Etiket: apartheid

  • Filistin ABD’yi sarsıyor: 68 ruhu yine üniversitede…

    Filistin ABD’yi sarsıyor: 68 ruhu yine üniversitede…

    Batılı yönetimler İsrail’in Filistinlilere yönelik terörüne açık destek veriyor. Ancak Batı toplumunun ciddi bir bölümü, soykırıma varan saldırılardan rahatsız. Özellikle ABD’nin seçkin üniversitelerinde, Filistin’e destek eylemleri yayılıyor. 25 eyalette 43 üniversiteye yayılan eylemler 68 direnişiyle paralellikler taşıyor.

    Dünyanın dört bucağında üniversite yerleşke­leri, İsrail ordusunun Gazze’deki katliamına karşı seferber olmuş durumda. Filistin topraklarında soykırım sürerken, güvenlik güçleri san­ki savaşı kampüslere taşıyor. 7 Ekim sonrası her gösteri, her savaş ve soykırım karşıtı söz ya da protesto, anti-semitist olarak damgalanıyor. Kampüs protestoları ile böylesi bir “şey­tanlaştırma” da izleniyor.

    GundeminTarihi-ABD-2
    ABD’de 1925’te yayın hayatına başlayan ve yaklaşık 1 milyon tiraja sahip The New Yorker 20 Mayıs 2024 tarihli sayısının kapağına karikatürist Barry Blitt’ın çizimiyle, mezunları ve protestoları durdurmak, kampları dağıtmak için çağrılan polisleri taşıdı.

    ABD’den başlayan ve bel­leklerden silindiği sanılan 68’in Vietnam Savaşı’na karşı gösterileri akla getiren gösteri­ler, ağır baskılara rağmen Paris, Lausanne, Montréal, Mexico, Sydney’e yayılmış durumda.

    17 Nisan’dan başlayarak Amerikan üniversite yerleşke­lerinde Gazze için seferberlik, 40’ı aşkın okul ve kampüste, Atlantik’ten Kaliforniya’ya kadar geniş bir coğrafyada şiddetli çatışmalara yol açtı. Yaklaşık 2.500 kişi gözaltına alındı. Ülkenin ve dün­yanın en prestijli üniversitelerinden olan Columbia, bu seferberliğin ağırlık merkezini oluşturdu. Ardın­dan Los Angeles’ta (University of California – UCLA) olaylar patlak ver­di. Brown Üniversi­tesi (Rhode Island) ise polis çağırıp öğ­rencileri şiddetle bastırmak yerine, göstericilerin kampı dağıtmaları karşılığında Gaz­ze’deki soykırımda rolü olan şirketlerle ilişkilerin oylanmasını kabul etti.

    Durum ABD’nin bir iç mese­lesi olmaktan çıktı ve Birleşmiş Milletler sıralarına yansıdı; üniversitelerdeki polis baskısın­dan endişe duyulduğu bildirildi. İnsan Hakları Yüksek Komiseri ve hukukçu Volker Türk, “göste­rileri dağıtmak ve sona erdirmek için alınan bir dizi sert tedbir”den rahatsız olduğunu belirterek “ifade özgürlüğü ve barışçıl top­lanma hakkının temel olduğunu” vurguladı.

    Öğrenci hareketleri temelde anti-siyonist bir nitelik taşırken, yönetimler tarafından anti-semitik olarak itham ediliyor. Bu arada ABD Temsilciler Meclisi de, İsrail Devleti’ne yönelik eleştirileri anti-semitizm olarak tescilleyen bir yasayı 5 Mayıs’ta onayladı. Bundan sonra artık araştırmalarda, gazetelerde, ko­nuşmalarda “Yahudi aleyhtarlığı” suç sayılacak (Senato’dan henüz geçmiş değil). ABD’deki muha­fazakarların temel taktiği, doğal olarak İsrail aleyhtarı gösterileri bu şekilde kriminalize etmek.

    GundeminTarihi-ABD-1
    ABD’nin seçkin üniversitelerinden Columbia’da başlayan İsrail protestoları ve Filistin’e destek, yönetimleri kızdırdı. Polisin üniversiteye girişi, gösterileri ve tepkiyi dindirmeye yetmedi.

    60’lı yıllardan bu yana ABD’de üniversite gençliğinin, sivil haklardan başlayarak Vietnam Savaşı’na karşı eylemleriyle devam eden; 1985’te Güney Afrika’daki apartheid rejimine karşı gösterileriyle ve son olarak “Siyah Hayatlar Değerlidir” eylemleriyle öne çıkan toplumsal olaylarda, alarm zillerini çalma gibi bir hassasiyeti var. Filistin meselesi, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinden önce de bu has­sasiyetin bir parçasıydı. Dolayı­sıyla 7 Ekim’den sonra üniversite kampüsleri barışçıl gösterilere sahne olurken, dünyadaki haber kaynakları için bir haber değeri taşımıyordu. Ta ki toplumsal hareketlerin patlak vermesinde simgesel bir önemi olan yüksek prestijli Columbia Üniversitesi’n­deki gelişmelere kadar.

    3 Nisan’da Columbia Üniversi­tesi, Tel Aviv’de bir proje üzerin­de çalıştığını duyurdu. Bunun üzerine 93 öğretim görevlisi, bu çalışmaların İsrail’in mevcut politikasını onaylamakla eşde­ğer olduğunu açıkladı. Filistin yanlısı öğrenciler de bu durumu protesto etti. Üniversite rektörü Minouche Shafik’in Kongre hu­zuruna çağrıldığı 17 Nisan günü, öğrenciler Hamilton Hall’u işgal etmeye başladı. Devlet ricali ise, Columbia gibi seçkin bir üniver­sitede öğrencilerin kefiye takıp haftalarca Filistin yanlısı gösteri­ler yapmasına öfkeliydi.

    GundeminTarihi-ABD-3
    Columbia Üniversitesi’ne giren polis sadece öğrencileri değil, öğretim görevlilerini de gözaltına aldı.

    Rejimin tüm kurumları, üniversite yetkilileri, medya, De­mokratlar, Cumhuriyetçiler İsra­il’i kayıtsız-şartsız desteklerken; öğrencilerin Filistin’i destekle­mesi hesapta olmayan bir şekilde Biden yönetiminin siyonist eğilimlerini de deşifre eden bir boyuta taşındı. Protestocular, ku­rumlarının akademik-ekonomik bağımsızlığını ve üniversitenin Gazze’deki savaştan kâr sağlayan fon ve şirketlerdeki hisselerini elden çıkarmasını talep ettiler. İşgal 3. haftaya girdiğinde, rektör Minouche Shafik kampüsün bo­şaltılması için New York polisini çağırdı (18 Nisan). Mezuniyet törenine 1 aydan az bir süre kala göstericilere idari yaptırım uygu­landı. 22 Nisan’da tüm yüzyüze dersler iptal edildi. Ancak tüm bunlar protestoları yatıştıramadı. Polis bir defa daha müdahale ede­rek göstericileri dağıttı ve bu defa 300’e yakın öğrenci tutuklandı. Politikacılar da devreye girdi. De­mokrat Alexandria Ocasio-Cor­tez, “kampüsteki genç öğrencile­rin şiddet içermeyen gösterileri sırasında polisi aramak, gerilimi tırmandıran, pervasız ve tehli­keli bir eylemdir” diyerek polisin üniversiteye girmesini protesto etti. Başkan Biden ise Yahudi karşıtı protestoları ve “Filistinli­lere ne olduğunu anlamayanları” kınayarak uzlaşmacı bir duruş sergilemeye çalıştı.

    ABD’de üniversiteler için en önemli kaynağı/desteği sağlayan bağışçıların ve politikacıların baskısı altında kurum yöneti­cileri, sert önlemler için polise başvurdular. Bugüne kadar hocalar dahil 2.500 dolayında tutuklamaya yol açan bu baskı­nın yanısıra, öğrenciler Beyaz ırkın üstünlüğünü savunan ve siyonistlerin güdümündeki örgütlerin de saldırılarına maruz kaldılar. Yönetimlerin gösterici­lere karşı şiddete başvurulmasını istemesinin temel nedeni, tabii fon verenlerin sözsahibi oluşu ve bunu bir tehdit aracı olarak kullanabilmeleri. Fon verenlerin “fonumu geri çekerim” tehdidi, üniversite yönetimleri için çok daha ciddi.

    GundeminTarihi-ABD-4
    Başkent Washington’da yapılan ‘Özgür Filistin’ mitingine binlerce kişi katıldı.

    Bununla birlikte ABD’de üniversite yöneticilerinin hepsi polisle işbirliğine gitmedi. Özel­likle Vassar (New York), Brown Üniversitesi (Rhode Island), Nort­hwestern Üniversitesi (Illinois) ve Evergreen State College’daki (Illinois) yöneticiler, öğrenci taleplerinin yönetim kuruluna sunulması konusunda anlaştılar.

    Üniversitelerdeki hareketlilik, New York Times’ın “1968’in savaş karşıtı heyulasının geri dönüşü” başlıklı bir makale yayımlama­sına da yol açtı. 1968 her ne kadar öğrenci gençlikle sınırlı olmayan, çok daha geniş kapsamlı bir top­lumsal hareket idiyse de; yeni bir dünya tahayyülü ile donanmıştı ve özellikle ırkçılığa karşı duruşu, “Siyah Hayatları Değerlidir” gibi mottolarıyla tarihe geçmişti.

    GundeminTarihi-ABD-5
    Polis, Virginia Üniversitesi’ndeki gösteriye de saldırdı. Göstericilere destek veren bir avukat, gözaltına alınan protestocuya iletişim bilgilerini verirken böyle görüntülendi.

    ABD’deki öğrenci hareketi, gençliğin büyük çoğunluğunun hislerine tercüman olduğu için de meşru bir zemine oturuyor. Öte yandan Amerikan nüfusu­nun ancak üçte birinin İsrail’e sempati duyduğu belirtiliyor. 700 bin üyesi olan Otomobil İşçileri Sendikası (UAW), Kasım’daki başkanlık seçimi için Biden’dan yana tutum alıyor ve Filistin yan­lısı harekete açık destek veriyor. Sendikanın yeni başkanı radikal Shawn Fain, Filistin ile dayanış­masını net şekilde dile getiriyor. Daha ziyade Solcu sendikacıların oluşturduğu ve geleneksel yıllık toplantılarını sadece birkaç yüz katılımcıyla yapan Labor No­tes’un bu yılki toplantısına 4.700 kişi katıldı ve çoğunluk Filistin kefiyesi taktı.

    Filistin meselesi, ABD’deki iki partili sistem için de bir problem. Hem Demokratlar hem Cumhu­riyetçiler İsrail’i koşulsuz destek­liyor ama, üniversite gençliğinin Filistin yanlısı eylemleriyle denge bozulmak üzere. Geçmişte sivil haklar hareketi ve yakın geçmişteki “Black Lives Matter” gibi büyük kitle eylemleriyle öne çıkan toplumsal hareketlerden Demokratlar nemalanmışlar­dı. Ancak her iki partinin de siyonizme arka çıkması, özellikle Demokratlara oy veren kesimle­rin önümüzdeki seçimlerde Bi­den için ciddi bir sorun olacağını göstermekte. Daha düne kadar Trump karşıtlığı üzerinden bir anlatı inşa eden Demokratlar, son hadiselerle birlikte puan kaybet­miş görünüyor.

    GundeminTarihi-ABD-6
    Filistin yanlısı gösteriler tutuculuğuyla bilinen Texas eyaletine de sıçradı. Texsas Üniversitesi’ndeki gösteriye de polis müdahale etti.

    Biden 2 Mayıs’taki konuşma­sında tıpkı Cumhuriyetçiler gibi anti-siyonizmle anti-semitizmi harmanladı. 7 Mayıs’ta Holokost anısına düzenlenen toplantı­da ise “anti-semitizm ABD’de yoktur” demekle kalmadı, Filistin ile dayanışma içinde bulunan öğ­rencilere yönelik olarak “7 Ekim saldırısının unutulduğundan” dem vurdu. 7 Ekim saldırısında ölenlerle Holokost arasında bir bağ kurarken, Gazze’de öldürülen çoluk-çocuk savunmasız 35 bin insandan hiç sözetmedi.

    Donald Trump ise göstericileri “ücretli ajitatörler” diye niteledi. Biden’ın önlemlerini destekler­ken onları yetersiz bulan Trump, doğal olarak Demokratların siyo­nist tabanının da yanına çekme­ye çalışıyor. 60’lı-70’li yıllardaki anti-komünizm histerisi gibi, bugün de Filistin yanlısı hareketi şeytanlaştırmak için Yahudi düş­manlığı çığlıkları atmak doğal!

    Öte yandan İsrail’in Gazze’de­ki cinayetleri, ABD’nin Ortado­ğu’daki Arap müttefikleriyle ilişkilerini de zedeledi. Her ne kadar bu ülkelerin yönetim­leri bugüne kadar Filistin için kıllarını kıpırdatmadılarsa da, ABD’nin Gazze öncesindeki yu­muşama politikası da yerini bir durgunluğa -soğukluğa bırakmış durumda.

    GundeminTarihi-ABD-7
    İsrail’in saldırılarını protesto eden öğrencilerin Columbia Üniversitesi’nde kurduğu çadırlar.

    ABD Kasım ayındaki baş­kanlık seçimine giderken dış politika da önemli çatlaklar var. Ukrayna’ya yapılacak yar­dımlar kongrede Putin yanlısı Cumhuriyetçiler tarafından engellenirken, Filistin ko­nusunda Cumhuriyetçiler ve Demokratlar birlikte davranı­yor. Amerikan halkının giderek artan bir çoğunluğu Filistin’de­ki katliamı durdurmaktan yana tavır alırken, Biden bugüne kadar kendisine oy veren Arap, Müslüman, genç ve ilerici seç­menler nezdinde “soykırımcı Joe” olarak adlandırılıyor.

    GundeminTarihi-ABD-8
    55 yaşındaki Oscar ödüllü oyuncu Cate Blanchett, bu yıl 77.’si düzenlenen Cannes Film Festivali’nin kırmızı halısında, siyah elbisesi ve kıyafetinin ucundaki yeşil-beyaz kompozisyonla Filistin bayrağını resmetti.

    Eylemlerin ABD’de bu kadar ses getirmesi, ülkedeki güç­lü İsrail lobisi için de endişe verici; dolayısıyla bütün güçleri ile hareketi kriminalize etmeye uğraşıyorlar. 1948’de Filistin­lilerin yurtlarından kovularak İsrail devletinin kurulması da, sanki Nazilere karşı savaşın bir devamı olarak takdim edil­mişti. Bugün İsrail’in Filistin topraklarında yıllardır sürdür­düğü yerleşimci sömürgeciliği de, bu “savunma savaşı”nın de­vamı gibi sunulmakta. 1982’de aşırı Sağcı Likud partisinden başbakan seçilen Menahem Be­gin, Ronald Reagan’ın sivillerin ölümünden duyduğu kaygıyı dile getirmesi üzerine şöyle demişti: “Hitler ve adamları derinlerde gömülü bir sığı­nakta masum siviller arasında saklanıyor; başbakan olarak ben de Berlin’le karşı karşıya olan yiğit bir orduya talimat verme yetkisine sahip olduğu­mu hissediyorum.”

    Begin’den Netanyahu’ya İsrail Devleti’nin stratejisinde pek bir değişiklik olmadı.

    Filistin’e destek eylemleri tüm dünyada

    ▶ Kanada’da Filistin yanlısı öğrenci hareketleri Van­couver, Ottawa, Toronto ve Montreal gibi bir dizi kente yayıldı. Montréal’deki prestijli McGill Üniversitesi’nde 27 Nisan’da başlayan harekette, İsrail’le akademik ve mali ilişkilerin kesilmesine kadar işgalin süreceği belirtildi.

    ▶ Almanya’da başkent Berlin’deki Humboldt Üniversi­tesi’nde oturma eylemine polis müdahalesinden sonra, belediye başkanı Kai Wegner kentte “ABD ve Fran­sa’daki gibi bir durumu istemediğini” belirtti.

    ▶ Avustralya’da Sydney Üniversitesi’nde, öğrenci­ler İsrail kurumlarıyla ilişkilerin kesilmesini talep etti. Üniversite başkan yardımcısı Mark Scott öğrencilere ve personelin ifade özgürlüğüne bağlı olduğunu belirterek üniversiteye polis çağırmadı.

    ▶ Meksika’nın başkenti Mexico’da, ülkenin en büyüğü Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi’nde (UNAM) öğrenci­ler gösteriler düzenledi; Meksika hükümetinden İsrail ile diplomatik ve ticari ilişkileri kesmesini istedi.

    ▶ İsviçre’de öğrenciler Lausanne Üniversitesi’nin (UNIL) giriş salonunu işgal ederek İsrail kurumlarının, üniversitelerinin boykot edilmesini, derhal ve kalıcı olarak ateşkes talep etti.

    ▶ Fransa’da başkentte 5-6 bin öğrenciyi ağırlayan prestijli sosyal bilimler üniversitesi Sciences-Po’nun (Institut d’études politiques de Paris) ana binasına güvenlik güçleri girdi. Buna rağmen protestolar devam etti. Öğretim üyelerinin de katıldığı tartışmalar yapıldı. Sorbonne’a ve birkaç üniversiteye daha yayılan olaylar karşısında Yüksek Öğrenim Bakanı Sylvie Retailleau üniversite rektörlerinden, özellikle karışıklık durumunda “ellerindeki yetkilerin tamamını kullanarak kamu düze­ninin korunmasını sağlamalarını” istedi.

    GundeminTarihi-ABD-Kutu
    Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’nde Filistin’e destek eylemleri sürüyor.
  • Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist

    Başarılarla dolu kariyerinde üçü ‘Grand Slam’ olmak üzere toplam 51 kupa kaldıran, ABD’nin Davis Kupası takımına seçilen ilk siyah raket Arthur Ashe… Mücadelesini sadece kortlarda değil, ırk ayrımcılığına karşı da veren bir aktivist… 50 yıllık ömründe sadece örnek sporculuğuyla değil, kişiliğiyle tenis tarihinde benzersiz bir yere sahip.

    Tenis dünyasını kasıp kavuran bir fırtınaydı Arthur Ashe. Sadece kortlarda esmemiş; ‘öteki’lerin hakları için mücadele verirken iki kere de tutuklanmıştı. İlk kez 50 yıl önce taçlanan sporcu, son nefesini verdiği ana kadar insanlar için de mücadele etmişti.

    Takvimler ne zaman Eylül ayını gösterse, tenis meftunları yılın son büyük turnuvasının finaline şahitlik ediyor. Amerika’daki bu organizasyonda şampiyonlar Arthur Ashe Stadyumu’nda taçlanıyor, 23 bin 771 kişilik mabede adını veren efsanenin öyküsü bize çok şey anlatıyor.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    ABD Açık şampiyonu ilk siyah erkek raket Arthur Ashe, dört ‘Grand Slam’ turnuvasından biri olan ABD Açık’ta kazandığı ilk şampiyonlukta, ödül töreninde babasıyla birlikte, 1968.

    1943’te bir yaz günü doğan Ashe, çok erken yaşta annesini kaybetmişti. Otoriter baba, belki eşini yitirmenin de etkisiyle çocuklarını olabildiğince dış dünyadan uzak tutmaya çalışıyordu. Takıntıları, iki oğlunun da hayatını derinden etkilemişti. Okuldan sonra eve koşturmak zorunda olan ufaklıklar, geç kalırlarsa kızılca kıyamet kopuyordu.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Siyah erkeklerin tek Wimbledon zaferi Ashe, 1975’te finalde son şampiyon Jimmy Connors’u dize getirerek tek erkeklerde Wimbledon kupasını kaldıran ilk siyah tenisçi olmuştu. Ondan sonra tenis dünyasına bu başarıyı tekrarlayan bir siyah sporcu henüz gelmedi.

    Bu hapsolmuşluk içinde spor yapmak isteyen Arthur’un kaderini mahalledeki bir kort belirleyecekti. Yaşıtlarına göre cılız olan oğlunun Amerikan futbolu oynamasına izin vermeyen baba, tenise bir şey dememişti. Efsane işte böyle başlamıştı.

    Ufaklığın yeteneği fark edilmeyecek gibi değildi. Ondaki cevheri ilk gören bir üniversite öğrencisiydi. Ron Charity adındaki delikanlı, Arthur’a bildiklerini öğretmiş, 1953’te onu tenis dünyasına kabul edilen ilk siyah olan eski Wimbledon şampiyonu Althea Gibson’ın antrenörü Robert Walter Johnson’a götürmüştü. Kader ağlarını örüyordu.

    Johnson’ın tenis okulunda bir taraftan oyunun inceliklerini öğrenen genç, diğer taraftan insan olarak da gelişiyordu. Ashe’in sonradan markalaşacağı farkındalıkların temeli aslında burada atılmıştı. Siyah bir sporcu olmanın ne anlama geldiği ona iyi anlatılmıştı. Yer yer turnuvalara alınmıyor; kabul edilirse de hakem kararlarını ne kadar yanlış olursa olsun eleştirmemesi tembihleniyordu.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Çığır açan raket
    Birçok otorite tarafından tenis tarihinin en büyük ‘ezberbozan’ı olarak kabul edilen Arthur Ashe, kortlarda zarif ve estetik stiliyle de fark yaratıyordu. Tenisçi, 60’lı yıllarda bir maçta voleye çıkarken.

    Duvarları yıkmak

    Ashe’in yaşadığı Richmond Bölgesi’ndeki tek kapalı korta ayak basmasına izin verilmezken, o yılmıyordu. Johnson’ın çabaları sonucunda katıldığı liselerarası turnuvada zafere ulaşan Ashe, gençlerde ulusal şampiyon olan ilk siyahtı. UCLA Üniversitesi’nden aldığı bursla eğitimine devam eden tenisçi şanslıydı. Yakınlarda oturan idolü Pancho Gonzales’le sık sık kortta buluşuyor, oyununu daha da geliştiriyordu.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Life’ın kapağında bir “soğuk zarafet” ABD Açık zaferinden sonra Ashe, Life dergisinin 20 Eylül 1968 tarihli sayısına “Tenis Dünyasının Zirvesine Çıktı… Arthur Ashe’in Soğuk (Mesafeli) Zarafeti” başlığıyla kapak olmuştu.

    1963’te Amerika’nın Davis Kupası takımına seçilen ilk siyah tenisçi olan delikanlı, üniversitelerarası şampiyonada hem teklerde hem de çiftlerde şampiyon olmuştu. Artık kalıbına sığmıyor, önemli organizasyonlarda sahne almaya başlıyordu. 1966 ve 1967’de Avustralya Açık’ta final gören Ashe, Roy Emerson’ı devirememişti.

    1968 onun yılıydı. Amatörler şampiyonasında zafere ulaşan 25 yaşındaki raket, Amerika Açık Turnuvası’nda da şampiyon oluyordu. Seremonide yanı başında babasının olması manidardı. Ödül olarak kazandığı 14 bin dolardan feragat etmişti. O zamanlarda Davis Kupası’nda oynayabilmek için amatör kalması gerekiyor, ülkesini temsil ettiği bu organizasyon sayesinde Vietnam Savaşı’ndan uzak duruyordu. Aynı yıl Avustralya’yı yenen ABD, bu köklü organizasyonda mutlu sona ulaşıyordu.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Davis Kupası kutlaması ABD Davis Kupası takımına seçilen ilk siyah raket olan Arthur Ashe, 1982 dünya şampiyonluğu zaferini takım arkadaşlarıyla kutluyor. Ashe’in solunda, tenis dünyasının bir başka büyük yıldızı John McEnroe görülüyor.

    Irkçılıkla savaş

    1969’da ABD’ye yine Davis Kupası’nı kazandıran tenisçi, Johannesburg’daki bir turnuvaya katılmak isteyince fırtınalar kopmuştu. Avustralya’da kariyerinin ikinci Grand Slam zaferine imza atan Ashe, 24 saat sonra gelen açıklamaya belki de şaşırmıyordu. 28 Ocak 1970’te Güney Afrika hükümeti, Amerikalı sporcunun vize başvurusunun reddedildiğini duyurmuştu. Haber ülkenin dört bir köşesinde manşetleri süslüyor, başbakan John Vorster verdiği demeçlerde bu kararı övüyordu…

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Arthur Ashe (solda), 3 Ağustos 1967’de Washington’da gerçekleştirilen bir çift erkekler gösteri maçında senatör Robert F. Kennedy (soldan ikinci) ile tamı arkadaşı olmuştu. Rakipleri ise dönemin güçlü raketlerinden Charles Pasarell (soldan üçüncü) ve eski Davis Kupası şampiyonlarından Donald Dell’di.

    Rejim bu vize krizini kendi propagandası için kullanadursun, başarılı raket ayrımcılığa savaş açıyor; Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’ne bağlı çalışan alt bir komiteye ifade veriyordu. Ona göre böyle politikalar yürüten bir ülkenin spor dünyasında yeri yoktu. Ashe, Güney Afrika’nın uluslararası organizasyonlardan men edilmesi gerektiğini vurgularken, bu ülke vatandaşı olan tenisçilerin turnuvalara katılması gerektiğini söylüyordu.

    Beklenen olmuş, Güney Afrika 1970’te Davis Kupası’ndan men edilmişti. Şüphesiz bu Ashe’in kariyerindeki en büyük başarılardan biriydi. Yine de birçok Amerikalı meslektaşı, onun politikadan çok tenise odaklanması gerektiğini söylüyordu. Tenisçileri apolitik ve bencil bulan Ashe, bir röportajında eşitlik için çabalamasının kendisi için asla bir yük olmadığını söylemişti.

    1972’de tenis dünyasındaki birliklerin anlaşmazlığı, o ve 32 meslektaşının aylarca turnuva oynayamamasına neden olmuştu. Ertesi sene Wimbledon’ı boykot eden 81 sporcudan biriydi.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Siyah tenisin iki öncüsü Bir Grand Slam turnuvası kazanan ilk kadın raket Athea Gibson ve Arthur Ashe, New York’ta, Doğu Yakası Tenis Birliği’nin Onur Listesi’ne kabul töreninde, 10 Mayıs 1988.

    1973’te tekrar spor dünyasına kabul edilmek isteyen Güney Afrika Devleti, ona istediği vizeyi veriyordu. Eleştirilere rağmen o turnuvada boy gösteren Ashe, finalde Jimmy Connors’a kaybetmişti. Davis Kupası’na alınan Güney Afrika ise ertesi sene şampiyon oluyordu. Finalde karşılacakları Hindistan “apartheid” politikalarını protesto ederek korta çıkmamıştı. Giderek sertleşen protestoların da etkisiyle 1978’de Davis Kupası’ndan yine men edilen Güney Afrika ancak “apartheid” rejiminin sona ermesinden sonra organizasyona tekrar katılabilmişti.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Arthur Ashe Stadyumu Arthur Ashe’in ismi, 1997’de inşa edilen ve bünyesinde ABD Açık Tenis Turnuvası’nın merkez kortunu barındıran 23 bin 771 seyirci kapasiteli stadyumda da yaşıyor.

    1975’te daha önce hiç yenemediği Jimmy Connors’ı devirerek Wimbledon şampiyonu olan Ashe, Gibson’dan sonra bunu başaran ikinci siyah olarak tarihte yerini alıyordu. 1977’de fotoğrafçı Jeanne Moutoussamy ile evlenen sporcunun nikahını ABD’nin Birleşmiş Milletler’deki büyükelçisi kıyıyordu. Yıllar sonra bir çocuk evlat edinen çift, kıza Camera adını vermişti. Annesini altı yaşındayken kaybeden Ashe’in annesiyle çekilmiş bir karesi bile yoktu. Bu isim aslında çok şey anlatıyordu…

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Birleşmiş Milletler’de ırkçı rejime karşı Aralarında ünlü şarkıcı Harry Belafonte’nin de (sağ başta) bulunduğu bir grup siyah hakları savunucusuyla Güney Afrika’nın Apartheid rejimine karşı Birleşmiş Milletler’de bir toplantıda, 1983.

    Yorulmak bilmeyen aktivist

    1980’de kortlara veda eden efsane, kariyerinde 861 maç kazanmış, üçü “Grand Slam”lerde olmak üzere 51 turnuvada kupa kaldırmıştı. Sporu bıraktıktan sonra yorumculuğa başlayan efsane, Time dergisiyle The Washington Post gazetesinde yazıyor, sık sık kameraların karşısına geçiyordu. Öte yandan da apartheid rejimine karşı mücadelesinde dur durak bilmiyordu. 1983’te Birleşmiş Milletler’de soruna dikkat çeken heyetin bir üyesiydi. İki yıl sonra polisle başı derde giren Ashe, Güney Afrika Büyükelçiliği’nin önündeki bir eylemde tutuklanmıştı.

    Tenis dünyasında kazanılabilecek hemen hemen bütün başarıları elde eden Arthur Ashe, belki de rakiplerinden hiç çekmemişti koca yüreğinden çektiği kadar. 1979’da geçirdiği kalp krizi, spordan kopmasına neden olmuştu. 1983’te yine ameliyat masasındaydı. Dört sene evvelki by-pass’ı düzeltilmeye çalışılan Ashe, 1988’de öğrenmişti acı gerçeği. Kendisine verilen kandan AIDS kapmıştı. Karısıyla birlikte bu sırrı saklamıştı ta ki USA Today’in kendisiyle ilgili haber yapmaya hazırlandığını öğreninceye kadar. 8 Nisan 1992’de mikrofonların önündeydi. Hastalığını açıklamış, son aylarını AIDS’le mücadeleye ayırmıştı. Haitili mülteciler için düzenlenen bir eylemde tutuklandıktan beş ay sonra son nefesini verdiğinde 50. yaşını bitirmemişti. Son anına kadar başkaları için savaşan efsane, vefatından sonra Başkan Bill Clinton tarafından Özgürlük Madalyası’na layık görülmüştü.

    10 Ashe PArthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivistosta Pulu 2005
    ABD Posta İdaresi’nin 2005 yılında Arthur Ashe anısına bastırdığı hatıra pulu.

    Ölüm döşeğindeyken dünyanın dört bir tarafından mektup yağıyordu. Bunlardan birinde ona şu sorulmuştu: “Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?” Ashe şöyle cevap vermişti: “Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir. 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya “Neden ben?” diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, ona nasıl “Niye ben” derim?

    Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı. Zorluklar güçlü. Hüzün insanı insan yapar. Yenilgi mütevazı. Tanrı’ya asla ‘Neden ben?’ diye sormayın. Ne olacaksa zaten olur…”

    Çeyrek asır önce yitirdiğimiz Ashe’in adı merkezlerde, sayısız ödülde ve dev bir stadyumda yaşıyor. Amerika Açık Turnuvası ne zaman oynansa, ismi akıllara geliyor; yaptıkları milyonlara örnek oluyor.

    Kortlarda bir başka öteki

    ‘Koca’ Bill Tilden: Tenis tarihinin aykırı şampiyonu

    1893-1953 arasında yaşayan Bill Tilden, tenis tarihinin tanık olduğu belki de en başarılı sporcuydu. Kariyerinde toplam 21 Grand Slam kupası kaldıran Tilden, eşcinselliği yüzünden unutulmuş, daha doğrusu unutturulmuştu.

    Tenisin bir başka kahramanı var ki onun adı yıllarca unutuldu. Kimbilir belki de unutturuldu! Peki o kim?

    Kimilerine göre tarihin en büyük tenisçisi, artık solmuş siyah-beyaz fotoğraflarda yaşayan tenisin ilk ikonu Bill Tilden ya da nam-ı diğer Big Bill… Kortlardaki yenilmezliğine rağmen üstüne toprak serpilen bir figür; bambaşka bir çağda yaşadığı eşcinselliği nedeniyle homofobinin vurduğu sayısız yaşamdan biri…

    1920’de ilk Amerika Açık zaferini 27’sinde yaşayan tenis efsanesinin adını birçok sporsever ilk kez 2009’da duymuştu. Tarihin en başarılı raketi Roger Federer, üst üste altıncı defa Arthur Ashe’de taçlanmak üzere korta ayak basmıştı. ‘Fedex’ kazansa, 1920’den 1925’e kadar Amerika Açık’a ambargo koymuş Tilden’ın rekorunu egale edecekti. Ancak Juan Martin del Potro finalde İsviçreliye dur demişti.

    Kariyerinde toplam 21 Grand Slam kupası kaldıran Bill, 1893’te zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Babası ve abisinin ölümü üzerine girdiği depresyondan kurtulmak için giderek daha sert vurduğu toplar, bir efsaneyi doğurmuştu.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Şarlo yakın dostuydu “Koca” lakaplı Bill Tilden birçok Hollywood yıldızıyla yakın arkadaştı. Tilden, Charlie Chaplin’le çektirdiği fotoğrafta, lakabına yakışır bir şekilde ünlü sinema yıldızını filenin üstünde tutuyor.

    “Kendi tatlı oyunumu oynuyorum” mottosuydu usta raketin. Bazen bilerek set kaybedip üstündeki baskıyı artırıyor, kimi zamanda rakiplerinin oyununu taklit ediyordu. Farklı durumlara uyum sağladığını göstermeye bayılıyordu. Şov onun diğer adıydı…

    İlk Wimbledon zaferini yine 1920’de kazanıyor, ardından kendi topraklarındaki Amerika Açık Turnuvası’nı tahakküm altına alıyordu. 1.87 metrelik boyuyla küçük çaplı bir devdi; servisleri şimşek gibiydi. Oyununu devamlı geliştiren Tilden, yedi yıl dünyanın bir numarası olarak kalmayı başarıyor; bu arada bir de kitap kaleme alıyordu. Bugünün sporcularına benzer bir diyet uygulamış; her gün yediği üç güçlü öğün, onu başkalarından ayırmıştı. İçkiyle arası yok, sigarayla ise çoktu. Sonradan röportajlarında da anlattığı gibi tenis ona göre sanattı; tiyatrodaki bir piyes veya bir baleden farkı yoktu. Sahne ışıklarının onu aydınlattığını düşünür, her seferinde tatlı bir telaş yaşardı. Ne yapıp edip kazanırdı.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Bütün zamanların en iyilerinden Modern tenisin gelişiminde önemli bir rol oynayan Bill Tilden bir maçta servis atarken.

    Rekorlar geçidi

    Yüzde 93’lük bir galibiyet yüzdesi tutturduğu amatör tenis kariyerinde, altısı üst üste olmak üzere yuvasında toplam yedi defa gülen ve üç de Wimbledon şampiyonluğu bulunan Tilden, çiftlerdeki başarısıyla da tarihe altın harflerle yazılmıştı. Amerika’da beş çiftler ile dört karışık çiftler, Fransa’da bir karışık çiftler, İngiltere’de de bir çiftler zaferine imza atmıştı. 1924’te oynadığı 68 maçı kazanarak tarih yazmıştı. Bir yıl boyunca kimse bileğini bükememişti. Ertesi sene de durum benzerdi. 78 karşılaşmada sadece tek yenilgi görmüştü. Üst üste kazandığı 95 mücadelede kaldırdığı 19 kupa cabasıydı. Tenis tarihi böyle bir tahakküm bir daha hiç görmeyecekti…

    37’sinde Wimbledon’ı kazanan sporcu, Amerika Açık’ta yarı finalde elendikten sonra profesyonel olmayı seçiyordu. Zira o kadar zafere rağmen hayatını adadığı oyundan para kazanamamıştı. Tenis onun zamanında amatördü. Bir şey değişmiyor; o sanatını konuşturmaya devam ediyordu. Gelen başarıları müteakip maddi durumu düzeliyordu. Çiftlerde son kez kupa kaldırdığında 52 yaşındaydı.

    Charlie Chaplin olmasaydı…

    Gölgede kalmasına gelince… İki defa genç erkeklerle ilişkiye girdiği için hapse atılmıştı. Biyografisini kaleme alan Frank Deford’a göre hep gençlerle baba-oğul ilişkisi yaratmaya çalışmıştı. Bununla beraber, ondan ders alanlar asla çizgiyiyi aşmadığının altını çiziyordu. Gerek ünü, gerek Charlie Chaplin ile olan yakın arkadaşlığı, Tilden’ın parmaklıklar arasından çabuk kurtulmasını sağlamıştı. Fakat bazı kapılar onun için kapanmaya başlayınca yakın arkadaşının yardımlarıyla ayakta durabilmişti. Gerçekten Şarlo’nun partilerinde ile birbirleriyle arasına kortlarda kapışan beyazperdenin birçok ünlü ismine koçluk yapmış, Greta Garbo ve Katharine Hepburn gibi iki devin tenis öğretmeni olmuştu.

    Arthur Ashe: Büyük şampiyon gözüpek aktivist
    Hapishanede Tilden, Los Angeles Eyalet Hapishanesi’nde, genç bir erkekle birlikte olmak suçundan ikinci kez tutuklanışının hemen sonrasında, 1949.

    Kazandığı parayı yazdığı, oynadığı oyunlarına yatırdıysa da sahne kariyeri pek sıradandı. Çok sevdiği tiyatroya bir servet harcamıştı. İkinci defa hapse girdikten sonra dışlanmış, mali durumu bozulmuştu. Yine de ölene kadar en iyi yaptığı şeyi yapmış, tenis oynayama devam etmişti. 1953’te bir turnuvaya hazırlanırken son nefesini verdiğinde 60 yaşındaydı. Hesabındaki 88 dolar belki de her şeyi çok daha iyi anlatıyordu.

    Big Bill ayrıca öyle bir yerde karşımıza çıkıyor ki… Vladimir Nabokov’un 1955 tarihli başyapıtı Lolita’da, Humbert Humbert’in Dolores için tuttuğu “top toplayıcı çocuklardan haremi olan” tenis hocası oydu. Hakikaten bir ara efsane sporcu, kendi top toplayıcılarını seçmişti. Bir ara tenis dersi vererek geçinmek zorunda kalan usta yazar Nabokov, zamanının en iyi raketini Lolita‘ya taşımış, ona Ned Litam adını vermişti. O adı tersten okuduğunuzda son iki hecede karşınıza Tilden’ın ismi çıkıyor.