu ülkelerin yönetim­leri bugüne kadar Filistin için kıllarını kıpırdatmadılarsa da, ABD’nin Gazze öncesindeki yu­muşama politikası da yerini bir durgunluğa -soğukluğa bırakmış durumda.

    GundeminTarihi-ABD-7
    İsrail’in saldırılarını protesto eden öğrencilerin Columbia Üniversitesi’nde kurduğu çadırlar.

    ABD Kasım ayındaki baş­kanlık seçimine giderken dış politika da önemli çatlaklar var. Ukrayna’ya yapılacak yar­dımlar kongrede Putin yanlısı Cumhuriyetçiler tarafından engellenirken, Filistin ko­nusunda Cumhuriyetçiler ve Demokratlar birlikte davranı­yor. Amerikan halkının giderek artan bir çoğunluğu Filistin’de­ki katliamı durdurmaktan yana tavır alırken, Biden bugüne kadar kendisine oy veren Arap, Müslüman, genç ve ilerici seç­menler nezdinde “soykırımcı Joe” olarak adlandırılıyor.

    GundeminTarihi-ABD-8
    55 yaşındaki Oscar ödüllü oyuncu Cate Blanchett, bu yıl 77.’si düzenlenen Cannes Film Festivali’nin kırmızı halısında, siyah elbisesi ve kıyafetinin ucundaki yeşil-beyaz kompozisyonla Filistin bayrağını resmetti.

    Eylemlerin ABD’de bu kadar ses getirmesi, ülkedeki güç­lü İsrail lobisi için de endişe verici; dolayısıyla bütün güçleri ile hareketi kriminalize etmeye uğraşıyorlar. 1948’de Filistin­lilerin yurtlarından kovularak İsrail devletinin kurulması da, sanki Nazilere karşı savaşın bir devamı olarak takdim edil­mişti. Bugün İsrail’in Filistin topraklarında yıllardır sürdür­düğü yerleşimci sömürgeciliği de, bu “savunma savaşı”nın de­vamı gibi sunulmakta. 1982’de aşırı Sağcı Likud partisinden başbakan seçilen Menahem Be­gin, Ronald Reagan’ın sivillerin ölümünden duyduğu kaygıyı dile getirmesi üzerine şöyle demişti: “Hitler ve adamları derinlerde gömülü bir sığı­nakta masum siviller arasında saklanıyor; başbakan olarak ben de Berlin’le karşı karşıya olan yiğit bir orduya talimat verme yetkisine sahip olduğu­mu hissediyorum.”

    Begin’den Netanyahu’ya İsrail Devleti’nin stratejisinde pek bir değişiklik olmadı.

    Filistin’e destek eylemleri tüm dünyada

    ▶ Kanada’da Filistin yanlısı öğrenci hareketleri Van­couver, Ottawa, Toronto ve Montreal gibi bir dizi kente yayıldı. Montréal’deki prestijli McGill Üniversitesi’nde 27 Nisan’da başlayan harekette, İsrail’le akademik ve mali ilişkilerin kesilmesine kadar işgalin süreceği belirtildi.

    ▶ Almanya’da başkent Berlin’deki Humboldt Üniversi­tesi’nde oturma eylemine polis müdahalesinden sonra, belediye başkanı Kai Wegner kentte “ABD ve Fran­sa’daki gibi bir durumu istemediğini” belirtti.

    ▶ Avustralya’da Sydney Üniversitesi’nde, öğrenci­ler İsrail kurumlarıyla ilişkilerin kesilmesini talep etti. Üniversite başkan yardımcısı Mark Scott öğrencilere ve personelin ifade özgürlüğüne bağlı olduğunu belirterek üniversiteye polis çağırmadı.

    ▶ Meksika’nın başkenti Mexico’da, ülkenin en büyüğü Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi’nde (UNAM) öğrenci­ler gösteriler düzenledi; Meksika hükümetinden İsrail ile diplomatik ve ticari ilişkileri kesmesini istedi.

    ▶ İsviçre’de öğrenciler Lausanne Üniversitesi’nin (UNIL) giriş salonunu işgal ederek İsrail kurumlarının, üniversitelerinin boykot edilmesini, derhal ve kalıcı olarak ateşkes talep etti.

    ▶ Fransa’da başkentte 5-6 bin öğrenciyi ağırlayan prestijli sosyal bilimler üniversitesi Sciences-Po’nun (Institut d’études politiques de Paris) ana binasına güvenlik güçleri girdi. Buna rağmen protestolar devam etti. Öğretim üyelerinin de katıldığı tartışmalar yapıldı. Sorbonne’a ve birkaç üniversiteye daha yayılan olaylar karşısında Yüksek Öğrenim Bakanı Sylvie Retailleau üniversite rektörlerinden, özellikle karışıklık durumunda “ellerindeki yetkilerin tamamını kullanarak kamu düze­ninin korunmasını sağlamalarını” istedi.

    GundeminTarihi-ABD-Kutu
    Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’nde Filistin’e destek eylemleri sürüyor.
  • Popülist siyasetçilerin dedesi İtalya’nın karanlıklar prensi

    Bugün birçok Batılı demokraside yükselişte olan popülist, sığ milliyetçi, “palyaçovari” siyasetçilerin rol modeli eski İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi 86 yaşında hayata veda etti; arkasında 86 dava ve 4 bini aşkın duruşma bıraktı. Gaflarıyla meşhur politikacı, medya ve siyasetteki gücü sayesinde bu davalardan hiçbirinden hapis cezası almamayı başarmıştı.

    Bugün Batılı ülkelerde Viktor Orbán, Donald Trump gibi birçok politi­kacı, siyasi tarzlarının ilhamını büyük oranda bir kişiden alı­yorlar: İtalya’nın eski başbakanı ve işinsanı Silvio Berlusconi. Geçen ay lösemi nedeniyle 86 yaşında ölen Berlusconi, siyasi zaferlerle olduğu kadar gaflar, davalar ve skandallarla dolu hayatıyla da hepsinin öncülü olmuştu.

    Orta hâlli bir ailenin en bü­yük çocuğu olan Berlusconi, iyi bir eğitim almış, hukuk oku­muştu. Üniversitedeyken baş­ladığı emlak danışmanlığı işi ve ardından babasının çalıştığı banka, ona inşaat sektörünün kapılarını açmıştı. Milano’da­ki dev inşaat projesi “Milano 2”, basının dikkatini çeken ilk işlerindendi. Medya sektörü­ne ise ilk defa 1972’de, 2 km. çapında bir alana yayın yapan, İtalya’nın ilk özel kanalı Telemi­lano’yla girdi; 3-4 yıl içinde tüm Lombardiya bölgesine yayın yapmaya başladı. 80’lerde ise başka yerli kanalları da şirketi Mediaset’in bünyesine katarak İtalya’nın görsel medyadaki en büyük oyuncularından oldu. 1986’da futbol kulübü AC Milan’ı satın alarak takımı batmaktan kurtardı ve sonra da onu ligin en büyüklerinden birine dönüş­türdü. Medyadaki güçlü konu­munun yanında, İtalya’da adı skandallarla anılan Propaganda Due Mason Locası’na üyeliği de ona hem Sağ’dan hem Sol’dan siyasetçilerle içli-dışlı olma imkanı vermişti.

    resim_2024-08-31_200645566
    Berlusconi sayısız estetik müdahaleden sonra kendi kendisinin balmumu heykeli gibi gözükmeye başlamıştı.

    Kaderini tamamen değişti­ren hadise ise 1992’deki “Temiz Eller” operasyonu olacaktı. Bu operasyon 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan siyasi par­tileri silip süpürmüş, kimileri­nin “İkinci Cumhuriyet” adını verdiği 1994 seçimleri sonrası dönemde Berlusconi böylece yeni ve güçlü bir aktör olarak öne çıkabilmişti.

    Berlusconi’nin siyasete girişi bugün bile tartışmalı bir konu. Medyadaki konumu ona zaten ülke siyasetinde etkili olma imkanı tanımışken, bu adımı atmasını, şirketleri hakkında başlatılan soruşturmaların önüne geçme veya “dokunul­mazlık alma” amaçlarına bağ­layanlar da var. Hangi amaçla olursa olsun, Berlusconi’nin seçimlerden 4 ay önce kurduğu Forza Italia partisi, medya gücü ve kurduğu ittifaklar saye­sinde İtalyan siyasi tarihinde bir partinin aldığı en yüksek oyu almıştı (%21). Seçimlere girmeden önce verdiği medya patronluğundan çekilme sözü­nü ise açılan davalara rağmen ölene kadar yerine getirmeye­cekti.

    Berlusconi, 2011’de güveno­yu alamaması üzerine istifa edişine kadar sürdürdüğü üç dönemlik başbakanlığında, gafları, lakayt demeçleriyle po­pülist “palyaçovari” siyasetçile­rin öncüllerinden oldu. Yolsuz­luk, cinsel taciz suçlamalarıyla açılan sayısız davadan hapse girmeden sıyrılmayı başardı.

    2011 sonrasında başbakanlık koltuğuna bir daha oturamadı belki ama İtalyan siyasetinde ölene kadar söz sahibi olmaya devam etti. Bugünkü İtalyan başbakanı sağ popülist Gior­gia Meloni’yi de bulunduğu yere taşıyan onun desteğiydi. Öldüğünde hâlâ şirketlerinin çoğunluk hissesinin sahibi ve İtalya’nın en zengin iş insanla­rından biriydi.

    resim_2024-08-31_200650849
    Berlusconi, 80’lerde yerli kanalları bünyesine katarak şirketi Mediaset’i görsel medyadaki en büyük aktörlerden biri hâline getirmişti.

    Berlusconi ve unutulmaz gafları

    2002 AB’nin gayriresmî bir toplantısında fotoğraf çekilirken İspanya Dışişleri Bakanı’nın arkasından “boynuzlanmış” anlamına gelen el hareketini yaptı.

    2003 Bir röportajında Mussolini’yi savunmak üzere “Mussolini asla kimseyi öldürmedi. Tatil için insanları sürgüne gönderdi” dedi.

    resim_2024-08-31_200655873
    2002’de bir Avrupa Birliği toplantısında İspanya Dışişleri Bakanı’nın arkasından “boynuzlanmış” anlamına gelen el hareketini yapan Berlusconi…

    2006 Taraftarlarına seslenirken “Sadece Napolyon benim yaptığımdan daha fazlasını yaptı, ama ben kesinlikle ondan daha uzunum” dedi.

    2008 ABD’nin ilk siyah başkanı Barack Obama seçil­diğinde onu “yakışıklı, genç ve yanık tenli” diye övdü.

    2009 Abruzzo depremi sonrası, çadırlarda yaşayan afetzedelere “Buna bir haftasonu kampı gözüyle bakın” tavsiyesinde bulundu.

    2009 “Bunga-bunga” telefon tapesi skandalından sonra “Dün yatak odamın önünde bir sıra vardı. 11 kişi bekliyordu. 8 tanesini yaptım çünkü daha fazlasını yapamazdım; herkese yetişemezsiniz” dedi.

    2010 “2. Dünya Savaşı’nda bir Yahudi başka bir Ya­hudiyi yüksek bir kira karşılığında saklıyormuş ve ona savaşın bittiğini söylememiş” diye fıkra anlattı.