Etiket: ali sami yen

  • 100 yıllık hasretten sonra olimpiyatlar yine Paris’te…

    100 yıllık hasretten sonra olimpiyatlar yine Paris’te…

    Yaz Oyunları, 100 yıl aradan sonra tekrar Paris’e dönüyor. Daha önce 1900 ve 1924’te olimpiyatların düzenlendiği Paris; sporun şahikasına 3 defa evsahipliği yapan Londra’dan sonra bu onurun bahşedildiği ikinci şehir olacak. Paris 2024 Olimpiyatları, tarihte cinsiyet eşitliğinin sağlandığı ilk olimpiyat organizasyonu olma özelliği taşıyor.

    Bu sene 26 Temmuz’da başlayacak Paris 2024, tarihte cinsiyet eşitli­ğinin sağlandığı ilk Olimpiyat Oyunları olarak anılacak. 1896’da düzenlenen ilk mo­dern olimpiyatta kadınlara izin verilmediği, katılmak isteyen­lerin önüne engeller dikildiği düşünülürse; hem katedilen yola sevinmemiz hem de bunun bu kadar uzun sürmesi üzerine düşünmemiz gerekir.

    1896’da Atina’da maraton koşmak isteyen kadın spor­cu Stamata Revithi olimpiyat köyüne geldiğinde, yetkililerin eli-ayağı birbirine karışmıştı. 30 yaşındaki kadına izin çık­mamış, o da yarışmanın ertesi günü parkuru kendi kendine tamamlamıştı. Oyunlar tari­hinin ilk sivil itaatsizlik eylemi sayesinde 1900’de düzenlenen ikinci olimpiyatta kadınların önü açılmıştı. Paris’teki orga­nizasyonda bütün branşlarda sadece 22 kadın boy göstermiş­ti. Zira başlangıçta kadınlar için “uygun görülen” sadece 4 dal vardı.

    Spor-AliMurat-1
    Paris, üçüncü defa düzenleyeceği Olimpiyat Oyunları’nı bekliyor.

    Paris 1900

    Atina’dan sonra 2. olimpiyat Paris’teydi. Aslında modern oyunların babası Baron Pierre de Coubertin’in dileği gerçek­leşse, Fransa tarihin ilk olimpi­yatını 1896’da düzenleyecekti. 23 Haziran 1894’te Sorbonne Üniversitesi’nde Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ni kuran Coubertin, başkanlığı Yunan Demetrius Vikelas’a bırakmıştı. Delegeler, ilk organizasyonu düzenleme onurunu, oyun­ların anavatanı Yunanistan’a bahşetti.

    Vikelas, 1896 Atina Olim­piyatları’ndan sonra koltuğu­nu Coubertin’e devretmişti. Fransız aristokratın doğduğu şehirde düzenlenen 1900’deki ikinci olimpiyat biraz sahip­siz kalmıştı. Bir organizasyon komitesi yoktu. Hangi yarış­maların resmî, hangilerinin gösteri amaçlı yapıldığı da biraz muammaydı; bu konu sonradan da karara bağlanamayacaktı. “Güvercin vurma”, balıkçılık, atla yüksek ve uzun atlama, balonculuk, kriket, kroket, otomobil ve motosiklet yarışla­rı, sadece 1900 Paris’te rast­lanan etkinliklerdi. Oyunlar, 1900 Dünya Ticaret Fuarı’nın bir parçası olarak görülmüş, organizasyonun geleceğinden endişe duyulmuştu. Couber­tin yıllar sonra olimpiyatların yaşamasının mucize olduğunu söyleyecekti. Katılımcı sayısı da tartışmalıydı. Başta kabul edi­len görüşe göre 997 sporcunun boy gösterdiği organizasyonda 720 kişi Fransızdı ve 85 spor etkinliği bulunuyordu. 2021’de Uluslararası Olimpiyat Komi­tesi (IOC) verilerini güncelliyor, Paris 1900’te 95 müsabakada 1.226 kişinin sahne aldığını kabul ediyordu.

    Spor-AliMurat-2
    23 Haziran 1894’te kurulan Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin ilk başkanı Yunan Demetrius Vikelas (ortada oturan) olmuştu. Solundaki Baron Pierre de Coubertin ise genel sekreterdi.
    Spor-AliMurat-3
    1900’de teniste altın madalya kazanan Charlotte Cooper ferdî bir yarışmada olimpiyat şampiyonu olan ilk kadındı.

    Eyfel’in gölgesi altında 14 Mayıs’ta başlayan heyecan 28 Ekim’e kadar sürdü. Pazar günleri yapılacak yarışmalara izin çıkması, bir anda ortalığın karışmasına neden oluyor; kararı özellikle Amerikalılar protesto ediyordu. Katoliklerin ibadet gününde nasıl başka bir şey yapılabilirdi?

    Osmanlı Devleti’nin katılma­dığı organizasyonun en başarılı ülkesi Fransa’ydı. Madalya ye­rine birçoklarına kupa verilir­ken, profesyonellerin katıldığı eskrim müsabakalarında kaza­nan Albert Robert Ayat, birin­cilik ikramiyesi olarak ayrıca 3 bin Frank kazanmıştı.

    Alvin Christian Kraenzlein, 60 metre, 110 metre engelli, 200 metre engelli ve uzun atlamada 1. olarak, tek olimpiyatta 4 zafer kazanan ilk sporcu olmuş­tu. Uzun atlamayı 1 santimle kazanan Kraenzlein, Ame­rikalı takım arkadaşı Meyer Prinstein’ı kandırarak başarı yolundaki her yolun mübah olduğunu dünyaya hatırlattı. 2 atlet seçmelere katıldıktan sonra Pazar günü yarışmama konusunda anlaşmışlardı. Ya­hudi olan Prinstein anlaşmaya uyarken, Hıristiyan Kraenzlein piste çıkıp rakibinin derecesini 1 santimle geçti. Müsabakadan sonra çıkan münakaşada, teva­türe göre Prinstein’ın yumruğu muzaffer rakibinin suratında patlamıştı.

    Spor-AliMurat-4
    Amerikalı yüzücü Johnny Weissmuller, 1924 Paris Yaz Olimpiyatları’nda 3 altın madalya kazandıktan sonra Hollywood’a transfer olmuş ve Tarzan filmleriyle ölümsüzleşmişti. Fotoğraf, 1941 yapımı “Tarzan’ın Gizli Hazinesi” filminden.
    Spor-AliMurat-5
    Paris 1924 için hazırlanan bir poster.

    Oyunların sembolü olan ma­ratonu, evsahibi ülkeyi temsil eden Michel Théato kazanırken, tartışmalar yıllarca sürecekti. Amerikalı atletler geçilmedik­lerini ve Fransızlar’ın kestirme yolları kullanarak birinci gel­diklerini söylemişlerdi. Ameri­kalılar çamurlu bir şekilde fini­şe gelirken, Fransızlar’ın yarışı tertemiz bitirmesi hakikaten dikkati çekmişti. Yıllar sonra yarışın galibi Théato’nun Fran­sız değil Lüksemburglu olduğu ortaya çıkacaktı. Lüksemburglu çocuk, Paris’te bir fırıncının çıraklığını yaparken, yaşadığı ülke adına yarışıp maratonu kazanmıştı. Fransızların millî marşı Marseillaise, aslında bir Lüksemburglu için çalınmıştı.

    Eşi Hermann ve yeğeni Ber­nard’la yelkende 1. olan Hélène de Pourtalès, olimpiyatlarda boy gösteren ilk kadın oldu. ABD’de doğan İsviçreli kontes, zafere ulaşan takımın bir parçasıydı. İngiliz tenisçi Charlotte Cooper ise tek kadınlarda mutlu sona ulaşarak ferdî olimpiyat madal­yası alan ilk kadın olarak tarihe geçti. Cooper ayrıca karışık çift­leri de partneri Reginald Doherty ile birlikte kazanmıştı.

    Paris 1924

    1924’te dünya sporunun zirvesi yine Paris’ti. Olimpiyatlar 24 yıl sonra bir defa daha Baron Coubertin’in şehrine geliyordu. 4 Mayıs’ta başlayan organizasyon 27 Temmuz’da noktalandı. Resmî açılış töreni 5 Temmuz’da yapı­lan organizasyon beklenen gişe başarısını sağlayamamıştı. Yak­laşık 10 milyon Frank harcanan olimpiyatları izleyen 60 bin kişi yüreklere biraz su serpse de, 4.5 milyon Frank kadar zarar vardı.

    1.000’e yakın gazetecinin iz­lediği spor bayramında 44 ülke buluşmuştu. Olimpiyat mot­tosu citius, altius, fortius (daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü) ilk defa o zaman kullanılmaya başlandı. Amerikalı Johnny We­issmuller, yüzmede 3 altın alıp Hollywood’a transfer olacaktı. Tarzan filmlerinin unutulma­zı ününü Paris’e borçluydu. Yüzmede üçüncü olan Gert­rude Ederle ise 2 sene sonra Manş’ı aşan ilk kadın olarak tarihe geçecekti; üstelik kanalı geçen en hızlı erkekten 2 saat daha hızlıydı! (çocukluğunda geçirdiği kızamıktan işitme güçlükleri yaşayan Ederle 1940’larda tamamen sağır ola­cak ve hayatını sağır çocuklara yüzme öğretmeye adayacaktı). Sporcular ilk defa olimpiyat köyünde kaldılar. 100 metrede altın madalya kazanan İngiliz Harold Abrahams ile 400 met­rede 1. olan İskoç misyoner Eric Liddell tarihte yerlerini alacak; ikisinin yıllar sonra (1981) “Ateş Arabaları-Chariots of Fire” adıyla beyazperdeye aktarılan öyküsü gözleri dolduracaktı. ABD’nin tüm altınları topladığı tenis ise 1988’e kadar oyunların mönüsünde yer almayacaktı. Fransa 1924’ün asıl kahraman­ları ise Finlandiyalı atletlerdi. Paavo Nurmi 5, takım arkadaşı Ville Ritola 4 altın madalya kazanmıştı.

    PARİS 1924

    Spor-AliMurat-Kutu-2

    Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk olimpiyat macerası…

    Paris 1924, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin 41 sporcuyla temsil edildiği organizasyondu. Kafilemiz 19 futbolcu, 11 atlet, 5 güreşçi, 3 bisikletçi, 2 halterci ve 1 eskrimciden oluşuyordu. Kafile başkanı Galatasaray’ın kurucu­larından Ali Sami Yen’di. Kurtuluş Savaşı sonrasında tanınma mü­cadelesi veren ülkeyi yönetenler, bu organizasyonu önemli bir fırsat olarak görüyordu. “Olimpiyatlara katılmaya ne gerek var?” diyen çatlak seslere kulak verilmiyor, kıt kaynaklar seferber ediliyordu. Paris 1924’e katılım için resmî davet 20 Şubat 1923’te gelmiş, cumhuriye­tin ilan edilmesinden hemen sonra 2 Kasım 1923’te de Türkiye Millî Olimpiyat Cemiyeti ilk toplantısını yapmıştı. Ancak futbol, güreş, at­letizm, eskrim ve bisiklet dallarında boy gösteren Türkiye, madalya alamayacaktı.

    Aslında bu toprakların olimpi­yat serüveni 1908’de başlamıştı. Londra’daki organizasyona özel izinle katılan Aleko Mulos, adını kitaplara yazdırmıştı. İstanbul’a gelen Coubertin, Selim Sırrı’dan (Tarcan) bir olimpiyat komitesi kurmasını rica etmişti; bu, ancak 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra kurulabilecekti.

    1912 Stockholm Olimpiyat Oyunları öncesinde gazetelere ilan veren Selim Sırrı Bey, sporculara bu organizasyona katılma çağrısında bulunuyordu; ancak bir sorun vardı: Hazine’den ödenek verilmesi im­kansızdı; katılmak isteyenlerin kendi imkanlarıyla gitmeleri gerekiyordu. Robert Kolej’li Vahram Papazyan ve Mıgırdiç Mıgıryan, Selim Sırrı’nın desteğiyle İsveç’in başkentinde yerini alacaktı. Mıgıryan varlıklı bir aileden gelirken, Papazyan’ın parasını denkleştirmek için Arna­vutköy’deki Rum Tiyatrosu’nda bir piyes sahnelenmişti. Stockholm’de, olimpiyata katılan her ülkenin bay­rağı vardı; Osmanlı bayrağı dışında! Buna tepki gösteren atletlerden Papazyan, soluğu elçi Ahmet Bey’in yanında almıştı. Sefir, muhtemelen bir Ermeni’nin vatanını bu kadar sevmesine inanamıyordu. Atletiz­min 5 disiplininde sahne alan Mıgır­yan, sağ ve sol elle gülle atmada 7., bildiğimiz gülle atmada 19. olmuştu (sadece Stockholm’de düzenlenen etkinlikte sporcular 3 defa sağ, 3 defa sol elleriyle gülle atmışlar, iki elleriyle yaptıkları en iyi derecenin toplanmasıyla sıralanmışlardı). 800 ve 1.500 metrede yarışan Papaz­yan ise dereceye girememişti.

    Olimpiyattan sonra bir tartışma da yaşandı. Selim Sırrı’nın “26 ülke­nin en seçkin çocukları oradaydı, bir tek bizden kimse yoktu” yazması üstüne tepki gösteren arkadaşı Şavarş Krisyan, kendisine Marm­namarz (Beden Eğitimi) dergisinde cevap veriyor; bu atletlerin Osman­lıları temsil ettiklerini, üzerlerinde Osmanlı hilali olduğunu, Osmanlı sporcuları olarak alkış topladıklarını vurguluyordu.

    Spor-AliMurat-Kutu-1
    1924 Paris Olimpiyat Oyunları’na katılan Türkiye kafilesi.
  • İngilizlerin kadim geleneği: Yeni yıla futbolla başlamak

    Futbolun beşiği İngiltere’de Noel’den 1 gün sonrasına denk gelen ve “Boxing Day” adı verilen 26 Aralık’ta ve yılın ilk günü olan 1 Ocak’ta futbol maçları yapılması çok eski bir gelenek. Premier Lig’de atılan goller yeni seneyi müjdeliyor. Türkiye liglerinde de 1 Ocak maçlarının 60’lı yılların başından itibaren ayrı bir yeri var.

    Avrupa’da 1 Ocak uzun zamandır şöyle başlıyor: Önce Viyana Filarmoni Orkestrası yeni yıl konserini veriyor, ardından Premier Lig demir alıyor. Avusturya’nın başkentinde çalınan valsler ve polkalarla futbolun beşiği İngil­tere’de atılan goller yeni seneyi müjdeliyor.

    İngiltere’de yılın ilk günü futbol oynanması eski bir gelenek ve aslında herşey bir bayramdan kaynaklanıyor. Hıristiyan âleminin her sene büyük bir coşkuyla kutladığı Noel’de, Müslüman ülkelerde­kiler dışında dünya ligleri tatile giriyor. İşte İngiltere’de ve bir zamanlar İngiliz sömürgesi olan ülkelerde 26 Aralık bir zamanlar önemli bir tarihti. Noel’den 1 gün sonrasına denk gelen ve “Boxing Day” adı veri­len bu gün bir bayram olarak kutlanıyor, soylular yardımcı­larına hediyelerini veriyorlardı. O zamanlar hediyeler ahşap kutulara konuyordu. Yine 26 Aralık’ta kiliselere özel kutular konuyor ve yardıma muhtaç insanlar için para toplanıyordu.

    Spor_1
    1920 Noel’inde oynanan Brighton-Crystal Palace maçında tribünler.

    Boxing Day, ayrıca futbolun miladı olarak kabul ediliyor; zira İngiltere’de ilk maç 26 Ara­lık 1860’ta yapılırken, lig ancak 1888’de başlayabilmişti. Sosyal yaşamın oldukça kısıtlı olduğu, insanların kendilerine ortak eğlenceler aradığı bir zaman diliminde idareciler futbolun gücünün farkındaydı. İlk sezon­da 26 Aralık’ta yapılan maçlar bir geleneği doğuracak; ertesi yıl federasyon yeni bir uygula­maya giderek Noel arifesine de maç koyacaktı. Buna göre ezeli rakipler iki gün arayla oynuyor; tam bir futbol bayramı yaşanı­yordu.

    Zamanla ligdeki takımlar arttı, başka şehirlerin temsil­cilerinin sayısı da katlandı. Ku­lüpler artık bir kentten diğerine gitmek durumundaydı. Resmî tatil yüzünden seyahat zorlaştığından 24 Aralık’ta kimse oynamak istemiyor ve 1965’te buna son veriliyordu. Tabii ayrıca dinî gerekçelerle sahaya çıkmayanlar vardı. Bunlardan Swindon Town oyuncusu Harold Fleming ve Sunderland’in yıldızı Arthur Bridgett millî takım için de ter dökmüştü.

    Boxing Day’de maç yapma geleneğiyse hız kesmeden devam etti. 1963’ün 26 Aralık’ı ayrıca bir gol bayramıydı. Tüm liglerde 39 müsabakada fileler 157 defa sarsılırken, bunların 66’sı 1. Lig’de (günümüzün Pre­mier Lig’i) atılmıştı. Maç başına 6.6’lık gol ortalaması inanıl­mazdı. Fulham, Ipswich’i 10-1, Burnley ise Manchester Uni­ted’ı 6-1’lik skorla bozguna uğ­ratmıştı. İki gün sonra Ipswich Burnley’e 4, Manchester United da Fulham’a 5 atacaktı…

    Spor_2
    10 maçta 66 golün atıldığı 1963 Boxing Day’inde Fulham, Ipswich’i 10-1’lik skorla sahadan silmişti. Maçta 4 gol atan Graham Leggat, gol yemekten sıkılan Roy Bailey’ye yardım ederken…

    Eskiden 1 haftada takımlar 3 maça çıkarken, şimdi takımlar yaklaşık 10 günde 3 defa sahne alıyor ve muhakkak 1 Ocak’ta da futbol oynanıyor. Bu zorlu fikstürde kazanılan-kaybedi­len puanlar, sezon sonunda ki­min şampiyon olacağını, kimin düşeceğini belirleyebiliyor.

    Peki bir zamanlar bizim ülkemizde de yeni yılın ilk gününde top oynanıyormuş desem şaşırır mıydınız?

    1914-15 sezonuna kadar İs­tanbul Ligi’nin günü Pazar’dı. Hıristiyanların ve azınlıkların tatil günü futbol oynanırdı. İşte ilk defa 18 Aralık 1914’te İstan­bul Ligi, Müslümanların tatil günü Cuma’ya taşındı. 1 Ocak da takvimdeki sıradan bir yap­raktı; hâliyle maç yapılabilirdi. Bu topraklarda Miladi Tak­vim’in 1 Ocak 1926’da resmen yürürlüğe girmesinden sonra kutlanmaya başlayan yılbaşı, 1935’te resmî tatil olmuştu. An­cak futbol sahalarında heyecan devam ediyordu. Sadece İstan­bul değil, İzmir’de de yapılan lig maçları da dikkati çekiyordu. Millî Lig’in 1959’da başlamasıy­la birlikte futbol dünyamızda da yepyeni bir heyecan başlıyordu.

    Spor_3
    1956’nın Boxing Day’inde oynanan Londra derbisinde Arsenal, Chelsea’yi 2-0 yenmişti.

    1 Ocak 1961’de İstanbul’da Kasımpaşa-Karagümrük, İz­mir’de Vefa-İzmirspor müca­deleleri başladığında saatler 12.00’yi gösteriyordu. 2 saat sonra da Beşiktaş-Galatasaray derbisi başlamıştı. Bahri Altın­tabak’ın golü sarı-kırmızılıları o gün zirveye taşımıştı. Müsabakayı radyoda anlatan Halit Kıvanç, ertesi gün Milli­yet’te yayımlanan yazısında döktürmüştü: “Dünyanın en eski mesleğinin hangisi oldu­ğu tartışılıyormuş. Doktor ‘hiç münakaşaya lüzum yok’ demiş, ‘en eski meslek doktorluktur. Havva anamız Âdem babamızın belkemiğinden yaratıldığı gün doktorluk başladı’. Mimar ‘o bir efsane’ diye cevap vermiş, ‘dün­yanın ilk hâli taş, toprak, kaya, dağ, gelişi güzel bir manzara arzediyordu. İşte dünyayı biçime soktuğu için mimarlık en eski meslektir’. Bu sefer politikacı itiraz etmiş: ‘Taş, topraktan evvel insanları düşünelim. Dünyanın ilk insanları tam bir karışıklık içinde yaşıyorlardı. Bunları bir cemiyet nizamına sokmakla, politikacılık en eski meslek oldu’. Bu ana kadar söze karışmayan futbol hakemi birden yerinden fırlamış: ‘Evet’, demiş, ‘dünyanın ilk hâlinde tam bir karışıklık hü­küm sürüyordu. Ama o karışık­lığı kimin çıkarmış olduğunu hiç düşündünüz mü? Yaaa… ceddim olan ilk futbol hakeminin eseri idi bu kargaşalık…”

    1 Ocak 1962’de bu defa ezelî rakipler Fenerbahçe ile Galata­saray, Mithatpaşa Stadyumu’nda kozlarını paylaşmıştı. 13.45’te başlayan maçı yine Halit Kıvanç anlatmış, golü yine Bahri at­mıştı. Seneler sonra Türk Hava Yolları’ndan emekli olacak Bahri Altıntabak, yılbaşı derbilerinin golcüsü olarak nam salacaktı.

    Spor_4
    Premier Lig’de 22 Aralık 2018’de oynanan Huddersfield Town – Southampton maçında Southampton tribünleri.

    O döneme artık İstanbul’a tek büyük stadyum yetmiyordu. Bu gerekçeyle inşa edilen Ali Sami Yen’in galası hüzünlü başlamış­tı. Türkiye’nin Bulgaristan ile oynadığı hazırlık maçında çıkan yangında 1 kişi hayatını kaybet­miş, 20 Aralık 1964’teki düğün, cenazeye dönmüştü. Aylar sonra Belediye ile Beden Terbiyesi anlaşıyor; stadyum lig maçlarına tahsis ediliyordu. Bir zamanlar Mecidiyeköy’ün incisi olan futbol yuvasında kramponlar, çim sahayla ilk defa tanıştığında ise takvimler 1 Ocak 1966’yı göste­riyordu.

    Spor_5
    Türkiye’de 1 Ocak derbilerinin golcüsü Galatasaraylı Bahri Altıntabak’tı.

    Kaderin cilvesi, mabedin kapılarını açtığı ilk günde Gala­tasaray sahne almamıştı. Beykoz ile Ankaragücü arasındaki randevuyu İstanbul temsilcisi kazanırken, fileleri havalandıran Niyazi’ydi. Gazeteleri, futbolcu­ların okşadığı “halı gibi yumuşak çim” haberleri süslüyordu. İyi bakılmayan Dolmabahçe Stad­yumu’nun zeminindeki kellik­lerle, hava koşullarını müteakip oluşan gölcükler o dönemin bir klasiğiydi.

    1 Ocak 1966’da Ali Sami Yen’e ayak basan ilk büyük kulüp Beşiktaş oldu. Günün ikinci karşılaşmasında Kartal, Hacet­tepe’yi tek golle geçerken, mikrofonda tahmin edebileceğiniz gibi yine Halit Kıvanç vardı. O gün Namık Sevik, çiçeği burnundaki stadyumu şöyle yazmıştı: “Fut­bolcu sahayı yadırgadı, seyirci yanındaki arkadaşını bulamadı. Hırslandı elini attı, şişe yok. Hakeme savrulacak minder yok. Küfür yok. Sakatlanma yok. Yok, yok, yok… Sanki Avrupa’da maç seyrediyormuş gibi oluverdik hepimiz”.

    1967’nin ilk günü yine bir derbi heyecanı yaşanıyordu. Halit Kıvanç’ın 1 Ocak’ta anlattığı her maçtaki gibi tabelada 1-0 yazıyordu. Fenerbahçe Beşik­taş’ı Abdullah Çevrim’in attığı golle geçerken, her iki takımda da Türk olmayan futbolcular hafiften yadırganmıştı. Evet, o tarihlerde müsabakaları yabancı hakemler yönetiyor, fakat genel­de bizimkiler oynuyordu. 1966’da yapılan değişiklikle takımlar iki yabancıyla sahaya çıkabiliyordu. Kanarya’da iki Yugoslav, Kar­tal’da ise bir Macar sahne almış­tı. Nereden nereye geldik…

    Yılbaşı, ligde son defa 1978’de kutlandı. Hem de ligin tüm takımları sahne almıştı. Lider Fenerbahçe Bolu’da kaybeder­ken, Milliyet gazetesi “Yeni yıl sarı-lacivertlilere uğur getirme­di” manşetini atmıştı. Son şam­piyon Trabzonspor Samsun’da 2 golle gülmüş; sezon sonunda ise Kanarya, evinde Boluspor’la berabere kalarak ipi bordo-ma­vililerin önünde göğüslemişti. Eski âdet uzun süre unutuluyor, 2015’in ilk gününde bu defa Türkiye Kupası’nda santralar yapılıyordu. Karadeniz fırtınası, Manisa’da 37 yıl önceki gibi 2-0 kazanıyordu.

    Spor_6
    2015’in yılbaşı gününde oynanan kupa maçında Trabzonspor Manisa’da 2-0 kazanmış, açılış golünü Serdar Gürler atmıştı

    İlk maç, ilk futbol stadı: Sandygate

    Spor_Kutu2
    Dünyanın ilk futbol takımı Sheffield’ın logosu.

    1860’ın Boxing Day’iydi. Sheffield’daki Sandygate Stadyumu’nda birtakım adamlar bir topun peşinden koşturu­yordu. O tarihte kimselerin bilmediği bu oyun neydi? Bazılarınıza güç gelse de sorunun cevabı basit; bugün milyar­larca insanın uğrunda yatıp kalktığı, trilyonlarca doların etrafında döndüğü futbol. 24 Ekim 1857’de İngiltere’nin Sheffield kentinde biraraya gelen iki kafadar bir kulüp kurmuştu. Onlardan Nathaniel Crestwick genel sekre­ter ve kaptan olurken, William Prest asbaşkanlık koltuğuna oturuyordu. Çok geçmeden kırmızı-siyahlılar kendi oyunlarını oynamaya başlıyordu. Kurallarını koyuyor, futbolun abecesini yazıyorlardı.

    Dünyanın ilk futbol kulübü olan Sheffield F.C. 3 yıl kadar yalnızları oyna­mış, 4 Eylül 1860’da Hallam’ın dünyaya gözlerini açmasıyla ansızın bir rakibe kavuşmuştu. İki ekip 26 Aralık 1860’da kozlarını paylaşıyor, tecrübesini konuş­turan Sheffield tarihin ilk maçını 2-0’lık skorla kazanıyordu. Bugün her iki kulüp de mücadelesine alt liglerde devam ediyor. Evet, bugün zerre kadarlar; ancak onların attığı minicik adımın artık nerelere vardığı aşikar. Bu maçın oynandığı ve aslen 1804’te kriket için inşa edilen, bugün kapasitesi sade­ce 1.300 olan Sandygate, Guinness Rekorlar Kitabı’nda ilk futbol stadyumu olarak kabul ediliyor. Sheffield F.C.’nin ise kapısında dünyanın en eski futbol takımı yazıyor. Hem FIFA hem de İngilte­re Futbol Federasyonu onları ilk olarak kabul ededursun, her 24 Ekim’de onlar konuşuluyor. En azından senede 1 gün!

    Spor_Kutu1
    1860’ta yapılan Sandygate, Guinness Rekorlar Kitabı’na göre dünyanın ilk futbol stadyumu.