Etiket: çanakkale

  • Çanakkale’nin ‘gazi’ gemisi: Saghalien’in trajik hikayesi

    İtilaf Devletleri bundan tam 108 yıl önce, 9 Ocak 1916 günü şafak sökmeden hemen önce Gelibolu Yarımadası’nın ucundaki Seddülbahir’den ayrıldı. İngilizler’in Çanakkale muharebelerindeki yegane başarısı, mağlup kuvvetlerini tek zaiyat olmadan tahliye etmesiydi. Geride ise, neredeyse tüm hadiselere tanıklık eden bir gemi enkazı kalacaktı.

    İtilaf Devletleri’nin asker­leri tam 108 yıl önce, 9 Ocak 1916 tarihinde şafak sökmeden hemen önce Gelibolu Yarımadası’nın güney ucun­daki Seddülbahir’den uzak­laştı. İngilizler, 8.5 ay sürmüş muharebeler sonucu mağlup olan askerlerinin bu tahliye operasyonu sırasında hiç zayiat vermemesiyle övüneceklerdi.

    Denir ki “Eski askerler asla ölmez, sadece kaybolup gider­ler.” Aynı şey eski denizciler için de geçerlidir. Gelibolu Yarıma­dası’nın ucundaki Ertuğrul Ko­yu’nda (V Beach), 1915 hareka­tının en eski “denizcilerinden” biri unutulmuş, biraz solmuş ama tarihte eşsiz bir yere sahip olarak hâlâ yatıyor. Bu gemi: Saghalien.

    Deniz yüzeyinin 10 metre altında yatan Saghalien, hem Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na dahil olduğu ilk anla­ra hem de onun son günlerine şahit olma gibi bir ayrıcalığa sahip.

    1880’de denize indirilen 4.050 tonluk bu gemi, büyüyen Asya pazarına hizmet etmek üzere Fransız ticari denizcilik şirketi Messageries Maritimes tarafından inşa edildi. Karma bir yolcu-kargo taşıyıcısı olarak tasarlanan 130 metre uzun­luğundaki Saghalien, Saygon, Şangay, Singapur ve Hong Kong gibi Uzakdoğu limanlarına da yelken açmış, ilerleyen dö­nemlerde Avustralya’ya bile gitmişti.

    Askeri_Tarih_1
    Ocak 1916’daki son tahliyeden birkaç gün sonra, en sağda hâlâ sağlam olan Saghalien, yanında eski Fransız savaş gemisi Massena ve 25 Nisan 1915’teki ilk çıkarmada kullanılan İngiliz kargo gemisi River Clyde.

    Temmuz 1914 sonunda Avru­pa’da savaş patlak verdiğinde, Saghalien, evlerine dönmek isteyen Fransız vatandaşlarını tahliye etmek ve askere çağrı­lan Fransız yedeklerini taşımak için, o tarihte henüz savaşa girmemiş Osmanlı başkenti­ne gönderildi. Saghalien’e ve Fransız bandıralı bir başka gemi olan Henri Fraissinet’ye 1.200’den fazla kişi bindiril­mişti. Saghalien 9 Ağustos 1914’te İstanbul’dan ayrılırken gemide bulunanlardan biri de 31 yaşındaki Fransız Stephanie Castelli’ydi; savaştan yıllar son­ra şunları yazacaktı: “Kamara­lar, güverte, her yer yolcularla dolu; hava muhteşem ve harika görünen yıldızların altında, şezlonglarda ya da hamaklarda uyuyoruz…” Saghalien ile Henri Fraissinet, 10 Ağustos akşamı Çanakkale açıklarında demirle­yerek Türk sularından ayrılmak için son izni bekledi. Yakın­lardaki bir gemide bulunan ve denize açılmak için gerekli izni bekleyen bir Reuters muhabiri tanık olduklarını şöyle anlatı­yordu: “Günbatımından hemen sonra iki büyük savaş gemisi­nin, önlerinde bir pilot botuyla çok yavaş bir şekilde yaklaştığı görüldü. Büyük bir heyecan yaşandı ve bunların Goeben ve Breslau olduğu söylentisi yayıl­dı. Ancak yanımıza geldiklerin­de hava çoktan kararmıştı.”

    Ağustos 1914 başında, Almanya’nın Akdeniz’de iki savaş gemisi vardı. Bunlar Goeben muharebe kruvazörü ve ona eşlik eden Breslau hafif kruvazörüydü. İngiliz Kraliyet Donanması’ndan kaçan bu iki gemi, Kuzey Afrika’daki Fransız limanlarını bombaladı ve ar­dından İngiliz gemileri sıcak ta­kipteyken Ege Denizi üzerinden Çanakkale Boğazı’na doğru yol aldı. İngiliz Kraliyet Donanması filosundan kaçmayı başaran Alman gemileri, Osmanlı Harbiye Nazırı Enver Paşa’dan Boğazlar’a girme iznini aldı ve Çanakkale’ye demir attı.

    İşte yine aynı yerde Bo­ğaz’dan çıkmayı bekleyen Saghalien ile Goeben ve Bresla­u’nun karşılaşması da burada olacaktı.

    Gazeteci Stephanie Castelli, Alman denizcilerin Saghalien’e binişini şöyle anlatıyor: “Ertesi sabah hava aydınlandğıunda Goeben’i ve Breslau’yu gördük. Alman subayları köprüye çıktı; geminin telsiz-telgrafı bağlan­tısını kesti; kaptana demirle­rini sabitlemesi emrini verdi. Kaptan, öfkeden deliye dönmüş durumda olmasına rağmen biz­den sakin olmamızı rica ediyor.”

    Yolculardan biri, Saghalien’in telsiz sistemini yokeden bir Alman denizcinin fotoğrafını çekecek kadar soğukkanlıydı. Bu fotoğraf sadece 8 gün sonra Fransız basınında “Çanakkale Boğazı’nda Saghalien’e karşı Alman saldırganlığı” başlığıyla yayımlanacaktı. Telsizi parça­landığı için Alman gemilerinin konumunu İngiliz filosuna bildiremeyen Saghalien, 13 Ağustos’a kadar Çanakkale’de tutuldu ve Goeben toplarının menzilinden çıkana kadar gemide kalan bir Türk subayı tarafından güvenli geçişi ga­rantisi verildi.

    Askeri_Tarih_2
    Ertuğrul Koyu’nda en önde Saghalien, arkasında Massena ve River Clyde. Bugün Ertuğrul Tabya’dan çekilen aktüel kareyle tarihî karenin birleştirilmesi…

    Alman Akdeniz filosunun iki gemisi Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi üzerinden yolculuklarına devam ederek 16 Ağustos’ta İstanbul’a vardı ve Osmanlı filosuna katıldı. Mürettebat her ne kadar Alman olsa da artık üniformalarının bir parçası olarak fes takıyor­lardı. 6 hafta sonra Goeben ve Breslau, Yavuz ve Midilli olarak yeniden adlandırıldı ve Osmanlı filosunun geri kalanıyla birlikte Rus imparatorluk donanmasına saldırmak üzere Karadeniz’e açıldı. 1. Dünya Savaşı’nın teknik olarak 2. Dünya Savaşı’n­daki Pearl Harbour baskınına benzeyen, ancak çok az hasara yolaçan bu girişim Osmanlı Devleti’ni giderek büyüyen bir çatışmanın içine çekecek ve ni­hayetinde Çanakkale Savaşı’na yol açacaktı.

    Saghalien’in Çanakkale’deki macerası, uzun kariyerinin son seferiydi ve 35 yaşındaki emektar gemi kısa bir süre sonra hizmetdışı bırakılacak­tı. İçindeki sivilleri Fransa’ya götürdükten sonra Marsil­ya’ya demirleyen gemi, Batı cephesinde başlayan savaşta esir düşen 1.200 kadar Alman askerini barındırmak için kullanıldı. Ekim 1914’te Fransız yetkililer, Saghalien’i Çanakkale Boğazı’na geri gönderecekler­di. İngiliz Kraliyet donanması ile birlikte Çanakkale seferine katılan gemi, Ertuğrul Koyu’n­da bir dalgakıran yaratmak amacıyla batırılacak ve buranın her türlü hava koşuluna uygun bir rıhtıma dönüştürülmesi için kullanılacaktı.

    Ertuğrul Koyu’nda feda edilecek tek gemi Saghalien değildi. Fransız ön dretnot muharebe gemisi Massena da aynı kaderi paylaştı (Massena, 18 Mart 1915’teki başarısız İtilaf Devletleri saldırısında neredey­se tüm mürettebatıyla birlikte batırılacak Bouvet’nin kardeş gemisiydi). Massena ve Sagha­lien, Ertuğrul Koyu’nda denize dik bir şekilde manevra yaptırı­larak 10 Kasım 1915’te batırıldı. Saghalien, koyun batısındaki kıyıya daha yakın bir mesafeye yerleştirildi. Fransız ordu mü­hendisleri geminin baş tarafına hafif raylı sistem hattıyla birlik­te bir iskele inşa ederek gemiyi karaya da demirlemiş oldu­lar. Saghalien’in iskele olarak yürüttüğü yeni rolü yalnızca 2 ay sürdü. Yenilgiyi kabul eden İtilaf Devletleri 8-9 Ocak 1916 gecesi Seddülbahir mevzisinde­ki son birliklerini de tahliye etti ve geri çekilen askerler, Sag­halien’in rüzgardan koruduğu taraftan teknelerle gemiye bin­di. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesine yol açan kilit olaylara ve Çanakkale muharebelerinin açılışına tanıklık eden Sagha­lien, bölgedeki savaşın kapanış anlarına da tanıklık etmiş oldu.

    Askeri_Tarih_3
    İtilaf kuvvetlerinin Yarımada’yı terketmesinden
    sonra Ertuğrul Koyu’nda Saghalien.

    Ancak İtilaf kuvvetleri 9 Ocak 1916’da Yarımada’yı terketmiş olsa da Saghalien’in savaşı henüz bitmemişti. Ertuğrul Koyu’nda karaya oturtulduktan sonra 2 ay boyunca Türk top ateşine maruz kalan gemi, tahliyenin ardından İngiliz toplarının ve torpidoları­nın da hedefi oldu. Seddülbahir mevzisinden uzaklaştıktan birkaç saat sonra İngilizler geri dönmüş, hem Ertuğrul Koyu’nu hem de batıdaki Tekke Burnu’nu bombalamıştı. HMS Grafton kruvazörü, geride bırakılan tonlarca erzağı imha etmeye çalışmanın yanısıra, Seddülbahir’de yapı­lan bu yapay iskelenin Türkler’in tarafından kullanmasını da engelle­mekle görevlendirilmişti. Grafton 9 Ocak’tan Şubat başına kadar neredeyse her gün yarımada açıkla­rındaki sulara geri döne­rek Helles (Seddülbahir) bölgesini bombaladı, hatta bir keresinde doğrudan Saghalien’i hedef alan bir gece saldırısı düzenledi. Tahliyeden kısa bir süre sonra, Ertuğrul Koyu açıklarındaki blok gemi­lerinin tamamen imha edilmesine karar verildi. Saldırı, torpido taşıyan küçük buharlı teknelerle gerçekleşti­rilecek ve bu tekneler Grafton tarafından Helles bölgesine çekilecekti. Kraliyet Donan­ması’nın Ege’de görev yapan en kıdemli subaylarından biri olan Amiral Sydney Fremantle’ın, operasyonu denetlemek üzere İmroz (Gökçeada) adasındaki İngiliz üssünden yola çıkmadan önce bizzat Grafton’a gelmiştir. Geminin 11-12 Ocak gecesi seyir defterinde şunlar yazılıdır: “Saat 10.00: Tuğamiral Fremantle ge­miye geldi. 10.10: Gerekli şekilde liman dışına çıktı. 10.35: S80E rotası, dört gözcü botu eşliğinde. 13.05: Helles Burnu (Seddülba­hir) açıklarında gereken nokta­da duruldu. Gözetleme botları dalgakıranlara torpil atmaya devam etti. 14.25: Gözetleme botları geri döndü. N35W yönü­ne devam etti. Saat 16.00: Liman içine giriş için gerekli rota…”

    Grafton’ın seyir defteri ope­rasyonun en ince ayrıntılarını vermesine rağmen, girişimin başarılı olup olmadığına dair hiçbir yorumda bulunmaz. An­cak Saghalien’in daha sonradan deniz dibindeki görüntülerin­den anlaşıldığı kadarıyla, bu saldırılarından en az birinin hedefi vurduğu bellidir. Deniz dibindeki enkazın sıyrılmış iskeleti, Saghalien’in kıç tara­fından yaklaşık üçte bir oranın­da zorlandığını ortaya koyar. Saghalien’in iskele tarafında yer alan plakaların omurgaya yakın konumu, patlamanın su çizgi­sinin altında olduğuna işaret etmektedir.

    Askeri_Tarih_4
    Saghalien 1. Dünya Savaşı öncesinde yolcu-kargo gemisi olarak Avrupa ve Uzakdoğu arasında hizmet vermişti.
    Askeri_Tarih_5
    Bu seferler sırasında “first class” yolculara sunulan akşam yemeği mönüsü. 19 Haziran 1892.

    Ertuğrul Koyu’nun tahliyeden hemen sonra Almanlar tarafın­dan çekilen bir fotoğrafı, Sagha­lien’in sağlam olduğunu, ancak iskele tarafına yattığını göster­mektedir. Ocak saldırılarından aylar sonra çekilen fotoğraf­lar ise geminin kıç tarafının kaybolduğunu göstermektedir. Grafton’ın saldırılarından Türk tarihinde de bahsedilmekte ve şöyle denmektedir: “Dalgakı­ran oluşturmak için kullanılan batık gemiler ve karaya oturmuş deniz araçları tahliyeden bir ya da iki gün sonra top ve torpido ateşiyle mümkün olduğunca tahrip ediliyordu.”

    Saghalien’in başına gelen­ler, bir Türk subayının 23 Ocak 1916’da Seddülbahir’e yaptığı bir ziyaret hakkındaki anıla­rında da belgelenmiştir. Yarı­mada’nın etrafındaki sulardan İtilaf Devletleri’nin mayınla­rını temizleme çalışmalarına katılan Yüzbaşı Nâzım şöyle yazacaktır: “Önce Seddülbahir’e gittik, orada Fransız üssünü ve çıkarma iskelelerini inceledik. Fransızlar bir buharlı taşıma gemisini ve hemen arkasına da güney rüzgarını kesecek dalga­kıranı oluşturmak için bir zırhlı kruvazörü karaya oturtmuş­lardı. Bize İngilizler’in zaman zaman Seddülbahir’e ateş açtığı söylendi.”

    Yıpranmış olmasına rağmen Saghalien’in tarihe tanıklık etme rolü sona ermemişti. Ağustos 1914’te Breslau ve Goeben Çanakkale Boğazı’na girdiğinde orada bulunan Sag­halien; 21 Ocak 1918’de iki savaş gemisi Boğaz’dan ayrıldığında da henüz ayaktaydı. Yavuz ve Midilli, Alman mürettebatıyla birlikte, İmroz’da bulunan İngi­liz savaş gemilerine saldırmayı hedefliyordu. Kıyıdaki hedefleri bombalamak için tasarlanmış iki savaş gemisini imha etmeyi başarırken Yavuz ağır hasar gördü; Midilli ise 330 kişilik mü­rettebatının yarısıyla birlikte, ada açıklarına döşenen ma­yınların kurbanı oldu. Su alan Yavuz, aynı akşam Çanakkale Boğazı’nın ağzındaki Sagha­lien’in yanından yalpalayarak geçebildi. Alabora olmasını önlemek için boğazın ilerisinde Nara Burnu’nda karaya otur­tuldu; daha sonra onarılarak İstanbul’a çekildi.

    Askeri_Tarih_6
    İki Fransız mühendis, Ertuğrul Koyu’nda, dekovil hattıyla karaya bağlanan Saghalien’de.

    Saghalien ise batırıldıktan 3 yıl sonra savaşın son bölümle­rinden birine de tanıklık etti.

    Irak, Suriye ve Ürdün’de yenilgiye uğrayan Osmanlı Dev­leti, 30 Ekim 1918’de ateşkes im­zaladı (Mondros). İngiliz birlik­leri kısa süre sonra Yarımada’ya geri döndü ve İtilaf Devletleri filosu İstanbul’a doğru Çanak­kale Boğazı’ndan geçerken 10 Kasım’da Ertuğrul Koyu’na tekrar uğradı. Tarihî bir ironi olarak, Ertuğrul Koyu önünden Çanakkale Boğazı’na giren İtilaf Devletleri gemilerinden biri; İngiliz tahliyesinin ardından Ocak 1916’da Saghalien’e karşı saldırıları başlatan HMS Graf­ton’dı. Saghalien, River Clyde (25 Nisan 1915’te İngiliz askerleri­nin karaya çıkmasını sağlamak için modern bir Truva Atı olarak karaya oturtulmuş bir İngiliz kargo gemisi) ve Massena ile birlikte savaş zamanındaki rolüne yani Ertuğrul Koyu’nda karaya çıkan İtilaf Devletleri birliklerine barınak sağlama rolüne geri dönmüştü.

    O gün Seddülbahir’e çıkan­lardan biri de, Yunanistan’dan gönderilen İngiliz birliklerine eşlik etmiş gazeteci Harry Col­linson Owen’dı: “Sabah 04.00’te Mondros’tan ayrıldık ve 09.00 gibi Helles Burnu (Seddülbahir) açıklarına vardık. River Clyde’ın hemen açığında, eski bir Fransız savaş gemisi olan Massena’nın sıyrılmış iskeleti ve Messagerie şirketine ait eski bir vapurun (Saghalien) oluşturduğu dalga­kıranın hemen ilerisine demir­ledik. O dar kıyıya ayak bas­mak, orayı elegeçirmek için ne bedeller ödediğimizi farketmek ve burasının şimdi tamamen terkedilmiş olduğunu görmek gerçekten garipti.”

    Saghalien, Çanakkale muha­rebelerinin ilk anlarına olduğu gibi son anlarına da tanıklık etti. Geminin enkazı, Türki­ye’nin 1923’te sona eren İtilaf Devletleri işgali boyunca Ertuğ­rul Koyu’nda kaldı. 1920’lerin ortalarında Massena ile birlikte hurdaya ayrılıp kemiklerine kadar sıyrılıncaya dek, ziyaret­çi tur grupları kıyıya çıktıkça, sahili kısmen korumaya devam etti.

    Askeri_Tarih_7
    İtilaf Devletleri, 9 Ocak 1916’da Yarımada’yı terkettikten sonra geride bıraktıkları Saghalien’i de batırdılar. Grafton savaş gemisi Saghalien’i hedef alıyor.

    UZMAN GÖRÜŞÜ

    Avrupa’da yoğunlaşan savaş, Çanakkale’de Türk savunması

    İtilaf Devletleri, 25 Nisan ve 6 Ağustos 1915 tarihinde Gelibolu Yarımada­sı’na yaptığı stratejik-taktik çıkarmalar ve devamından sonra hedeflerine (Kilit­bahir Plato’sunu, Conkbayırı ve Kocaçi­men tepelerini tutmak ve donanmala­rına İstanbul yolunu açmak) ulaşamadı. 9-10 Ağustos 1915’te, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal’in başarılı sevk ve idaresi, sonucu tayin etmişti. İtilaf’ın artık Çanakkale cephesinde belirleyici, önemli bir manevra geliştir­me gücü kalmamıştı. Ayrıca aynı sırada Batı cephesinde, Balkanlar’da yaşanan gelişmeler de bunu kendileri açısından zorunlu kılıyordu:

    ▶ Ruslar, Almanya-Avusturya cephelerinde zorlukla tutunuyordu; tek başlarına barış isteyebilirlerdi. Bu durumda Almanlar, tüm güçleriyle Batı cephesindeki İngiliz-Fransız kuvvet­lerine saldırabilirdi. Dolayısıyla Savaş Bakanı Lord Kitchener, Akdeniz Seferi Kuvvetler Komutanı Hamilton’ın takviye isteklerine karşılık, bu savaşın kesin netice yerinin (ana operasyon bölgesi) Fransa cephesi olduğunu hatırlatmıştı.

    ▶ Almanlar, Sırbistan cephesini aç­mak için uğraşıyordu. Osmanlı Ordusu mühimmat ve ağır topçu konusunda sıkıntı çekmekteydi. Bulgaristan, 6 Eylül 1915’te İttifak’a dahil olarak Almanlar’ın yanında savaşa girdi; böylelikle Sırbis­tan çevrelenmiş oluyordu. Yunanistan ve Sırbistan, İtilaf Devletleri’nin Sela­nik’e 150 bin civarında asker çıkarması­nı talep etti. Dolayısıyla stratejik öncelik Selanik’te açılacak cephe olacaktı. Böylelikle Fransızlar’ın bir “Doğu Or­dusu” kurup Çanakkale’ye gönderme önerileri (fantezist bir siyasal bir hamle) gündemden kalktı. Çanakkale’deki Fransız tümenleri Selanik’e gönderile­cekti.

    ▶ Bulgaristan’ın 22 Ekim’de Niş-Se­lanik demiryolunu kesmesi, Sırbistan’ın kurtarılması umudunu kırdı ve işgal başladı. İstanbul’a kara yolu açılmıştı; 1915 Kasım başında, Almanya’dan Çanakkale cephesine mühimmat ve ağır topçu gönderilmeye başlandı. Aynı dönemde Çanakkale Yarımadası’na gönderilen General Monroe, yaptığı tetkikler sonucu hem bu noktaları hem de bizzat cephedeki realiteyi görüp Çanakkale cephesinden çekilmek gerektiğini raporlayacaktı.

    Sonuç olarak İtilaf kuvvetleri 19-20 Aralık 1915’te Arıburnu ve Anafar­talar’dan, 9-10 Ocak 1916 günleri de Seddülbahir’den çekildi. Bu çekilme sırasındaki tahliye operasyonlarını başarılı aldatmacalarla gizlediler. Osmanlı 5. Ordu Komutanlığı, İtilaf kuvvetlerinin kesin tahliyeden haftalar önce başlayan kısmi geri çekilmelerini tespit için cephede tek bir cebri keşif bile yaptırtmamıştı.

    Şahin Aldoğan

  • Bu topraklar için toprağa düşenlerin izinde

    Bu topraklar için toprağa düşenlerin izinde

    1915’in 19 Şubat’ında başlayan Boğaz muharebeleri, 9 Ocak 1916’da İtilaf kuvvetlerinin Gelibolu Yarımadası’nı terketmesiyle 105 yıl önce sona ermişti. Eski çağların ilk modern savaşı, modern zamanların son klasik savaşı Çanakkale’de yaşandı. Burada şehit düşen-ölen tüm askerler, günümüzdeki anma kültürünün de temellerini toprağa işlediler. Düşen askerlerin peşine düşenler, harp sahasına yolculuklar… 

    Birinci Dünya Savaşı’nın başında 326 gün süren Çanakkale deniz ve kara muharebeleri, sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın tarihini sonsuza kadar değiştirmişti. Türk askerinin kararlı mücadelesi, dönemin en modern savaş gücünü yenilgiye uğratmış; Kilitbahir Platosu’nu ele geçiremeyen düşman İstanbul’a ulaşan tek suyolu Çanakkale Boğazı’nı aşamamış; örgütsüz ve lidersiz millet erken bir yıkımdan kurtulmuş; İtilaf Devletleri’nin Rusya’yla bağlantı kuramaması ülkedeki krizi derinleştirerek Ekim Devrimi’nin yolunu açmış ve belki de en önemlisi, Mustafa Kemal tarih sahnesine çıkarak İstiklal Harbi için bir umut ve peşinden gidilecek bir lider olmuştu. 

    Çanakkale, aslında çok eski çağlardan beri tüm dünyanın gözünün üzerinde olduğu bir coğrafya. Asya-Avrupa ve bugünkü anlamıyla kıta tanımları literatüre girmeden asker kıtalarının güzergahı olmuş. Antik çağlardan günümüze Troas (Troya-Truva) olarak bilinen coğrafyada ilk önemli hadise, MÖ 1184’teki meşhur Troya Savaşı. Aradan geçen 3204 sene zarfında, seyyahlar, azizler, ozanlar, arkeologlar, hırsızlar, mezar kazıcıları, biliminsanları ve tarihçiler hep bu bölgeye taşınmışlar, bu bölgede faaliyet göstermişler. Pers Kralı Darius’un oğlu Xerxes (1. Serhas), Büyük İskender ve erken dönem Bizans’tan, İstanbul’un fethi sonrası 1462’de Boğaz’a yaptırdığı karşılıklı kaleler ile (Anadolu yakasında Kale-i Sultaniye, Rumeli yakasında Kilitbahir) Çanakkale şehrini kuran Fatih Sultan Mehmet’e; dünyanın kaderi bu topraklarda şekillenmiş.

    Donanma Mecmuası, 30 Aralık 1915 

    Tarih kitaplarından edebiyata, üzerine belki de dünyada en fazla eserin yazıldığı Çanakkale, 1915’teki büyük direnişten hemen sonra, hatta henüz muharebeler sürerken önemli ziyaretçileri ağırlamaya başlamıştı. 10 Ocak 1916’da, İtilaf kuvvetlerinin Yarımada’dan çekildikleri günden 1 gün sonra ise, Enver Paşa’nın da katılarak uzun bir konuşma gerçekleştirdiği Meclis-i Mebusan’da, vekiller hep bir ağızdan Çanakkale’de şehitler için bir abide yapılması gerektiğini dile getirmişlerdi. 

    İşte 1915’ten günümüze, Çanakkale harp sahasına gerçekleştirilen en önemli ziyaretler, en önemli ziyaretçiler ve tarihin peşindeki iz sürücüler… 

    TEMMUZ – EKİM 1915

    YUSUF İZZETTİN – EDEBİYATÇILAR

    Veliaht ve yazarlar en tehlikeli cephe hatlarında

    Henüz muharebeler devam ederken, 1915 içerisinde Çanakkale cephesine birçok askerî ve sivil ziyaret gerçekleştirildi. Enver Paşa, Çanakkale cephesini tam 14 kez ziyaret etmişti. 19 Temmuz 1915 tarihinde ise Veliaht Yusuf İzzettin Efendi cepheye geldi. Bu ziyaretin, günlük gözetleme uçuşlarını yapan İtilaf uçaklarının dikkatini çekmesi üzerine, düşman donanması veliahtı hedef almış; bu tehlike karşısında konvoy, ağaçların arasında saklanmak zorunda kalmıştı. Saldırı sırasında dağ topuyla mukabele etmek isteyen Topçu Yüzbaşı Haydar Efendi, Topçu Üsteğmen Mehmet Ali ve iki topçu eri şehit olmuştu.

    Heyet-i Edebiyye ile Çanakkale cephesine gelen yazarlar, Gelibolu Mutasarrıfı İbrahim Süreyya (Yiğit) ile beraber 5. Ordu Karargahı’nda. 
    Arap İlim Heyeti’nin 22 Ekim günü Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal’i Kumköy’de ziyareti sırasında Beyrut Müftüsü Mustafa Neca Efendi (en sağda) hitap ederken. Mustafa Kemal’in hemen solunda 4. Ordu Müftüsü Essad eş-Şukayri. 

    Savaş sırasında en önemli sivil ziyaretler ise cepheye birkaç kez gelen Edirne Valisi Hacı Adil, Sivas Komisyonu, Arap İlmi Heyeti, Meclis-i Mebusan üyeleri ve Heyet-i Edebiyye tarafından gerçekleştirildi. Muharebelerin en şiddetli aylarında gelen Heyet-i Edebiye’de Ağaoğlu Ahmet, Orhan Seyfi (Orhon), Enis Behiç (Koryürek), Celal Sahir (Erozan), Hıfzı Tevfik (Gönensay), Hakkı Süha (Gezgin), Hamdullah Suphi (Tanrıöver), ressam Çallı İbrahim, ressam Nazmi Ziya, Selâhaddin (eski Darüleytam müdürü), Ali Canip (Yöntem), Ömer Seyfettin, Mehmet Emin (Yurdakul), Muhiddin (eski Tanin gazetesi muharriri), Bestekar Ahmet Yekta (Madran), Yusuf Razı Bey ve İbrahim Alâeddin (Gövsa) vardı. Zaman zaman büyük tehlikelerle yüzyüze kalarak harp sahalarını dolaşan heyet, 10 günlük ziyaretini tamamlayarak 22 Temmuz 1915’te bölgeden ayrılmıştı. 

    Diğer önemli sivil heyet ziyareti ise 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın mesuliyet alanı olan Suriye-Irak-Filistin bölgelerinden gelen Arap İlim Heyeti’ninkidir. Heyet 22 Ekim günü Mustafa Kemal’i de ziyaret etmiş, Ebabil gazetesi sahibi Hüseyin el-Habbal, Mustafa Kemal için yazdığı bir şiiri okumuştu. 

    Veliaht Yusuf İzzettin Efendi maiyetiyle beraber Çanakkale siperlerinde. 

    KASIM 1915

    LILIAN WYLIE

    Muharebe sahasında gizemli bir kadın

    Karşı cephede Çanakkale savaş alanlarına en önemli ziyaret, muharebeler esnasında ölen Yarbay Charles Doughty-Wylie’nin mezarını ziyaret amacını taşıyordu. 26 Nisan 1915’te, İtilaf güçleri Seddülbahir’de karaya çıktıktan 1 gün sonra ölen Yarbay Doughty-Wylie, köyün hemen dışına gömülmüştü. Bugün de aynı yerde (Yarımada’daki tek bireysel mezar) yatan Doughty-Wylie’yi ziyarete gelen ise, eşi Lilian Wylie’ydi (Yarbay Charles Doughty, evlendikten sonra karısına olan saygısı nedeniyle onun da soyadını kullanıyordu. Aynı şekilde daha önce Türkiye’de görev yaptığı için Türk insanını sayıyor-seviyor ve bu nedenle muharebe sırasında silah taşımıyordu). 

    Savaşın şiddetinin azaldığı dönemde, Kasım 1915’te kıyıya yanaşan bir filikadan, herkesin meraklı bakışları arasında bir kadın inmişti. Yüzü bir peçeyle kapalı olan kadın, yanındaki subayla birlikte Doughty-Wylie’nin mezarına yöneldi ve buraya küçük bir çelenk bıraktıktan sonra sahile dönüp kendisini bekleyen aynı filikayla uzaklaştı. Yıllar boyunca bu kadının kim olduğu tartışılacaktı. Zira Doughty-Wylie’nin, “Çöl Kraliçesi” lakaplı ünlü arkeolog ve ajan Gertrude Bell’le de platonik bir ilişkisi vardı. Yazarımız Muzaffer Albayrak’ın dergimizde (NTV Tarih-Nisan 2009) 12 yıl önce “Seddülbahir’de Yalnız Bir Mezar” yazısıyla ortaya koyduğu belgeler ile Eylül 2019’da araştırmacı Brian Cleary’nin sunduğu “Gelibolu’nun Gizemli Kadını” (The Mystery Woman of Gallipoli) başlıklı tebliğinde sunduğu belgeler; Kasım 1915’te Doughty-Wylie’nin mezarını ziyaret eden kadının eşi Lilian olduğunu kesinleştirdi. Böylece bu ziyaret, Çanakkale muharebe alanlarına bir kadın tarafından yapılan ilk özel ziyaret olarak tarihe yazıldı (Muharebeler esnasında daha önce çatışma bölgesine gazetecilik -Wanda Zembrzuska- veya sağlık faaliyetleri -Fransız kadın hemşireler- için gelen kadın çalışanlar da vardır). 

    Doughty-Wylie ve eşi Lilian 1907’de Konya’daki İngiliz Konsolosluğu bahçesinde. 

    EKİM 1917

    PRENS KiRiL VE KAYZER WILHELM

    Alman ve Bulgar liderler savaş coğrafyasında

    Gelibolu Yarımadası’ndaki savaş alanlarına Osmanlı müttefiklerinden birçok üst düzey asker ziyarette bulunmuştu. Bunlardan en önemlileri 1917’de Bulgar Prensi Kiril ve Alman Kayzeri Wilhelm’in ziyaretleridir. Bulgar Prensi Kiril, yanında General N. Zhekov, General R. Petrov ve diğer subaylardan oluşan bir askerî delegasyonla önce İstanbul’a gelmiş, Sadrazam Talat ile görüştükten sonra Yarımada’yı ziyaret ederek Liman von Sanders eşliğinde harp sahasında incelemelerde bulunmuştu. 

    Kayzer 2. Wilhelm ise 15 Ekim 1917 tarihinde İstanbul’a gelmişti. 1 gün sonra Çırağan Sarayı’ndaki askerî tören sonrası Yavuz zırhlısına geçen Kayzer Wilhelm, kendisini karşılayan Enver Paşa ile üç torpidonun eşliğinde 22.30 civarlarında Çanakkale’ye gitmek üzere hareket etti. 17 Ekim günü saat 09.00’da Çanakkale’de karaya çıkan imparator otomobille Hamidiye Tabyası’na geçti. Müstahkem mevkiini gezen 2. Wilhelm’e deniz savaşları sırasında batırılan bir İngiliz gemisinin maketi hediye edildi. Tahtadan kalem kutusu şeklindeki gemi maketinin üzerinde “Çanakkale-18 Mart 1915” ibaresi bulunuyordu. 2. Wilhelm daha sonra Gelibolu Yarımadası’na geçerek Anafartalar, Arıburnu ve diğer muharebe alanlarını gezdi. 2. Wilhelm’i taşıyan Yavuz zırhlısı saat 18.00’de İstanbul’a dönmek üzere hareket etti. 

    Kayzer Wilhelm, Amiral Usedom ve Amiral Merten paşalar ile birlikte harp sahasını tetkik için geldiği Çanakkale’de. 

    ŞUBAT 1919

    CHARLES BEAN

    Çanakkale’yi evi sayan Avustralyalı tarihçi

    Ekim 1918’deki ateşkes sonrası, savaşın galipleri Gelibolu Yarımadası’nda hayatını kaybeden askerleri için mezarlık yapma işine giriştiler. 14 Şubat’ta Yarımada’ya gelen Charles Edwin Woodrow Bean, muharebelerin başından sonuna kadar görev yapmış bir gazeteciydi. Sonrasında 1. Dünya Savaşı Avustralya Resmî Tarihi’nin de yazarı olacak Bean, savaş tarihi yazımındaki resmî klişeleri ortadan kaldıran, siperdeki asker tanıklıklarını öne çıkaran bir öncüydü (23 bin sayfayı bulan günlük ve notlarına internet ortamından ücretsiz olarak ulaşılabilir). 

    Bean muharebeler boyunca silah taşımadı ve bir akademisyen veya eğitimli bir tarihçi olmamasına rağmen, yazdıkları dünya çapında bir etki oluşturdu. 

    Charles Bean’in harp sahası üzerinde çizdiği eskizlerden biri. 

    Bill Sellars’ın dergimizde detaylı olarak konu ettiği (NTV Tarih-Aralık 2009) Bean’e, 1919’da tekrar geldiği muharebe sahasında özellikle Türk pozisyonlarını iyi bilen ve savaş sırasında 57.Alay-3. Tabur komutanlığı yapan Binbaşı Zeki Bey eşlik etmişti. 6 hafta boyunca yanındaki heyetle beraber muharebe sahalarında incelemeler yapan, fotoğraf çeken ve çok sayıda askerin tanıklığına başvuran Charles Bean’in bu yolculuğu ve yaşadıklarını anlattığı Gallipoli Mission adlı kitabı ancak 1948’de yayımlanacaktı. 

    Şiddetli çarpışmaların olduğu ateş hatlarında derinlemesine inceleme yapan Charles Bean, birçok noktanın eskizlerini de çizdi. Bean’in Çanakkale külliyatı “resmî tarih” anlayışını tarihe gömdü; zira Avustralyalı-İngiliz-Yeni Zelandalı komutanların karar ve uygulamalarına dair eleştiriler de kitaplarında yer aldı. Gallipoli Mission kitabındaki “Enter Mustafa Kemal” (Mustafa Kemal Sahneye Çıkar) adlı bölüm ise, Mustafa Kemal’in özellikle muharebelerin ilk günü ortaya koyduğu olağanüstü performansı, arazi detayları ve tanıklıklarla yansıtan bir temel referans niteliğindedir. 

    Bean’in dört yıl sonra Çanakkale’ye yaklaşırken, uzakta Kocaçimen silsilesini gördüğünde “Eve döndük” demesi, sonraki yıllarda her milletten tüm tarihçilerin ortak duygusunu ifade eder. 

    Avustralya Tarih Misyonu, Charles Bean ve Binbaşı Zeki Bey, Çanakkale muharebe sahası üzerinde Bombatepe (Hill 60) yakınlarında. 

    EYLÜL 1924

    KÂZIM KARABEKİR

    14. Tümen Komutanı Kerevizdere siperlerinde

    Muharebeler sırasında 14. Tümen komutanlığı yapan Kâzım Karabekir, yeni kurulan cumhuriyetin hem milletvekili hem 1. Ordu Kumandanı olduğu sırada, 14 Eylül 1924’te Çanakkale’yi ziyaret etmişti. Karabekir, sabah 10.00 sularında Hızır Reis gambotu ile Ayvalık’tan Çanakkale’ye hareket etmiş, 19.30 sıralarında antik Troya şehrini gezmişti. 15 Eylül’de Kumkale hizasından Seddülbahir’e doğru harekete geçmiş, seyahatin bu bölümünü şöyle nakletmişti : “Boğaz’a girerken Fransız, İngiliz abideleri insanı pek müteessir ediyor. Kerevizdere’de 11.30’da sahile çıktım. Tarafeyn birinci sahra siperlerini 3 saat yaya gezdik. Her karışında kemikler, kafalar, birkaç parça demir var. Fransız torpillerinden (karakedi dediğimiz) bir tane hatıra aldım. Fransızlar son hatlarına abide dikmişler, buraya kadar geldik diye. 02.30’da vapura döndük. 04.15 Çanakkale’ye”. 

    Karabekir 16 Eylül günü Çanakkale merkezde bulunan, şehitlik, askerî yapılar ile tabyaları ziyaret ettikten sonra 17 Eylül’de İstanbul’a hareket etmişti. 

    1924’te 1. Ordu Komutanı ve aynı zamanda milletvekili olan Kâzım Karabekir Paşa, Çanakkale’de bulunan Anadolu Hamidiye Tabyası’nda. 

    1925-1934

    MUSTAFA KEMAL

    Reis-i Cumhur, Yarımada’ya 5 kez geldi

    Mustafa Kemal, cumhurbaşkanı sıfatı ile Çanakkale’yi 1925- 1934 arasında beş kez ziyaret etti. İlk gelişi olan 1925’te karaya çıkmadan Gelibolu Yarımadası’nın etrafında dolaşarak, manevi kızı Afet İnan’a harp ile alakalı çeşitli bilgiler vermişti. Afet İnan bu gezi ile alakalı olarak daha sonradan şunları yazacaktı: 

    “Yıllarca sonra, Atatürk cumhurbaşkanı olarak vapurla Çanakkale Boğazı’nı geçiyordu. Gelibolu’ya çıkıp eski savaş sahasını beraber görmeyi arzu etmiştim. Fakat O’nun kaptana emri şu oldu: ‘Boğazı geçip batı kıyılarına doğru gidiniz’. Şimdi, tam düşman donanmasının çıkarma yaptığı yerde, Suvla limanında idik. Atatürk o günleri yeniden yaşar gibi anlatıyor ve karanın denizden görünen bölümünde, Türk kuvvetlerinin bulunduğu yerleri eliyle işaret ediyordu. Fakat birdenbire denizden çok iyi görünen bir geçit yerine gözlerini dikmişti. ‘İşte burası daimi top ateşi altında bizi tehdit eden yerdir. İrtibat temin etmek için geçen askerlerimiz maalesef burada büyük zayiata uğradılar’ demiş ve ilave etmişti, ‘Anafartalar ve Conkbayırı muharebesi, muhakkak ki tarihin en yakın cepheli bir savaşıdır…” 

    Gazi’nin muharebe alanlarını ziyaretine dair haber (Milliyet, 2 Eylül 1928). 

    Mustafa Kemal’in bizzat harp sahasına ayak bastığı ziyareti 1 Eylül 1928 tarihindedir. Bu tarihte Ertuğrul Yatı ile Dolmabahçe’den Çanakkale’ye hareket etmişti. O gün Çanakkale’de valiliği ve belediyeyi ziyaret etmiş; yeni harflerin öğretimi konusundaki çalışmaları denetleyip halkla konuşmuş; kalabalıktan pek çoğunu kara tahtanın başına çağırarak cümleler yazdırmış; insanların öğrenme heyecanı ve isteğinden çok memnun olmuştu. Saat 16.00’da Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar’ı gezerek harp anılarını tazeleyen Gazi, 2 Eylül akşamı İstanbul’a dönecekti. 

    Mustafa Kemal, maiyetiyle birlikte Anafartalar harp sahasını tetkik ederken (1928). 

    YAZ AYLARI 1926

    MEHMET NİHAT BEY

    Harp tarihimizin kurucusu

    Hakkında çok detaylı bilgiye sahip olamasak da 1927’de harp sahasına öyle bir ziyaret var ki, insan “keşke ben de orada olsaydım” demekten kendini alamıyor. Çanakkale cephesinde de görev almış olan Türk harp tarihinin duayeni Mehmet Nihat Bey (Bursalı) ve tarihçi Prof. Dr. Yusuf Akçuraoğlu, 1927 yazında harp sahasına gitmişler ve arazi üzerinde en ince ayrıntısına kadar muharebeleri tartışmışlardı. Hakkında çok fazla bilgi bulunmayan bu ziyareti, Akçuraoğlu’nun Nihat Bey’e 1928’de (henüz vefat etmeden) gönderdiği mektuptan öğreniyoruz. Akçuraoğlu mektubunda bu ziyareti şu cümlelerle anlatıyor: 

    Modern Türk harp tarihinin kurucusu Bursalı Mehmet Nihat Bey ve 1926’da verdiği konferansın sonradan yayımlanan kitabı: Büyük Harpte Çanakkale Seferi 

    “Muhterem meslektaşım, beyim efendim. Geçen yaz, kutsal bir görevi ifa için Çanakkale’ye gittiğimiz zaman, Anafarta açıklarından Türk’ün ve Türk’ün büyük rehberinin ebedi bir fahr ve şeref abidesi olan yamaç, sırt ve dereleri göstererek, oniki yıl önce oralarda cereyan eden büyük olayları, geniş ilminize dayanan fasih lisanınızla anlatıp canlandırmıştınız. En necib hislerimizi yükselten bu eğitici sohbetleriniz sırasında Fransız kurmay subaylarından Binbaşı Larcher’nin Türk Harbi’ne dair bir kitabı çıkmış ve seçkin tarafınızdan düzeltilmeye muhtaç olduğunu öğrenmiştim”. 

    HAZİRAN 1931

    HENRI GOURAUD

    Kolunu Seddülbahir’de bıraktı 16 yıl sonra aynı yere döndü

    General Gouraud, Anadolu yakasından İntepe topçularının attığı topun tesiri ile Seddülbahir Kalesi yanında kolunun koptuğu noktada. 

    Çanakkale’de Seddülbahir cephesinde bulunan Fransız Seferî Kuvvetler Komutanı Henri Gouraud, 30 Haziran 1915’te İntepe topçuları tarafından atılan ve yanına düşen bir top mermisi nedeniyle bir kolunu kaybetmişti. 16 yıl sonra Türk Devleti’nin misafiri olarak 2 Haziran tarihinde Türkiye’ye gelen Gouraud, Ankara’da Mustafa Kemal tarafından kabul edilmişti. Atatürk kendisi için yanındakilere “Türk topraklarında yatan onun şerefli kolu, memleketlerimiz arasında son derece kıymeti bir bağdır” demiştir. 

    General Gouraud, Fransız Mezarlığı ve kendisinin yaralandığı noktada yapılan anıtın açılışları için 8 Haziran 1931 akşamı Marmara vapuru ile İstanbul’dan Çanakkale’ye geldi. Bu sırada içerisinde Fransız yazar Claude Farrère’in de bulunduğu Tadla ve Patris gemilerindeki 600 Fransız da açılış törenleri için Çanakkale’ye hareket etmişti. 9 Haziran günü Morto Koyu’na inen General Gouraud, Claude Farrère ve dönemin Fransız Büyükelçisi Charles Pineton de Chambrun, Fransız Mezarlığı’nın resmî açılışını gerçekleştirdiler. Açılış törenine Büyükelçi Chambrun’ün konuşması damga vurmuş, herkesi derinden etkilemişti. 

    General Gouraud ise Mustafa Kemal ile karşı karşıya cereyan eden muharebeleri, Türklerin kahramanlık ve âlicenaplıklarını anlatmış; bir Fransız askerini kurtaran yaralı bir Türk zabitinin ölürken bahsettiği Türk-Fransız dostluğunun tahakkuk ettiğini aktarmıştı. Sonrasında Bouvet zırhlısının 18 Mart günü battığı Erenköy Koyu’na yanaşarak denize çelenk bırakma töreni yapılmış; ardından o tarihlerde tek Türk Anıtı olan Arıburnu/Cesarettepe’deki Mehmet Çavuş Abidesi’ne çelenk bırakılmıştı. 

    Fransız Mezarlığı’nın açılışı için Türkiye’ye gelen General Gouraud, yazar Claude Farrère ile birlikte bugünkü defin alanına doğru ilerliyor. 

    AĞUSTOS 1933

    NİHAL ATSIZ

    Muharebe arazilerini adım adım dolaşan bir öncü

    Nihal Atsız ve kafilesi, 1933’te İngiliz Helles Anıtı’nın önünde. 

    Türk tarafında Çanakkale muharebe alanlarına ilk ayrıntılı araştırma gezisi, 1933’te Nihal Atsız ve arkadaşları tarafından gerçekleştirildi. 3 Ağustos akşamı Sirkeci’den kalkan Selâmet vapuruyla yola koyulan kafile; 4-11 Ağustos arasında sırtlarında 20 kg.’lık bir yükle Seddülbahir’den Anafartalar’a cepheyi adım adım dolaşmıştı. Kafiledeki tek kadın ve bu yürüyüşün fikir sahibi olan Tolunay, “cepheye cephane taşıyormuşum gibi geliyor” diyecekti. 

    Bu yürüyüş, Türk harp tarihi açısından iki önemli özelliği ile önplana çıktı. İlki, bugün kaybolmuş, fakat Atsız ve arkadaşlarının yürüdüğü tarihte halen varolan Türk anıtlarının resmedilerek tarihe kayıt düşülmüş olmasıdır. Ayrıca Atsız, bu ziyareti Çanakkale’ye Yürüyüş kitabında anlatarak bizlere miras bırakmıştır. İkincisi ise, harp sahasının “indi-bindi turizm” şekliyle ziyaret edilmesinin nitelik açısından içler acısı durumunu ortaya koymasıdır. 

    NİSAN 1934

    STANTON HOPE VE DENİZCİLER

    İngiliz askerleri 19 yıl sonra Çanakkale’de

    Stanton Hope’un muharebe alanlarına yapılan ziyareti konu alan 1934 baskısı kitabı. 

    Çanakkale’de savaşmış ve aynı birliğe mensup 213 asker 1934’te toplu hâlde harp sahasına geri döndü. Kraliyet Deniz Piyade Tümeni bünyesinde savaşmış bu askerler, dernekleri (Royal Naval Division Association) aracılığıyla başvurarak aileleri ile birlikte cepheyi ziyaret etmek istediklerini ve bunun için kendilerine bir gemi verilmesini talep etmişlerdi. 20 Nisan 1934 tarihinde Duchess of Richmond gemisiyle Liverpool’dan hareket eden gemide, askerlerin aileleri de vardır. Yolculuk boyunca her gün haritalar üzerinde tüm muharebeler ayrıntılarıyla etüt edilir. Gemi 30 Nisan günü Eceabat’ın kuzeyindeki Kilye Koyu’na demir atar. 

    Çanakkale Valiliği bir yemek tertip eder ve Türk gaziler de davet edilir. Heyette bulunan Stanton Hope’un Gallipoli Revisited adıyla yayımladığı eserden öğrendiğimiz kadarıyla, 30 Nisan günü harp sahasına çıkan İngiliz veteranlar 3 Mayıs’a kadar harp sahasını dolaşmıştır. Bu ziyarette en unutulmaz manzara, 2. Deniz Piyade Tümeni’nden M. D. Blackburn’un, hâlâ ayakta duran tümen karargahları Backhouse Post önünde 19 yıl sonra verdiği poz olarak tarihe kalacaktır. 

    Harp sahasına bu defa dost olarak geri dönen İngiliz deniz piyadelerinden M. D. Blackburn, 19 yıl önce görev yaptığı arazideki karargahın önünde. 

    1935

    AFET İNAN

    Tarih Kurumu savaş arazisine çıkıyor

    Çanakkale muharebelerinin 20. yılında, Türk sosyolog/tarihçi Afet İnan, Türk Tarih Kurumu heyeti ile birlikte harp sahasına gelir. Afet İnan bu tarihî ziyareti daha sonra şöyle aktaracaktır:

    “1935 yılında Türk Tarih Kurumu üyeleriyle tarihî bir gezi düzenlemiştim. Düzenlenen programımızda ilk uğradığımız yer Anafartalar ve Conkbayırı olmuştu. 20 yıl sonra bir savaş alanında dolaşmanın heyecanını duyuyordum. Toprağa basarken aziz şehitlerimizi rahatsız etmekten korkar gibiydim. Hakikaten, ayaklarımıza ilişen boş kovanlar, bir mermi parçası veya ayakkabılar içinde insan kemiklerine rastlamamak mümkün değildi. Bu topraklarda kanlarını döken vatan savunucularının gönüllerde yaşayan anılarına saygı ve ruhlarının şad olması için dualarla ayrılırken, mütevazı Mehmetçik Anıtı karşısında yükselen yabancı anıtlara da hayranlıkla bakmıştım. Bu seyahat dönüşü Atatürk’e duygularımı anlatırken, bizim de orada niçin büyük bir anıt yapmadığımızı sordum. O, bana şu cevabı vermişti: ‘Evet doğru, biz de Mehmetçiğimizi anmak için büyük, çok büyük abideler yapmalıyız, fakat bu bir zaman ve imkan meselesidir. Ancak seni tatmin etmek için söyleyeyim ki bu toprakların Türk hudutları içinde kalmasıyla, Mehmetçik en büyük abideyi bizzat kurmuştur’… Memleket, abidelerle, maddi ve manevi eserlerle tarihî anılarını yaşatır. Çünkü genç nesiller sadece tarih yapraklarında okuduklarıyla değil, vatan topraklarında gördükleri tarihî abidelerle, ulus sevgisi içinde, bu vatanı korumak amacını güdeceklerdir…” 

    EYLÜL 1936

    KRAL 8. EDWARD

    Majestelerinin harp sahasını ziyareti

    Kral Edward’ın ziyareti ile ilgili 5 Eylül 1936 tarihli Akşam gazetesinde çıkan haber. 

    İngiltere Kralı 8. Edward, 1 Eylül 1936’da Nahlin yatıyla Türkiye’ye doğru yola çıkar. Kral İstanbul’dan evvel Çanakkale harp sahasını ziyaret edecektir. 3 Eylül sabahı Kocatepe ve Adatepe gemilerindeki Türk heyet, Suvla Körfezi açıklarında kralı karşılar. Burada Fahrettin Altay, yanındaki iki tercüman, İngiliz Büyükelçiliği’nden Mr. Woods ve Savaş Mezarlıkları (CWGC) memuru, Nahlin yatına çıkarlar. Fahrettin Altay, kralın inceden inceye, uzun uzadıya haritalar ve dürbünle araziyi tetkik edip, önündeki kitap sayfalarını karıştırdığını anlatır. Anafartalar Limanı önlerinden Arıburnu’na doğru geldiklerinde aynı titizlikle harp sahasını inceler. Kabatepe önlerinde Alman Denizaltısı U21’in 1915’te batırdığı Triumph zırhlısında ölen İngiliz askerlerinin anısına saygı duruşu ve denize çelenk bırakma töreni yapılır. Seddülbahir’de karaya çıkılır ve Tekke Koyu civarındaki tetkiklerden sonra Kirte (Alçıtepe) köyüne gelinir. Öğleden sonra Arıburnu cephesini dolaşan kral, buradaki tünelleri ve ateş hattında birbirine 8-10 metre mesafedeki siperleri bizzat fotoğraflar.

    İngiltere Kralı 8. Edward ve maiyeti Seddülbahir iskelesinden karaya çıkarken. Yanlarında onlara eşlik eden Fahrettin Altay. 

    AĞUSTOS 1952

    AKER-ADİL-BELEN-ALTAY…

    Gazi komutanlar 37 yıl sonra aynı yerde

    Takvimler 1952’yi gösterdiğinde Ordu Temsil Bürosu’ndan Yarbay Cemal Yıldırım Anafartalar Zaferi’nin 37. yıldönümü münasebetiyle Çanakkale’ye bir gezi tertip etti. Bu ziyaret ile 37 sene önce Çanakkale’de savaşan kahramanlar Etrüsk gemisi ile Çanakkale harp sahasına döndü. Kimler yoktur ki… 27. Alay Komutanı Albay Şefik Aker, Müstahkem Mevki Kurmay Başkanı ve 12. Tümen Komutanı Selahattin Adil, Fahri Belen, Fahrettin Altay ve daha niceleri… 

    Çanakkale gazilerinin Ağustos 1952’deki muharebe sahasını ziyareti. Solda üst sırada Şefik Aker. 

    Merasim için o zaman tek Türk anıtı olan Mehmet Çavuş Anıtı’na gidilir. Civar köylerden gaziler tören alanındadır. Şefik Aker alana geldiğinde Kurucadereli (Kocadere) ihtiyar gazi Mehmet Ünlü ile eski alay komutanı birbirlerine sarılıp öpüşür. Konuşma sırası Aker’e geldiğinde, düşman karşısında titremeyen askerin sesi titremektedir. Buradaki merasimden sonra Conkabayırı’na geçilir. Şair Behçet Kemal Çağlar, bir harp sahasının nasıl vücut bulduğunu şu vurucu sözlerle ifade eder: “Biz destanı hep yazı ile sözle olur sanırdık. Meğer taşla da toprakla da destan olurmuş. Burada taşlar konuşuyor, topraklar konuşuyor”. 

    Gazi komutanlar muharebe sahası ziyareti öncesi Etrüsk gemisinin önünde. 

    NİSAN 1965

    ANZAC’LAR

    Muharebelerin 50. yılında eski düşman, yeni dostlar…

    Muharebelerin 50. yılında, Avustralya ve Yeni Zelandalı veteranlar için Çanakkale’ye bir gezi düzenlenlenir. 230 gazi ve aileleri önce uçakla Atina’ya gelir; oradan Karadeniz gemisi ile Çanakkale’ye yönelirler. 24 Nisan günü Anzak Koyu önlerinde demirleyen gemide bulunanlar, ertesi sabah bugünkü şafak ayinine benzer bir tören için karaya çıkarlar. Aynı gün eski askerler mezarlıkları ziyaret eder. Sonrasında Çanakkale Cumhuriyet Meydanı’ndan yapılan törende Türk gaziler ve tören görevlileri Anzak askerlerini karşılar. 50 yıl önce birbirini öldürmeye çalışan insanlar, bu defa yanyana gelir, el sıkışır. Bu ziyaretin tüm detayları Prof. Ken Inglis tarafından fotoğraflanacak ve sonrasında Letters From A Pilgrimage adlı eserde biraraya getirilecektir. 

    Avustralyalı ve Yeni Zelandalı veteranlar, tam 50 yıl sonra yine Anzak Koyu’ndan karaya çıkıyor. Ken Inglis’in objektifinden… 

    EKİM 1971

    2. ELIZABETH VE AİLESİ

    Kraliçe, kral ve prenses saygı yolculuğunda…

    Tarihler 18 Ekim 1971’i gösterirken Kraliçe 2. Elizabeth, eşi Kral Philip ve kızı Prenses Anne ile birlikte Ankara’ya gelir. Kraliçe 18- 19 Ekim’de Ankara’da temaslarda bulunur; 20 Ekim’de İngiliz-Türk ortak fabrikası olan BMC’yi ziyaret eder, 21 Ekim’de Kuşadası, Efes ve Selçuk’u turladıktan sonra 22 Ekim sabahı Çanakkale’ye gitmek üzere kraliyet yatı Brittania ile İzmir’den ayrılır. Bir kruvazör eşliğinde Çanakkale Boğazı’na giren Brittania, Boğaz’dan içeri girerken 21 pare top atışı ile karşılanır. İlk durak Çanakkale Şehitler Abidesi’dir. Kraliçenin çelenk koyduğu taşın üzerinde Mehmet Akif’in meşhur şiirinin ilk kıtası yer alır. Kraliçe hatıra defterine “iki ulusun birbirlerine karşı ebedi bir saygı kazandıkları Gelibolu savaşlarında şehit olanlara layık bir abide…” sözlerini yazar. Abide’nin altındaki müzenin açılışı gerçekleşir ve Çanakkale Harp Müzesi’nin ilk ziyaretçisi Kraliçe 2. Elizabeth olur. 

    Sonrasında, uzun yıllardır İngiliz Milletler Topluluğu Savaş Mezarlıkları Komisyonu’nun (CWGC) Türkiye yöneticisi Erol Baycan madalya ile taltif edilir. Kraliçe Fransız Mezarlığı’nı; ardından 1915’teki savaşta hayatını yitiren tüm İngilizlerin anıldığı Seddülbahir’deki bulunan Helles Anıtı’nı; Lone Pine’daki Avustralya mezarlık ve anıtını; Conkbayırı’ndaki Yeni Zelanda Anıtı’nı ziyaret eder. 

    Kraliçe Elizabeth ve Prens Philip Helles Anıtı önünde saygı duruşunda. 

    1994-(∞)

    ALDOĞAN-SNELDERS

    Modern zamanların savaş arkeologları

    Mustafa Kemal’in ilk gün güzergahı Atlas Dergisi’nin Nisan 2005’teki kapak konusuydu 

    Henüz çocuk olduğu 1950’lerde Çanakkale harp sahası ile tanışan Şahin Aldoğan, daha sonra babası gibi asker olmak için Deniz Harp Okulu’na girdiğinde de her fırsat bulduğunda Gelibolu Yarımadası’na geldi; geceleri çoğunlukla arazi üzerinde konakladı. Bu sırada henüz hayatta olan Şefik Aker, Şemsettin Çamoğlu gibi gaziler ile karşılaştı, onlarla tanışma fırsatı buldu. Diğer taraftan Alçıtepe, Büyük ve Küçük Anafarta, Bigalı ve Kocadere köylerinde halen hayatta olan gazilerle tanıştı; onların tanıklıklarını kaydetti. 

    12 Mart 1971 Muhtırası’nın ardından bir süre hapishanede “ağırlanan” Teğmen Aldoğan, ordudan ayrılarak özel sektörde çarkçıbaşı olarak gemilerde çalışmaya başladı. Çanakkale Savaş alanları ile arasındaki bağ kopmadı, fırsat buldukça gelip gitmeye devam etti. 1994’te yaşanan yangın sonrası harp sahasının izleri kaybolmadan tekrar araziye döndü ve artık yaşamını tamamen savaş coğrafyasında sürdürmeye başladı. 

    Çanakkale’de muharebe arazilerini dolaşan Jul Snelders ve Şahin Aldoğan. 
    FOTOĞRAF: CÜNEYT OĞUZTÜZÜN 

    O zamandan bu zamana birçok Çanakkale sevdalısının ustası-hocası olan Aldoğan, tüm sektörlerdeki muharabelerde yaşanan önemli tüm hadiseleri bugünkü coğrafya üzerinde birebir eşleyebilen müstesna bir arazi uzmanı tarihçi. Siperin Ardı Vatan ve Çanakkale Muharebe Alanı Gezi Rehberi adlı iki ortak kitabı, yüzlerce makalesi var. 

    2006’da kaybettiğimiz Belçikalı Jul Snelders ise özellikle Çanakkale literatüründeki bilgilerden hareketle İtilaf kuvvetleri askerlerinin arazideki hareketlerini ve izlerini ortaya çıkarmış; dönemin henüz gelişen bilgisayar teknolojisiyle tarihî görüntüleri eşleyerek, muharebe sahalarına farklı bir gözle bakmamızı sağlamıştı. 

    Yazdıkları ve anıları, bugün nice Çanakkale sevdalısının, zaman yolcusunun güzergahını aydınlatıyor.