Etiket: arthur ashe

  • Eşitsizliğe, ırkçılığa, baskı ve zulüme karşı

    Eşitsizliğe, ırkçılığa, baskı ve zulüme karşı

    Ünlü sporcuların, şampiyonların ülkelerindeki ve dünyadaki haksızlıklara, ayrımcılıklara başkaldırması, şüphesiz önemli-kalıcı etkiler bırakıyor. Çoğu zaman kariyerlerini, hatta kimi zaman hayatlarını riske atan sporcular, 100 yıldan fazla zamandır ve bugün, gerçekleştirdikleri protesto eylemleriyle de alkışı hakediyor. Onlar, eylemleriyle de “daha hızlı, daha yüksek ve daha güçlü”.

    Başta ABD olmak üzere özellikle Batı’da siyahlara yönelik ayrımcılık ve şiddet, pandemiyle birlikte azalmak yerine artıyor. Polis şiddeti ve ırkçılığa karşı düzenlenen kitlesel protestolarda, ünlü sporcular da dikkati çekiyor. 

    Salgın nedeniyle tüm dünyada spor durmuşken, Amerikan Basketbol Ligi (NBA) oyuncuları eyleme geçti. Tam bu noktada lig özel koşullarda başlarken, bazı oyuncular tamamen ekonomik gerekçelerle alınan bu kararı eleştirdiler. İstisnai sezon Orlando’da kapalı kapılar ardında başladıktan sonra, Wisconsin eyaletinde Jacob Blake’in üç çocuğunun önünde arkadan yedi defa vurulması bardağı taşıran son damlaydı. O eyaletin temsilcisi Milwaukee Bucks, 26 Ağustos’ta Orlando Magic maçına çıkmadı. Son yıllarda birkaç oyuncusu da polis şiddetine maruz kalan takıma, sahiplerinden süper yıldızlara kadar destek yağdı. Bu boykota NBA yönetimi arka çıkarken, oyuncular devam kararı alınca play-offlar 29 Ağustos’ta kaldığı yerden yeniden başladı.

    Şampiyonluk kovalayan Los Angeles’ın iki ekibi Lakers ve Celtic’in sezonun devam etmemesi gerektiğini söylemesi dikkati çekiciydi. Ayrıca tüm bunlar yaşanırken, kadınlar basketbol ligi de eşzamanlı olarak durup başladı. Kadın basketbolcuların giydikleri Blake’in yaralarını gösteren tişörtler, hafızalara kazınacak cinstendi.

    NBA tarihine geçen boykot, ileride çok konuşulacağa benziyor. Koca bir endüstrinin gölgesinde, lig yönetimin idaresinde ne kadar aktivizm yapılabileceği tartışıladursun, politik taleplere imza atan basketbolcuların bir kapıyı araladıkları aşikâr. 

    spor_tarihi_60
    Naomi Osaka, geçtiğimiz ay Amerika Açık Tenis Turnuvası’nda oynadığı 7 maça, ABD’de polis şiddetinin 7 kurbanının isimlerinin yazılı olduğu maskelerle çıktı.

    Tam bunlar yaşanırken, geçen ay Amerika Açık Tenis Turnuvası’nda Naomi Osaka şampiyon oldu. Japon tenisçi turnuvada oynadığı her maça, ABD’de polis şiddetinin kurbanı olan yedi kişinin ismini taşıyan maskeyle çıktı. Japon bir anneyle Haitili bir babanın çocuğu olan 23 yaşındaki tenisçi, sırasıyla polis şiddetinin kurbanı yedi kişiyi andı: Breonna Taylor, Elijah McClain, Ahmaud Arbery, Trayvon Martin, George Floyd, Philando Castile ve Tamir Rice.

    spor_tarihi_61-scaled
    Sahadan sandığa Günümüzün en iyi basketbolcusu LeBron James, ırk ayrımcılığı konusundaki mücadelesiyle de biliniyor. Azılı bir Trump karşıtı olan süper yıldız, idmanlarda giydiği tişörtle dikkati çekti. “Oy ver ya da öl” mesajı veren yaşayan efsane, yeşil sahaların biricik doktoru Socrates’i anımsattı. Maestro, arkadaşlarıyla birlikte halkı askerî cuntaya karşı Brezilya’da sandığa çağırmış, 15 Kasım 1982’de yapılan seçimde de en büyük zaferini kazanmıştı.

    Osaka, Floyd’un öldürülmesinden sonra düzenlenen gösterilerde de boy göstermiş, Amerika Açık’tan hemen önce oynanan Cincinnati Turnuvası’ndan NBA oyuncularının boykotuna destek verip yarı finalde çekilmişti. Sonradan organizasyona 1 gün ara verildiği açıklanmış; o da böylece maçına çıkmıştı. 

    Onlardan hareketle tarihe damgasını vuran bazı sporcuları anmalı; kimi sivil itaatsizlere özellikle şapka çıkarmalı!

    PETER O’CONNPOR – 1906 O’CONNOR – 1906

    Göndere çekilen İrlanda bayrağı

    Modern anlamda olimpiyat serüveninin başlangıcının 10. yılı şerefine Yunanistan, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne başvurarak 1906’da özel bir organizasyon düzenlenmesini talep etmişti. Osmanlı Devleti’nin de katıldığı bu ara olimpiyatlarının Uzun Atlama töreninin sonrasında yaşananlar unutulmazdı. İrlanda’yı temsilen Atina’ya gelen Peter O’Connor ve arkadaşlarının ülkesini temsil etmesine izin çıkmamıştı. Britanya bayrağının altında yarışmak zorunda kalan Peter O’Connor, ikinci olduktan sonra düzenlenen törende direğe tırmanarak göndere yeşil İrlanda bayrağını çekmişti.

    MACK ROBINSON – 1936

    Sokakları süpüren madalyalı atlet

    Tarihin en politize olimpiyat oyunlarına damgasını Jesse Owens vursa da, unutulmaz bir olay da takım arkadaşlarından birinin başına gelmişti. Amerikan profesyonel spor dünyasında ırk bariyerini parçalayan beyzbolcu Jackie Robinson’ın abisi olan Mack, 1936’da 200 metrede Owens’ın ardından gümüş madalya aldı. Ülkesine döndüğünde bulabildiği tek iş sokakları süpürmekti! İşini yaparken üzerinde devasa bir USA arması olan olimpiyat sweatshirt’ünü giyiyordu. Onun bu sessiz protestosu bir süre sonra şikayet edilmiş, polis zoruyla giysisi üzerinden çıkartılmıştı. Sporcunun sonradan hakkı teslim edilmiş, kardeşiyle birlikte heykeli dikilmişti.

    spor_tarihi_62_1

    HALET ÇAMBEL / SUAT FETGERİ – 1936

    Hitler’i reddeden iki Türk kadını

    1936 Berlin Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreninde Kanada ve Fransa’nın Nazi selamı verdiği bir ortamda, Adolf Hitler’le tanışmayı reddeden Halet Çambel’le Suat Fetgeri politik bir tavır sergilemişti. Medar-ı iftiharlarımız ayrıca Olimpiyat’a katılan ilk Müslüman kadın sporculardı…

    spor_tarihi_62_2

    JACKIE ROBINSON – 1947

    Irk bariyerini yıkan efsane beyzbolcu

    Jackie Robinson 15 Nisan 1947’de beyzbol sahasına ayak bastığında, Amerika’da bir devir kapandı. O gün profesyonel sporun kapısı siyahlara açıldı. Onun oynamasına imkan tanıyan başkan Branch Rickley, ırkların eşitliği konusunda dev bir adım attı. 1949’da ligin en değerli oyuncusu seçilen sporcu, 1955’te de takımı Dodgers’ı şampiyonluğa taşıdı. 1972’de hayatını kaybeden efsanenin giydiği 42 numaralı forma, 1997’de lig yönetimi tarafından tüm takımlar için emekliye ayrıldı. Her 15 Nisan’da kutlanan Jackie Robinson Günü’nde tüm oyuncular 42 numarayla sahaya çıkıyor, ismi dünya döndükçe hatırlanacağa benziyor. 

    spor_tarihi_62_3

    BILL RUSSELL -1961

    Siyah oyunculara servis yapılmayınca

    NBA tarihinin en iyilerinden biri olarak görülen efsanevi Boston Celtics pivotu Bill Russell, kariyeri boyunca ırkçılarla mücadele etti. 11 lig şampiyonluğu kazanan basketbolcu ve arkadaşları, 1961-62 sezonu öncesinde oynanacak bir hazırlık maçına çıkmayarak tarihe geçti. Lexington’da bir restorana giden takımın siyah oyuncularına servis yapılmayınca, Russell ve arkadaşları Boston’a dönmüştü. Russell bugün ABD’nin en saygın figürlerinden biri.

    spor_tarihi_63

    KATHRINE SWITZER – 1947

    Sadece erkekler mi maraton koşar? Hayır.

    Modern anlamda ilk olimpiyat oyunları sadece erkeklere açıktı. 1896’da maraton koşmak isteyen Stamata Revithi’ye izin verilmese de 30 yaşındaki kadın yarışın ertesi günü parkuru tamamlamıştı. Bir sonraki olimpiyatta kadınlar da vardı. 1967 Boston Maratonu’nun başvuru formuna K.V. Switzer yazan 20 yaşındaki Kathrine Switzer’in cinsiyeti anlaşılamıyor, ona 261 göğüs numarası veriliyordu. Yarış direktörü Jock Semple onu durdurmaya çalıştıysa da her şey nafileydi. Finişi gören Switzer sayesinde kadınlar Boston’da 1972’den, olimpiyatlarda da 1984’ten bu yana maraton koşabiliyor.

    spor_tarihi_63_1

    RUSSELL / ABDUL-JABBAR / BROWN – 1967

    Hepimiz Muhammed Ali’yiz

    Yer Cleveland… Bir masada buluşan sporcular, Vietnam Savaşı’na gitmeyi reddeden tarihin en büyük boksörü Muhammed Ali’ye destek veriyor. O günlerde dünya ağır sıklet şampiyonunun unvanı elinden alınmış, lisansı iptal edilmişti. Uzun bir hukuk mücadelesinin ardından üç yıl sonra ringlere dönebilen efsane için o buluşmaya gelenler arasında NBA tarihinin en başarılı ismi Bill Russell, o gün henüz gencecik bir üniversite öğrencisi olan Lewis Alcindor (1971’de Kareem Abdul-Jabbar adını kullanmaya başlayacaktı!), kimileri tarafından tarihin en iyi Amerikan futbolcusu olarak görülen Jim Brown da vardı…

    spor_tarihi_63_2

    SMITH / CARLOS / NORMAN – 1968

    Tarihe kazınan kare: Öfkenin yumrukları

    Spor tarihinin şüphesiz en ikonik fotoğrafı bu olsa gerek. 1968 Olimpiyat Oyunları’nın 200 metre yarışının madalya seremonisinde birinci Tommie Smith’in sağ, üçüncü John Carlos’un sol yumrukları havadaydı. Martin Luther King’in vurulmasından aylar sonra Siyah Amerika’nın öfkesi canlı yayındaydı. Başta büyük tepki çeken iki cesur atlet, sonra sayısız ödülle mükafatlandırılmış, heykelleri bile dikilmişti. Spor tarihinin en büyük sivil itaatsizlik eylemine destek veren yarışın ikincisi Avustralyalı Peter Norman, kendi ülkesinde bile yok sayıldı. Aborjinlere verdiği destekle de bilinen Norman için ölümünden altı yıl sonra, 2012’de Avustralya Parlamentosu resmî bir özür yayımladı.

    spor_tarihi_63_3

    BILLIE JEAN KING – 1973

    Kadın şampiyona da eşit para ödülü verilsin!

    Tarihin en iyi kadın tenisçilerinden Billie Jean King, yıllardır cinsiyet ayrımcılığı ve sosyal eşitsizlikle mücadele ediyor. Kadınlar Tenis Birliği’ni de kuran dünyanın eski bir numarası, kadınlarla erkeklerin eşit para ödülü alması için uğraşmıştı. 1973’te Bobby Riggs’le yaptığı maç tarihe geçti. Kadın tenisçileri aşağılayan erkeklerin eski 1 numarasını, 30 bin kişinin tribünden, 50 milyon insanından da televizyondan izlediği karşılaşmada yenen efsane şöyle konuşmuştu: “Eğer yenilsem, bu kadınları 50 yıl geriye götürecekti. Benim için 55 yaşında bir erkeği yenmenin bir heyecanı yok. Tek heyecanlı tarafı, tenise ilgi gösterecek yeni insanlar”.

    spor_tarihi_64_1

    CHRIS ERNST – 1976

    Eşitlik için çıplaklık!

    İki defa olimpiyatlarda yarışan kürekçi Chris Ernst, 1976’da yaptığı bir eylemle hatırlanıyor. Yale Üniversitesi’nin kadın sporculara yeterince destek vermediğini düşünen kürekçi ve 18 arkadaşı, müdürlerinin odasına gidip manifestolarını okuyordu. Aynı anda soyunan kadınların sırtında ve göğsünde “Title IX” yazıyordu. 1972’de Başkan Nixon tarafından imzalanan kanun, eğitim kurumlarındaki cinsiyet ayrımcılığı ve cinsel istismara karşı koruma sağlıyordu.

    spor_tarihi_64_2

    VERA CASLAVSKA – 1968

    Baş eğerek direnen, ama baş eğmeyen jimnastikçi

    Meksika’daki bir sessiz protesto, insanlığa başka bir coğrafyayı anlatıyordu. Tek başına birinci olması gerekirken jüri üyeleri yüzünden Larisa Petrik’le altını paylaşan Çekoslovak Vera Caslavska, madalya seremonisinde Sovyetler Birliği marşı çalmaya başladığı anda başını eğerek meydan okumuştu. Prag Baharı’nı müteakip Varşova işgal edilmiş, Sovyet tankları sokaklarda cirit atmıştı. Bu koşullarda Meksiko Olimpiyatları’nın yolunu tutan Caslavska’nın sivil itaatsizlik eylemi anında tarihe geçti. 2016’da son nefesini veren jimnastikçi, başta her şeyini kaybettiyse de sonra Devlet Başkanı Vaclav Havel’in danışmanı, ardından ülkesinin Olimpiyat Komitesi Başkanı olmuştu.

    spor_tarihi_64-1

    ARTHUR ASHE (1943-1993)

    Son nefese kadar ırkçılığa karşı…

    Tenis dünyasını kasıp kavuran bir kasırganın adıydı Arthur Ashe. Apartheid rejimine inat, Güney Afrika’da oynayabilmek için bayağı çabalamış, sonunda muradına da ermişti. Sadece kortlarda esmemiş; ötekilerin hakları için mücadele ederken iki kere de tutuklanmıştı. Polisle başı ilk olarak Güney Afrika’daki apartheid rejimine karşı düzenlenen bir yürüyüşte derde girmiş, ölümünden kısa bir süre önce de Haitili mültecilere dikkati çekmeye çalışırken ikinci defa merkeze götürülmüştü. 1975’te dünyanın 1 Numarası olan sporcu, son tutuklanmasının üzerinden beş ay geçtikten sonra 1993’te AIDS’ten son nefesini vermişti.

    spor_tarihi_64_3

    İRAN FUTBOL MİLLİ TAKIMI – 2009

    Umudu yeşerten bantlar

    İran’da olaylı geçen 2009 cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra sular durulmamıştı. Mahmud Ahmedinecad koltuğunu korumayı başarırken, sokağa dökülen Mir Hüseyin Musavi taraftarlarına müdahale kanlı olmuştu. Dünya Kupası elemelerinin son maçında Güney Kore karşısına çıkan İran Millî Takımı’nın altı futbolcusu, Musavi’ye olan desteklerini belirtmek için sahaya bileklerinde yeşil bantla çıkmışlardı. Devre arasında gelen “O bandı çıkar!” emrini dinlemeyen futbolcuların fotoğrafları sonradan gösterilerde kullanılmıştı. Seul’de karşılaşmanın oynandığı stadyuma gelen yaklaşık 200 İranlı taraftar da Musavi’ye desteklerini, “Özgür İran”, “Benim oyum nerede?” sloganları atarak göstermişlerdi.

    spor_tarihi_64_4

    ERIC GARNER – 2014

    Nefes alamayanlara nefes olmak için…

    Aslında her şey New York’ta 17 Temmuz 2014’te başlamıştı. Bir Amerikalının internete konan görüntüleri infiale neden olmuştu. Kaçak sigara sattığı gerekçesiyle gözaltına alınmaya çalışılırken hayatını kaybeden astım hastası talihsiz adamın adı Eric Garner’dı, altı çocuk babasıydı. Amatör video kaydı oldukça hazindi. Emniyet görevlileri Garner’ın boğazını sıkarak kelekçe takmaya çalışıyordu. Defalarca onlara “Nefes alamıyorum” dediyse de derdini anlatamıyordu. İşte onun can verirken çekilen görüntüleri milyonları etkilemiş, birçok sporcuyu da harekete geçirmişti. Her renkten basketbolcular aynı tişörtü giymiş; onlara Amerikan futbolcuları da katılmıştı.

    spor_tarihi_65

    COLIN KAEPERNICK – 2016

    O diz çöktü, milyonlar ayağa kalktı

    Amerikan millî marşı çalarken diz çöken Colin Kaepernick, spor protestoları tarihinde yeni bir akım başlatmıştı. Ülkesindeki ırkçılığı protesto etmek için bu eyleme imza atan Amerikan futbolcusuna sonradan başka oyuncular da destek vermişti. Eylül 2017’de Başkan Trump, onun takımdan atılması gerektiğini söyledi. Sonradan kulüpsüz kalan oyuncu, ertesi yıl Nike’ın reklam yüzü olduğunda yine tartışma yaratmıştı. Markanın sloganı Kaepernick’in kariyerinin özetiydi: Her şeyi feda etmen gerekse de bir şeye inan!

    spor_tarihi_65_2

    FEYISA LILESA – 2016

    Etnik ayrımcılığa karşı

    2016 Rio Olimpiyat Oyunları’nda maratonda gümüş madalya kazanan Feyisa Lilesa’nın bitiş çizgisinde yaptığı hareket, organizasyona damgasını vurdu. Etiyopya’daki etnik azınlıklardan biri olan Oromoların hükümet karşıtı eylemlerde kullandığı bu hareket, böylece tüm dünyada konuşulmuştu. Ülkesine başta dönemeyen atlet, ancak kendisiyle aynı etnik kökene sahip Abiy Ahmed’in başbakan seçilmesinden sonra Etiyopya’ya ayak basabilmişti.

    spor_tarihi_65_1

    MEGAN RAPINOE – 2019

    Herkesi kucaklayarak meydan okumak

    Geçen sene kadın futbolunda Dünya Kupası’nı ABD kazanmış, Megan Rapinoe hem altın ayakkabıyı almış hem de turnuvanın en iyi oyuncusu seçilmişti. Başkan Trump’la sürekli atışan futbolcunun gol kutlaması, 1968 Meksika’daki siyah yumruklar gibi ikonlaştı. Erkeklerle kadınların eşit primleri alması için de mücadele eden futbolcu ve arkadaşları, spor dünyasında cinsiyetçilikle mücadelede ciddi bir kazanım sağladı. LGBT+ örgütleri için de aktif olarak çalışan Rapinoe, dünyayı kucaklayarak düzene meydan okuyor.

    spor_tarihi_65_3
  • Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist

    Başarılarla dolu kariyerinde üçü ‘Grand Slam’ olmak üzere toplam 51 kupa kaldıran, ABD’nin Davis Kupası takımına seçilen ilk siyah raket Arthur Ashe… Mücadelesini sadece kortlarda değil, ırk ayrımcılığına karşı da veren bir aktivist… 50 yıllık ömründe sadece örnek sporculuğuyla değil, kişiliğiyle tenis tarihinde benzersiz bir yere sahip.

    Tenis dünyasını kasıp kavuran bir fırtınaydı Arthur Ashe. Sadece kortlarda esmemiş; ‘öteki’lerin hakları için mücadele verirken iki kere de tutuklanmıştı. İlk kez 50 yıl önce taçlanan sporcu, son nefesini verdiği ana kadar insanlar için de mücadele etmişti.

    Takvimler ne zaman Eylül ayını gösterse, tenis meftunları yılın son büyük turnuvasının finaline şahitlik ediyor. Amerika’daki bu organizasyonda şampiyonlar Arthur Ashe Stadyumu’nda taçlanıyor, 23 bin 771 kişilik mabede adını veren efsanenin öyküsü bize çok şey anlatıyor.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    ABD Açık şampiyonu ilk siyah erkek raket Arthur Ashe, dört ‘Grand Slam’ turnuvasından biri olan ABD Açık’ta kazandığı ilk şampiyonlukta, ödül töreninde babasıyla birlikte, 1968.

    1943’te bir yaz günü doğan Ashe, çok erken yaşta annesini kaybetmişti. Otoriter baba, belki eşini yitirmenin de etkisiyle çocuklarını olabildiğince dış dünyadan uzak tutmaya çalışıyordu. Takıntıları, iki oğlunun da hayatını derinden etkilemişti. Okuldan sonra eve koşturmak zorunda olan ufaklıklar, geç kalırlarsa kızılca kıyamet kopuyordu.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Siyah erkeklerin tek Wimbledon zaferi Ashe, 1975’te finalde son şampiyon Jimmy Connors’u dize getirerek tek erkeklerde Wimbledon kupasını kaldıran ilk siyah tenisçi olmuştu. Ondan sonra tenis dünyasına bu başarıyı tekrarlayan bir siyah sporcu henüz gelmedi.

    Bu hapsolmuşluk içinde spor yapmak isteyen Arthur’un kaderini mahalledeki bir kort belirleyecekti. Yaşıtlarına göre cılız olan oğlunun Amerikan futbolu oynamasına izin vermeyen baba, tenise bir şey dememişti. Efsane işte böyle başlamıştı.

    Ufaklığın yeteneği fark edilmeyecek gibi değildi. Ondaki cevheri ilk gören bir üniversite öğrencisiydi. Ron Charity adındaki delikanlı, Arthur’a bildiklerini öğretmiş, 1953’te onu tenis dünyasına kabul edilen ilk siyah olan eski Wimbledon şampiyonu Althea Gibson’ın antrenörü Robert Walter Johnson’a götürmüştü. Kader ağlarını örüyordu.

    Johnson’ın tenis okulunda bir taraftan oyunun inceliklerini öğrenen genç, diğer taraftan insan olarak da gelişiyordu. Ashe’in sonradan markalaşacağı farkındalıkların temeli aslında burada atılmıştı. Siyah bir sporcu olmanın ne anlama geldiği ona iyi anlatılmıştı. Yer yer turnuvalara alınmıyor; kabul edilirse de hakem kararlarını ne kadar yanlış olursa olsun eleştirmemesi tembihleniyordu.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Çığır açan raket
    Birçok otorite tarafından tenis tarihinin en büyük ‘ezberbozan’ı olarak kabul edilen Arthur Ashe, kortlarda zarif ve estetik stiliyle de fark yaratıyordu. Tenisçi, 60’lı yıllarda bir maçta voleye çıkarken.

    Duvarları yıkmak

    Ashe’in yaşadığı Richmond Bölgesi’ndeki tek kapalı korta ayak basmasına izin verilmezken, o yılmıyordu. Johnson’ın çabaları sonucunda katıldığı liselerarası turnuvada zafere ulaşan Ashe, gençlerde ulusal şampiyon olan ilk siyahtı. UCLA Üniversitesi’nden aldığı bursla eğitimine devam eden tenisçi şanslıydı. Yakınlarda oturan idolü Pancho Gonzales’le sık sık kortta buluşuyor, oyununu daha da geliştiriyordu.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Life’ın kapağında bir “soğuk zarafet” ABD Açık zaferinden sonra Ashe, Life dergisinin 20 Eylül 1968 tarihli sayısına “Tenis Dünyasının Zirvesine Çıktı… Arthur Ashe’in Soğuk (Mesafeli) Zarafeti” başlığıyla kapak olmuştu.

    1963’te Amerika’nın Davis Kupası takımına seçilen ilk siyah tenisçi olan delikanlı, üniversitelerarası şampiyonada hem teklerde hem de çiftlerde şampiyon olmuştu. Artık kalıbına sığmıyor, önemli organizasyonlarda sahne almaya başlıyordu. 1966 ve 1967’de Avustralya Açık’ta final gören Ashe, Roy Emerson’ı devirememişti.

    1968 onun yılıydı. Amatörler şampiyonasında zafere ulaşan 25 yaşındaki raket, Amerika Açık Turnuvası’nda da şampiyon oluyordu. Seremonide yanı başında babasının olması manidardı. Ödül olarak kazandığı 14 bin dolardan feragat etmişti. O zamanlarda Davis Kupası’nda oynayabilmek için amatör kalması gerekiyor, ülkesini temsil ettiği bu organizasyon sayesinde Vietnam Savaşı’ndan uzak duruyordu. Aynı yıl Avustralya’yı yenen ABD, bu köklü organizasyonda mutlu sona ulaşıyordu.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Davis Kupası kutlaması ABD Davis Kupası takımına seçilen ilk siyah raket olan Arthur Ashe, 1982 dünya şampiyonluğu zaferini takım arkadaşlarıyla kutluyor. Ashe’in solunda, tenis dünyasının bir başka büyük yıldızı John McEnroe görülüyor.

    Irkçılıkla savaş

    1969’da ABD’ye yine Davis Kupası’nı kazandıran tenisçi, Johannesburg’daki bir turnuvaya katılmak isteyince fırtınalar kopmuştu. Avustralya’da kariyerinin ikinci Grand Slam zaferine imza atan Ashe, 24 saat sonra gelen açıklamaya belki de şaşırmıyordu. 28 Ocak 1970’te Güney Afrika hükümeti, Amerikalı sporcunun vize başvurusunun reddedildiğini duyurmuştu. Haber ülkenin dört bir köşesinde manşetleri süslüyor, başbakan John Vorster verdiği demeçlerde bu kararı övüyordu…

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Arthur Ashe (solda), 3 Ağustos 1967’de Washington’da gerçekleştirilen bir çift erkekler gösteri maçında senatör Robert F. Kennedy (soldan ikinci) ile tamı arkadaşı olmuştu. Rakipleri ise dönemin güçlü raketlerinden Charles Pasarell (soldan üçüncü) ve eski Davis Kupası şampiyonlarından Donald Dell’di.

    Rejim bu vize krizini kendi propagandası için kullanadursun, başarılı raket ayrımcılığa savaş açıyor; Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’ne bağlı çalışan alt bir komiteye ifade veriyordu. Ona göre böyle politikalar yürüten bir ülkenin spor dünyasında yeri yoktu. Ashe, Güney Afrika’nın uluslararası organizasyonlardan men edilmesi gerektiğini vurgularken, bu ülke vatandaşı olan tenisçilerin turnuvalara katılması gerektiğini söylüyordu.

    Beklenen olmuş, Güney Afrika 1970’te Davis Kupası’ndan men edilmişti. Şüphesiz bu Ashe’in kariyerindeki en büyük başarılardan biriydi. Yine de birçok Amerikalı meslektaşı, onun politikadan çok tenise odaklanması gerektiğini söylüyordu. Tenisçileri apolitik ve bencil bulan Ashe, bir röportajında eşitlik için çabalamasının kendisi için asla bir yük olmadığını söylemişti.

    1972’de tenis dünyasındaki birliklerin anlaşmazlığı, o ve 32 meslektaşının aylarca turnuva oynayamamasına neden olmuştu. Ertesi sene Wimbledon’ı boykot eden 81 sporcudan biriydi.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Siyah tenisin iki öncüsü Bir Grand Slam turnuvası kazanan ilk kadın raket Athea Gibson ve Arthur Ashe, New York’ta, Doğu Yakası Tenis Birliği’nin Onur Listesi’ne kabul töreninde, 10 Mayıs 1988.

    1973’te tekrar spor dünyasına kabul edilmek isteyen Güney Afrika Devleti, ona istediği vizeyi veriyordu. Eleştirilere rağmen o turnuvada boy gösteren Ashe, finalde Jimmy Connors’a kaybetmişti. Davis Kupası’na alınan Güney Afrika ise ertesi sene şampiyon oluyordu. Finalde karşılacakları Hindistan “apartheid” politikalarını protesto ederek korta çıkmamıştı. Giderek sertleşen protestoların da etkisiyle 1978’de Davis Kupası’ndan yine men edilen Güney Afrika ancak “apartheid” rejiminin sona ermesinden sonra organizasyona tekrar katılabilmişti.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Arthur Ashe Stadyumu Arthur Ashe’in ismi, 1997’de inşa edilen ve bünyesinde ABD Açık Tenis Turnuvası’nın merkez kortunu barındıran 23 bin 771 seyirci kapasiteli stadyumda da yaşıyor.

    1975’te daha önce hiç yenemediği Jimmy Connors’ı devirerek Wimbledon şampiyonu olan Ashe, Gibson’dan sonra bunu başaran ikinci siyah olarak tarihte yerini alıyordu. 1977’de fotoğrafçı Jeanne Moutoussamy ile evlenen sporcunun nikahını ABD’nin Birleşmiş Milletler’deki büyükelçisi kıyıyordu. Yıllar sonra bir çocuk evlat edinen çift, kıza Camera adını vermişti. Annesini altı yaşındayken kaybeden Ashe’in annesiyle çekilmiş bir karesi bile yoktu. Bu isim aslında çok şey anlatıyordu…

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Birleşmiş Milletler’de ırkçı rejime karşı Aralarında ünlü şarkıcı Harry Belafonte’nin de (sağ başta) bulunduğu bir grup siyah hakları savunucusuyla Güney Afrika’nın Apartheid rejimine karşı Birleşmiş Milletler’de bir toplantıda, 1983.

    Yorulmak bilmeyen aktivist

    1980’de kortlara veda eden efsane, kariyerinde 861 maç kazanmış, üçü “Grand Slam”lerde olmak üzere 51 turnuvada kupa kaldırmıştı. Sporu bıraktıktan sonra yorumculuğa başlayan efsane, Time dergisiyle The Washington Post gazetesinde yazıyor, sık sık kameraların karşısına geçiyordu. Öte yandan da apartheid rejimine karşı mücadelesinde dur durak bilmiyordu. 1983’te Birleşmiş Milletler’de soruna dikkat çeken heyetin bir üyesiydi. İki yıl sonra polisle başı derde giren Ashe, Güney Afrika Büyükelçiliği’nin önündeki bir eylemde tutuklanmıştı.

    Tenis dünyasında kazanılabilecek hemen hemen bütün başarıları elde eden Arthur Ashe, belki de rakiplerinden hiç çekmemişti koca yüreğinden çektiği kadar. 1979’da geçirdiği kalp krizi, spordan kopmasına neden olmuştu. 1983’te yine ameliyat masasındaydı. Dört sene evvelki by-pass’ı düzeltilmeye çalışılan Ashe, 1988’de öğrenmişti acı gerçeği. Kendisine verilen kandan AIDS kapmıştı. Karısıyla birlikte bu sırrı saklamıştı ta ki USA Today’in kendisiyle ilgili haber yapmaya hazırlandığını öğreninceye kadar. 8 Nisan 1992’de mikrofonların önündeydi. Hastalığını açıklamış, son aylarını AIDS’le mücadeleye ayırmıştı. Haitili mülteciler için düzenlenen bir eylemde tutuklandıktan beş ay sonra son nefesini verdiğinde 50. yaşını bitirmemişti. Son anına kadar başkaları için savaşan efsane, vefatından sonra Başkan Bill Clinton tarafından Özgürlük Madalyası’na layık görülmüştü.

    10 Ashe PArthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivistosta Pulu 2005
    ABD Posta İdaresi’nin 2005 yılında Arthur Ashe anısına bastırdığı hatıra pulu.

    Ölüm döşeğindeyken dünyanın dört bir tarafından mektup yağıyordu. Bunlardan birinde ona şu sorulmuştu: “Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?” Ashe şöyle cevap vermişti: “Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir. 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya “Neden ben?” diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, ona nasıl “Niye ben” derim?

    Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı. Zorluklar güçlü. Hüzün insanı insan yapar. Yenilgi mütevazı. Tanrı’ya asla ‘Neden ben?’ diye sormayın. Ne olacaksa zaten olur…”

    Çeyrek asır önce yitirdiğimiz Ashe’in adı merkezlerde, sayısız ödülde ve dev bir stadyumda yaşıyor. Amerika Açık Turnuvası ne zaman oynansa, ismi akıllara geliyor; yaptıkları milyonlara örnek oluyor.

    Kortlarda bir başka öteki

    ‘Koca’ Bill Tilden: Tenis tarihinin aykırı şampiyonu

    1893-1953 arasında yaşayan Bill Tilden, tenis tarihinin tanık olduğu belki de en başarılı sporcuydu. Kariyerinde toplam 21 Grand Slam kupası kaldıran Tilden, eşcinselliği yüzünden unutulmuş, daha doğrusu unutturulmuştu.

    Tenisin bir başka kahramanı var ki onun adı yıllarca unutuldu. Kimbilir belki de unutturuldu! Peki o kim?

    Kimilerine göre tarihin en büyük tenisçisi, artık solmuş siyah-beyaz fotoğraflarda yaşayan tenisin ilk ikonu Bill Tilden ya da nam-ı diğer Big Bill… Kortlardaki yenilmezliğine rağmen üstüne toprak serpilen bir figür; bambaşka bir çağda yaşadığı eşcinselliği nedeniyle homofobinin vurduğu sayısız yaşamdan biri…

    1920’de ilk Amerika Açık zaferini 27’sinde yaşayan tenis efsanesinin adını birçok sporsever ilk kez 2009’da duymuştu. Tarihin en başarılı raketi Roger Federer, üst üste altıncı defa Arthur Ashe’de taçlanmak üzere korta ayak basmıştı. ‘Fedex’ kazansa, 1920’den 1925’e kadar Amerika Açık’a ambargo koymuş Tilden’ın rekorunu egale edecekti. Ancak Juan Martin del Potro finalde İsviçreliye dur demişti.

    Kariyerinde toplam 21 Grand Slam kupası kaldıran Bill, 1893’te zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Babası ve abisinin ölümü üzerine girdiği depresyondan kurtulmak için giderek daha sert vurduğu toplar, bir efsaneyi doğurmuştu.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Şarlo yakın dostuydu “Koca” lakaplı Bill Tilden birçok Hollywood yıldızıyla yakın arkadaştı. Tilden, Charlie Chaplin’le çektirdiği fotoğrafta, lakabına yakışır bir şekilde ünlü sinema yıldızını filenin üstünde tutuyor.

    “Kendi tatlı oyunumu oynuyorum” mottosuydu usta raketin. Bazen bilerek set kaybedip üstündeki baskıyı artırıyor, kimi zamanda rakiplerinin oyununu taklit ediyordu. Farklı durumlara uyum sağladığını göstermeye bayılıyordu. Şov onun diğer adıydı…

    İlk Wimbledon zaferini yine 1920’de kazanıyor, ardından kendi topraklarındaki Amerika Açık Turnuvası’nı tahakküm altına alıyordu. 1.87 metrelik boyuyla küçük çaplı bir devdi; servisleri şimşek gibiydi. Oyununu devamlı geliştiren Tilden, yedi yıl dünyanın bir numarası olarak kalmayı başarıyor; bu arada bir de kitap kaleme alıyordu. Bugünün sporcularına benzer bir diyet uygulamış; her gün yediği üç güçlü öğün, onu başkalarından ayırmıştı. İçkiyle arası yok, sigarayla ise çoktu. Sonradan röportajlarında da anlattığı gibi tenis ona göre sanattı; tiyatrodaki bir piyes veya bir baleden farkı yoktu. Sahne ışıklarının onu aydınlattığını düşünür, her seferinde tatlı bir telaş yaşardı. Ne yapıp edip kazanırdı.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Bütün zamanların en iyilerinden Modern tenisin gelişiminde önemli bir rol oynayan Bill Tilden bir maçta servis atarken.

    Rekorlar geçidi

    Yüzde 93’lük bir galibiyet yüzdesi tutturduğu amatör tenis kariyerinde, altısı üst üste olmak üzere yuvasında toplam yedi defa gülen ve üç de Wimbledon şampiyonluğu bulunan Tilden, çiftlerdeki başarısıyla da tarihe altın harflerle yazılmıştı. Amerika’da beş çiftler ile dört karışık çiftler, Fransa’da bir karışık çiftler, İngiltere’de de bir çiftler zaferine imza atmıştı. 1924’te oynadığı 68 maçı kazanarak tarih yazmıştı. Bir yıl boyunca kimse bileğini bükememişti. Ertesi sene de durum benzerdi. 78 karşılaşmada sadece tek yenilgi görmüştü. Üst üste kazandığı 95 mücadelede kaldırdığı 19 kupa cabasıydı. Tenis tarihi böyle bir tahakküm bir daha hiç görmeyecekti…

    37’sinde Wimbledon’ı kazanan sporcu, Amerika Açık’ta yarı finalde elendikten sonra profesyonel olmayı seçiyordu. Zira o kadar zafere rağmen hayatını adadığı oyundan para kazanamamıştı. Tenis onun zamanında amatördü. Bir şey değişmiyor; o sanatını konuşturmaya devam ediyordu. Gelen başarıları müteakip maddi durumu düzeliyordu. Çiftlerde son kez kupa kaldırdığında 52 yaşındaydı.

    Charlie Chaplin olmasaydı…

    Gölgede kalmasına gelince… İki defa genç erkeklerle ilişkiye girdiği için hapse atılmıştı. Biyografisini kaleme alan Frank Deford’a göre hep gençlerle baba-oğul ilişkisi yaratmaya çalışmıştı. Bununla beraber, ondan ders alanlar asla çizgiyiyi aşmadığının altını çiziyordu. Gerek ünü, gerek Charlie Chaplin ile olan yakın arkadaşlığı, Tilden’ın parmaklıklar arasından çabuk kurtulmasını sağlamıştı. Fakat bazı kapılar onun için kapanmaya başlayınca yakın arkadaşının yardımlarıyla ayakta durabilmişti. Gerçekten Şarlo’nun partilerinde ile birbirleriyle arasına kortlarda kapışan beyazperdenin birçok ünlü ismine koçluk yapmış, Greta Garbo ve Katharine Hepburn gibi iki devin tenis öğretmeni olmuştu.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Hapishanede Tilden, Los Angeles Eyalet Hapishanesi’nde, genç bir erkekle birlikte olmak suçundan ikinci kez tutuklanışının hemen sonrasında, 1949.

    Kazandığı parayı yazdığı, oynadığı oyunlarına yatırdıysa da sahne kariyeri pek sıradandı. Çok sevdiği tiyatroya bir servet harcamıştı. İkinci defa hapse girdikten sonra dışlanmış, mali durumu bozulmuştu. Yine de ölene kadar en iyi yaptığı şeyi yapmış, tenis oynayama devam etmişti. 1953’te bir turnuvaya hazırlanırken son nefesini verdiğinde 60 yaşındaydı. Hesabındaki 88 dolar belki de her şeyi çok daha iyi anlatıyordu.

    Big Bill ayrıca öyle bir yerde karşımıza çıkıyor ki… Vladimir Nabokov’un 1955 tarihli başyapıtı Lolita’da, Humbert Humbert’in Dolores için tuttuğu “top toplayıcı çocuklardan haremi olan” tenis hocası oydu. Hakikaten bir ara efsane sporcu, kendi top toplayıcılarını seçmişti. Bir ara tenis dersi vererek geçinmek zorunda kalan usta yazar Nabokov, zamanının en iyi raketini Lolita‘ya taşımış, ona Ned Litam adını vermişti. O adı tersten okuduğunuzda son iki hecede karşınıza Tilden’ın ismi çıkıyor.