sümer medeniyetinin kökenleri bugün hâlâ tartışılıyor olsa da arkeolojik kanıtlar sümerlerin mezopotamya’da milattan binlerce yıl önce pek çok şehir devleti kurduğunu gösteriyor. mezopotamya’nın bilinen en eski medeniyetlerinden birini oluşturan sümerler, 19. yüzyılda keşfedilene kadar bilinmiyordu. bugün sümerler yazının (çivi yazısının) icadıyla akla gelse de kurdukları matematiksel temeller hâlâ varlığını sürdürüyor. keza sonsuz yaşamın peşinden koşan sümer kralı gılgamış’ın yaşadıklarını anlatan gılgamış destanı ise bilinen en eski edebî metin olarak kabul ediliyor.
Napolyon Savaşları insanlığın gördüğü en vahşi savaşlardan biri olmakla birlikte tarihî eser toplamakla, (ç)almakla müzecilik kurumunun gelişmesi açısından da çığır açan bir dönemdir. Napolyon’un antika merakıyla başlayan bu “toplama” politikası, hayatımıza yeni bir alışkanlık ve bilim olan müzeciliğin kuruluşunda önemli bir rol oynamıştır. Tabii bu sömürgeci yaklaşımın pek çok karanlık boyutu da var; Napolyon’un orduları Mısır’ı işgal ettikten sonra Paris’teki partilerde mumyaların keten kumaşlarını açma hobisi hortlamıştı mesela. Keza 19. yüzyılda dağılmasına kesin gözüyle bakılan Osmanlı İmparatorluğu’nun kadim Mezopotamya topraklarında arkeolojik kazı ve envanter çalışması yapan Anglo-Amerikalılar, Fransızlar ve Almanlar burada keşfettikleri sanat eserlerini ve tabletleri ülkelerine taşımak için bazen diplomatik, çoğunlukla ticari baskı veyahut saldırgan yollara başvurarak ülkelerinin saraylarını ve müzelerini doldurdular. Günümüzün en zengin koleksiyonları 1800’lerde bu devletlerin kültür politikaları ve merakları sonucunda oluştu. Bazen bütün tapınakları taş taş taşıdılar bazen devasa şehir kapılarını ve heykellerini bazen de taşa kazınmış antlaşmaları veya hayata dair küçük güzel şeyleri seçip aldılar.
British Museum’daki Çivi Yazıları
1877-1882 yılları arasında İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Layard’ın sağladığı imtiyazlarla Asurolojinin babası olarak nam salmış Musul doğumlu Hormuzd Rassam’ın British Museum adına yaptığı kazılarda pek çok eserle birlikte Gılgamış Destanı’nın bir bölümü da ortaya çıktı. Ve büyük bir fırtına koptu. Binlerce yıldır taşın ve kumun altında kalmış medeniyet konuşulmaya başlandı. 1872 yılında işbu çivi yazılarını çözen British Museum’daki bir asistan olan George Smith, “2000 yıl sonra bunları okuyan ilk insanım.” diye beyan etti. Birdenbire okumuş yazmış, cahil cühela herkes Sümerleri konuşur oldu. Çünkü Gılgamış’taki tufan sahnesi herkesin gayet iyi bildiği kutsal kitaplardaki Nuh Tufanı’nın aynısıydı. Kahvehanelerden spor müsabakalarına kadar herkes Tevrat ve İncil’deki “Yaradılış” bölümünden bin yıl önce yazılmış esrarengiz metni tartışmaya başladı hatta bu minvalde cemiyetler kuruldu. Devletler arasında Osmanlı’dan kazı izni alma yarışı başladı. Böylece aslında kendilerine Sümer demeyen bu kavim ve medeniyetler dünyada yeniden doğmuş oldu.
Bugün çoğumuzun Sümer olarak bildiği bu medeniyetin -yaklaşık MÖ 5500-1800 yılları arasında var olmuş- pek çok ilke imza attığını biliyoruz ama yüz elli küsur yıl evvel bu tabletler çözülene kadar kimse onların varlığından haberdar değildi. Belgeler ortaya çıktıkça -Samuel Noah Kramer’ın dediği gibi- dünyayı değiştiren pek çok icadın Sümerler tarafından keşfedildiği öğrenildi.
Örneğin bugün yazının ilk kez Sümerler tarafından geliştirildiğini biliyoruz. İlk piktografik yazılar, hesap kitap ve dinî işlerle ilgili sıkıcı sayılabilecek metinler ama çok geçmeden MÖ 2800 civarlarında müthiş Cuneiform ya da çivi yazılarıyla hâlâ okuduğumuz epikler ve şiirsel metinler ortaya çıkmaya başlıyor.
“bazen bütün tapınakları taş taş taşıdılar bazen devasa şehir kapılarını ve heykellerini bazen de taşa kazınmış antlaşmaları veya hayata dair küçük güzel şeyleri seçip aldılar.”
Tanrıça İnanna
Beni en çok etkileyenlerden biri, ilk kez yazdığı metne imza attığı için tarihin ilk yazarı olarak kabul edilen Ur’lu Prenses Enheduanna’dır. Kral Sargon’un kızı tanrıça İnanna’nın iyi ve kötü yüzünü öyle resmeder ki hem Çatalhöyük veya Göbeklitepe’den tanıdığımız doğurgan ana tanrıça figürlerindeki anaç kadın prototipi olduğunu sezeriz hem de yakıcı ve yıkıcı bir ilaheye dönüşebildiğini de görürüz. Tek tanrılı dinler kadını bakire ve fahişe dikotomisine indirgerken tarih öncesindeki tanrıçalar hem yaratıcı hem yok edici olarak çok daha güçlüler.
Sümerlerin panteonundaki en önemli kişilerden biri olan İnanna’ya baktığımızda günümüzde çam ağacı geleneğinin ondan geldiğini (Sevgilisini parçalatıp ağaca astırması ve Temmuz’un yeniden doğmasıyla mevsimlerin açıklanması gibi.) ya da Gılgamış gibi yarı tanrı olan dev krala kök söktüren bir ana tanrıça görüyoruz. Savaşın ve aşkın tanrıçası olması da manidar. Gökyüzündeki en parlak yıldızlardan Venüs daha sonraları İştar olacak ve bize “star” yani yıldız kelimesini armağan edecek olan da İnanna’nın ta kendisidir. Enheduanna işte o tanrıçaya seslenerek MÖ 2200’lerden bize güç veriyor, bizleri tanrıça mertebesine yükseltiyor:
FOTOĞRAF: WIKIMEDIA COMMONS
“Gün gelir/ ve parlaklık/ etrafımda saklanır/ Gölgeler ışığı kaplar/ Kum fırtınalarıyla örter/ Güzel ağzım sadece karmaşayı tanır/ Cinselliğim bile toz olur/ Bir zamanlar Nanna için söylenenler/ Artık senin için söylensin/ Sen semalar kadar ulvisin/ Bu böyle bilinsin/ Sen Dünya kadar büyüksün/ Bu böyle bilinsin…”0
Shuruppak’ın Öğütleri…
Bu lirik şiirlerin, destanların yanında Sümer edebiyatında, sarp coğrafyasında gerçekleşen doğal afetler ve yıkımlar sonrasında tanrılara yakarış niyetine yazılmış ağıtlardan tutun bugün “kişisel gelişim” kitaplarının öncüsü sayılabilecek öğütler silsilesi ya da nasihat mahiyetinde taşa çivilenmiş metinler, insanlığın binlerce yıldır değişmediğini gösteriyor. Örneğin MÖ 2500 civarında bir babanın oğluna yazdığı “Shuruppak’ın Öğütleri” günümüzde bile güncel kalabilen özlü sözlerden mürekkep. Bakın vahşi kapitalizme tanıklık etmemiş Kral Shuruppak oğlu Ziusudra’ya ne diyor: “Siz eşyalarınıza hizmet etmeyin; onlar size hizmet etsin.” “Shuruppak’ın Öğütleri”, Babil döneminde okullarda okutulurmuş. Oğlu Ziusudra’nın adı Akadlarda Utnapishtim’e dönüşüyor ki Gılgamış Destanı’ndaki Nuh’un karakterinin aynısı olduğunu hatırlatayım.
Destanın standart Babil versiyonunda Gılgamış’ın her öğretiyi ondan aldığını anlıyoruz: “O [Gılgamış] bilgilerinin [nemeku] tamamını ondan aldı. Sırrı gördü ve gizli olanı gün yüzüne çıkardı, tufan öncesi çağdan bir mesaj getirdi.”0
FOTOĞRAF: WIKIMEDIA COMMONS
Tabletlerden yola çıkarak Sümerlerin, çağlarının çok ötesinde bir medeniyet olduğunu söyleyebiliriz. Mesela 2015 yılında Kuzey Irak’ta keşfedilen bir tabletten gördüğümüz üzere, bildiğimiz Gılgamış Destanı’ndan daha “çevreci” bir versiyonla karşı karşıyayız. Süleymaniye Müzesi’nde bulunan bu tablette Gılgamış ve Enkidu sedir ağaçlarını kesmek için gittikleri Humbaba’nın ormanında tarihte ilk kez, “Şu ağaçları kesersek bindiğimiz dalı kesmiş oluruz.” diyor. Gılgamış gibi pek çok destan, ahlakın önemini, dostluğun güzelliğini, temel korkularımızı, ölümlülüğümüzle yüzleşmeyi anlatarak hayatın anlamını sorgulatıyor. Evrensel motifleri yakaladığı için bu eserler o yüzden hâlâ okunuyor ve güncel kalabiliyor. Bu bağlamda Sümerler sadece dünyanın ilk medeniyetlerinden biri değil aynı zamanda insanlığın temel taşlarını bina eden, kültürler arası etkileşimi sağlayan bir köprü. Sümerlerin killere yonttuğu kültürel mirası Akad, Babil, Asur ve Hitit gibi kendilerinden sonra gelen medeniyetlere bıraktığını, onlardan da bize geçtiğini görüyoruz, yaşıyoruz.
Sümerlerde Büyü
Tüm bu edebî metinlerin yanı sıra bana Sümer külliyatında en ilginç gelen yazılar büyü tabletleri. Dünyadaki en eski sempatik (şifa ile ilgili) ve kara büyü formülleri Antik Mezopotamya’dan çıkma. Günümüzde büyü dediğimizde aklımıza genellikle sağlık, aşk veya para için yapılan ritüeller gelir ama Sümerler için büyü siyasetin ve günlük yaşamın merkezindedir. Tabii bugün bu büyüler komik geliyor ama o dönemde hem şifa için hem de kötülük yapmak için kullanılıyordu. MÖ 2000’den kalma köpek ısırmasına karşı şöyle bir büyü var: “Biraz kil alıp yaranın üzerine sürün. Kilden bir köpek figürü yapın ve onu kuzeydeki duvarlardan birinin üzerine doğrudan güneş görecek şekilde koyun. Köpek figürü nemini kaybedene kadar ve ısırdığı yerdeki yara kuruyana dek üç kez büyü sözlerini söyleyin.”0 Şayet sorununuz yılan sokmasıysa, “Yılan taşını alın, parçalayın ve ısırılan kişinin kafasının üstüne bir miktar koyun… Sarı bir kâseyi deniz suyuyla doldurun ve ısırılan kişiye bunu içirin. Yılanın zehri dışarı çıkacaktır.”0
Büyü deyip hafife almayın. Bunlar modern tıpçıların ve astrofizikçilerin alanlarında yüzen erkek (kas´s´apu) ve dişi (kas´s´aptu) cadılar tarafından yapılan bir nevi bilimdi. Bir insanın fizyolojik veya psikolojik sorunları genellikle yıldızlara bağlanır ve ona göre bir tedavi uygulanırdı. “Jüpiter’in spermi” ya da “Şamaş (güneş) eli” gibi hastalık isimlerinden de anladığımız üzere vücudumuzdaki meseleler gökyüzündeki hareketlerle ilişkiliydi. O yüzden de semalar çok detaylı bir şekilde incelenir, gezegen ve yıldız hareketleri kayıt altına alınırdı. Bilgelik tanrısı Enki’nin koruması altındaki insanlar, kendilerini demon ya da kötü ruhlardan ve hastalıklardan korumak için çeşitli tılsımlar ve özel ayinler yapardı. Örneğin yeni doğan bebekleri Lamaştu adlı kötücül ruhtan korumak için büyüler hazırlanırdı. Bazı tanrılara adak adanır, kötü ruhları simgeleyen kil/taştan iblisler ritüellerde kullanıldıktan sonra tıpkı tabak kırma alışkanlığında olduğu gibi kırılırdı. Tüm bu batıl inançlara baktığımızda Akdeniz havzasındaki pek çok pagan kültürün Sümer tanrı sisteminden ve ananelerinden etkilendiğini söyleyebiliriz.
İlklerde Sümerlerin İmzası…
Tabii Sümer denince yazı haricinde daha birçok ilk akla geliyor. İlk hukuk kodlarını ve matematik sistemlerini kuran, günümüzde kullandığımız 60 tabanlı sistem üzerinden zaman ölçü birimimizden takvime, tekerlek, saban, sulama kanalları ve daha nice icadın altında onların imzası var. Dünyanın ilk urban şehir-devletlerinin başkentleri günümüzdeki pek çok kentten daha iyi tasarlanmış. Ve tabii ki bu kalabalık, metropol şehirlerde endüstriler gelişmiş, toplu üretim başlamış. Dünyanın ilk tekstil ve kiremit fabrikalarını onlar kurmuş. Para birimleri ne diye soracak olursanız, söyleyeyim: bira. Görüldüğü üzere konu başlığı derya değil okyanus. Binlerce yıl unutulmuş Sümerlerin insanlığa katkılarını anlatmak için ansiklopedi yetmez.
FOTOĞRAF: DEPO PHOTOS
O yüzden burada durup, yakınlarda kaybettiğimiz Muazzez İlmiye Çığ’ı rahmetle anarak Kramer’in ona 1977’de yazdığı bir mektuptan alıntıyla veda ediyorum:
“Dört bin yıldan fazla bir zaman önce kil tabletlere kazınmış Sümer edebiyatı, insanlığın bugün bilinen, dikkate değer sayı ve nitelikteki en eski yazılı edebiyat ürünleridir; bunların ortaya çıkarılıp restore edilmesi, 20. yüzyılda insanlık adına kaydedilmiş büyük başarılardan biridir.”0 #






