1890’ların ilk yarısında Osmanlı Bankası Genel Müdürü Sir Vincent’ın yaydığı yalan haber, Güney Afrika’daki maden şirketlerinin hisse senetlerini bir anda yükseltmiş; istanbul’da bir hisse çılgınlığı başlamıştı. 2. Abdülhamid’den taşradaki küçük yatırımcıya binlerce kişi para yatıracak, ancak balon 1895’te patlayacak, Vincent dışında herkesin parası buhar olacaktı.
Marsilya’dan İstanbul’a doğru yol alan Messagerie deniz yollarına ait geminin lüks salonunda deri koltuklara kurulmuş adamlar, Sir Edgar Vincent’ı (1857-1941) dinlerken havada para kokusu vardı. Osmanlı Bankası Genel Müdürü olan Sir Vincent hararetle annesinin rüyasını anlatıyordu. Bayan Vincent’ın rüyasına merhum kocası girmiş, Güney Afrika’da altınla dolu toprakları müjdelemiş, oğullarına anlatmasını da sıkı sıkı tembihlemişti. (Aktaran: Haydar Kazgan, Galata Bankerleri, 2005)
Yıl 1893, mevsim yazdı. Annesinin rüyasını anlatan İngiliz asilzadesi ve diplomatı Sir Vincent, 1880’de henüz 23 yaşındayken Berlin Anlaşması çerçevesinde Birleşik Krallık temsilcisi olarak Doğu Rumeli’ye atanmış, ardından Osmanlı borçlarını yöneten Düyun-u Umumiye’de yine ülkesi adına yer almıştı. 1883’ten itibaren 6 yıl Mısır hıdivinin ekonomi danışmanlığını yapan Sir Vincent, 1889’da Osmanlı Bankası’nın genel müdürlük koltuğuna oturmuştu.
1853 yılında İngiliz sermayesi ile kurulan Osmanlı Bankası (The Ottoman Bank), 1863 yılında Fransızların bankaya ortak olmasıyla banka Bank-ı Osmani-i Şahane (Banque Imperial Ottomane – Imperial Otoman Bank) adını almıştı. İngiliz sermaye grubunun %59.26, Fransız sermaye grubunun %37.04, Osmanlı Devleti’nin ise %3.70 oranında hisse sahibi olduğu yeni Osmanlı Bankası, ticari bankacılık ve yatırım bankacılığı faaliyetlerini sürdürmenin yanısıra devletin merkez bankası işlevini de üstlenmişti. Bankanın genel müdürlüğü İstanbul’da olsa da yönetimi ve denetimi Londra ve Paris’teki komiteler tarafından yürütülüyordu.
Genel müdür Sir Vincent, tam da Güney Afrika’daki Transvaal altın madenlerine ait şirket hisselerinin Londra ve Paris borsalarında kasırga gibi estiği o dönemde annesinin rüyasını ilahî bir işaret olarak yorumladı. Güney Afrika’ya gidecek ve altını çıkartacaktı.
Gemi Karaköy Limanı’na yanaştığında haber önce hızla kurt bankerlerin kulağına gitti; ardından borsa meraklılarının cirit attığı Havyar Han ve Komisyon Han’a ve nihayet Beyoğlu ile Tatavla’nın birahanelerine kadar yayıldı.
Galata Borsası, devletin müsrifliğiyle artan bütçe açıkları sarraflardan alınan iç borçlarla kapatıldığında doğmuştu. Başlangıçta nama yazılı olduğu, yani sahibinin ismini de içerdiği için kolay alınıp satılamayan devlet tahvillerinin yerini hamiline tahviller alınca 1864’ten sonra piyasa iyiden iyiye gelişmişti. Kahvelerde toplaşan sarraflar hisse senetleri ve yabancı tahvillerle birlikte devletin borç senetlerini de alıp satıyordu. Sarraflar, mubayaacılar, oyuncular ve tellallardan oluşan “borsacılar” önce Havyar Han’da sonra da hemen karşısındaki Komisyon Han’ın üst katındaki salonda faaliyetini sürdürürdü.
Galata Borsasında kural yoktu; her tür çılgınlık, spekülasyon ve hattâ dolandırıcılık mümkündü. Sir Vincent, Galata’daki bu atmosferi de yakından tanıyordu. Annesinin rüyasını burada paraya çevirebileceğinin farkındaydı Kısa süre sonra Güney Afrika’ya doğru yola çıkan Sir Vincent daha yoldayken İstanbul’a çektiği telgraflarda altın bulunmuş gibi müjdeler verdi. Haberin kaynağı Osmanlı Bankası’nın genel müdürü olunca herkes birbirini çiğneyerek altın madeni hisseleri almaya koşmuştu. Aralarında Sultan 2. Abdülhamid’de dahil saray erkanı, ileri gelen paşalar, sıradan tüccarlar, kenarda birkaç kuruşu olan binlerce Osmanlı vatandaşı bu çılgınlığa dahil oldu.
O dönemde ailesiyle birlikte İstanbul Kandilli’deki Edip Efendi Yalısı’nda yaşayan ve kendi vatandaşlarının tarafı olduğu davaların görüldüğü İngiliz konsolosluk mahkemesinde çalışan Dorina Lochart Clifford, anılarında Sir Vincent’ı ve altın çılgınlığını şöyle anlatıyordu:
“Borsada bir spekülasyon dalgası neticesinde topluluğumuz refaha boğulunca, İstanbul’da yaşam ansızın olağanüstü bir canlılık ve neşeye büründü. Bank-ı Osmani-i Şahane Genel Müdürü Sir Edgar Vincent Türkiye’ye bir Güney Afrika şirketinin -hafızam beni yanıltmıyorsa Langlaagte Royal-geleceğiyle ilgili heyecan dolu hikâyelerle dönmüştü. Bu şirketin hisseleri o kadar iyi şişirildi ki bunları alabilme kargaşası içinde herkes birbirinin üstüne çıkıyordu. Heyecan, humma derecesindeydi. Bu kadar kolay para kazanmak harika bir şeydi. Benim de kendi hisse kotam vardı. Her gün koşup borsa kotasyonlarını 1.sayfasında büyük puntolarla yayınlayan günlük Levant Herald gazetesi alıyordum. Hatırladığım kadarıyla hisselerdeki her 100 puanlık artış bana 1 lira kazandırıyordu, bazı günler 1000 puan birden sıçrıyorlardı. İnsanın nasıl bir ruh hali içine girdiğini tahmin edebilirsiniz.
Hisselere para yatırıp kumar oynayan herkes zengin oluyordu. Bu ‘yeni zenginlerin’ çok hızlı edindikleri serveti taşkın bir müsriflik içinde harcamaları seyre değer bir manzaraydı. Yeni açılan Tarabya’daki Summer Palace Oteli, yeni edinilmiş servetlerin sergilenip gösteriş yapıldığı muazzam bir merkez olmuştu. Zamanın modası akşamüstü çay yerine şampanya içmekti; büyük partilerin verildiği terastan aşağıda bahçedeki bisiklet yolunda pantolon giymiş bisiklete binen Lady Helen Vincent’ı görmek mümkündü.”
Spekülasyon imparatorluğun her köşesine yayılmış, Trabzon-Tebriz yolundaki ücra hanlarda bile hisse alıp satılır olmuştu. Bu ilgi, Osmanlı Bankası’nın ipotek edilen hisse karşılığı verdiği ve 1894’te 2 milyon altın liraya yaklaşan kredilerle besleniyordu. Banka yine Vincent’ın tavsiyesiyle 10 civarındaki altın şirketine 2 milyon sterlinden fazla para yatırmıştı.
Sir Vincent İstanbul’a altın müjdelerken altın madenciliğiyle uğraşan Eastern Investment Co. adlı şirkete de ortak oldu. Şirketin hisselerinin 3’te 2’si hamilineydi ve en büyük bireysel yatırımcı Sir Vincent’tı. Pek çok hisseyi Galata’daki bankerlere bizzat sattı, hisseleri 1895’te 8 sterline kadar yükseldi.
Saadet zinciri 30 Eylül 1895 günü İstanbul’da Ermenilerin yaptığı protesto yürüyüşünün kanlı biçimde bastırılmasıyla oluşan gergin atmosferde çatırdadı. Abdülhamid’in 17 Ekim’de “Islahat Paketi”ni kabul etmesi de olayları durdurmaya yetmedi, çatışmalar Anadolu şehirlerine yayıldı.
Ekim ayında bir başka kötü haber Londra’dan geldi; bankalar hisse senedi kredilerini kesince 1’e 100 veren altın hisseleri çakılmıştı. Londra’daki rüzgar, İstanbul’da kasırgaya neden oldu; Sir Vincent’in şişirdiği altın balonu büyük bir gürültüyle patladı ve Galata Borsası çöktü. 1 Kasım 1895 günü elinde hisse senedi olanlar Osmanlı Bankası’nın kapısına dayandı.
Banka çöküşe rağmen piyasaya güven vermek için 60 bin hisse senedi aldı fakat hisselerdeki düşüşü önleyemedi. Ethem Eldem’in, Osmanlı Bankası Tarihi (1999) kitabında aktardığına göre, yaşananları yerinde incelemek için İstanbul’a gelen Osmanlı Bankası Paris Komitesi Üyesi Gaston Auboyneau manzarayı gözleriyle görmüştü:
“Avrupa’da son zamanlarda meydana gelen ekonomik olaylar, Londra bankalarının aldığı önlemlerin yol açtığı para darlığı, altın hisselerinde ve diğer hisselerin çoğunda meydana gelen düşme, spekülasyonun daha büyük boyutlara ulaştığı Galata piyasasında çok daha şiddetli bir kriz yarattı. Burada, en tepedekilerden en aşağıdakilere kadar herkes, spekülasyon hummasına tutulmuştu. Her gün yeni yeni aracı firmalar ortaya çıkıyor, bütün şirket ve yazıhaneleri kuşatan simsarlar en küçük memurları bile yerine getiremeyecekleri apaçık belli olan taahhütler altına girmeye ikna ediyorlardı.”
Aslında Osmanlı Bankası yöneticileri olup bitenden haberdardı. Hisse senedi çılgınlığını menkul kıymet karşılığı verdikleri kredilerle beslemişler, 1 milyon 750 bin liraya ulaşan bu krediler için endişelerini belirten yöneticiler dikkate alınmamış; Sir Vincent de Paris Komitesi’nden gelen uyarılara kulak asmamıştı.
Osmanlı Bankası’nın Londra Komitesi’nden O.C. Waterfield 8 Kasım 1895’te Paris’e gönderdiği notta “Vincent’ın geçici olarak aklını kaybettiği kabul ediliyor. Başka kimseye böyle bir şey olmadı. (…) Herkesin, kimin ne kadar sorumluluğu olduğuna ilişkin meseleleri şimdilik bir kenara bırakıp, bankanın karşı karşıya bırakıldığı bu tehlikeye karşı durmak ve aşmak için genel bir çaba göstermek üzere güçlerini birleştirmesi konusunda zımnen fikir birliği oluştu” diyordu.
Sir Vincent bir yandan suçu yardımcısına atmaya çalıştı, diğer taraftan Paris Komitesi’ne telgraf çekerek Sadrazam Kâmil Paşa ve Maliye Nazırı ile görüştüğünü, Hükümetin Osmanlı Bankası imtiyazını 48 yıl daha uzatmaya hazır olduğunu bildirdi. Durum daha da kötüleşiyordu. Halk mevduatlarını çekmeye, Osmanlı Bankası’nın piyasaya sürdüğü altın karşılığı banknotları bankaya iade etmeye başladı. Rakip Credit Lyones de fırsattan yararlanıp elindeki büyük kupürlü banknotlarla Osmanlı Bankası’nın kapısına dayanıp altın karşılığını istedi. Kasım ayının ilk gününde bankanın nakdi 100 bin altın liraya düştü. Sir Vincent bu defa Ermeni komitelerini suçluyor, komitecilerin mahalle mahalle gezerek halkı ellerindeki Osmanlı Bankası banknotlarını bankaya satmaya çağırdığını söylüyordu.
Paris Komitesi, İskenderiye, Londra ve Paris’ten 400 bin altını İstanbul’a doğru bulabildiği her araçla, trenlerle ve vapurlarla yola çıkardı. Ancak altınlar birkaç günden önce gelemeyecekti. Vincent bir defa daha hükümetle ilişki kurdu, 2 Kasım gecesi moratoryum ilan edildi ve banka yükümlülüklerinin yerine getirilmesi 4 ay ertelendi. Erteleme bankanın alacaklı olduğu kişileri ve şirketleri rahatlatmıştı, fakat nakit sıkıntısı değişmemişti. Hükümet bir defa daha imdada yetişti, banknotların altın karşılığının ödenmesi 1 ay süreyle ertelendi, ayrıca Osmanlı Bankası’nın imtiyazının 12 yıl uzatılmasına karar verildi. Bu son hamle krizi bir parça yatıştırdı.
Hasarı hesaplamak ancak bu büyük finansal yangın bittiğinde mümkün oldu. Sir Vincent’ın annesinin rüyası, Osmanlı Bankası’na elde kalan çöpe dönüşmüş hisse ve tahviller dışında 2 milyon Sterlin’e maloldu. Halkın havaya karışan parasını ve sarrafların zararını hesaplamaksa mümkün değildi. Galata Borsası’nın üzerinden bir silindir geçmişti, onlarca komisyoncudan sadece 8’i ayakta kalabildi.
6 ay sonra, 1896 Ağustos’unda Osmanlı Bankası, Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaksütyun) üyeleri tarafından basıldı, 154 kişi rehin alındı. Sir Edgar Vincent binanın çatısından kaçarak Rusya Elçiliği’ne sığındı. Ermenilerle Yıldız Sarayı arasında elçilikler aracılığıyla süren pazarlıklarla işgal sona erdi. Militanlar Sir Edgar Vincent’ın yatıyla Karaköy limanından ayrıldı. Sir Vincent ise yetkileri budansa da görev süresinin sonuna, 1897 yılına kadar koltuğunu ve daha önemlisi servetini korudu. Kazancının bir kısmını krizde feda etse de geriye 2 milyon Sterlin kalmıştı. Ülkesine döndükten sonra 1899’da Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi. 1910’lu yıllardan itibaren çeşitli diplomatik görevlerde bulundu, 1920-25 yılları arasında Berlin Büyükelçisi olarak görev yaptı.








