Etiket: çanakkale muharebeleri

  • Çanakkale Muharebeleri’nde Eğitim ve Sınav

    Çanakkale Muharebeleri’nde Eğitim ve Sınav


    çanakkale muharebeleri, toplumun hafızasında büyük bir destan olarak yer almıştır. çanakkale muharebeleri’nin 110. yıl dönümünde zaferin tanımı ve kapsamı üzerine çeşitli değerlendirmeler yapılıyor ancak gözden kaçırılan en önemli husus devlet olma geleneğidir. çanakkale muharebeleri’nin tüm koşulları içerisinde yazılı gelenek, askerî kültür ve tarihsel köklerin korunmuş olması büyük önem arz ediyor. cephede kıyasıya şiddetli muharebeler yaşanırken cephe gerisindeki faaliyetler de devam etmiştir. aralıksız devam eden bu faaliyetlerden biri de eğitim ve sınavlardır.

    Ateş Altında Eğitim
    Çanakkale Muharebeleri devam ederken bir yandan da askerlerin eğitim hizmetleri sürdürülmüştür. Piyade sınıfının eğitimi o esnada yürürlükte olan piyade ve atış
    talimnamelerine göre yapılmıştır. Bu eğitimler sürecinde yaşanan sorunlar komuta kademesine aktarılarak nizamnamelerde gerekli düzenlemelerin yapılması sağlanmıştır. Cephe hattında piyade sınıfına her gün orta ve uzak mesafe nişan alma talimleri yapılması emredilmiş, diğer yandan askerlere yanaşık nizam talimleri, muharebe eğitimi ve mesafe tahmini eğitimleri yaptırılmıştır. Silah başı eğitimlerinin her gün birkaç defa bölükçe yapılması istenilmiştir. Talimlerde avcılık, atış eğitimi, kabza kavramak, tetik düşürmek, nişan vaziyeti alma ve muharebe atış eğitimi, silahlı ve silahsız idman talimleri, koşmak, engel aşmak, taarruz, müdafaa hücum talimleri, yürüyüş ve ikamette emniyet hizmeti ve inzibat görevleri, tahkimat ve piyadeye mahsus siper avcı oyukları, ara siper ve mahfuz mahal inşası gibi hizmetler gerçekleştirilmiştir. Askerlerin talim yapmadıkları zamanlarda boş kalmamaları için gerekirse “yeniden yeniden hafriyat” yapması istenilmiştir.

    Canakkale_1
    Birinci Dünya Savaşı’na katılan genç subaylar talimgâh eğitimleri sırasında bir arada.

    Karargâhtaki askerî personelin eğitimi amacıyla bölük seviyesinde dershaneler oluşturulmuş ve bu dershanelerde haftada üç kez eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi planlanmıştır. Ders içeriği için ise din, askerî sağlık vb. konularda konferanslar yapılması emredilmiş ayrıca derslerin askerler arasında ilgi görmesi için “hikâyedar” olması istenilmiştir. Diğer yandan askerlerin morallerini yükseltmek için dersler haricinde kalan zamanlarda ip çekme, koşu, sıçrama ve taş atma oyunları oynatılmıştır. Böylece askerler oyun ile askerî eğitimi birlikte sürdürmüştür. Çünkü askerlerin el bombası atma eğitimleri de taş atmak suretiyle gerçekleştirilmiştir.

    Savaşın İhtiyacına Göre Pratik ve Teorik Eğitim
    Çanakkale Cephesi’nde muharebelerin kısa süre içerisinde mevzi harbine dönüşmesiyle eğitimlerin içeriği de buna göre düzenlenmeye başlamıştır. Bu çerçevede siperden atlama ve süngü hücumu eğitimleri yaptırılmış, bir yandan da önce takımların sonra bölüklerin siperlerden harp nizamında birden çıkmaları ve koşarak süngü hücumu yapmaları, bölüklerin birbirini takip ederek arkasında siperlerden harp nizamında koşar adımla düşman siperlerine atılma talimleri yapılmıştır. Bu faaliyetler alay komutanlarının sorumluluğunda icra edilmiştir.

    Canakkale_2
    Erenköy Talimhanesi bölgesinde yapılan bir keşif eğitimi.

    Süvari sınıfının talimlerinde keşif hizmetleri, sahilin korunması ve sahilden geriye haber getirme eğitimlerinin yapılması emredilmiştir. Ayrıca süvarilerin eğitimlerde hayvanları “lüzumsuz yere yormaması” için teçhizatsız olarak yapılması istenilmiştir. Eğitimler esnasında birlikler bazen uzmanlık alanlarına göre Alman askerlerin eğitim vermelerini istemiş bazen de “bomba eğitimleri için gözü açık nefer” gönderilmesini talep etmiştir. Bunun sağlanamadığı dönemlerde ise “az vâkıf efrâd gönderilmesi”nin de yeterli olacağı bildirilmiştir.

    Canakkale_3
    Yedek subay adayları Mauser piyade tüfeği ile eğitim yapıyor.

    Askerlere bedeni eğitimin yanı sıra teorik eğitimler de verilmiştir. Bu kapsamda askerlere, ordu üst komuta kademesinin isimleri hakkında bilgi verilmesine özen gösterilmiştir. 3 Nisan 1915 tarihinde Anadolu Yakası’ndaki 3’üncü Tümen birliklerine gönderilen emirde, “Mensup olduğumuz ordunun komutanı Mareşal Liman Paşa, Kolordu Komutanı Weber Paşa ve Tümen Komutanı Nikolay Bey olduğunu tüm personelin eksiksiz şekilde öğrenmesi sağlanmalıdır.” ifadesine yer verilmiştir. Ayrıca askerlerin konuşlandıkları bölgedeki coğrafi isimleri öğrenmesi emredilmiştir. Eğitimler sürecinde önemli konulardan birisi ise gönderilen risalelerin dikkate alınması ve talimnameler dâhilinde eğitimlerin sürdürülmesi olmuştur.

    Eğitimin Maneviyatı
    Cephede askerlerin fiziki olarak savaşa hazırlanması kadar manevi olarak da hazır olmalarına azami özen gösterilmiştir. Bu amaçla aileleri ile mektuplaşmalarının sağlanması önemli bir yere sahiptir. Diğer yandan talim olmayan zamanlarda askerlere dinî eğitim verilmeye çalışılmıştır. Bu eğitim kimi zaman doğrudan komutanlar tarafından yapılmıştır. Rumeli Mecidiye Tabyası Komutanı Mehmet Hilmi Bey, anılarında bu duruma şöyle değinmiştir: “Bu tarihten itibaren, gayeme ancak talim ve terbiyesiyle görevlendirildiğim erleri maddi ve manevi yönden yetiştirip yükselterek ulaşabileceğime, bunun dışındaki uğraşlara mesleki yetkimin ve bulunduğum çevrenin uygun olmadığına karar verdim. Bütün hayatımı, erlerin ruh ve askerî ahlak terbiyesiyle, talim ve eğitimine adadım. Üç sene devam eden bu çalışmalar sırasında, tabya yakınındaki evime ancak 15 günde bir girebiliyordum.”


    “cephede askerlerin fiziki olarak savaşa hazırlanması kadar manevi olarak da hazır olmalarına azami özen gösterilmiştir. bu amaçla aileleri ile mektuplaşmalarının sağlanması önemli bir yere sahiptir.”

    Eğitimlerde Yaşanan Olumsuz Durumlar
    Eğitimler esnasında kimi zaman olumsuz durumlar da yaşanmıştır. Bu duruma örnek olarak Haydar Mehmet Alganer anılarında şunlara değinmiştir: “Gece yarısından sonra kapım çalındı, kalktım. Halit Bey, düşmanın Telgraftepe’ye ilerlediği haberini getirdi. Hemen telefon ettim, bir şey yok. Sonradan anladım ki eğitim yapan tabur, komşusuna haber vermemiş. Bu yanlışlık meydana gelmiş.” Diğer yandan birliklerin atış cetvellerine rağmen bazı topların atış açılarında farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Öyle ki Müstahkem Mevki Komutanlığı 2 Mayıs 1915 tarihinde yaptığı talimlerde 30 çap uzunluk ve 12 cm’lik topların atış cetveline rağmen en yüksek atış açısı 35 derece altı ve yüksekliğin ise 37 derece verilebileceğini Harbiye Nezareti’ne bildirmiştir. Bu durum cephedeki atış tecrübelerinin önemine dikkat çekmiştir.

    Muharebeler sürecinde yaşanan aksaklıklar hatıralara da önemli ölçüde yansımıştır. Bu noktada Alman subay Carl Mühlman piyade sınıfı için eğitimin askerlik ruhunu öldürdüğünü, seferi hizmetin bilinmediğini, atış eğitimlerinin sınırlı olduğunu, tüfek doldurma gibi temel bilgilerin ve keskin nişancılığın bilinmediğini, birliklerin kimilerinde atış poligonlarının bulunmadığını, birliklerin hareket hızlarının yavaş olduğunu, yürüyüş disiplininin eksik olduğunu ifade etmiştir. Aynı subay, süvari sınıfı için atların bulaşıcı hastalıklardan dolayı yetersiz kaldığını, donatım eksikliklerinin bulunduğunu vurgulamıştır.

    Muharebe sahasındaki eğitimler daha çok sabahları 07.00-10.00 arası, öğleden sonra ise 14.30-16.30 arasında yapılmıştır. Bu durum mevsimsel olarak değişiklik gösterebilmiş, kış şartları içerisinde saatlerde değişikliğe gidilebilmiştir.

    Ateş Altında İmtihan
    Çanakkale Cephesi’nde gerek muharebeler gerekse iklim etkisiyle kayıpların her geçen gün artmasına, ikmal askerine duyulan ihtiyacın gitgide daha fazla kendisini hissettirmesine ve kış şartlarında donarak şehit olmaların yaşanmasına rağmen devlet mekanizması sağlıklı bir şekilde işlemiştir. Bu durum devletin geleneksel yazılı kültürüne sıkı sıkıya bağlı olarak ve askerî geleneğin içerisinde sürdürülmüştür.

    Canakkale_4
    Enver Paşa, Maltepe Subay Talimgâhı’nda denetlemelerde bulunuyor. Kolonyal şapkalı olanlar Alman eğitmenler.
    Canakkale_5
    Siper havanı eğitimi yapan askerler.

    Birliklerin komuta kademelerinde terfisi gelen subayların tabi olduğu sınavlar cephe şartları içerisinde gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla alaylardaki subaylardan sınava girecek olanların tespiti yapılmış ve sınavların 14 Aralık 1915 ila 7 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılmasına karar verilmiştir. Sınav yerleri, sınava girecek askerlerin rütbelerine göre farklılık gösterebilmiştir. Yüzbaşı ve binbaşıların sınavları Grup Karargâhı’nda, teğmen ve üsteğmenlerinki ise Tümen Karargâhı’nda yapılmıştır. Ayrıca sınavların yapılmasına dair esaslar da birliklere tamim (genelge) ile bildirilmiştir. Buna göre sınavların süreli olarak bir tarih planlaması dâhilinde yapılacağı ve seferberlik talimnamesi, atış, dâhiliye nizamnamelerinden soruların sorulacağı, bu nedenle bahsi geçen konuların “bir kere gözden geçirilmesi” tavsiye edilmiştir. Sınavlar konularına göre ayrı günlerde yapılmıştır.

    14 Aralık 1915: Talimnamenin 1. ve 2. Kısımları
    18 Aralık 1915: Seferberlik Nizamnamesi
    23 Aralık 1915: Dâhiliye Kanunnamesi
    23 Aralık 1915: Askerlik İlmi/Sanatı (Harita mütalaası, basit kroki okuması ve sahra nizamnamelerinin ana hatları)
    Sınavlarda birinci derslerin saat 10.00-12.00 arasında, ikinci derslerin ise 14.00-16.00 arasında yapılmasına karar verilmiştir.

    Sınav yapılmasına dair yayımlanan tamim ile birlikler nezdinde sınav komisyonlarının oluşturulmasına karar verilmiştir. Bu komisyonlar sınava girecek subayları belirtilen program ve tarih aralığı içinde davet etmiştir. Kimi bölgelerde sınav komisyonu kurulamamıştır. Örneğin Kayaltepe mıntıkasının kadro durumu buna uygun olmadığı için bu bölgede sınava girmek isteyen subayların ve süvari sınıfının Tümen Karargâhı’nda sınava girmesine karar verilmiştir. Diğer yandan süvari sınıfının imtihanı için Nakliye Katar Kumandanı Süvari Binbaşı Abdurrahman Efendi görevlendirilmiştir. Sınav evrakları ise bireysel olarak hazırlanıp mazbataları ile Grup Karargâhı’na gönderilmiştir. Tüm süreç için “iktidar ve ehliyetleri” dâhilinde yükselmeler esas görülmüştür.

    Çanakkale Cephesi’nin zafere dönüşme aşamasında binlerce kayıp verilmesine, şehitlerin kimi zaman gömülememesine, bazı muharebelerde Osmanlı birlikleri üzerine 60.000 top mermisi atılmasına rağmen devlet geleneği sistematik olarak işlemiştir. Subayların görevde yükselmeleri için ateş altındaki tüm şartlara rağmen yazılı sınavlar yapılmış bunun için azami özen gösterilmiştir. #

    Canakkale_6
    Askerlerimiz talim esnasında kumandanlarıyla birlikte.
    KAYNAKÇA
    ATASE, BDH., Kls./Dos./Fih., (1064/75/1-16, 1562/15/1-158, 4346/23/17, 4567/47/1-147, 4589/2/7, 4620/53/5-1, 4835/H9/1-175a, 5333/H3/1-1a, 5347/H3/1-14, 5347/H3/1-9, 5384/183/1-4a).
    Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, V. Cilt, III. Kitap, Askerî Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2012.
    Çulcu, Murat (haz.), Çanakkale 1915 Kanlısırt Günlüğü/Mehmed Fasih Bey’in Günlüğü, Denizler Kitabevi, İstanbul, 2006.
    Durukan, Eyüp, Sofya Esaretinden Çanakkale Zaferine, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2014.
    Erdemir, Lokman (haz.), Hasan Remzi Fertan’ın Harp Hatıraları, Bağcılar Belediyesi, İstanbul, 2016.
    Münim Mustafa, “Cepheden Cepheye 1914-1918, İhtiyat Zabiti Bulunduğum Sırada Cihan Harbinde Kanal ve Çanakkale Cephelerine Ait Hatıralarım”, Çanakkale Hatıraları, c. 3, yay. haz. Metin Martı, Arma Yayınları, İstanbul, 2005.
    Selahattin Adil Paşa, “Çanakkale Hatıraları”, Çanakkale Hatıraları, c. 1, yay. haz. Metin Martı, Arma Yayınları, İstanbul, 2005.
  • Resmî Türk Harp Tarihi Yazımının Başlaması ve İlk Eseri

    Resmî Türk Harp Tarihi Yazımının Başlaması ve İlk Eseri


    bugünkü genelkurmay atase başkanlığı’nın kurulması enver paşa’nın 11 nisan 1916 tarihli emriyle gerçekleşmiştir. aynı emirde harp tarihi şubesi’nin çanakkale’den başlayarak “harp tarihi” yazımına başlayacağı belirtilmiştir. 1916 yılında gerçekleştirilen bu çalışmayı, 1917 yılında 14. kolordu komutanı yusuf izzet met’in birinci dünya savaşı’na katılan komutanlardan hatıralarını talep etmek için başlattığı çalışma izlemiştir. ilk resmî askerî tarih çalışması olma özelliği taşıyan eser, kendisinden sonraki tarih yazımını da önemli oranda etkilemiştir.

    1. Dünya Savaşı Batı Cephesi
    I. Dünya Savaşı yıllarında Enver Paşa ve Kurmayları Galiçya Cephesi’nde.

    Resmî Türk harp tarih yazımı Birinci Dünya Savaşı’na kadar uzanan tarihsel bir süreci kapsamaktadır. II. Meşrutiyet yönetiminin Genelkurmay Başkanı Ahmet İzzet Paşa’nın Genelkurmay teşkilat yapısında gerçekleştirmiş olduğu değişime bağlı olarak ortaya dört ana şube çıkmıştır. Bu hâliyle Birinci Şube eğitim, manevra ve harp tarihi işleri ile sorumluydu. Ancak bu düzenleme dönemin ihtiyaçlarını karşılayamaz durumdaydı. Nitekim birçok eğitim işi arasında harp tarihi yazmak mümkün değildi ve ayrı bir şube kurulması neredeyse zorunluluk arz etmekteydi. Bu bağlamda Balkan Savaşı öncesinde Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi yeni bir yapılanmaya gitti. Birinci Şube içerisinde eğitim, manevra ve Harp Akademileri kısımlarının yanında, Askerî Cerideler (Askerî Kayıt Defterleri) adıyla bir bölüme de karar verilmişti. Bu teşkilatlanma içerisindeyken Balkan Savaşı başlamıştı. Balkan Savaşı yenilgisinden sonra Harbiye Nazırı ve Genelkurmay Başkanı olan Enver Paşa, Almanların tavsiyelerine de uyarak Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Teşkilatı’nda bazı değişiklikler yapmış ve teşkilat yeniden dört ana şubeye ayrılmıştı. Buna göre Birinci Şube harekât, yayım ve harp tarihi kısımlarından oluşmuştu.

    Birinci Şube’deki harp tarihi yazım görevi şubenin bir kısmı tarafından yapılmaktaydı. “Harp Tarihi” kısmının ayrı bir şube olarak teşkilatlandırılması ve bugünkü Genelkurmay ATASE Başkanlığı’nın kurulması Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın 11 Nisan 1916 tarihli emri ile gerçekleşmiştir. Aynı emirde bu şubenin Çanakkale’den başlayarak harp tarihi yazımına başlanacağı belirtilmiştir.

    Harp_Tarihi_1
    Resmî Türk harp tarihinin ilk eseri. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Harp Tarihi, Çanakkale Muharebeleri.
    Harp_Tarihi_2
    Resmî Türk harp tarihinin ilk eserinin yazımına dair askeri arşiv belgesi. Liman von Sanders’in Türkiye’de Beş Sene isimli eserinden faydalanmak için yazışma yapan komisyon üyesi belgenin yanına çizim yapmış.

    Harp Tarihi Şubesi Çalışmalarına Başlıyor
    Bu gelişmeler üzerine ilk anda evrak ve belge toplanması çalışmalarına başlanmıştır. Bu amaçla Harp Tarihi Şubesi Müdürü Cemil Hoşcan tarafından 13 Mayıs 1916 tarihinde gönderilen yazıda, “Tarih-i Harp Şubesi Müdüriyeti ilave-i memuriyet olarak uhde-i aczime tevdi olundu.” denilerek şubenin kuruluşu ve gereklilikleri hakkında bilgi verilmiştir. Aynı yazıda, harp tarihi yazımına esas olacak vesika, harp ceridesi ve “defteri hatırat-ı devletlerinin iade edilmek üzere” toplanması istenilmiştir. Harp Tarihi Şubesi’nin kuruluş emri içerisinde de yer alan hâliyle ilk çalışma Çanakkale muharebelerinden başlamıştır.

    Buna göre ilk olarak Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Harp Tarihi, Çanakkale Muharebeleri kitabı hazırlanmıştır. Ancak bu eserde dikkat çeken ifade, başlığın altında yer alan “Müsvedde hâlindedir.” ibaresi olmuştur. Bu ibare aslında bir soru işaretini de beraberinde getirmekteydi. Eser müsvedde olarak hazırlanmış ve sadece Harp Tarihi Şubesi’nin bir çalışması olarak mı kalmıştı? Bu sorunun cevabını ATASE’den temin ettiğim belgelerde bulabildim.

    Türk Resmî Harp Tarihi Yazım Sorumluluğu Bronsart Paşa’ya Geçmişti
    Buna göre yazımı tamamlanan bu çalışma 12 Kasım 1916 tarihinden itibaren Karargâh-ı Umumi Erkan-ı Harbiyesi, Bronsart Paşa’nın emrine geçtiği için çalışmanın sonuçlandırılması da onun sorumluluğu altına girmiştir.

    Bronsart Paşa’nın 26 Aralık 1916 tarihli ve Bahr-ı Sefid Boğazı Mevki Müstahkem Kumandanı Nihad Paşa’ya yazdığı yazıda, müsvedde olarak hazırlanan çalışmanın sınırlı sayıda basıldığı ve basılan nüshalarına da numara verilmek suretiyle kayıt altına alındığı anlaşılmaktadır. Yine aynı yazıda eserin “mahrem” olduğu ve “yalnız kumandanlara” ve “alakadarlara” gönderildiği görülmektedir. Buradaki amacın ise eseri inceleyenlerin üzerine gerekli notları almak suretiyle Harp Tarihi Şubesi’ne göndermesi olduğu dikkat çekmiştir. Aynı zamanda bu çalışmayla iyi bir harp tarihi yazımı yapılmaya çalışıldığı, bu noktadaki amacın “Çanakkale Muharebatının büsbütün” maziye karışmasından evvel yapılmasının hedeflendiği ve bu süreçte “şimdilik” kumandanların görüş ve yorumlarının yeterli görüldüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca çalışma, yazıma konu olan tarihî gelişmelerin devam ettiği bir süreçte yazıldığı için komutanlara dair eleştirilere yer vermeyerek bunları “samimi vicdanlara” bırakmıştır.

    Harp_Tarihi_3
    Resmî Türk harp tarihinin ilk eserinin yazımına dair askeri arşiv belgesi. Belgenin içinde yer alan ve Boğazlar Bölgesi’nde orduların konuşlanmasını gösteren krokidir. Birinci Ordu ibaresinin altındaki ok işaretinin sağ tarafındaki küçük cim “c” harfi cenup/güney anlamına gelmektedir. Aynı şekilde İkinci Ordu ibaresi üzerinde yer alan ok işaretinin sol tarafındaki küçük şın “ş” harfi şimal/kuzey anlamına gelmektedir.

    Devam eden yazışmalar takip edildiğinde müsveddeyi alan yetkililerin bazıları düzeltme ya da ekleme önerilerini Harbiye Nezareti Tarih-i Harp Şubesi’ne göndermiştir. Bu noktada yazışmaların ulaşılabildiği kişilere dikkat edildiğinde müsveddelerin, Harbiye Nazırı ve Müsteşarı gibi üst yönetime gittiği anlaşılmaktadır.

    Resmî Türk harp tarihi eserinin ilk bölümüne bir ön söz eklenmiştir. Bu ön sözde Birinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa, Osmanlı Devleti’nin siyasal ve askerî süreci -daha çok Balkan Savaşı ve sonrası- edebî bir yaklaşımla kaleme alınmıştır. Bu bölüm ayrıca Alman gemilerinin Osmanlı Devleti’ne sığınması -ki burası ilginçtir Almanya ile yapılan gizli antlaşmaya dair bilgi yer almamaktadır-, kapitülasyonların kaldırılması, Karadeniz olayı, Dünya Savaşı’na giriş gibi konuları kısmen detaylı sayılabilecek bir şekilde değerlendirmesi sebebiyle “Giriş” bölümü özelliği göstermektedir. Eserin bu kısmının son bölümünde ise Harp Tarihi Şubesi’nin görevlilerinin isimleri verilerek çalışmayı yapanlar açıklanmıştır. Diğer yandan “Giriş” olarak yer verilen kısa başlık altında ise bu çalışmanın üç bölümden oluşacak bir çalışma olduğu anlaşılmaktadır. Eser, tarih aralığı olarak seferberlik döneminden başlamak üzere 15 Aralık 1914’e kadar geçen olayları içermektedir. Yazıma esas olan kaynak ise Ön Söz’ünde de belirtildiği hâliyle harp cerideleri olmuştur.

    Harp_Tarihi_4
    Resmî Türk harp tarihinin ilk eserinin içeriği. Çalışmanın müsveddesi üzerine alınan notlar.
    Harp_Tarihi_5
    Resmî Türk harp tarihinin ilk eserinin yazımına dair askeri arşiv belgesi. Üst komuta kademesinin karargâh mahallerini gösterir çizim.
    Harp_Tarihi_6
    Resmî Türk harp tarihinin ilk eserinin içeriği. Çanakkale Boğazı’nın önünü gösteren çiz

    1916 yılında gerçekleştirilen bu çalışmayı, 1917 yılında 14. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Met’in Birinci Dünya Savaşı’na katılan komutanlardan hatıralarını talep etmek için başlattığı çalışma izlemiştir. Nitekim bu çalışmada elde edilen rapor ve belgeler de Harp Tarihi Şubesi’ne sunulmuştur. Aynı dönemde Mustafa Kemal (Atatürk) Arıburnu raporunu Harp Tarihi Şubesi’ne göndermiştir. Bu hâliyle Harp Tarihi Şubesi’nin yaptığı çağrının da etkisiyle toplanan rapor, ceride ve hatıraları 1920 yılı içerisinden başlamak üzere bir dizi konferans ve hazırlanan rapor takip etmiştir.

    Resmî Türk harp tarihinin bu ilk eserini günümüze değin hazırlanan eserlerle karşılaştırdığımızda Genelkurmay Basımevi tarafından 1976 yılında yayımlanan Birinci Dünya Harbinde Türk Deniz Harekâtı’nın sekizinci cildinin temeli sayılabilecek bilgileri barındırdığı görülmüştür. Yine 2020 yılında yayımlanan Müstahkem Mevki Komutanlığının Harp Cerideleri içerisinde bazı emir ve raporları ihtiva ettiği görülecektir. Bu hâliyle çok erken bir tarihte hazırlanan ve ilk resmî askerî tarih çalışması olma özelliği taşıyan eser, kendisinden sonraki tarih yazımını da önemli oranda etkilemiştir. #

  • Çanakkale şehitleri Kanada’da, Newfounland ise Softa Tepe’de

    Çanakkale Muharebeleri sırasında şehit düşen askerlerimizin anısına yaptırılan Türk anıtı, geçen aylarda Kanada’nın Newfoundland ve Labrador eyaletlerinin başkenti St. John’s’ta açıldı. Aynı tarihlerde, muharebeler sırasında hayatını kaybeden Kanadalı askerlerin anısını yaşatan Caribu anıtı, Tarihî Alan’daki Softa Tepe’ye (Hill 10) kondu.

    Havadis-2
    Gelibolu Yarımadası’nda Softa Tepe’de yer alan ve muharebelerde hayatını kaybeden Kanadalı askerler anısına dikilen Karibu heykeli.

    Türk zaferi ile sonuçlana­rak 1. Dünya Savaşı’nın uzamasına ve Mustafa Kemal’in tarihe geçmesine yol açan Çanakkale muharebeleri, günümüzde tüm taraf ülkelerin millî hafızalarında ve benlik­lerinde önemli bir yer kaplar. Çanakkale’den zaferle çıkan Türk milleti de, işgalci emel­lerle Gelibolu Yarımadası’na taşınan farklı milletler de bu anı ve izleri gururla taşır. Tarihî yarımada, birçok milletin savaşta yitirdiklerinin anısını taşıyan anıtlara evsahipliği ya­par. 109 yıl önce kanla yoğrul­muş bu topraklar, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurt­ta sulh, cihanda sulh” şiarıyla, barışın simgesi hâline gelmiştir.

    Kanada da, Ge­libolu Yarımada­sı’nda savaşan ül­keler arasındadır. Newfoundland ve Labrador Eyaleti bölgesinden gelen 34 subay ve 1.042 erden müteşekkil Newfoundland Alayı, 1915’in Eylül ayında Ge­libolu’da savaşa katıldı, özellikle cephenin tahliyesi esnasında önemli görevler aldı. Alay, Ça­nakkale’den sonra Batı Cephe­si’nde de farklı muharebelere katıldı ve gösterdiği başarılar dolayısıyla Büyük Britanya Kra­lı 5. George tarafından isim­lerinin önüne Kraliyet unvanı verilerek ödüllendirildi (New­foundland Kraliyet Alayı-New­foundland Royal Regiment).

    Kanada’nın Newfoundland ve Labrador eyaletinin 1. Dünya Savaşı sırasında ölen askerleri için Çanakkale’de anıt dik­me talebi Türkiye tarafından uygun bulunmuş; bu alayın sembolü olan bir Karibu heykeli dikilmesine karşılık, eyalet başkenti St. John’s’ta da Çanakkale şehitlerini yaşatan bir abidenin konması kararlaştı­rılmıştı.

    Havadis-1
    Kanada’da, Newfoundland ve Labrador eyaletlerinin başkenti St. John’s’ta dikilen ve 1915’teki muharebeler sırasında Çanakkale’de şehit düşen askerlerin anısını yaşatan Türk abidesi.

    Caribu Heykeli, Çanakkale Tarihî Alanı’nda Softa Tepe’de (Hill 10) 23 Eylül 2022 tarihin­de Newfoundland ve Labrador Eyaleti Başbakanı Andrew Furey ile Kanada Gazi İşleri Bakanı Lawrence Archibald MacAulay’in; ülkemizden de Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Çanakkale Valisi İlhami Aktaş, Gelibolu 2. Kolordu Komutanı Tümgeneral Rasim Yaldız, Çanakkale Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğa­miral Mustafa Turhan Ecevit, Çanakkale Savaşları ve Gelibo­lu Tarihî Alan Başkanı İsmail Kaşdemir ‘in katıldıkları bir törenle açıldı.

    Türk askerini onurlandıran ve Çanakkale Muharebeleri’ni sembolize eden Türk anıtı ise St. John’s şehrinde, alayın da eğitim yaptığı tarihî meydanda 28 Eylül 2023 tarihinde açıldı. Güzel Sanatlar Genel Müdür­lüğü’nce tasarlanan ve Kara­bük’te dökümü yapılan anıt, üzerinde Çanakkale Şehitler Abidesi ve Türk bayrağı formla­rını taşıyor.

    3.30 metre uzunluğundaki Çanakkale Ruhu Anıtı’nın açılı­şında Dışişleri Bakan Yardımcı­sı Ahmet Yıldız, Newfoundland ve Labrador Eyalet Valisi Judy Foote, Çanakkale Valisi İlhami Aktaş, Tarihî Alan Başkanı İs­mail Kaşdemir’in yanısıra; eya­letlerin başbakanı Dr. Andrew Furey, Türkiye Cumhuriyeti Kanada Büyükelçisi Esra Demir ve çok sayıda davetli yer aldı.

  • Çanakkale kahramanı Bigalı Mehmet Çavuş yeniden canlanıyor…

    106 yıl önce yaşanan Çanakkale muharebeleri, sadece bugünümüzü şekillendirmekle kalmadı, toplumsal hafızamızda da kalıcı izler bıraktı. Ancak bilindiği gibi, insan hafızası unutkanlıkla örülüdür ve tarih kayıt altına alınmaz, tanıklarla yaşatılmazsa “hikaye”ye dönüşür. İşte Çanakkale kahramanlarından Mehmet Çavuş’u konu alan yeni bir belgesel, fedakar askerleri ve Mustafa Kemal’in gerçek değerini tarihe katmak üzere geliyor.

    Bugün bu topraklarda­ki varlığımızı, çoğunun mezarı bile olmayan, “Mehmetçik” diye selamladığı­mız insanlara borçluyuz. Onlar, arkadaki çoluk-çocuk başına buyruk yaşasın, ele-güne muh­taç olmasın, yabancının sulta­sına kalmasın diye istilacının karşısında durmuş; benzersiz bir fedakarlık içinde, yaşadık­ları gibi ölmüşlerdi. Çanakka­le cephesi, 1. Dünya Savaşı’nın başında, yorgun, moralsiz, ye­nik ve aç-bilaç Türk insanının, denizden gelen düşmana “du­run bakalım, buraya kadar” de­diği yerdir.

    Onların kadrini, kıyme­tini bilmedik. Esas olarak laf ürettik. Heykel-abide-bayrakla sembollere, nutuk-hamaset-e­debiyatla kahramanlığa uzanan anonim hikayelere bel bağla­dık. Muharebeler sırasındaki gerçek-yaşanmış-belgeli-tanık­lı hadiseleri tesbite çalışmak ve bu izlerin peşine düşmek yeri­ne; ucuz duygusallıklara, pahalı organizasyonlara, aktüel-po­litik hesaplara, bilimsel-este­tik değeri olmayan yapımlara yöneldik.

    Onların hatırasına bir şey­ler yapabilmek, ancak 1950’li yıllarda aklımıza geldi; büyük bir abide yaparak kendimizi affettirmeye çalıştık. Muha­rebe arazisini koruma altına almamız 1970’lerde, sembo­lik mezarlık yapma faaliyetle­rimiz 80’lerde, otobüs turla­rı 90’larda başladı. Referans değeri, araştırma-bilgi değeri taşıyan kitap, makale, belgesel, fotoğraf, film konularında İn­giltere ve Avustralya’nın hâlâ çok gerisindeyiz. Gözümüz gibi bakmamız gereken Çanakkale muharebe arazilerinin orijinal haliyle korunması noktasında son yıllarda önemli aşamalar kaydedildi (otobüs trafiği için Anafartalar’dan, sıcak muha­rebe arazisinden geçecek asfalt yol yapımı hariç!); eski hata­lar düzeltildi; yanlış ağaçlan­dırmalar durduruldu. Yine de -bugün salgın hastalık nede­niyle motorlu araç trafiği fii­len durmuş olsa da- bu kutsal topraklara otomobil-otobüsle girmenin kısıtlanması, anı ve izlerin korunması bakımından önşarttır.

    1915’te Gelibolu Yarımada­sı’ndaki muharebeler sonu­cu kazanılan zafer, bu ülkenin insanlarına her şeyden önce umut vermiştir. Dünyanın en güçlü donanmasını-ordusunu durdurmak; küçülen-büzülen ve imkansızlıklar içinde kıv­ranan bir imparatorluk için, bu ülkede yaşayan insanlar için yeni bir başlangıç imkanı sağlamıştı. Mustafa Kemal’in 1915’te başka bir cephede değil de Çanakkale’de olması, Tür­kiye ve dünya tarihini sonsuza kadar değiştirmişti. O ve diğer tüm kahraman komutanlar, as­kerler, kadınlar, yeniden yeni bir millet olmanın koordinatla­rını vermişlerdir bize. Ele-gü­ne ama her şeyden önce kendi­mize kendimizi göstermişizdir. Çanakkale’nin verdiği özgüven, İstiklal Harbi’nin ve cumhuri­yetin temel yapıtaşıdır ve bu coğrafyada kalıcı olduğumuzun teminatıdır.

    Titizlikle planlanmış detaylar Belgeselde kullanılan silahlar; Mauser, Lee Enfield, Vickers gibi birçok orijinal silahtan kalıp alınarak tekrar dökülmüş (üstte). Belgesel için 200 kişilik bir ekip çalışmış (altta).

    İşte bu benzersiz geleneği, hakiki-sahici bir tarih bilin­cine dönüştürmek için laftan fazlası, yani iş yapmak gere­kir. Diğer türlü sadece atalarıy­la övünen mirasyediler oluruz ki, maalesef günümüzde yaygın bir hâldir.

    Çocukluğundan beri Ça­nakkale muharebe alanların­da araştırmalar yapan ve genç neslin önemli saha uzmanla­rından Gökhan Tarkan Kara­man; çalışmalarını uluslararası seviyeye taşımış nadir Türk­lerden. Karaman şu sıralar, muharebelerin unutulmaz kah­ramanlarından biri olan Bigalı Mehmet Çavuş üzerine önemli bir belgesele imza atmak üzere.

    Bigalı Mehmet Çavuş, 1881 Filibe doğumlu. 93 Harbi ola­rak da bilinen 1877-1878 Os­manlı-Rus savaşı sonrasında ailesiyle birlikte Anadolu’ya göç etmiş; Biga’nın Bahçeli Kö­yü’ne yerleşmiş. Toplam 16 yıl askerlik yapmış. Balkan Savaş­ları’nda ve 1. Dünya Savaşı’nda yer almış.

    4 Mart 1915 tarihinde Sed­dülbahir’de göstermiş olduğu kahramanlıkla literatüre gir­miş. 18 Mart’ta gerçekleşecek büyük deniz saldırısı öncesi, Boğaz girişini koruyan kaleler­deki topları susturmak isteyen İtilaf güçleri, Seddülbahir Ka­lesi önüne küçük bir birlik çı­karmıştı. İngiliz deniz piyade­leri tarafından donanma ateşi ve uçakların keşif desteğiyle gerçekleşen bu çıkarma sıra­sında, Mehmet Çavuş emrin­deki askerlerle fedakarlık tari­hine de geçmişti. Çatışma sıra­sında tüfeği tutukluk yapınca, yerden aldığı taşları düşmana atarak savaşı sürdürmüş; eline geçen bir istihkam küreğiyle askerlerini hücuma kaldırmış­tır. Başından ve göğsünden ağır yaralanmasına rağmen bayı­lana kadar savaşmaya devam etmiştir. Şaşıran, afallayan ve ciddi zayiat veren İngilizler ilerleyememiş ve takviye kuv­vet isteğinin geri çevrilmesi üzerine filikalarına binerek ge­ri çekilmek zorunda kalmıştır. O günkü çarpışmada 27. Alay 10. Bölük, 6 şehit ve 13 yaralı verirken, geri çekilmek zorun­da kalan düşmanın zayiatı ise 20 ölü, 25 yaralı ve 3 kayıptır.

    Saha bilgisi ve set cephesi Muharebe sahnelerini canlandırmak için Eceabat’ta, muharebe bölgesi dışında bir plato oluşturulmuş, muharebe haritalarına bakılarak ölçek ve derinlik hesaplamaları yapılmış.
    Genç neslin önemli saha uzmanlarından Gökhan Tarkan Karaman sette.

    Hadiseyi sonradan Arıbur­nu Muharebeleri Raporu isimli kitabında bizzat aktaran o dö­nem Maydos Mıntıka Komuta­nı Yarbay Mustafa Kemal, tak­dirle bahsettiği Bigalı Mehmet Çavuş’un ödüllendirilmesini teklif ederek Gümüş Muhare­be İmtiyaz Madalyası alması­nı sağlar. Başkomutan Vekili Enver Paşa, Maydos Hastane­si’nde tedavi altında bulunan Bigalı Mehmet Çavuş’u ziyaret ederek kendisine padişah ta­rafından verilen bu madalyayı bizzat göğsüne takar.

    Tedavisi bittikten sonra kendisine verilen izin süresini kullanmayarak tekrar cephe­ye döner Mehmet Çavuş. “Ar­kadaşlarım orda kelle koltukta savaşırken ben burada otura­mam” diyerek tekrar cepheye döner. Bu defa birliği Arıburnu sektöründe çarpışmaktadır. 25 Nisan 1915’teki çıkarma sıra­sında 27. Alay’la birlikte düşma­nı yine ilk karşılayan askerler arasında bulunur. Görev yaptığı Arıburnu bölgesinde ikinci defa yaralanır Düşman birliklerinin tahliyesinin yapıldığı 9 Ocak 1916 tarihine kadar bu bölgede savaşmaya devam eder.

    Hem askerlik süresinde hem de askerlik sonrasında kendisine yapılan maddi yar­dım tekliflerini “Ben vatanım için savaştım, para için savaş­madım” diyerek reddeder. Sa­vaştan sonra gazi olarak dön­düğü köyünde mütevazı bir hayat sürer. 3 Şubat 1964 tari­hinde vefat ederek Bahçeli Kö­yü Mezarlığı’na defnedilir.

    Belgeselin çekim süreci ne­redeyse 1.5 yıldır devam ediyor. Bu müstesna tarihe tanıklık et­miş Bigalı Mehmet Çavuş’un torunları, akrabaları ve onu gören vatandaşlarla röportaj­lar gerçekleştirilmiş. Muharebe sahnelerini canlandırmak için Eceabat’ta, muharebe bölgesi dışında bir plato oluşturulmuş ve dönem muharebe haritaları­na göre ölçek ve derinlik olarak birebir tasarımlar uygulanmış. Asker ve dönem kostümleri ti­tizlikle danışmanlar eşliğinde dikilmiş (maalesef sürekli ola­rak hata yaptığımız ve bunlar­dan ders almadığımız bir konu).

    Dönemin silahları, Mauser, Lee Enfield, Vickers gibi bir­çok silah orijinallerinin kalıbı alınarak tekrar dökülmüş.

    Yaklaşık 200 kişilik bir ekiple çekilen belgesel, Biga Belediyesi, Çanakkale Muha­rebeleri Tarihî Alan Başkanlığı ve Çanakkale Valiliği tarafın­dan da destekleniyor. Türk­çe-İngilizce olacak belgeselin yapımcısı ve yönetmeni Gök­han Tarkan Karaman; görüntü yönetmeni Ender Ercan, danış­manı ise Ömer Arslan.

    Çanakkale muharebeleri­ni geleceğe taşımak için, ger­çek insan hikayelerinin peşine düşmeye ve bunları tüm detay­larıyla kayıt altına almaya ih­tiyacımız var. Onlar da bizden bunu beklerdi.